
Ritüellerin Karanlık Yüzü: Midsommar ve Tüyler Ürperten Hikayesi
10 Şubat 2025 · 25 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
İnsan, kendi çıkarı ve egosu için, sınırları zorlayarak, ne kadar korkunç yerlere uyum sağlayabilir? Midsommar’da bu sorunun yanıtını arıyoruz. Kişisel hırsların, toplumsal ritüellerin ve karanlık güçlerin insan doğasındaki etkisini derinlemesine inceliyoruz. Sizi Korkunun ve gücün iç içe geçtiği bir dünyada, insanın ne kadar ileri gidebileceğini keşfetmeye davet ediyoruz.
Transkript
Midsommar tipik bir korku filmi değil.
Korku da var filmin içinde ama bu film aslında katmanlı bir drama gibi.
Yönetmeni Ari Aster 2019 yılında bu filmde adından bayağı söz ettiriyor ve tüm övgüleri, tüm ödülleri de hak ediyor.
Biraz detaylı incelediğinizde filme altından çok başka şeyler çıkarıyorsunuz.
Öncelikle çok iyi işlenmiş, çok iyi kurgulanmış.
Senaryosu müthiş, oyunculuklar müthiş.
Her şeyle harika bir iş.
Ve beni çok rahatsız etti.
İzlediğim en rahatsız edici film diye paylaşmıştım bunu sosyal medya hesabımda.
Gerçekten öyleydi. Şimdi yavaş yavaş filmin konusuna birazcık geçmek istiyorum.
Film Danny...
karakteriyle başlıyor.
Danny büyük bir trajedi yaşıyor.
Ailesini kaybediyor. Burada film zaten bizi ilk başta korkutmak yerine acıyı ve kaybı anlamaya yönlendiriyor.
Danny'nin yaşadığı bu travma onu tam anlamıyla bir çıkmaz sokağa itiyor.
Ardından sevgilisiyle Christian'la ve arkadaşlarıyla birlikte İsveç'teki bir pagan topluluğunun geleneklerini keşfetmek için seyahate çıkıyorlar.
Yalnız burada şöyle bir şey var.
Christian'la çok uzun süredir beraberler.
Uzun ilişki. Yaklaşık 4 yıldır.
Ama Bu kızın başına bunlar gelmeden önce çocuk ayrılmaya çalışıyor kızdan.
Kız onu çok bunaltıyor, çok üstüne gidiyor falan.
Yani çocuğun söylemleri bunlar ve bir türlü ayrılamıyor.
Ve kendini arkadaşlarının planına dahil ettiriyor.
Ziyaret edecekleri bu topluluk alışılmadık ritüellerle dolu.
Ve bu ritüeller her şeyin bir farsa, bir ilüzyon olduğuna dair derin felsefi mesajlar içeriyor.
Yolculuğa çıkıyorlar. Tüm yolculuk zaten çok güzel.
Gittikleri yer masal gibi çok güzel bir yer.
Çok masum bir ziyaret olacağını düşünüyorsunuz.
Ne olabilir ki diyorsunuz.
Bu arada ben bu filmi çok uzun zamandır bekletiyorum.
Başladım kapattım devam etmedim.
Daha filmin başındayken zaten çok rahatsız ediyor sizi.
Ama ilerleyen... Dakikalarda saatlerde yaklaşık 3 saatlik bir film.
Daha da rahatsız olmaya başlıyorsunuz.
Ben filmi bitirdikten sonra gerçekten çok midem bulandı.
Çok başım ağrıdı. Kendimi inanılmaz rahatsız hissettim.
Ve kendime gelemedim. Birkaç film izledim üstüne.
Yine kendime gelemedim.
Filmin etkisinden çıkamıyorum.
O alana gidiyorlar. Orada herkes bembeyaz giyinmiş.
İşte tuhaf semboller var falan.
Lütfen. İzlemediyseniz devam etmeyin.
Çünkü gerçekten çok spoiler vereceğim.
Mesela benim filmde ilk etkileyen yerlerden bir tanesi bu yaşlılar var.
Onların bir felsefesi var.
Yaşlıların. Daha doğrusu bu şeyin din diyelim buna mesela.
