
Yolculuk, sadece bir yerden bir yere gitmek değil, kendimizden kaçarken aslında kendimize yaklaşmaktır.Yeni şehirler, yeni yüzler ve bilinmezlik, içimizdeki keşfedilmemiş yanları açığa çıkarır.İnsan,hareket ettikçe değişir,değiştikçe yenilenir.Belki de bu yüzden yollara düşmeyi severiz—henüz tanışmadığımız kendimize varmak için.
Transkript
Yolculuklar fiziksel ya da duygusal her biri bizi bir şekilde değiştiriyor, dönüştürüyor ve yeni bir bakış açısıyla tanıştırıyor.
Ama hepimiz bir yolculuğa çıktığımızda bir şekilde çok mutlu oluyoruz.
Bunun nedeni ne acaba dedim kendi kendime.
Neden yolculukları seviyoruz?
Bugün belki de hepimizin hayatında önemli bir yeri olan bir konuya dalacağız.
Yolculuğa çıkmaya hazır mısınız?
Yolculukları çok severim.
Özellikle tren ve uçak yolculuklarını çok severim.
Genelde havaalanına ya da gara çok erken giderim yaklaşık 7-8 saat önce.
O kadar saat orada ne yaptığımı merak ediyor olabilirsiniz.
Yazı yazıyorum. Çok klişe gelebilir.
Son zamanlarda yazı yazma yeteneğimi yeniden canlandırmaya çalışıyorum.
Eskiden bunu çok sık yapardım.
Kendimi bildim bileli bu arada.
Okuma yazma öğrendiğimden beri mektup yazarım.
arkadaşlarıma ve yazmayı çok severim günlük tutarım ama buna birkaç sene ara vermiştim ve yetenek dediğiniz şey aslında geliştirilebilir bir şey gerçi kime göre yetenek ama ben yetenekli olduğumu düşünüyorum bu konuda kafamda
da çok şey yazıyorum çünkü Onlara inandığım da oluyor.
Neyse kendime bir defter aldım.
Her çantaya sığabilecek bir defter.
Bulunduğum her yerde yazmaya başladım.
Ve yazdıklarımı karalayıp paylaşmak da beni çok motive etmeye başladı bu arada.
İnsanların yazdığımı artık görmelerini istiyorum.
Yakında da neler yazdığımı görmelerini istiyorum.
Aslında paylaştığım bütün videolarda, sizinle buluştuğum bütün bölümlerde yine yazdığım şeyler bunlar.
Biraz toparlayıp, biraz doğaçlama, biraz yazdığım metinlerden hareketle sizinle buluşuyorum ama yazmanın...
İnsana çok iyi geldiğini artık çok daha iyi anlıyorum.
Belki yaşında getirdiği bir şeydir bu.
Neyse benim böyle bir defterim daha vardı biraz daha büyük boyutlarda.
Bulunduğum her ortamda yazmayı severim.
Ama yolculuklarda yazmayı daha çok severim.
Havaalanında ya da tren garında insanları izlemeyi çok severim.
Tartışmalarını, krizlerini, buluşmalarını, ağlamalarını, gülmelerini.
Bunlar çok klasik gelebilir size.
Ama benim için... Klasik şeyler değiller.
Çok heyecanlı şeyler. Bir de o duyguyu seviyorum ben.
Yani çocukluğumdan beri yeni bir yere gidiyor olmanın verdiği o heyecan vardır ya sabah çok erken kalkarsınız.
Sabah yolculuklarını çok severim bu arada.
Genelde sabaha karşı her zaman sabaha karşı bilet alırım.
O yüzden o duyguyu sevdiğim için belki de yolculuğa çıkmayı seviyorum.
Gelecekte... Dünyayı gezmeyi de çok istiyorum.
Bu herhalde çoğumuzun hayalidir.
Ama işte belli sebepler yüzünden gerek maddi gerek konfor alanından çıkamama sebepleri yüzünden bunu gerçekleştirmiyoruz.
Ama bir gün her şeyi bir kenara bırakıp bu yolculuğa çıkacağım.
