
Sessiz İhtiyaçlar - Anne Babadan Bir Şey Talep Edememek
6 Kasım 2024 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Anne babadan bir şey istemek neden çok zor ve neden yürek burkan bir konudur? Gilmore Girls’in kahramanı Lorelai bize ayna oluyor.Bunu anlamamak isterdim diyeceğiniz bu bölümde anne babadan bir şey isteyememe konusunun arkasındaki duygusal sebepleri konuşuyoruz.
Transkript
Bazen o küçücük sözcüğün karşınızdakine hayatınızın bir parçasını açıklayacağını bilirsiniz.
Ama yine de bir türlü çıkmaz ağzınızdan.
Hele ki bu kişi anne babanızsa.
Parantez açıyorum. Instagram sayfa hoş geldiniz.
Uzun zamandır bunun için bana mesaj aratıyordunuz.
Toksik anne baba konusuna giriş yapıyoruz dostlarım.
Burada bölüm bölüm bunu konuşacağız.
Tartışacağız, dertleşeceğiz, sorgulayacağız.
Kendimiz için bunun cevabını...
İşte o kelimeler iyice düğümleniyor.
Karşınızdaki kişi anne babanızsa aranıza bir sevgi bağı varsa bile bu sevgi bağı zincire dönüşüyor.
Bence bu zincirde sizin ayağınızda bir pranga gibi kaç yaşında olursanız olun nereye giderseniz gidin peşinizden geliyor.
Bugün bunu konuşacağız.
Neden en yakınımızdaki insanlara ihtiyaçlarımızı anlatmak bu kadar zor ve neden bir şeyi istemek bu kadar yürek burkan bir mesele haline geliyor?
Ben Elif. Adisyonun yeni bölümüne hoş geldiniz.
Her birimiz bir çocuğun masumiyetiyle dünyaya geliyoruz.
İhtiyaçlarımızı açıkça ifade edebiliyoruz.
Ağlıyoruz, gülüyoruz, duyulmak istiyoruz, görülmek istiyoruz ama bazen ihtiyaçlarımızın farkına varılmadığını ya da küçümsendiğimizi fark ediyoruz.
Çocuk zihni bu deneyimi bir çeşit reddedilme olarak algılayabilir ve kendini korumak için kapılar arkasında saklanmaya başlayabilir.
O ilk duygusal yaralar belki çok derinde kalır ama zamanla büyür.
Kök salar ve yetişkinliğimize kadar ulaşır.
Bu yüzden bir yetişkin olarak bile onlardan bir şey istemek neredeyse cesaret isteyen bir iş haline gelir.
Ve bu cesareti gösterebilen insanlar genelde çocukluklarında toksik anne babayla büyümemiş, mutlu bir ortamda büyümüş, yardım istemenin ayıp bir şey olmadığı bir ortamda büyümüş.
Ne yazık ki bu şuna da dönüşüyor.
Sadece anne baba değil kimseden yardım isteyemiyorsunuz.
İş arkadaşlarınızdan yardım isteyemiyorsunuz.
Birine gidip kendinizi gösteremiyorsunuz.
Anlatabiliyor muyum? Bir iş var mesela o işi çok istiyorsunuz.
Ama onun için gidip birinden yardım ya da destek isteyemiyorsunuz.
Arkadaşlarınızdan destek isteyemiyorsunuz.
Halbuki bakın 30 yaşına giriyorum.
Her bölümde de bunu söylüyorum ama gireceğim o 30 yaşına ama çok büyük...
Tecrübelerle 30 yaşına giriyorum ya.
Gerçekten yani. O yüzden her seferinde belki söylemeye ihtiyacı duyuyorum bunu.
Bunu ben bu zamanda öğrendim.
Gerçekten yardım istemek ayıp bir şey değil.
Birilerinden destek istemek ayıp bir şey değil.
Bizi böyle büyüttüler.
O yüzden annemizden babamızdan yardım isteyemiyoruz.
