
Bu bölümde Mükremin ve Ramoş ayrılığını konuşuyoruz ve o soruyu soruyoruz: Her şeyi yaptım ama yetemedim,neden terk ettin beni?
Hazırsan dinle
Instagram: eliftukenmeza
Transkript
Öyle miydi o şarkı?
Evet bu şarkı...
Ve Mükrem'in Gezgin.
Biliyorsunuz ki bu şarkıyı Mükrem'in Gezgin'siz, Mükrem'in Gezgin'i de bu şarkısız düşünemiyoruz.
Yani TikTok'a giriyoruz onlar, Instagram'a giriyoruz onlar.
Neden? Çünkü Mükrem'in Gezgin geçtiğimiz günlerde Ramoş'undan ayrıldı.
Artık Ramoş onun Ramoş'u değil.
Ve çok acı bir ayrılık yaşadı.
Ben de bütün süreci takip ettim.
Tüm Türkiye gibi.
Ne oldu, ne bitti, adım adım zaten bütün şeye hakimiz, onların yanındayız gibi.
Neden ayrıldıklarını bilmiyoruz.
Çok merak ediyorum.
Sevgili Mükremin bunu dinliyorsan lütfen bana yaz.
Ne yaptı sana bu ramoş?
Ramoş sen ne yaptın bizim Mükremin'imize?
Boşver Mükremin bir ramoş gider bin ramoş gelir.
Yani etrafta çok ramoş var da.
Hiç Mükrem'in yok. O yüzden çok takmamak lazım.
Ama Mükrem'in Gezgin çok acı çekti bu süreçte.
Çok ağladı, fotoğrafları yaktı, işte anıları yaktı, evini taşıdı, yeni bir hayata başladı falan.
Hastaneye gitti. Geceleri kalktı doktorlara gitti.
Bana bir çare dedi doktor.
Bana bir çare. Ne yapacağım ben aşamıyorum.
Sonra dedi ki bir gün toparlanacağım.
Ama o toparlanma sürecinde bile tabii çok erken daha.
Belki bir senesini iki senesini bulacak onun toparlanması.
Çünkü bu tür ayrılıklarda hemen toparlayamazsınız.
Yani çok gerçekten bence meşgul olmanız gerekiyor onu düşünmemek için.
Neyse ben de dedim ki. Büküm gezgin.
Her şeyi yaptı. Şiddet gördüğünü söyledi.
11 sene galiba 11 sene boyunca onun her türlü derdini tasasını çektiğini söyledi ve dedi ki bir videosunda ne oldu ne yetmedi.
Ne oldu ki yani ben seni çok sevdim bu kadar şeyi yaptım senin için.
Ailemi kırdım, arkadaşlarımı kırdım, herkesi kendimden uzaklaştırdım.
Ben birilerine anlattığım zaman bana diyorlardı ki sen nasıl seviyorsun böyle yani bu aşksa bizim yaşadıklarımız ne?
Mükremin üzgünüm. Bu aşk değil.
Bu ne biliyor musunuz? Bu bence takıntı hali.
Şimdi bu sadece ünlü birinin dramı değil.
Aslında sorunun vücut bulmuş hali bu.
Ben neden bu kadar çok...
Kendimden verdim, hayatımdan verdim ve hala değersiz hissediyorum.
Bu sadece bir ayrılık değil bence.
Bu bir emek yası. Güzel bir kelime oldu bu bölümün adını böyle koyacağım.
Mükremin Gezgin'in ayrılık acısı ve emek yası diye.
Yani birine sabretmenin, kendinden vazgeçmenin, hak etmediğin laflara göz yummanın ve sonunda hiçbir teşekkür almadan masadan kaldırılmanın hüznünü.
yaşıyor Mükremin Gezgin. Bunu hepimiz yaşadık.
Dayağını bile yedim diyor ya ben orada çok üzüldüm yani.
Sürekli şiddet gördüğünü söylemişti.
Bu cümle tek başına bile çok şey anlatıyor.
Çünkü bir insanı sevmek onunla kalmak demek değildir.
Onun en kötü haline bile tahammül etmektir bazen.
Ama biz bu tahammülü aşk sanıyoruz.
Tıpkı Mükremin Gezgin gibi.
Ve işin acı tarafı da ne biliyor musunuz?
Bunu yaparken kendimizi sevmeyi unutuyoruz.
Çünkü zaten sevilmediğimiz bir ilişkinin içindeyiz.
Hani onlar kalkıp size Çok seviyorum.
Senin aşkından ölüyorum.
Sana bunu yapıyorum ama seni sevdiğim için yapıyorum.
Seni kısıtlıyorum. Ne giyeceğine karışıyorum.