Bu bir diş çekmek gibi ağrıyan bir dişi artık çekmek gerekiyor.
Yani ona ne yaparsanız yapın ister dolgu yapın ister kanal tedavisi yapın artık kurtulacak durumda değil.
Ve onu çekmeniz lazım.
Çekip kurtulmanız lazım.
O acıya da biraz katlanmak lazım.
Benim için konfor alanımdan çıkmak tam olarak böyle bir şey.
Her gün çok stresli bir şeyler yaşıyorum.
Bu arada neden yolculukları severiz diye konuşmaya başlayacaktım ama şu an tamamen doğaçlama gidiyorum.
Son zamanlarda hayatım çok stresli ve bugün erkek arkadaşıma telefonda şunu söyledim.
Allah tam olarak ne yapmamı istiyor dedim.
Ne yapmamı istiyor? Yani iş yapmamı istemiyor mu?
Evimde oturmamı mı istiyor?
Başarısız olmamı mı istiyor?
Neden yani neden? İki gün işlerim güzel gitse üçüncü gün bozuluyor ve ben inanılmaz stres altındayım.
Beni çok rahatsız ediyor bu durum.
Uyuyamıyorum, kilo alıyorum falan bunlardan bahsettim YouTube kanalımda.
Duygusal yemekle alakalı.
Ama bugün ben gerçekten Allah'a küstüm.
Yani neden bana bunu yapıyorsun?
Neden bana bu acıyı çektiriyorsun?
Neden yani hareket ediyorum işte tamam beni bir yere mi göndermek istiyorsun?
Bir şey mi yaptırmak istiyorsun?
Beni rahatsız mı ediyorsun? Yani benim aslında hayallerimi gerçekleştirmek için atacağım adımları ama atmadığım o adımları atmam için beni rahatsız mı ediyorsun bilmiyorum.
Ama gerçekten çok yoruldum artık başarısız olmaktan.
Yani ne yapsam?
Ne yapsam? Başarısız oluyorum.
Burada ne oluyor?
Yani buradaki şeyi çözmeye çalışıyorum.
Meseleyi çözmeye çalışıyorum.
Yani ben bir yerde bir hata yapıyorum ki hep aynı şekilde benim başıma bu geliyor.
Belki oyalanıyorum, belki disiplinli değilim, belki istikrarlı değilim.
rutinlerim yok tamamen bunları artık saldım ve bu yüzden de hayatım bir kaos halinde ve bunu düzene sokmak da yine benimle alakalı belki de bunu yapmamı istiyor
bilmiyorum o yüzden bugün uzun zamandır bu motivasyonu kaybetmiştim mikrofonun başına geçip konuşma motivasyonunu kaybetmiştim ilk defa dedim ki tamam artık hayatımı düzene Düzene koymam gerekiyor.
Demek ki bu lazım. Çünkü bugün de yine işimle alakalı kötü bir haber aldım ve çok üzüldüm.
Artık dedim ki tamam yani yapacak bir şey yok.
Oldu ve bunlar hep olacak.
Demek ki burada seninle alakalı bir problem var.
Bu kadar strese de girme.
Odamın duvarlarına bir sürü post-it yapıştırdım.
Hedeflerime göre günler belirledim.
İşte 10 gün, 20 gün, 1 ay falan.
Her gün o rutinleri gerçekleştirdikçe bir post-it'i gece uyumadan önce kaldıracağım.
Bunlardan bir tanesi çok özeller ama biraz yüzeysel anlatayım.
Bir tanesi kesinlikle kilo vermek.
Artık hedef kiloya ulaşmak.
Şu an 83 kiloyum.
Yaklaşık 55 kiloya ulaşmaya çalışıyorum.
Hayatım boyunca bu kadar kilolu olmamıştım bu arada.
Ezan okunuyor. Neyse devam edelim.
Bir tanesi okumayla alakalı.
Eskisi kadar sık okuyamıyorum.
Artık eskisi gibi erken kalkamıyorum.