Bu dinin kurucularının bir felsefesi var.
Bu inancın desek daha doğru olacak.
Evet inancın diyelim.
Doğuyorlar, gelişiyorlar, yetişiyorlar, bir haca çıkıyorlar, dışarı gidiyorlar yani.
İşte geri dönüyorlar.
Döndüklerinde de 72. yaşlarında hayatlarını sonlandırıyorlar.
Beni çok etkilemişti bu.
Özellikle iki tane yaşlı kendini bir kayalıklardan aşağı bırakmıştı bir ritüelle.
Şok oldum. Oradakiler de şok oluyorlar zaten.
Hatta iki arkadaş bayağı bağırıyorlar, çağırıyorlar falan.
Oradaki başka bir yaşlı şöyle bir şey söylüyor.
Hayır anlamıyorsunuz.
Bu bizim için çok kıymetli.
Hepimiz bunun için can atıyoruz.
Yani burada gördüğünüz herkes bunu yapmak için can atıyor.
Hayatına son vermek için.
Çünkü biz yaşlanmak istemiyoruz.
Elden ayaktan düşmek istemiyoruz.
Hayat bir döngüdür.
Onlar bugün... Öldüklerini düşünüyor olabilirsiniz ama bak buradaki bebeklerle, yeni bebeklerle tekrar yaşama dönecekler.
Yani bu bir döngü ve bizim bunu devam ettirmemiz gerekiyor.
Ve bizim için bunun ne kadar kıymetli ve önemli olduğunu, bir hayat amacı olduğunu anlayamazsınız dediğinde.
Kız ve çocuk Christian.
Bunu anlamaya başlıyorlar.
Bence özellikle kızın yaz sürecini izliyorsunuz.
Bu arada çok yakın bir zamanda ziyarete gidiyor.
Kızın da oradaki ölüme bakış açısının değiştiğini görünce film daha da ilginç bir hale gelmeye başlıyor.
Bu noktada film aslında psikolojik bir çözünme sürecini anlatmaya başlıyor.
Bu arada Danny'nin tüm bu süreç boyunca yaşadığı her şey, tüm bu travmalarla mücadelesi, kendi kimliğini bulmaya çalışması, işte sevgilisi Christian'la olan ilişkisi üzerinden de bir tür aşkın ve bağlılığın
ne kadar sağlıksız hale gelebileceği üzerine bir şeyler söylüyor.
Tüm bunlar olurken bize sürekli gergin tutan bir atmosfer var ve korkunun ne olduğunu, asıl tehlikenin ne olduğunu da anlamamız zaman alıyor biraz filmi izlerken.
Çünkü ne olacak?
E şimdi ne olacak diyorsunuz?
Daha da iğrenç sahne ne olabilir?
Daha da beni rahatsız eden sahne ne olabilir diye sürekli tetiktesiniz.
Zaten rahatsız eden tarafı da bu.
Çünkü film bir noktada psikolojik çözülme sürecini anlatmaya başlıyor.
Ama şöyle bir genel olarak filme baktığımda filmdeki her şeyin bir anlam arayışı olduğunu düşünüyorum.
Şöyle bir geri çekildiğimde ve filmi tam anlamıyla bir anlamaya çalıştığımda şunu görüyorum.
Bir arayış gibi.
Tüm bu süreç. Yani denenin başına gelenler aslında modern dünyada yalnızlaşan, gitgide bireyselleşen, kayıplarla baş edemeyen bir insanın içsel yolculuğuna isim geliyor.
Ve oradaki o pagan topluluğu da kendi inanç sistemini ve ritüellerini bu yolculuk için bir cevap olarak sunuyorlar.
Biz hep şunu merak ederiz ya, ölümden sonra ne oluyor?
Ölümden sonra ne var? Hiçlik, ben hiçliğe inanırım mesela.
Hiçlik mi var? Gerçekten cennet, cehennem kavramları var mı?
Ama nasıl var? Bu nasıl değerlendirilir?
Size şey de anlatacağım, Good Place'i de anlatacağım.
Müthiş bir dizidir. Buna cevap olmuş bir dizi aslında benim için.
