
Tanrı’nın doğası, inanç, şüphe ve sorgulama… Bu bölümde, Tanrı’nın gerçekten her şeyi bilen bir varlık mı yoksa insanın içsel sorgularında ona eşlik eden bir “şüpheci” mi olduğu sorusunu masaya yatırıyoruz. İnançlı olmak, sorgulamayı dışlamak mıdır? Yoksa en büyük inanç, en derin şüpheden mi geçer?Bu bölümde felsefeden teolojiye, edebiyattan günlük hayata uzanıyor; Tanrı’nın rolünü yeniden düşünmeye çağırıyoruz.
Transkript
Yine ben, yine ben, yine ben.
O kadar uzun zaman oldu ki mikrofonun başına geçmeyeli.
Kendimi ilk günde gibi hissettim.
Yani ilk podcast kaydımı yaparken yaşadığım bütün duyguları şu an yaşıyorum.
Deja vu. Ve bu beni çok heyecanlandırdı.
Şu an nasıl konuşacağımı, ne yapacağımı hiç bilmiyorum yani.
Biraz son zamanlarda ne yaptığımdan bahsedeyim.
Sonra da aklıma dün gece bir soru geldi ve beni uyutmadı.
Sabah bununla ilgili konuşmak istedim yani direkt o konuya geçmek istiyorum.
Birlikte belki cevabı bulabiliriz.
Son zamanlarda ülke gündemi biliyorsunuz baya karışık.
Beni sosyal medyadan takip ediyorsanız biraz bunlarla ilgilendiğimi biliyorsunuzdur.
Ve bu süreçte mikrofonun başına çok geçmek istemedim açıkçası.
Keşke geçseydim bir iki kere denedim ama kendimde o motivasyonu bulamadım.
Bugün artık buna geri dönüyorum ve ilk bölümümü çekiyorum.
Tanrı şüpheci midir?
Niye böyle sorular geliyor benim aklıma?
Neden yani? Bence ben uyuyamadığım için bunlar başıma geliyor.
Uyku düzenim çok kötü.
Arkadaşlarım anksiyete yaşadığımı falan düşünüyorlar.
Anksiyeteyle mücadele ettiğimi düşünüyorlar.
Yani saat mesela 2'de uyuyorum.
3'de uyanıyorum.
Saat 4 gibi tekrar uyuyorum.
6'da tekrar uyanıyorum falan.
Hatta bazen 5'de daha kısa aralıklarla.
Bazen hiç uyuyamıyorum yani bunu yaşıyorum ve geceleri inanılmaz bir enerjim var.
Bitmiyor, bitmiyor yani ve gündüzleri bu enerji birazcık düşüyor vücut uykusuz kaldığı için.
Ama bu düzen hiç hoşuma gitmiyor.
Bunu bir an önce düzeltmem gerekiyor.
Bununla ilgili de konuşacağım.
İnsan neden uyuyamaz?
Niye uyuyamıyorum? Dün gece aklıma bir soru geldi.
Tanrı şüpheci midir?
Ben çok şüpheciyimdir. Buna bir kılıf bulmaya çalışmıyorum bu arada.
Her şeyden şüphe duyuyorum.
Ama şüphe duygusunu seviyorum.
Çünkü şüphe insanı geliştiren bir duygudur.
Bütün büyük icatlar, bütün önemli adımlar şüpheyle atılmıştır.
Ve Tanrı insanın kalbine şüpheyi koymuştur, üflemiştir yani.
Ve insanlık böyle ilerler.
Kafam da biraz dağınık.
Böyle kaydediyorum bu bölümü.
Yani bazen olur ya beyin susmaz.
Kalp doludur ama tam da ne düşündüğünü bilemezsin.
Öyle bir geceydi benim için.
Şu an uçak geçiyor ve çok yakından geçiyor.
Böyle bir hayalim var yani.
Çok sessiz bir ev, çok sessiz bir çevre hayalim var.
Sese artık tahammül edemiyorum.
Şimdi niye aklıma böyle soruların geldiğini inanın hiç bilmiyorum.
Bence uyuyamadığım için aklıma böyle sorular geliyor ve sabaha kadar bunları düşünüp duruyorum.
Tanrı şüphe eder mi? Bu çok garip bir soru.
Duyduğumda ben bile ne alaka dedim yani.
Ama sonra düşündüm.
Biz şüphe ettiğimizde bu bize zayıflık gibi geliyor ya şüphe duygusu.
Aslında o şüphe bir meraksa yani bir arayışsa.
Kendini ve hayatını anlamaya çalışmaksa.
Ve bu kötü bir şey mi acaba? Yani hepimiz hayatımızda bir noktada birini kaybettik, birine çok güvendik, yanıldık falan.
Ama ben ne yapıyorum dediğimiz o kritik anlar var ya kendinize yavaş yavaş döndüğünüz.
İşte orada hep bir şüphe vardır.
Yani sizi kendinize tekrar şüphe geri getirir.
O yüzden bu duyguyu çok seviyorum.
Çok saçma bir soru değil kesinlikle.