Yataktan çıkamıyorum. Yani yaklaşık 3-4 saat yatakta telefonla uğraştığımı fark ettim son zamanlarda.
Bu iyice salmak demek artık benim için ve bu beni çok yoruyor.
O yüzden her günümü planlaya planlaya eskisinden daha da iyi bir şekilde...
Rutinlerime dönerek, yeni rutinler oluşturarak, işte yazmak gibi mesela her gün bir şeyler yazmak gibi, her gün yeniden okumaya başlamak gibi, kendi alanımla alakalı insanları takip etmeye başlamak gibi rutinler
ekledim. Umarım başarılı olacağım.
Bu rutinlerden bir tanesi de yine yolculuk kutu.
Yolculuğa çık, çok sık yolculuğa çık.
İster tek başına ister sevdiğin biriyle.
Yeter ki gez, imkansızlıklarla gez.
Yeni kültürler tanı.
Bu tabii ki daha uzun vadeli bir plan.
Ama bunu yapmak dediğim gibi çok zor.
Fakat yapacağım bir gün inanıyorum.
Hepimizin hayalidir bu arada yolculuğa çıkmak, dünyayı gezmek.
Ama korkarız gerek maddi sebeplerden gerekse konfor alanından çıkamadığımız için.
Ama bunu bir gün yapacağım.
Fakat ülke içinde gezerken de çocukluğumdan beri her zaman sabah erken kalkıp yolculuk yapmayı çok sevmişimdir.
Çocukluğumdan beri her zaman yolculuk yapmayı çok sevmişimdir.
O yüzden bana çok iyi gelen bu şeyi belki de hayatımın tam ortasına koymam gerekiyordur.
Belki de harekete geçmem gerekiyordur.
Buna inanıyorum artık.
Bir film izledim.
Filmle alakalı daha sonra konuşacağım.
Filmin yarısı yolda geçiyor.
Bir çift bir yolculuğa çıkıyorlar.
Erkek kızı ailesiyle tanıştıracak.
Ailesinin evine gidiyorlar.
Gidiyorlar ve dönüyorlar.
Arada sadece aileyle olan vakti de görüyorsunuz.
Filmle alakalı dediğim gibi daha sonra konuşacağım.
Çünkü gerçekten incelemek istediğim, hakkında konuşmak istediğim bir işti.
Neden yolculukları seviyoruz?
Yani oradaki yolculuğu izlemek bile bana çok iyi gelmişti.
Özellikle tek başıma yaptığım yolculukları çok seviyorum.
Ya da erkek arkadaşımla yaptıklarımı.
Niye seviyoruz yolculuk yapmayı?
Çünkü yolculuk dediğimiz şey fiziksel ya da duygusal.
Her biri bizi bir şekilde değiştiriyor, dönüştürüyor ve farklı bir bakış açısı kazandırıyor.
Bir şekilde hepimiz nereye gidersek gidelim bazen şehir içinde bile bunu yaptığım çok oluyor.
Yani trene biniyorum Ankara'da zaten bir hat var.
En son duraktan ilk durağa kadar sürekli gidip gidip geldiğim günler oluyor mesela.
Yani ne kadar boş bir insansın demeyin.
Gerçekten çok yoğun bir şeyim var benim hayatım var.
Ama o yoğun akışta bunu yapabildiğim günleri yakalıyorsam çok huzurlu hissediyorum.
Dediğim gibi yazıyorum, çiziyorum, dinliyorum, düşünüyorum.
Bomboş düşünüyorum dışarı izleyerek falan.
Belki de o yüzden beni biraz mutlu ediyor bunlar.
Ama genel olarak şöyle bir düşündüğümde yolculukların aslında bir dönüşüm süreci olduğuna karar verdim.
Evet buna karar verdim ben.
Benim için böyle. Hayatımızda çoğu zaman sabit bir noktada kalmak, durmak, olduğu gibi yaşamak istiyoruz.
Konfor alanından, o güvenli alanlar çıkmak istemiyoruz.
Çünkü o belirsizlik kötü yaşadığımız hayattan, bizi mutsuz eden, bizi strese sokan hayattan daha iyi gelmiyor.