Ben diziyi bitirdikten sonra evet ya yani bunun cevabı kesinlikle bu dediğimi biliyorum.
Çünkü insan bütün hayatını hep bu sorularla geçiriyor bence.
Ne olacak? Nasıl olacak?
Ölüceğiz mi? Bir daha başka bedende dünyaya geri mi geleceğim?
Cennete mi gideceğim? Cehenneme mi gideceğim?
Bir sürü bunun seçeneği var değil mi?
Bir sürü şeyi var. Dünya üzerinde yüzlerce din var ve yüzlerce bu soruya cevap var.
Ama biz bunu bir türlü içselleştiremiyoruz.
Bence burada din özellikle İslam için söyleyeyim mesela.
Cennet, cehennem kavramı bence çok kabul edilebilir bir şey.
Çünkü cevabı alıyorsunuz.
Evet çok basit bir cevap bu arada bu.
Evet cennet var, cehennem var ya insanların kafası...
karıştırmadığı için basit olduğunu söylüyorum.
Yanlış anlamayın lütfen. Cennet var, cehennem var.
Dünyada kurallara uyarsak, iyi olursak, işte şartları yerine getirirsek cennete gideceğiz.
Kurallara uymazsak, şartları yerine getirmezsek, kötü bir insan olursak cehenneme gideceğiz.
Bu çok okey herkes için.
O yüzden zaten bütün bir ömrümüz arayışla geçiyor.
Dinler, yeni dinler, hala günümüzde de yeni dinler türüyor, yeni inançlar türüyor.
Bunların hepsinin tek bir sebebi var.
İnsanın anlam arayışı.
Bize ne olacak? Good Place'in finalini izleyenler bence benimle aynı düşünüyorlardır.
Çünkü ben bu şeyden çok korkuyorum bu arada.
Sonsuz mutluluktan.
Hani cehennemden falan değil de sonsuz mutluluk beni çok korkutuyor.
Sonsuz güzellik, sonsuz gençlik.
İşte şöyle şeyler hatırlıyorum.
Çocukken Kur'an kursuna giderdim.
Her çocuğun vardır böyle bir Kur'an kursu hikayesi.
Işık hızıyla her yere gideceksin.
Çok genç olmak, çok sağlıklı Sevdiğin herkesin etrafında olması, herkesin aynı yaşta olması falan.
Sonsuz güzellik, sonsuz yeşillik, sonsuz huzur, sonsuzluk bence gerçekten en büyük korkulardan bir tanesi benim için.
Hiçbir şeyi sonsuz yürütemem.
Yani bu beni korkutuyor aksine.
Ama dünyadaki çoğu insanı bu korkutmuyor.
Yani bu dünyaya biz geldik, bir sınav içerisindeyiz.
Yaşadığımız her şey bir sınav.
Yaşadığımız bütün kayıplar, acılar, travmalar bunların hepsi sınav.
Ve bu sınavın sonucu... Biz değerlendirileceğiz.
Cennete ya da cehenneme gideceğiz.
Ama zaten ben bu dünyada da cehennemi yaşıyorum.
Öbür dünyada da cehennemi yaşayacağım.
Ya da bu dünyada da mutluluğu yaşıyorum.
Orada da mutluluğu yaşayacağım falan.
Film tamamen bence böyle bir kafadan çıkmış yani.
Eee ne oluyor? Ne oluyor? Hayat devam ediyor.
Bu bir döngü. Biri ölürken biri doğuyor.
Ama aslında biz bu döngüyü devam ettiriyoruz.
Kendi içimizde kafasıyla yazılmış.
Ama sistemsel bir baskı da var aynı zamanda burada.
Yani bu pagan topluluğunun kurulma amacı da tüm bu sorulara cevap vermek bence.
Ve 90 yılda bir gerçekleşen bir ritüele dahil ediliyorlar Deni ve arkadaşları.
Burada belki de bu ritüeller Deni'nin acısıyla yüzleşmesini sağlıyor.
Çünkü diğerlerinin ne kadar psikolojik olarak etkilendiğini görüyorsunuz.
Ama Deni gitgide güçleniyor yani.