Nereye gideceğine karışıyorum. Arkadaş ortamını ben kafama göre organize ediyorum.
İzin vermiyorum falan. Bunların hepsi seni sevdiğim için.
Hayır böyle bir şey yok.
Böyle bir şey yok. Biz bunu yaparken kendimizi sevmeyi unutuyoruz dediğim gibi.
Çünkü sen sosyalleşirsen kendini sevmeye devam edersin.
Çevrende arkadaşların varsa, onlarla oturup dertleşiyorsan, sohbet ediyorsan kendini sevmeye devam edersin.
Sen onu seviyordun.
Ama o seni kendinden uzaklaştırıyor.
Ve o gidince sadece birini değil, kendine benzeyen birini kaybediyorsun.
Biz aşk acısını bu yüzden yaşıyoruz.
Daha önceki bölümlerimde bundan bahsetmiştim.
Olmak istediğin versiyonun Onunla birlikte gidiyor.
Ve sen de bunun acısını yaşıyorsun.
Mükrem'in ne yaptığı günlerce ağladı.
Ve açık açık anlattı.
Sürekli 7-24 biz onun hikayelerinde videolarında canlı yayınlarında gördük.
Uyuyamıyorum dedi. Yemek yiyemiyorum dedi.
Kalkamıyorum dedi. Ve dürüst bir şekilde söyledi.
Ben bu ilişkiye yatırım yaptım.
Herkese karşı onu savundum.
Bakın burası çok kritik.
Ama o bana en çok zarar veren kişi oldu.
İşte burada çok önemli bir nokta var.
Biz bazen kendimizi acı çektiren insanı savunurken buluyoruz.
Bunu hiç yaptınız mı?
Hayır o öyle biri değil.
Hayır hayır onu yapmış ama asla değil öyle değil o.
Siz bilmiyorsunuz onun içeriğini.
Siz onu tanımıyorsunuz. Ben tanıyorum.
Bu hiç böyle bir şey değil arkadaşlar.
Onu haklı çıkarmaya çalışmak kendi kaybımızı meşrulaştırmak gibidir.
Bak bunu hepimiz yaptık ya.
Hepimiz yaptık.
Bunu yapmayın. Dinleyin bizim sözümüzü.
Yapıyorsanız da yapın siz yaşayıp göreceksiniz.
Bir şey demiyorum ama boşuna gitmedi bu yıllar demek için onun iyi biri olduğuna inanmak istiyorsunuz.
Ama gerçek şu o yıllar boşuna gitti.
Aklı gitti yok artık. Geri gelmeyecek.
Bazen sen iyi olsan da dünyanın en iyi insanı olsan da taraf kötü.
Kötü olabilir. Bu çok doğal.
Bazen sevgi seni sevmeyene harcanabilir.
Bu da çok doğal. Bunu böyle boşa harcaya harcaya finalde doğru kişiye harcamaya karar vereceksin zaten.
Ve bu senin suçun değil. Buna tecrübe diyoruz.
Sevgi sadece karşılıklı olduğunda iyileştirir.
Yani öyle zaten artık benim de umudum yok.
çok masallardaki gibi aşklar yaşamak falan.
Yani dışarıyla bağlantıya geçtiğim anda böyle şeylerin mümkün olmadığını görüyorum.
Yani iki kişi birbirine tahammül edebiliyorsa bir noktaya kadar ilişki yaşıyorlar.
Sonra bir şekilde bitiyor gidiyor.
Hayatımıza hep başkaları giriyor ve o yolculukta hayatımıza giren herkesin bir görevi olduğunu düşünüyorum.
Kimileri sadece bomboş giriyor ve acı çekmeniz için giriyor.
Kimileri size kendinizi hatırlatmak için giriyor.
Kimileri motivasyon için giriyor falan.
Sevgi tek taraflıysa seni parçalıyor.
Buradaki sıkıntı bu. Yani o kadar çok sevdiğinde, o kadar çok kendinden verdiğinde karşı taraf bunu hak ettiğini zannediyor.
Ama kimse senin sabrını test etme hakkına sahip değil.
Bunu bir türlü anlamıyor.
Yani bu bir sınav değil, sevgi bir sınav değildir.
Evet bazen kendini sevmeye karar verdiğinde o çok sevdiğin insan seninle aynı masada oturmamaya başlar mesela.
Senin yanından gitmek ister, sana tepki göstermek ister.
Çünkü neden sen bir şeylerin farkına varmaya başlamışsındır?
Artık öz saygın...
Yani kendine saygı duymaya, kendini sevmeye başladığında karşıdaki sana der ki, der ki ne oluyor?