Daha kötü geliyor, daha korkutucu geliyor.
O yüzden mutsuz olduğumuz halde ilişkilerimize tutunuyoruz, yaşadığımız hayata tutunuyoruz.
Ufacık bir değişiklik yapmak, ufacık bir adım atmak bile bize çok zor geliyor.
Ama yolculuk dediğiniz şey bu durağınlıkla barış yapmanıza izin vermez.
Yani bir belirsizliği kucaklamak, alışkanlıklarımızdan sıyrılmak ve hayatın akışına...
teslim olmak demek aslında o yolculuk.
Ve bu bizim bir şekilde içsel ihtiyacımız haline geliyor.
Ve o yolculuğun her adımında, her kilometresinde A noktasından B noktasına gitmiyorsunuz.
Yani sadece bir yerden başka bir yere gitmekte kalmıyorsunuz.
Aynı zamanda kendinize de yeni bir yön keşfediyorsunuz.
Kendi sınırlarınızı aşarken bilinçaltınızdaki derin yaralara dokunuyorsunuz.
Birçok felsefi düşünür, yaşamı bir yolculuk olarak tanımlıyor.
Mesela Sokrat. Sokrat'a göre doğru bir yaşam, İçsel bir yolculuktur.
Çok basit değil mi? Böyle basit şeyleri de cümleleri de çok severim bu arada.
Ama belki de gerçekten anlamlı bir hayat yaşamanın sırrı dışarıdaki yolları değil içerideki yolları keşfetmekten geçiyordur.
Çünkü hep hayatın anlamını arıyoruz.
Bunun arkasında hep neden ve bir amaç var.
Belki de tamamen içeride bir yolculuğa çıkmak lazım.
Ama bu yolculukların çekiciliği sadece fiziksel bir değişimden değil.
Psikolojik bir yenilenmeden de geliyor.
Yine örnek vereceğim mesela.
Çok örnek veriyorum Freud'dan.
bölümlerinde Freud'a göre insanın en büyük güdüsü bilinçaltındaki arzularını anlamak ve o arzuları hayata geçirmektir.
Bu arzuları anlamak bile çok büyük bir adımdır.
O içsel yolculuk diyoruz ya çok şanslıdırlar bilinçaltlarındaki arzuları anlayanlar ve bu arzuları hayata geçirmeye çalışanlar.
Yolculuklar bilinçli zihnimizi bir kenara bırakıp bilinçaltındaki dünyaları ve düşünceleri serbest bırakabileceğimiz alanlar yaratır ve dünyanın büyüklüğünün kafasıdır.
Kafanın içindekilerden ibaret olmadığını hatırlarsın bir yolcular çıktığında.
İşte bu yüzden yolculuklarda kendinizi daha özgür hissedersiniz.
Yeni bir çevre, yeni insanlarla tanışmak, farklı kültürlerle tanışmak.
Bunlar sizi var olduğunuz noktadan içsel bir şekilde uzaklaştırıyor ve sizi yeni bir dünyayla tanıştırıyor.
Yani bu çok heyecanlı değil mi ya?
Yani zamanın geçişine de farklı bir şekilde bakıyorsunuz.
Yaşadığınız anın değerini daha çok hissediyorsunuz.
Çünkü günlük rutinin içinde kaybolmuş olan...
o anı tekrar hatırlamanıza yardımcı oluyor o tren yolculuğu ya da o araba yolculuğu o anın içinde kaybolmak sadece mevcut olanla var olmak geçmiş
ve gelecek arasındaki sınırları nasıl söylenir yıkmaktır doğru şey bu yani geçmiş ve gelecek arasındaki sınırları yıkıyorsunuz mevcut olanla var olmak arasında kayboluyorsunuz
o an içinde kayboluyorsunuz yani şu anı tam anlamıyla yaşamanın En büyük mutluluk olduğunu söylerler ya o yüzden anı yaşa derim.
Benim de öyle bir videom var viral olan.
Bu bizlerin yolculuklarda bulduğu huzurdur.