Çok tuhaf bir durum bu.
Toplumun ondan beklediği şeyi yapmak, onun bu duygusal karmaşadan kurtulması, Arasına yardımcı oluyor gibi sanki.
Ama aynı zamanda burada bir sistemsel baskı da var.
Yani toplumun normları sana bir şekilde şekil vermeye çalışıyor.
Bir de çok aydınlık bir ortam burası.
Yani filmin atmosferindeki o aydınlık ortam da korkuyu daha da yoğunlaştırıyor bence.
Çok aydınlık.
Herkes inanılmaz mutlu.
İnanılmaz huzurlu.
İnanılmaz güzel. İnanılmaz yakışıklı.
Her yerde çiçekler falan.
Herkes çok sağlıklı görünüyor.
Klasik bir cennet orası sanki.
Peki niye bu aydınlık korkuyu daha da yoğunlaştırıyor?
Çünkü biz gece korkularına alışkınız.
Ve gündüz karanlık bir şeyler oluyorsa burada bir terslik olduğunu anlıyoruz.
Bu da bize şu mesajı veriyor bence.
Korku sadece geceyle sınırlı değildir.
İçsel korkularımız, travmalarımız bizimle hep yanımızda ve toplumsal normlar, kültürel baskılar bunlar bu korkuları daha da derinleştiriyor.
Ve film boyunca Den'in psikolojisi çok derin bir şekilde işleniyor.
İlk başta kaybettiği ailesinin acısı.
Ardından sevgilisi Christian'la olan ilişkisindeki bu bağlılık.
Bu bağlılık bir taraftan sonra sanki onu iyileştirirken diğer taraftan da ona bir cehennem yaşatıyor gibi.
Çünkü insan hep yanında ona destek olacak.
Birilerini bekler ya. İyi günde ya da kötü gününde.
Birilerine bağlı olursun.
İşte bir eşyaya, bir eve, bir yere de bağlı olabilirsin.
Danny o ilişkide bağımlı olan taraf.
Yani onsuz bir şey yapamıyor.
O varken yanında kendini inanılmaz rahat hissediyor.
Yani Christian ona kötü davranıyor.
İlgisiz davranıyor, saygısız davranıyor, onu önemsemiyor.
Buna rağmen Danny onunla kendini çok rahat hissediyor.
Ona cehennemi yaşatan taraf da bence bu.
Çünkü kendi içinde, kendine dönüp baktığında, tek başına kaldığında, yalnız kaldığında bu ikiyüzlülükle yüzleşiyor.
Kendi ikiyüzlülüğüyle yüzleşiyor.
Özellikle filmin bazı noktalarında Christian'ın ona duygusal olarak destek olmadığını görüyorsunuz.
Danny bu ilişki içinde kaybolup gitmiş.
Ailesini korkunç bir şekilde kaybetmiş.
Onun şoku ve acısı hala üzerindeyken aslında sevgilisinin ona tavrını çok da bence algılayamıyor gibi.
Bütün bunlar kendini başkalarına ait hissetme arzusuyla birleşiyor.
Bu tema da çok önemli bence.
Çünkü film boyunca topluluktan dışlanma ve adiyet duygusu üzerine çok fazla şey söyleniyor.
Danny burada kendi kayıplarıyla yüzleşiyor.
çalışırken topluluğa katılma isteğiyle de yeni bir kimlik arayışına giriyor.
Bana göre filmdeki o psikolojik korku bireysel bir yabancılaşmayla bağlantılı.
Nasıl diyeceksiniz? Dany'nin insanlardan ve dünyadan yabancılaşması mesela.
Gerçek dünyadan yabancılaşıp bu topluluğa katılmak için çabalıyor ve sonunda onların kraliçesi oluyor.
Mayıs kraliçesi oluyor. Bu arada o sahnede inanılmazdı.
Gerçekten o kızların o döndüğü sahne.
İzleyenler hemen hatırlayacaklar.
Filmin en güzel sahnelerinden bir tanesi ki Kesinlikle o dans ettikleri sahne.
O sahne çok güzel. Finali çok güzel.
Çok etkileyici.
Yani ve hep o doğaya olan saygı.
