
Mutsuzluğa Alışmak-Yok Bana Bu Cihanda Bir Yer
23 Eylül 2025 · 6 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Son günlerde mutsuzluğa alıştığımı hissediyorum ve bu durum beni korkutuyor.Bu bölümü size karanlık odamda,battaniye altında kaydediyorum.Her şey çok karışık.Toparlamam için önce bu bölümü kaydetmem gerekiyordu.İyi dinlemeler.
Transkript
Bölüm 3. Bölüm 3'e geldik.
Bugün kendimi hiç iyi hissetmiyorum.
İtiraf edeyim, bu seriye kendimi iyi hissetmek için başladım.
Belki sizinle her gün konuşmak bana iyi gelecek diye düşündüm.
Ama şu an tam da en iyi hissetmediğim saatlerdeyim.
Mikrofonu aldım elime ve hemen bir bölüm çekmem gerekiyor dedim.
Oyalanmadan. Normalde erteleyecektim.
Bu seriyi erteleyecektim ama 3.
bölümden zorla da olsa devam etmek istiyorum.
Çünkü bana mesajlar atıyorsunuz, size iyi geldiğini söylüyorsunuz.
Çoğu zaman mutluyken bölüm kaydediyorum.
İnsanlar bu tür işleri, işte video çekmek, sosyal medyada bir şeyler üretmek falan bunları hep mutluyken, motivasyonları yerindeyken falan yapıyorlar.
Ama ben burada en dürüst halimle sizinle olmak istiyorum.
Çünkü acı çektiğim, mutlu olmadığım...
Ve kendimi iyi hissetmediğim her zaman ben de kendimi dinliyorum ve kendimle birazcık dertleşmeye çalışıyorum.
Ve bunu da yansıtmak istiyorum size yani.
Mutsuzluğumu yansıtmak istemiyorum tabii ki ama böyle günlerde nasıl başa çıkıyorum bu duygularla birazcık bunlardan bahsedelim istedim.
Belki şu an benim gibi olanlarınız vardır aranızda.
Sadece şunu biliyorum ben...
Bu bölümlere başladığım günden beri mutsuzlukla, başarısızlıkla, ait hissedememekle alakalı konuşuyorum.
Çünkü bunların konuşulması gerektiğine inanıyorum.
Eğer zamanında birileri benimle bunları konuşsaydı ve bunların aslında normal duygular olduğunu, benim anormal olmadığımı söyleseydi belki hayat daha katlanılabilir olurdu.
Zaman kaybetmezdim.
Bunları kendi kendime öğrendim.
Yani burada bir sorun var dedim, okudum, dinledim, izledim, insanlara danıştım, sohbet etmeye çalıştım, konuştum.
Ve bunların çok normal duygular olduğunu anladım.
Nasıl ki mutlu oluyorsak, huzurlu hissediyorsak ve bazen hani bazı günler hiçbir şey hissedemiyoruz.
Nötr geçiyor ya. Mutsuzluk da bunun bir parçası, yaşamın bir parçası.
Ama tuhaf bir şey var benim yaşadığım.
Ben mutsuzluğa çok alıştım.
Kendim de şunu gözlemliyorum.
Bu bölümleri ilk çekmeye başladığımda, sosyal medyaya içerikleri ilk üretmeye başladığımda çalışma masamda çok düzenli bir ortamda bunu yapıyordum.
Sonra ortam kalabalıklaşmaya başladı.
Şu an gerçekten odamda adım atacak yer yok.
Tabii eve gelen kollerin de bunda etkisi var ama ben eskiden düzenli bir insandım.
Sonra düzenli olmaya kendimi zorladım.
Ama artık saldım.
Bu dağınıklığı toparlayacak gücüm...
Yok. Bu daha önce de başıma gelmişti.
Ama hiç bu kadar dağınık olduğumu hatırlamıyorum.
Ve size bu podcastı yatağımdan çekiyorum.
Polar battaniyemin altındayım.
Belki siz de şu an böyle bir ruh haliyle polar battaniyenizin altında beni dinliyorsunuzdur.