Andayız anı yaşıyoruz.
Şimdi olmanın zenginliğini en derinden hissediyoruz.
Ve yeni bir kimlik sunuyor bu size.
Yani tiyatro gibi ben bir tiyatrocuyum biliyorsunuzdur belki.
Tiyatro oyununda bir karaktere bürünmek gibi bir yere seyahat etmek kimliğimizi değiştirme fırsatı sunuyor bize.
Yoldayken geçmişteki etki.
Marketlerimiz, tanıdık maskelerimiz düşüyor.
Yeni bir yerde kimse beni tanımıyor diye düşünüyorsunuz.
Ve bu size özgürlük sunuyor.
Kendiniz olma özgürlüğü sunuyor.
Kendinize yeniden şekil verebilme özgürlüğü sunuyor.
Belki de yolculukların içinde kimliğimizi en saf haliyle buluyoruz.
Kendimizi tanıyoruz. Kim olduğumuzu tanıyoruz.
Belki hiç tatmayacağımız bir yemeği tadıyoruz.
Hiç dinlemeyeceğimiz bir müziği dinliyoruz.
Hiç adım atmayacağımız topraklara adım atıyoruz.
Ya da hiç iletişim kuramıyorken.
insanlarla o an iletişim kuruyoruz.
Çünkü dış dünyayla kurduğumuz bağlar geçici.
Bütün bu saydığım şeyler içsel dünyanızda çok daha gerçek bir hal alıyor.
İnsanda nadir görülen şey özgün eylemdir.
Çoğu kişi aslında başkasıdır.
Düşünceleri başkalarının fikirleridir.
Yaşamları taklit, arzuları alıntıdır.
İnsan kendini zamanda ilerleyen bir nokta olarak görmek ister ama sabit duruyoruz.
Ve zaman üstümüzden akıp gidiyor.
Bu da filmden çok güzel bir alıntıydı.
Yolculuğun da tam olarak tanımı bu aslında.
Sabit duruyoruz, zaman üstümüzden akıp gidiyor.
Ama o yolculuğa çıktığında ister içsel, ister fiziksel...
Zamanı yakalıyorsun. O zamanla birlikte sen de akıp gidiyorsun.
Ve iyileşiyorsun yani.
Özellikle yalnız çıktığım yolculuklarda çok iyi bir ruh haline büründüğümü hatırlıyorum.
Mutlu oluyorum. Yani stres, kaygı bunların hiçbirisini yaşamıyorum.
Ve gerçekten de yaşadığım hayatı, içinde bulunduğum bütün olumsuzlukları geride bırakma fırsatı sunuyor bana bu durum.
Ve artık daha yoğun içerik üretmeye de karar verdim.
Hem Instagram'da hem burada.
Şu an bunu dinleyen ekip arkadaşlarım belki gülecekler.
Çünkü her seferinde haftada 3 bölüm mü atsak 2 bölüm mü atsak ne yapayım şunu çekeceğim bunu çekeceğim bu nasıl olur falan diye onlara danışıyorum.
Onlar da diyorlar ki harika olur şöyle yapalım böyle yapalım ya da olmaz.
Bana yol gösteriyorlar sonra ben 2 hafta ortadan bir kayboluyorum falan.
Anca bir bölüm çekip paylaşıyorum artık bana inanmadıklarını.
Düşünüyorum bu konuda.
Neyse artık çalışkan bir insanım ve bu konuda bir şey söylemiyorum.
Yapacağım ve göreceksiniz diyorum.
Hatta diyeceksiniz ki yeter artık bu kadar bölüm gönderme bize diyeceksiniz.
Ama artık bunu yapacağım çünkü bana iyi gelen şeyin bu olduğunu biliyorum.
Konuşmak olduğunu ve sizinle paylaşmak olduğunu biliyorum.
O yüzden her şeyin iyiye gideceğine inanıyorum.
Bu arada her şeyin iyiye gideceği inancı insana özgü bir fantezi kesinlikle.
İnsan ölümü aşacağını düşünüyor.
Ölümden kaçamayacağını biliyor.