Güneşe olan saygı.
Tanrıyı güneş olarak kabul etmek.
Doğa olarak kabul etmek.
Atalarla olan bağlantı.
Ve insanların kendilerini sorgusuz sualsiz.
Şartsız kayıtsız.
Topluluğa adamaları, adak olmak için can atmaları, mesela adak olmak için kura çekiliyor biliyorsunuz.
Dokuz adak adamak zorundalar tanrılara.
Adak adamak için kura çektiklerinde kura da çıkan kişinin o sevinci, insanların ona olan o saygısı.
Kraliçeye olan saygısı dansı kazanıyor denebiliyorsunuz ve Mayıs kraliçesi oluyor.
Orada belki de hayatı boyunca hissetmediği ve hayatı boyunca görmediği saygıyı itibarı görüyor.
Hani evet biz yalnız olmayı seviyoruz.
Ben yalnızlığı seviyorum.
Ama bu bir noktaya kadar.
Her insan hayatının bir döneminde belki yalnız kalmıştır, yalnız kalmak ister.
Ama herkes bir topluluğa da ait hissetmek ister.
Bazıları ne yazık ki bizim kadar şanslı değiller.
Kendilerine o kadar güven duymuyorlar ve tarikatlara katılmalarının zaten amacı da budur insanların.
Şimdi bunun belli başlı sebepleri var.
İnsanlar neden tarikatlara girerler?
Dini neden çok korkunç ritüellere tanık oldu ve buna rağmen bu topluluğa, bu tarikata...
ait hissetmek istedi orada olmak istedi çünkü orada bir konuşma var aile konuşması arkadaşıyla o tarikatın üyesi olan arkadaşıyla onları oraya getiren arkadaşıyla bir konuşması var mesela Danny gitmek
istiyor hazırlanıyor arkadaşı geliyor ona çok güzel bir konuşma yapıyor aidiyet duygusuyla ilgili aile olmakla ilgili Ve bu çok etkileyiciydi.
Çünkü şöyle bir düşündüm.
Evet insanlar tarikatlara bunlar yüzünden girebilirler.
Bir aidiyet arayışı bunun sebeplerinden bir tanesi olabilir.
Anlam arayışı bunun sebeplerinden bir tanesi olabilir.
Zayıf kişisel durumlar bunun sebeplerinden biri olabilir.
Güçlü lider figürleri.
bunun sebebi olabilir kültürel baskı bunun sebebi olabilir falan filan manipülasyona uğruyor olabilirler yeni bir başlangıç yapmak istiyor olabilirler maddi ve manevi
güvence arayışı olabilir.
Bak bunun bir sürü sebebi var tamam mı?
Beni bu sebeplerden en çok hangisi etkiliyor biliyor musunuz?
Aidiyet arayışı etkiliyor.
Çünkü herkes bir yere ait hissetmek ister.
Ne kadar kötü olursa olsun bir ailenizin olduğunu bilmek sizi bir noktada güvende hissettirir.
Mahallenize bile girdiğinizde gece kaç olursa olsun kendinizi güvende hissedersiniz.
Evinizde kendinizi güvende hissedersiniz.
Ya da bir insanda kendinizi güvende hissedersiniz.
Bir insana ait hissettiğinizde arkadaş, eş, sevgili neyse bu.
İnsanlar toplumsal ilişkilerinde yalnızlık hissiyle karşılaşabilirler.
Bu günümüz dünyasının en büyük sorunlarından bir tanesi bence.
Bir tarikat insana güçlü bir aidiyet duygusu sunar.
Kendini bir topluluğa ait hissetmek pek çok insan için önemli bir motivasyon kaynağı bence.
Çünkü tarikatlar sıkça insanları aile gibi hissettirecek sosyal bağlar ve destek sistemleri sunuyorlar.
Ama hayatta anlam arayan insanlar tarikatlarda yaşamın anlamına dair açıklamalar ve rehberlik bulduklarını hissediyorlar.
İşte bu az önce dedim ya ölümden sonra ne olacak?
Bu hayatın amacı ne?
Ben buraya geldim ama ne olacak?
Niçin geldim? Niye buradayım?