Bazı filozoflar insanın hayatını kendini bulma çabası olarak tanımlıyorlar ya.
Mesela Jean-Paul Sartre.
Ne güzel söyledim değil mi Jean?
Paul Sartre. Çok hızlı söyledim.
Umarım doğru söylüyorumdur.
Diyor ki bu abimiz, başkalarının gözlerinde var olmak yerine kendi benliğinizin sesine kulak verin.
Oysa biz anne babamızla olan ilişkimizde çoğu zaman onların beklentilerini karşılamaya, onlara göre iyi bir çocuk olmaya çalışıyoruz.
İsteklerimizi ve ihtiyaçlarımızı kendimiz bile duyamaz hale geliyoruz.
Böyle bir durumda insan kendi iç sesinden uzaklaşıp başkalarının beklentilerinde boğulmaya başlıyor.
O yüzden zaten kendimizi tanımıyoruz.
Biz kimiz, neyi severiz, neden mutlu oluruz, ne yapabiliriz?
Bunların hiçbirisini bilmiyoruz.
Ve bu da sizi çok yalnız bırakıyor.
Yalnızlık başkalarından beklediğiniz desteği bulamadığınızda derinleşir.
Anne babadan bir şey istemek bir tür zayıflık belirtisi gibi hissedilebilir ama onların yüzüne bakıp bana yardım et demek içimizdeki bir...
çok konuyu alevlendiriyor.
Reddedilme korkusunu alevlendiriyor, hayal kırıklığını alevlendiriyor.
Bu korkularla büyüyen bir çocuk kendisini bu duygudan korumak için duvarlar inşa ediyor.
Mesela Gilmore Girls dizisi.
Tam da mevsimindeyiz.
Çok güzel bir dizidir. İzlemediyseniz mutlaka şans verin.
Bana güvenin. Bu dizide Lorelai Gilmore diye bir karakter var.
Bu tür duygularla dolup taşıyor.
Genç yaşta hamile kalıyor ve ailesinden uzaklaşarak kendi hayatını kurma kararı alıyor.
Çocukken yaşadığı zorlukların ardından kendi kızı Rory'e daha iyi bir yaşam sağlamak için mücadele ediyor.
Ama Lorelai'nin de en derinlerinde bir yerlerde annesinden ya da babasından yardım istemekten kaçınma duygusu var.
Çünkü geçmişin acıları ona sadece kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini öğretmiş.
Hepimize öğrettiği gibi.
Kendini yalnız hissetmek aslında insanı içe dönmeye ve kendi duygularıyla yüzleşmeye yitar.
Loreley'in karakteri de böyle.
Duygusal olarak güçlü görünse de derinlerde bir yere kadar bir şeyler istemenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
Kendi ailesiyle olan çatışmaları ona başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurmanın ne kadar zor olabileceğini öğretiyor.
Seni çok iyi anlıyorum. Bunu anlamamak isterdim.
Birçoğunuz bu cümleyi kuracaksınız biliyorum.
Elif ve Lorelayı size anlamamak isterdim diyeceksiniz ama bunu bize yapanlar utansın.
Bu çok zor bir şey ya.
Yani bir noktada bunu artık aşamadığınız bir an var.
Benim 19 yaşından sonra zaten 19 yaşına kadar temel ihtiyaçlarımı ailem karşılıyordu.
Evet ama 19 yaşında kendi işimi kurduktan sonra ben ailemden hiçbir şey istememeye başladım.
Çünkü ailem bana çok güvenmiyordu bu konuda.
Yanımda da çok olmamışlardı yani bir şeyleri başarabilme umuduma bırakın başaracağıma falan bir şeyleri başarabilme umuduma çok güvenmiyorlardı.
Bu da beni şöyle eğitti.
Hayır başaracaksın. Başarısız olsan da yapacaksın.
Ne olursa olsun durmayacaksın ve asla bir şey istemeyeceksin.