Tanrı ve şüphe. Yani birlikte çok zor yan yana duruyorlar.
Çünkü biz tanrıyı hep her şeyi bilen, her şeyi gören, mutlak güce sahip bir varlık olarak düşünüyoruz.
Şüphe ise insanın zayıflığı gibi.
Ama tam tersi aslında. Şüpheyle birlikte emin olamamak geliyor, kararsızlık geliyor, korku geliyor, belirsizlik geliyor ama ya güç de geliyorsa?
Buna biraz böyle baktığınızda işler değişmeye başlıyor.
Bu durum, şüphe etmek, zihnin hareket halinde olduğunun bir göstergesi bence ve bu çok güzel bir şey.
Özellikle de psikologların bilissel çatışma dediği bir şey var.
Zihnin bir tarafı bir şey diyor, diğer tarafı bir şey diyor falan.
Yani bunu nasıl örnek verebilirim?
İşte kalp dur derken mantık git diyor ya biz hep kalbi seçiyoruz.
Çok pişman oluyoruz falan.
İşte bu çatışma ruhun büyüme alanıdır diyorlar.
Çünkü orası konfor alanı değil.
Ve insan sadece o alandan çıktığında değişir.
Bu yüzden şüphe bazen en iyi öğretmendir.
Yani seni sarsar, seni düşündürür, seni yalnızlaştırır, seni ağlatır, mutsuz eder.
Ama sonunda seni sana getiren şeydir şüphe.
İnsan bu kadar şüpheciyken insanı yaratan tanrı acaba şüpheci midir?
Bu Tanrı nasıl bir varlıktır sorusunun arka kapısından giriyor bence.
Eğer Tanrı her şeyi biliyorsa her şey için şüphe duyması gerekmez.
Çünkü her şeyi biliyor bilmediği bir şey yok her şeyi o yarattı.
Ama her şeyi bilen bir varlık niye yaratır?
Yani neden bu kadar karmaşık, acılı, çözülememiş bir dünyayı tercih eder?
Bence Tanrı da bir oluş halinde.
Yani sabit değil, dinamik bir varlık.
Evrenin yaratmasının sebebi kendini görmek.
Belki de kendini deneyimlemektir.
Bu düşünceye göre de Tanrı bir bilinmezliği yok etmek için değil de sanki onun içinde yaşamak için var.
Ve belki de bu yüzden şüphe tam olarak.
Bu yüzden kutsaldır.
Belki Tanrı da şüphe duymuştur.
Bu şüphenin karşılığında dünyayı ve insanları işte ağaçları, kedileri, hayvanları falan her şeyi, cenneti, cehennemi her şeyi bir şüpheyle yaratmıştır ve yaratmaya devam ediyordur.
Belki hala bir üretim aşamasındadır.
Ama biz Tanrı'yı nasıl tanıyoruz, nasıl anlamlandırıyoruz bu da çok önemli.
Aslında Tanrı'ya yüklediğimiz tüm sıfatlar bize ait.
Çok insani ya. Yani biz korkunca Tanrı'dan güvenlik bekliyoruz mesela.
Aldatılınca Tanrı'dan adalet bekliyoruz.
Önce Tanrı'dan yön bekliyoruz.
Yani Tanrı bizim gölgemiz gibi ama aynı zamanda içimizde bir ışık da oluyor.
O ışık da bazen sorularla parlıyor, cevaplarla değil.
O yüzden bu soruları sormayı seviyorum bana kızacak arkadaşlar olsa da.
İnsan dünyaya geldiyse bu soruları da sorabilmeli ve bunların cevaplarını aramaya da cesaret edebilmeli diye düşünüyorum.
Çünkü bu duyguyu bana Tanrı verdi.
Tanrı üfledi kalbime şüpheyi.
Bu duyguyu bana o verdi yani.
Şüphe etmemi o istiyor.
Belki de insanların şüphe karşısında nasıl bir vaziyet alacağını da merak ediyor olabilir.
Hani dedim ya Tanrı'yı nasıl tanımlıyoruz, nasıl anlamlandırıyoruz, işte nasıl onu içselleştiriyoruz falan.
Bir örnek vermek istiyorum bununla alakalı.
Bir belgesel çekmiştim İranlı arkadaşlarla.
YouTube kanalımda var, açıklamaya bırakırım.
Orada arkadaş ceza almış.
Çok kültürlü, çok akıllı. Akademik kariyeri çok iyi biriydi.
İdam cezası almıştı yanlış hatırlamıyorsam.
Birkaç sene oldu bunu çekeli.
Sebebini sorduğumda din değiştirdiği için olduğunu öğrendik.
Neden din değiştirdin diye sorduğumda şunu söylemişti.
Çünkü Tanrı'yı bize hep çok sinirli, yakan, ceza veren olarak tanıttılar.
Biz Tanrı'yı böyle biliyorduk.
Ama ben Hristiyan arkadaşlarımla tanıştığımda Tanrı'nın aslında çok merhametli olduğunu, Tanrı'nın aslında çok affedici olduğunu anladım.