Bu tür sorular inanın her insanın, çocukların bile kafalarının içinden sürekli geçiyor.
Tarikatlar genellikle insanların hayatlarındaki boşlukları doldurmalarına yardımcı oluyorlar.
Dini ve felsefi bir çerçeve sunuyorlar.
Zihinsel ve manevi boşluk dediğimiz şey bu tür topluluklarda doluyor.
O yüzden tarikatlara gidiyorlar.
Zor dönemlerden geçiyorlar, ailevi sorunlar yaşıyorlar, sağlık problemleri yaşıyorlar, işlerinde batıyorlar, travmalar yaşıyorlar.
Dini de olduğu gibi bir tür duygusal destek arayışına giriyorlar.
Ve yine tarikatlar bazen insanlara bu kriz zamanlarında kurtuluş ve güven arayışını karşılamaya yönelik bir çıkış yolu sunuyor.
Bu dönemlerde de kişisel zayıflıklar ve belirsizlikler insanları daha manipüle edilebilir hale getiriyor.
Yine denenin başına geldiği gibi.
Bu tür tarikatlarda çok karizmatik liderler vardır.
Bu liderler insanlara güç, güven ve kimlik kazandırabilirler.
Özellikle kimlik arayışında olan insanlar kendilerini bu tür lider figürlerinde buluyorlar ve onlara bağlılık geliştiriyorlar.
Bu liderlerin rehberliği insanlara kendilerini özel ve ayrıcalıklı hissettiriyor.
Bakın çok insani duygulardan bahsediyorum.
Tramvalar, sağlık problemleri, ailevi sorunlar, batmak, çıkmak, anlam arayışı, aidiyet arayışı.
Çok basit, çok küçük insani duygulardan bahsediyorum.
Ve özellikle ötekileştirilmiş.
Özellikle zorbalanmış insanlar da bak tarikatlara çok sık kendilerini adarlar.
Dene'nin yaşadığı şey tam olarak bu saydığım sebepler.
Yeni bir başlangıç yapmak istiyor.
Oradayken tüm bu...
Saçma tüm bu anlamsız ve tüm bu korkunç ritüellere kendini adıyor ve ilk başta çok korkmasına rağmen zaman geçtikçe aslında yavaş yavaş oraya uyum sağladığını
orada kendini çok iyi hissettiğini gözlemliyorsunuz.
Aslında oraya ait hissetmeye başlıyor bir yapbozun parçası gibi sanki o tarikatta eksik parça oydu ve onu aldılar.
Tık oraya oturttular ve çok kolay uyum sağladı.
Bir yanda hatta diğerlerinden daha çok uyum sağladı.
Yani o tarikatın diğer üyelerinden daha çok uyum sağlayıp orayı daha çok benimsedi.
Bir de şöyle şeyler var filmde.
Dene'nin ağladığı bir sahne var mesela.
Gerçekten çok etkilendiğim sahnelerden bir tanesiydi korktum yani sahnede gündüz izlememe rağmen bu arada filme ve olayda gündüz geçiyor dediğim gibi çok az gece görüyorsunuz yani hatta neredeyse hiç gece
falan görmüyorsunuz bir sahnede ben.
Gece hatırlıyorum. O da çok küçük bir sahneydi.
Danny ağlıyor bir yerde.
Bir ağlama krizine giriyor ve etrafındaki tarikat üyeleri, kadınlar onunla birlikte ağlıyorlar.
Ve korkunç bir şekilde ağlıyorlar.
Kız nefes egzersizi yapıyor kendini sakinleştirmek için.
Onunla birlikte nefes egzersizi yapıp aynı anda ağlamaya, aynı anda çığlık atmaya, aynı anda kendilerini parçalamaya başlıyorlar.
Filmin finalinde o yangın olduğu sahnede, adakları yaktıkları sahnede yine aynı şekilde.
aynı anda bağırmaya başlıyorlar.
Aynı anda kendilerini hırpalamaya başlıyorlar falan.
Bu da benim aklıma dans salgınını getirdi.
Onu da anlatacağım bu arada.