Talep etmeyeceksin. Çözümünü bulacaksın.
Sonra şu oldu işte bir şeye ihtiyacım oldu.
Kendim hallettim. Başka bir şeye ihtiyacım oldu.
Kendim hallettim. Bu böyle daha da büyümeye başladı.
İhtiyaçlar daha da büyümeye başladı.
Sadece maddi değil manevi ihtiyaçlar daha da büyümeye başladı.
Sevgi gibi ilgi gibi.
Ben bunu kendim hallettim.
Bir şekilde işleri çözdüm.
Sonra hep şu oldu. Ya tamam bunu da hallettin.
Karşılaştığın bir zorluk oluşsa onu da halledersin.
O zorlukla karşılaştığımda ya Elif buraya kadar geldin.
Bundan sonrasına da devam et.
Bunun da bir yolunu bul ve çöz.
Böyle oldu yani. Ben yoluma böyle devam ettim.
O yüzden bir şeyler istemedim.
İsteyemiyorum. Sanki yabancı bir insandan bir şey isteyecekmişim gibi.
Yani bir yabancıdan bile inanın daha kolay isteyebiliyorum bazen bazı şeyleri.
Ama annemden ve babamdan hiç isteyemiyorum.
Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilmiyorum.
Bununla ilgili çok düşünmek de istemiyorum.
Çünkü çocuklar anne ve babalarından yardım istemediklerinde aslında kendilerine bir yük bindirirler.
Ben de uzun zamandır bu yükü taşıyordum ama artık bunu aştım.
Artık bu konuya duygusal bakmıyorum.
Bunu ben yapabilirim derken belki de en büyük zayıflıklarını gösterdiklerinin farkında değillerdir o çocuklar.
O çocuklar beni dinliyor musunuz?
Lorelay'in mücadelesi de bu yönde.
Hayatta kalmak ancak geçmişin izlerini taşımakla mümkündür.
Ben de o yüklerle yoluma devam edip geçmişin izlerini taşıyarak hayatta kalmaya çalışıyorum.
Hayatta ne olursa olsun ayakta kalabileceğimi gördüm.
Kimseye ihtiyacım olmadan.
Bu bence iyi bir şey. Ben bunu iyi bir şeye çevirdiğimi düşünüyorum.
Sonuçta ailemizden yardım istemek en büyük cesaret gerektiren şeylerden biridir.
İhtiyaçlarımızı kabul etmek zayıflık değil, insan olmanın bir parçasıdır.
Yaptığımı yapmayın ama söylediğimi yapın.
Lorelay gibi biz de güçlü görünmeye çalışırken içimizdeki çocuğu unutmamalıyız.
Bir sahnede Lorelai'nin kızı Rory'e yaptığı bir itirafı hatırlıyorum mesela.
Rory annesine yaklaşıyor bir şey istemek için ama Lorelai geçmişte yaşadığı bazı anları hatırlayarak şöyle bir cevap veriyor.
Benim ailemden bir şey istemek her zaman korkutucuydu.
İşte bu cümle onun geçmişte yaşadığı duygusal karmaşayı açığa çıkarıyor.
Lorelai ailesinin beklentileri ve eleştirileri altında nasıl ezildiğini anlatırken Rory'nin de kendi duygularını ifade etmesine engel olabileceğini düşünüyor.
Bu noktada Loreley'in içsel çatışması ortaya çıkıyor dostlarım.
Kendi kızıyla olan ilişkisini daha sağlıklı bir şekilde sürdürmek isterken geçmişin etkilerini unutmadan ilerlemeye çalışıyor çünkü.
Ve kendi annesiyle olan çatışmalarından dolayı kızıyla daha güçlü bir bağ kurma isteği içinde ama aynı zamanda bir şey istemenin nasıl bir yük getirebileceğini de biliyor.
Düşünsenize. Bu kadar zor bir durum yaşıyorsunuz.