Benim bütün terbiyesizliklerimi, saygısızlıklarımı, sevgisizliğimi, her şeyimi çeken, her şeyime katlanan bu insana ne oluyor?
Bu sefer seni suçlamaya başlar.
Bu sefer sürekli bir kaos, sürekli bir tartışma.
Zaten böyle ilişkilerde hiç huzurlu anlar yoktur.
Yani siz kendi içinizde sürekli bir huzurlu an yaratmaya çalışırsınız.
Aa bana bunu böyle söylemişti dersiniz ki bunu çok düşündüğünüz için söylüyorum.
Mecbur çok düşünüyorsunuz.
Başka çareniz yok. Çünkü kendinizi de haklı çıkarmaya çalışıyorsunuz.
Ama bir noktada suçlanan tarafı olduğunuz için onu da haklı çıkarıp kendinize zarar vermeye başlıyorsunuz.
Evet ben yetersizim.
Evet ben... Ben çok özgüvensizim.
Ben biraz özgüvenli olsaydım eğer bu ilişki böyle olmazdı demeye başlıyorsun.
Ya da ben biraz yeterli olsaydım, biraz güzel olsaydım, biraz zayıf, biraz kilolu neyse artık.
Biraz olsaydım bu ilişki böyle olmazdı haklı.
İşte bazen insanlar size bunu yaparlar.
Mikremin'e de tam olarak bu yapıldı.
Ama Mikremin bunun bence farkı da artık 11.
senenin sonunda vardı.
Bazılarımız böyle çok uzun senelerini veriyor.
Tecrübe dediğiniz şey çok kolay kazanılan bir şey değil.
Yani başında söylüyorum evet bizi dinleyin diye ama bunu kendiniz yaşamalısınız, kendiniz sürünmelisiniz ki bir daha karşınıza böyle insanlar çıktığında artık değerli olduğunuzu hatırlayıp fazlasını, fazla
sevgiyi, fazla ilgiyi, fazla anlayışı.
vermemek için sürünmeniz gerekiyor.
Acı çekmeniz gerekiyor. Çünkü hayat hiçbir şeyi size çok kolay vermiyor.
Bunu işlerde de böyle düşünün.
İlişkilerde de böyle düşünün.
Yani sana iyi bir ilişki verecekse seni önce çok süründürmesi gerekiyor.
Sen de biraz akıllanıyorsan Kendini seçiyorsan karşı tarafı değil, kendi değerini, kendi hayallerini, kendi geleceğini seçiyorsan hayat bir noktada sana gerçekten güzel bir ilişki veriyor.
Ve bir de terk edilmek böyle çok kolay bir şey değil bu arada ya.
Bazen siz ayrılsanız bile, ayrılan kişi siz olsanız bile terk edilirsiniz.
Çünkü o ilişki... Bitmiştir artık.
Bir şekilde birinin noktalaması gerekiyordur.
Öbürü senin cebinde görüyordur.
Noktalamıyordur. Nasıl olsa varlığında yokluğunda çok bir önemi yok.
Orada mısın değil misin belli değil.
Sen bitirirsen bile onu artık istemiyorum desen bile terk edilmiş oluyorsun.
Bazı gidişler bir saatte değil yani yıllar içinde yaşanıyor.
Ve insan her gün yeniden terk ediliyor bunu hatırladıkça.
Aşk öyle bir denklem değil.
Ne kadar verirsen ver birini gitmekten alıkoyamıyorsun.
O yüzden sen git. Arkanı dön.
Ve hiç bakmadan git.
Çünkü insan bazen o ilişkiyi kurtarmak için kendini batırır.
Evet. Onun eksiklerini kendi üzerine alır.
Evet. O ağladığında omuz olur.
Öfkelendiğinde duvar olur.
Ama unutmamak lazım.
Sürekli dayanmak sevgi değildir.
Kendinden vazgeçmek bağlılık değildir.
Sen her şeyi yapmış olabilirsin.
Ama ilişki dediğin şeyi iki kişi yaşar.
Senin çaban tek başına bir ev kuramaz.
Asla bunu yapamazsın.
Yapmaya çalışmış olabilirsin.
Bir ev kurmuş olabilirsin ama o ev bir gün senin başına yıkılır.
Çünkü bu insanlar, bu tür insanlar içinde mutlu olacağı evi bile yakıp giderler.
Alışkın değillerdir ilgiye, sevgiye, anlayışa, mutluluğa, rahata.
Buna hiçbirisine alışık değillerdir.
Yakmaya alışıklardır.
O yüzden o evle birlikte senin emek vererek, senelerce acılar çekerek kurduğun o evi, o ilişkiyi seninle birlikte içinde yakıp gider.
Çünkü bazen mesele yetememek değildir.