Ve bu yüzden de din değiştirmek istedim demiştim.
Ve bu beni çok etkilemişti ya.
Yani gerçekten tam olarak bazı coğrafyalarda Tanrı yakan, ceza veren, affetmeyen, işte asla ikinci bir şansı vermeyen falan olarak tanıtılıyor.
İnsanlar doğal olarak ondan korkuyorlar.
Ben bazen küsüyorum Tanrı'ya.
Çünkü dua ettiğimde cevap alamadığımı düşünüyorum.
Bazen hatta neredesin diye sormak geliyor içimden.
Galiba bir iki bölüm öncesinde de bunu söylemiştim.
Sanırım beni unuttu demiştim yani.
Aslında sadece Tanrı'ya değil de hayata, evrene, her şeye küstüm gibi.
Sessizlik çok yorucu çünkü.
Ama belki de Tanrı'nın sessizliği de bir cevap biçimidir.
Belki bize senin içinden ne çıkacak diye bakıyordur.
Yani Tanrı şüphe etmiyor olabilir ama bizim şüphemize alan açıyor olabilir.
Çünkü inanç dediğimiz şey her zaman emin olmak değildir.
Bazen inanç emin olamamaya rağmen devam etmektir.
Yani bu sessizlik beni daha da şüpheye düşürüyor.
Daha da şüpheye düşürdüğü için başka çözümler aramaya başlıyorum.
Ve tamamen senin içinden ne çıkacak diye bakıyor dedim ya.
Tanrı böyle bekliyor bence.
Belki biraz hareket etmemizi, belki biraz çabalamamızı bekliyor olabilir.
Ve hep bunu düşünüyorum. Yani Tanrı bir şeye benziyorsa bence en çok meraka benziyordur.
Yani bilmek isteyen bir zihin değil, deneyimlemek isteyen bir ruh gibi geliyor bana.
Böyle düşününce yaratılış da bir tür acaba sorusu gibi geliyor.
Acaba bu nasıl olur? Acaba insan neye dönüşür?
Acaba sevgi neye benzer?
Ve işte bu acaba hali şüpheyle kardeştir.
O yüzden Tanrı...
Belki de şüphe etmez ama şüpheden doğan merakı çok sever.
Bir de biz Tanrı'yı hep emin olarak düşünüyoruz ya.
Neden hep emin olarak düşünüyoruz mesela?
Çünkü kesinlik güven veriyor.
Ama felsefe bize diyor ki dostlarım kesinliğe sarılmak düşünmeyi bırakmaktır.
Yani Sokrates bile bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir diyor.
Burada aslında şüpheyi kutsuyor.
Çünkü şüphe cehaletin değil farkındalığın işareti Sokrates için.
Belki de Tanrı bu yüzden şüpheyi bize verdi.
Kendini anlamamız için bir kıvılcım olarak.
Ya da kendini görebilmek için gözü olmayan bir göz icat etti.
İnsanı icat etti.
Mükemmel olmanın ötesinde yaşamanın ne demek olduğunu deneyimlemek istedi.
İnsan bu yüzden yaratılmış da olabilir bu arada.
Yani şüphe varsa hala yaşıyoruz demektir.
Şüphe varsa hala düşünüyoruz demektir.
Bitmemişizdir, çözülmemişizdir ve hala umut ediyoruzdur.
Umut ediyoruz da Tanrı her şeyi biliyorsa Elif, dünya neden bu kadar karmaşık diye soruyor olabilirsiniz.
Neden bazen susuyor?
Belki de Tanrı'nın şüphe etmesine gerek yoktur.
Dostlarım belki bizim...
bizim etmemizi istiyordur.
Belki Tanrı sorgulayan insanı çok seviyordur.
Ona ezberden dua edeni değil de acaba bu doğru mu diyen insana daha yakın hissediyordur kendini.
Ve şunu da merak ediyorum. Bu da gecenin ilerleyen saatlerinde aklıma geldi.
Bir dizi izliyorum bak diziyi de bırakacağım açıklamaya.
Dizinin kaçıncı sezonu?
Galiba 3. sezonunda falan Tanrı dahil oluyor.
Ve orada aslında bu soruların bütün cevaplarını alıyorsunuz.
Tanrı bizim kadar kırılgın olsaydı ne olurdu mesela?
Bizim kadar umutlu, bizim kadar korkak, bizim kadar heyecanlı olsaydı ne olurdu?
Yani belki de biz Tanrı'yı gerçekten hiç tanımıyoruz.
Sadece onu anlayabildiğimiz kadarına Tanrı diyoruz.
Ve bu çok insanca bir şey yani.
Bazen bence cevap bulmamak da iyidir.
Sorular insanı iyileştiriyordur.
Çünkü bir soru varsa yol da vardır.
Bir soru varsa ihtimal de vardır.
Ve Tanrı belki de en çok oradadır.
Sessizliğin içinde tam da acaba dediğimiz yerde.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Çok havada kaldı. Çok havada kaldı.
Bence herkes kendi cevabını bulmalı.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