Kendi çocuğunuza şunu söylüyorsunuz.
Beni anla ben de seninle aynı durumda kaldım.
Ama belki de korkularımız yüzünden birbirimizden yardım istemekte zorlanıyoruz.
Çoğumuzun bunu yaşadığını inanın biliyorum.
Çocuklar ailelerinden yardım istemek konusunda tereddüt yaşayabilirler.
Yaşamamalılar. Ama yaşayabilirler.
Çünkü aile hem bir güven kaynağı hem de bir korku alanıdır.
Loreley'in bu durumu birçoğumuzun hayatında yer buluyor dediğim gibi belki istemediğimiz bir şeyi içimizdeki korkuları daha da besliyor.
Ama sonuç olarak belki de ailemizden bir şey istemek güçlü durmak değil insan olmanın bir parçasıdır.
Geçmişin yüklerinden kurtulmak ve sevdiklerimizle daha samimi bir iletişim kurmak için korkularımızla belki de yüzleşmemiz gerekiyordur.
Keşke benim yaşadıklarım da bir senaryo olsaydı.
Size Elif'in anılarını anlatsaydım ve örnekler verseydim.
Biz o şanslı çocuklardan değiliz ne yazık ki ama bence biz daha şanslıyız ya.
Neyse burada şans yarıştırmayacağım.
Birilerinin size inanmaması sizi daha çok kamçılıyor.
Bu o kadar doğru bir şey ki özellikle böyle en sevdiğiniz, en değer verdiğiniz insanların, annenizin, babanızın size inanmaması, sizi toksik bir ortamda büyütmesi ve her
zaman, her şekilde sizi suçlamaları sizi başka bir insana dönüştürmesin, sizi daha güçlü bir insana dönüştürsün.
Kendinizi geliştirerek, okuyarak, izleyerek, daha doğru bir çevre oluşturarak...
Bu kaostan kurtulacaksınız.
Bunu düşünmeyeceksiniz.
Kafanızı buna takmayacaksınız.
Zamanınızı buna ayırmayacaksınız.
Çünkü hayat gerçekten çok kısa ve bunlara harcayacak zaman çok az.
Artık yapacak bir şey yok. Bunu kabullen ve yoluna bir şekilde bununla devam et.
Uçurtma Avcısı diye bir kitap var ya orada şöyle bir alıntı var.
Keşke dünyadaki bütün anneler ve babalar çocuklarının nasıl birer insan olacaklarını kendileri seçebilselerdi.
O zaman bütün kötülükler, bütün yanlışlar, Bütün pişmanlıklar yok olurdu.
Ama gerçek dünya böyle bir yer değil.
Evet, gerçek dünya böyle bir yer değil.
Hepimizin içinde keşke diyerek başlayan cümleler var.
Keşke her şey daha kolay olsa.
Keşke isteklerimizi, ihtiyaçlarımızı dile getirirken kendimizi korkusuzca ifade edebilsek.
Keşke sevdiklerimizle aramızdaki bağ pişmanlıklarımızla değil birbirimizi olduğu gibi kabul etmekle daha da güçlense.
Ailemize duyduğumuz sevgi hissettiğimiz o derin bağlılık her şeyden daha güçlü.
Ama bazen bu sevgi ve bağ konuşmayı zorlaştırıyor biliyorum.
İçimizde sakladığımız duyguları daha da derine itiyor.
Bir şey istemek, ihtiyaçlarımızı dile getirmek çok zor geliyor.
Belki yanlış anlaşılmaktan korkuyoruz.
Belki de her şeyin aynı kalmasını istiyoruz.
Bilmiyorum ama bildiğim bir şey var.
O da hayatın dediğim gibi çok kısa olduğu ve insanların geçici olduğu.
İçinizdeki duyguları saklamak yerine ailenizle paylaşmaktan çekinmeyin.
Bu yolda yalnız değilsiniz.
Ben buradayım.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