Bu kitlelerde, bunun gibi topluluklarda insanların birbirinden ne kadar etkilendiğini gözlemleyebiliyorsunuz bu filmle birlikte.
Ve çok etkilenmiştim bu sahnelerden.
Özellikle toplu olarak ağladıkları, toplu olarak isyan ettikleri, toplu olarak güldükleri, mutlu oldukları.
Yani çok ilginç bir film ya.
Yani böyle anlatıyorum ama anlatmakla da kalmıyor yani.
Bu podcast'e sığmaz.
Bu bölüme sığmaz. Aynı anda birçok soruya cevap olmuş.
Ölümden sonra ne var sorusuna cevap olmuş.
İnsanın anlam arayışı sorusuna cevap olmuş.
Bir de ben şunu düşündüm. Bize hep bu öğretildi ya.
Doğuyorsun. İlk okula gidiyorsun.
Orta okula gidiyorsun. Belli bir yaşa kadar eğitimin alıyorsun.
Ondan sonra evleniyorsun. Çocuk yapıyorsun falan.
Sonra yaşlanıyorsun. Elden ayaktan düşüyorsun.
Ölümü bekliyorsun. Aslında biraz sistemin size öğrettiği şeylerin dışına çıkan ve bunu reddeden bir topluluk da var.
Bir felsefe topluluğu gibi, dini bir tarikat gibi değil burası bu arada.
Dini hiçbir şey yok.
Dini hiçbir gönderme, dini hiçbir mesaj yok filmde.
Cennet cehennem kavramı yok çünkü hayatın devam ettiğini düşünüyorlar.
Bunu yapma yanarsın, bunu yapma ölürsün falan diye bir şey de yok.
Ne var o zaman bu filmde?
Bu filmde bütün bu sorulara cevap var.
Her şeyle birlikte bir cevap var ama.
Her olay başlı başına bir şey.
Mesela bir büyü sahnesi var.
Bence birçok kültürün ortaya karışık bir sunumu gibi film.
Aslında birçok. dini, birçok kültürü, birçok felsefeyi barındırıyor.
O yüzden bence bu kadar etkileyici.
Çünkü kendi kültürünüze yakın şeyleri de görebiliyorsunuz filmi izleyince.
Onun dışında bu ölümü benimsemek, ölümden sonra ne olacak sorusunu düşünmeden bu bir döngüdür ve bu döngüyü devam ettirmek gerekir.
Bu da 72 yaşında sonlansın.
Bu insanın sonbaharıdır diyorlar bu arada bu dönem.
İnsanın sonbaharıdır ve orada artık yaşamına kendi isteğiyle ve çok büyük bir hevesle son verir.
Şimdi bu filmi sadece korku filmi olarak görmek çok büyük bir haksızlık olur.
Film insan doğasına dair çok derin sorular soruyor.
Mesela birini kaybettiğimizde ne yaparız sorusunun cevabını bu filmden alabilirsiniz.
Kimliğimiz nedir ve hangi toplumda var olabiliriz sorusunun cevabını bu filmden alabilirsiniz.
Bu tür sorularla dolu karanlık bir yolculuk bu.
Mesela beni en çok etkileyen sahnelerden bir tanesi yine finali olmuştu.
Ama finalindeki şu andı.
Danny'nin kafasında çiçekli bir taç var.
Bence bu arada filmin en ikonik sahnelerinden biri bu olabilir.
Son sahne. Tamamen çiçekli bir elbise giydirmişler.
Danny'nin artık travmalarıyla yüzleşmesi ve sonunda toplumun bir parçası haline gelmesiyle film sona eriyor.
Çünkü orada kameraya bakıp gülümsüyor.
Mutlu. Bu dışarıdan bakıldığında...
Bir zafer ya da mutluluk gibi görünebilir.
Ama aslında Danny'nin içsel acısını, kayıplarını ve artık topluluğa tamamen ait olma arzusunu simgeliyor.
Bu sahne aynı zamanda filmdeki ana temalardan birini pekiştiriyor.
Kayıplarla yüzleşme.
ve yeniden doğuş.
Ve dedim ya intihar ritüeli şöyle notlarım önümde.
Bu intihar ritüeli filmde sizi ilk şoka sokan sahne.