Bunu yapan tek hayvan bu arada.
Diğer hayvanlar anı yaşıyorlar.
Bu başta söylediğim anı yaşa anı yaşa mottosu diğer hayvanlar için geçerli.
Ve insanlar bunu yapamadığından umudu icat etmişler.
Ben de... çok umutluyum bu konuda artık kendime dair umutlarım var hayallerim var biraz da kendime sürekli dışarıdan bakarak acaba bu kız benim arkadaşım
olsaydı ona nasıl önerilerde bulunurdum diyorum çoğu zaman işe böyle baktığımda kendimi sevmeye başladım kendime çok kötü davranmışım ben yani her gün aynaya baktığımda sürekli
başarısız olduğumu hatırlatıp bunda da başarısız oldun bunda yapamadın bak bu cümleyi söyledin kesin yanlış anladılar burada niye daha iyi konuşamadın hala bunu neden gerçekleştiremedin
sürekli böyle toksik bir ebeveyn gibi hissediyorum kendimi artık aynaya baktığımda hani anne baba bu kadar eziyet etmez yani çocuğuna ben kendime Kendi çocuğummuş gibi davranıp kötü
bir ebeveynlik yapıyorum.
Bunun açıklaması bu.
Sürekli azarlıyorum, aşağılıyorum, hor görüyorum, başarısız olduğunu sürekli hatırlatıyorum.
Kendime bunu yapmamam gerektiğine karar verdim.
Hayır başarılı olacaksın.
Başarısız olmak da bir başarıdır.
Bunu da her yerde söylüyorum bu arada.
Kendimi buna inandırmış değilim.
Gerçekten buna inanıyorum.
Bu başarısızlıkları yaşamasam nasıl başarı yaşayacağım?
Ki başarı da kime göre neye göre başarı.
Yani benim için bugün kaçamak yapmadan sağlıklı beslenmek çok büyük bir başarıdır.
Öbürüne göre başka bir şeydir ama böyle ufak başarılar aslında büyük başarıları getiriyor.
İşte oraya astım mesela sabah saat 6'da kalk otur bir podcast kayd...
Adet filminizde işte ne bileyim onu yap bunu yap.
Bir sayfa yazı yaz. Bir paragraf yazı yaz.
Ya bu küçük şeyler bizi başarıya götürüyor.
Bence biz biraz da bu yüzden korkuyoruz.
Çünkü bir anda her şeyin olmasını istiyoruz.
Ama o işler hiç de öyle olmuyor.
Yolculuk yapmak istiyoruz.
Çünkü bilinçaltımızda hayatın monoton akışından, günlük rutininden ve alışkanlıklarımızdan kaçmak istiyoruz.
Her gün aynı şeyleri yapmak bizi bir noktada sıkıcı bir güvenlik alanına hapsediyor.
Ama o yolculuğa çıkma hissi bize dediğim gibi belirsizlik sunuyor.
Ve bu belirsizlik aslında bir tür özgürlük arzusu.
Bence böyle. Belki de hepimiz içimizde doğduğumuz andan beri özgür olmak istiyoruz.
Baskıladılar. Bize baskı uyguladılar.
Toplum bizi şekillendirdi ve biz özgürlüğü ve özgür olmayı unuttuk.
Yani kendimiz gibi davranmayı, kim olduğumuzu falan bilmiyoruz.
Kendimiz gibi davranmayı da unuttuk.
Ve bu yolculuklar o yüzden bence özgürlük arzusu diyorum.
Çünkü kaybolmuş hissediyorsan belirsizliğe adım atarak yeniden kendini bulmayı umut edersin.
Yolculuklar kontrolü kaybetmekten korksan da aslında içsel huzur bulabileceğin bir alan yaratıyor sana.
Çünkü biliyorsun ki yolda ilerlerken o yolda adım atarsan atarken hayatın karmaşasını geçici olarak arkada bırakıyorsun ve kimse sana nereye gideceğini söylemiyor.