Neyse bugün... Mutsuzluğu konuşmak istedim.
Farkına vardığım bir şeyden bahsetmek istiyorum yani.
Mutsuzluk artık bana çok normal gelmeye başladı.
Bu cümle ilk bakışta sessiz gibi duruyor, evet.
Ama içi çok dolu.
Bu bir teslimiyet değil kesinlikle.
Ama bir tür alışma, kabullenme, belki de duyarsızlaşma, evet buna böyle diyebiliriz.
Ve işte tam da bu noktada mutsuzluk asıl ağırlığını koyuyor.
Çünkü bir duyguya alıştığınızda artık onun içinden çıkmaya da çabalamıyorsunuz.
Şimdi buna öğrenilmiş çaresizlik diyorlarmış.
Yani bir süre mücadele ettikten sonra işe yaramadığını düşünüp tüm gücünüzü bırakıyorsunuz.
Sanki hayata karşı değil de artık kendinize karşı bile umudunuz kalmıyor.
Ve mesele şu, ben mutsuz olduğumun farkındayım ve farkındalık içten içe acı veriyor.
Şimdi acı, daha doğrusu varoluşsal acıyı...
yaşamın kendini sorgulatması olarak görüyor mesela Kierkegaard.
Diyor ki insan ne olduğunu fark ettiğinde acı duymaya başlar.
Mutluluk ihtimali bile artık bana yabancı geliyor dediğim gibi.
Yani ne yapacağımı bilmiyorum.
Ne yapacağımı bilemez hale geliyorum.
Mutlu olsam ne yaparım ki diyorum bazen.
Bunu da düşünüyorum. Sanki acı yoksa ben de yokmuşum gibi hissediyorum.
Ama burası bir çıkmaz değil dediğim gibi.
Bunun da farkındayım. Farkındalık her zaman bir adımdır.
Mutsuz olduğumun farkına varmam bile bence çok büyük bir gelişme.
Ya farkında olmasaydım ya ne olduğunu hiç anlayamasaydım.
Bu farkındalık adımı sessizdir, zayıftır, çığlık atmayandır ama var olan bir adımdır.
O yüzden bunu da çok... kıymetli buluyorum.
Belki de bu podcast kaydı kendime attığım bir işaret fişeği gibidir.
Bir yerlerde hala ben varım demek içindir.
Kendime bunu söyleyebilmek içindir.
En azından gelecekte çabaladın diyebilmek içindir.
Ve belki sen de böyle hissediyorsundur.
Eğer hissediyorsan şunu bil.
Bu farkındalık seni bitirmez.
Aksine belki bir gün seni buradan çıkaran şey olur.
Kolyelerim şıkır şıkır ediyor bak yine.
Bu farkındalık seni bundan çıkaran şey de olacaktır.
Mutsuzluğa alışmış olabilirim ama hala içimden bir ses bu hep böyle kalmak zorunda değil diyor.
Belki şimdilik o sesi sadece fısıltı gibi duyuyor olabilirim ama bu da bir şey.
Bu da yaşamak gibi bir şey.
Ve şimdi kaydı bitirirken bu kaydı kapatırken kendime şunu sormadan edemiyorum.
Ne zaman başladım mutsuzluğu evim gibi görmeye?
Belki de bir gün fark etmeden içeri girdim o evden ve bir daha çıkamadım.
Duvarlarına kendi sesimi astım, penceresiz odalarına, umut yerine alışkanlık doldurdum.
Ama işte bu podcast, bu ses, bu kelimeler bir pencere aramak gibi.
Belki açılmayacak o pencere, belki de dışarısı hala gri ama yine de aramanın kendisi bir umut.
Çünkü eğer mutsuzluk bile fark edilebiliyorsa hala içimizde onu reddeden bir şey var demektir.
Hala başka bir hal mümkün diyen bir yanımız var demektir.
Belki çok sessiz, belki çok yorgun ama yaşıyor.
O yüzden bu sesi birilerine değil kendime bıraktım.
Bir gün dönüp dinlediğimde oradaydım diyebileyim diye.
Ve belki artık orada değilim diyeceğim bir gün için.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