Bunu anlamak lazım. Mesela onun zaten dolmayan bir boşluğa sahip olmasıdır.
Sen ne kadar koyarsan koy sevgili dinleyici hep eksik kalacak.
Çünkü o eksiklik seninle ilgili değil.
Onun geçmişiyle ilgili, korkularıyla ilgili, kendine bile açmadığı yaralarla ilgilidir.
Ve sen kimsenin terapisti değilsin.
Ben onu iyileştireceğim ama.
Bir de buna da gerçekten çok gıcık oluyorum biliyor musunuz?
Kimseye bunu yapmadım hayatım boyunca.
Yapmayacağım da. Bu çok yanlış bir şey.
Bu yine kendini haklı çıkarmaya çalışıyorsun.
O kötü ilişkide, sana kötü davranan, sana iyi davranmayan, sana hak ettiğin değeri vermeyen ilişkide yine kendini haklı çıkarmak için bunu yapıyorsun.
Ama o çok acı çekmiş.
Ama o çok yaralı.
Ama o hiç sevinmemiş.
Ben anlatacağım ona. Ben göstereceğim sevilmeyi.
Gösteremezsin. Anlatamazsın.
Yaşatamazsın. O öyle bir şey değil.
Onun tedaviye ihtiyacı var.
Onun sana değil. Onun bir doktora ihtiyacı var.
Onun kendine ihtiyacı var.
O bile kendini tanımıyor ki.
Sen onu nereden tanıyorsun?
O yüzden önce kendine şunu söylemek lazım.
Ben elimden geleni yaptım.
Ama artık kendimi kaybetmeyeceğim.
Bunu söyle kendine. Sevgi bir savaş değil.
Kendinle savaşarak kimseyi yanında tutamazsın.
Bütün bu vedaları falan da kişisel algılamamak gerekiyor bence.
Bazen biri seni değil kendi karanlığını terk ediyor ama en sonunda sen onunla o karanlığa o kadar girmiş oluyorsun ki sana da terk edilmiş gibi geliyor.
Burada önemli olan kendine dönmektir.
Seninle, seninle ilgilenilmeye, sevilmeye.
Yumuşak bakışlara ihtiyacın var.
Anladın değil mi bu bakışları?
Bu bakışlar çok tatlıdır.
Yaşayanlarınız varsa aranızda çok şanslısınız.
Bunu artık ondan, işte bundan, başkasından, bilmem kimden beklemeyi bırak.
Kendinle başla. Bir yürüyüşe çık.
Bir kahve iç. Bir günlük tut.
Bunlar küçük ama şefkatli adımlardır.
Yani o yumuşak bakışları aynanın karşısına geçtiğinde kendine at.
Kendini sevmeye başla.
Birine senelerini verme.
Kendine senelerini ver.
Kendine saatlerini ver. İnan işin sonunda dönüşüyorsun.
Gerçekten dönüşüyorsun.
Mükremin diyor ya ben her şeyi yapmam ama o gitti.
Belki de mesele buydu.
Bir ilişkide her şeyi bir kişi yaptığında o ilişki zaten çoktan gitmiş olur.
Geriye sadece alışkanlıklar kalır.
Ve en çok da alışkanlıklardan ayrılmak can yakar.
Ve şu da değil. Bir ilişki ne kadar uzun sürdüyse o kadar değerlidir diye bir mantık var ya.
Böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok.
Kimi 11 yılda tüketir seni, kimi de bir ayda iyileştirir.
İyileştirebilenler denk gelsin bize.
Çünkü fedakarlık dediğiniz şey sonsuz değil yani.
Biri sana zarar veriyorsa ona emek vermek emek değildir.
O sadece kendini yavaş yavaş eksiltmektir.
Ayrılmak da bazen en büyük sadakattir.
Kime sadakattir biliyor musunuz?
Kendinize olan sadakattir.
Ne güzel söyledim sadakati.
Sadakat. Yeşil çağım gibi.
Ve Mükremin iyileşmeye çalışıyor.
Biz de iyileşmeye çalışıyoruz.
Ve açık açık ağlayabildiği için aslında birçoğumuzdan daha cesur.
Çünkü acıyı saklamak değil ona ses verebilmek iyileşmenin adımıdır.
Ve sen eğer bu bölümü dinlerken...
Kendi ramoşunu düşündüysen şunu hatırla.
Ben her şeyi yaptım diyorsan artık kendin için bir şey yapma zamanın gelmiştir.
Hoşçakalın adisyon dinleyicilere.
Bir sonraki bölümümüzde görüşmek üzere.
Beni niye sevmedin?
Kim var kim gönlünde?
Beni hiç böyle sevmedin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