Bu özgürlük aslında seni kendi iç yolculuğuna çıkaran bir araç oluyor ve bu araç içindeki kimliği yeniden keşfetmen için seni cesaretlendiriyor ve bir yerlerde kaybolmuş
bir parça olduğunu hissediyorsun.
Bunu hissediyor musun?
Bunu hissediyorsan lütfen benimle paylaş.
Bunu ben tek başıma hissediyor olamam herhalde.
Bu konuda yalnız olduğumu düşünmüyorum.
Ve yola çıktığında bilinçaltında kayıp bir anlamı bulmaya çalışıyorsun.
Arayışın bu yönde. İşte belki de bu yüzden yeni bir yer sana unuttuğun duyguları ve kaybettiğin umutları hatırlatacak gibi geliyor.
Bu arada bu olur.
Bir şeye canınız sıkılır, moraliniz bozulur, şehir değiştirmek istersiniz, gitmek istersiniz, biraz kafa dağıtayım dersiniz.
Bu tam olarak bu.
Bunun karşılığı yani.
Uzaklaştıkça aslında kendine daha da yakınlaşıyorsun.
Belki de yolda kaybolmak seni en gerçek halinle karşılaştıran bir ayna oluyor.
Ve attığın her adım sana unutulmuş olan duyguları, gizli korkularını ve belki de yıllarca bastırdığın isteklerini hatırlatıyor.
O yüzden yolculuk dönüşüm demektir diyorum.
Hem dışarıda hem içinde bir dönüşümdür bu.
Ve belki de en çok bunu hissediyorsun.
Yola çıktıkça kendine daha yakın hissediyorsun.
Çünkü yolculuklar seni her zaman bir adım daha güçlü kılıyor.
Vay be bunu yapabildim diyorsun yani hiç tanımadığım bir yere geldim hayatta kaldım diyorsun.
Kimsenin yardımı olmadan desteği olmadan ben bugün hayatta kaldım karnımı doyurdum.
Yeni bir insanla tanıştım merhaba dedim üzüldüm.
Hiç de başka bir şehirde illa ülke olmasına gerek yok.
Başka bir şehirde gün geçirdim saatlerimi geçirdim gezdim falan.
Ben Ankara'nın hiç daha önce gitmediğim semtlerinde bile bunu yaşıyorum bu arada ya.
Sizde oluyor mu bilmiyorum bu.
İlk gitmek istediğim yerlerden biri İstanbul mesela İstanbul'a böyle bir 3 haftalık bir zaman dilimi vereceğim ve orada gezmek istediğim müzeleri gezip gezmek istediğim sokakları gezeceğim bunu tek başıma
yapmayı çok istiyorum tek başınıza yaptığınız yolculuk size çok iyi gelir ama sevdiğiniz biriyle yaptığınız yolculukta sanki bir.
Seans gibi yani ben de öyle.
Yolda giderken konuşmak, hayaller kurmak, tartışmak.
İşte o bastırdığın duyguları açığa çıkarmak.
Belki yüzleşmek. Sevdiğin biriyle de böyle yolculuklar.
İnan ya iyileştiriyor ya durumu koparıyor.
Ama bunu yapmakta fayda var.
Kesinlikle yapmakta fayda var.
Biriyle yolculuk yapmak da iyileşmek demektir.
Kendinle yaptığın yolculukla iyileşmek demektir.
Sen yeter ki kendini iyileştirmek iste.
Ve o yola çık.
İster içsel.
ister fiziki olarak söylüyorum bunu, olduğum yerde kalmaktan asıl çok korkuyorum.
Beni en çok kaygılandıran şey bu.
Kaybolan parçaları bulmayı ve içimdeki gücü hatırlamayı çok istiyorum.
Bu konuda konuşmak bile bana bunu hatırlattı bu arada.
Sevgili dinleyici, yolculuk yapmak bazen sadece bir adım atmak değil, içindeki kaybolan huzuru yeniden bulmaktır.
Yola çıkarken en uzak yerlere değil, kendi içine yolculuk yapmayı unutma.
Adissio'nun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Bu arada yola çıkınca bana haber verin.
Ben de geleceğim çünkü. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