72 yaşındakiler artık intihar ediyorlar.
O iki kişi de bu arada ritüelin ilk aşaması bu.
İlk günü gibi düşünün bunu lütfen.
Atılma ritüeli de diyebilirsiniz.
İntihar ritüeli de diyebilirsiniz.
Dehşeti düşürüyor bu sahne ama aynı zamanda o topluluğun inançlarını ve nasıl bir dünya görüşüne sahip olduklarını gösteriyor dediğim gibi.
O yaşlı çift atlayan yaşlı çift toplumun kuran Dallarına göre hayatta kalamayacaklarını düşündükleri için kendilerini yüksek bir kayadan atıyorlar ve yaşamlarına son veriyorlar.
Filmdeki korku ve gerilimi arttıran önemli bir an bence burası.
Aynı zamanda topluluğun bireyleri kabul etme ve reddetme biçimlerine dair de bir felsefi mesaj veriyor.
Ve bu ailesiyle alakalı durum mesela Deni'nin film boyunca yaşadığı duygusal bozulmanın temellerini atıyor.
Bu atılma sahnesinde, atılma ritüelinde ölümlü ilk yüzle geldiği yer orası.
Bayağı ölüme tanık oluyor yani.
Hatta yaşlardan bir tanesi...
Kendisini atmasına rağmen hayatta kalıyor.
Orada bir konsey var.
Gidip onu bir tören gibi öldürüyorlar.
Çok kutsal bir görev yapıyormuş gibi öldürüyorlar.
Danny burada ilk kez ölümle yüz yüze geliyor.
Onun o şoku gerçekten sizi çok etkiliyor.
Sonra o... Dans ettiği sahne dediğim gibi orada aslında tamamen topluluğa artık uyum sağladığı artık kabul ettiği yani bunu reddedebilirdi ama orada olma isteğini görüyorsunuz o sahnede
o dans sahnesinde. Dans bu tarikatın önemli bir ritüeli ve başlangıçta dene...
Bu ritüelle katılmaya gönülsüz ama sonra kendisini bırakıp dans etmeye başladığında bir tür transa giriyor ve topluluğa tamamen katıldı izlenimini burada anlıyorsunuz.
Bu sahne bence kişisel özgürlük ve toplumsal baskılar arasındaki çatışma isim geliyor.
Deni acısından bir kaçış ararken aynı zamanda topluluğa ait olma isteğini de barındırıyor.
Arada sürekli annesini, kız kardeşini, babasını falan görüyor bu arada.
Yani zihni çok karışmış ama bu dans...
Ona hem bir özgürlük hissi veriyor hem de toplulukla birleşmesini sağlıyor.
Film o dakikadan sonra daha da ilginçleşiyor ve sürekli ölümle yüzleşiyorsunuz.
Neredeyse 3 saat boyunca ve Danny'nin Christian'ı kurban olarak seçtiği sahne.
Tüm film boyunca filmin sonlarına doğru özellikle Danny'nin yavaş yavaş çocuktan uzaklaştığını, hayal kırıklıklarını, sevgilisi içinde bir yasa girdiğini görüyorsunuz.
Christian bir bakıma Danny'nin acılarından sorumlu olan bir figür ve onun ölümü filmdeki en önemli.
önemli ve en güçlü anlardan birini oluşturuyor.
Sanki onun ölümü Danny'nin hem fiziksel hem de duygusal olarak iyileşmesi için yapılmış ve adalet arayışı gibi.
Çok etkileyiciydi. Onun ölümü de özellikle o ayı sahnesi falan yani müthiş, müthiş bir sahne.
Her şeyle zaten çok güzel.
Dekoruyla çok güzel, aksesuarlarıyla her şeyle müthiş bir film.
Daha da çok sahne var bu arada anlatacağım.
Sabaha kadar konuşurum, anlatırım.
Filmi izlediyseniz umarım farklı bir bakış açısı kazanırsınız.
almışsınızdır. Bir sonraki podcastta görüşene kadar kendinize iyi bakın.
Acı ve korkularınızla yüzleşin ve filmle ilgili yorumlarınızı lütfen bana yazın.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
