
Komşuluk Hakkı - Aslında Hepimizin Uyanmasını Sağlayacak Şey Matkap Sesidir
12 Aralık 2024 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Matkap sesleri, huzurumuzu kaçıran komşular ve Thomas Hobbes’un doğa durumu teorisi… Kaosun başrolde olduğu bölümde, hem komşuluk ilişkilerimizi sorguluyor hem de Hobbes’un ‘herkesin herkese karşı savaşı’nı bizzat deneyimliyoruz.Düzeni kim sağlayacak? Belki Leviathan, belki apartman yöneticisi! Bu karmaşayı dinleyin..
Transkript
Herkese merhaba.
Adisyonun yeni bölümüne hoş geldiniz.
Sabah huzurlu huzurlu uyurken uykumu bir matkap sesi, çekit sesi böldü.
Yataktan bildiğiniz sıçradım ve aslında bugün size başka bir şey anlatacakken bu konuyu anlatmak istedim.
Gün boyunca şunu düşündüm.
Biz neden huzurlu bir şekilde yaşayamıyoruz ve neden başkalarının hakkını hep ihlal ediyoruz?
Hepimizin hayatında mutlaka bir örneği var.
Üst kattan gelen sabaha kadar süren o müzik sesleri ya da sabahın köründe başlayıp gecenin bir yarısına kadar süren tadilat sesleri, apartmanın girişine park edilen arabalar, yanlış saatlerde koyulan
çöpler. Çok şey sıralayabilirim.
Peki niye bazı insanlar başkalarının sınırlarına bu kadar kolay giriyorlar?
Neden bu durum bizi bu kadar öfkelendiriyor?
Ve bu meseleye felsefi ve psikolojik açıdan bakarsak ne görürüz?
Bugün hem Hobbes'un doğa durumu teorisi üzerinden felsefi bir analiz yapacağız.
Hem de bu tür davranışların psikolojik altyapısını inceleyeceğiz.
Ve kapanışı da Sartre'ın o ünlü cümlesiyle yapacağız.
Cehennem başkalarıdır.
Hazırsanız başlıyoruz.
Şimdi ben size birkaç... yıl öncesine götüreceğim.
Hobbes'un doğa durumu.
teorisi diye bir şey var mesela.
Ona göre insanlar ilk başta hiçbir toplumsal düzen ya da otorite olmadan tamamen özgür bir şekilde yaşadıklarında kaos ortamında bulurlar kendilerini.
Bir düşünün mesela tamamen özgürsünüz.
Kimse size bir şey dikte etmiyor.
Fakat Hobbes bu özgürlüğün aslında büyük bir tehlike yarattığını savunuyor.
Çünkü ona göre insanlar doğal olarak bencil varlıklardır ve her birey kendi çıkarlarını ve güvenliğini ön planda tutar.
Bu da sürekli bir rekabet ve güvensizlik yaratır.
Yani doğa durumu her şeyin savaşa döndüğü, kimseye güvenilmeyen bir ortam.
Bu ortamda insanlar kendi hayatlarını korumak için her an başkalarına zarar verme potansiyeline sahiptir ve bu durumu herkesin herkese savaşı olarak tanımlıyor.
Bu felsefi bakış açısıyla toplum olmadan insanların ne kadar tehdit altında olacağını dahil de çok çarpıcı bir bakış açısı sunuyor bize.
Şimdi insanın barış içinde yaşaması için bir çözüm gerekir değil mi?
İşte burada toplum sözleşmesi devreye giriyor.
İnsanlar doğa durumunda kendi güvenliklerini sağlayamazken bir toplum sözleşmesi yaparak kendi haklarından bazılarını devrederler ve bu sayede düzeni sağlayan bir otoriteye teslim olurlar.
İşte burada yine Hobbes'a göre insanlar güvenliklerini sağlamak için Levitan olarak adlandırdığı güçlü bir devlete ihtiyaç duyarlar ve Levitan onun eseri Mutlak bir egemenliği temsil
ediyor Hobbes'un levitanı.
Bireyler özgürlüklerinden bazı hakları devrederek toplumda düzeni sağlayan güçlü bir devletin egemenliğini kabul ediyorlar.
Ve bu kabul güvenli ve huzurlu bir toplumun temellerini atıyor ki zaten herhalde güvenli ve huzurlu toplumun...
Temelleri de bence kurallardan geçiyor.
Ama bu şekilde insanlar huzur içinde yaşayabilirler mi?
Yani bir otorite olmadan düzen sağlanamaz.
Evet insanlar her an birbirine karşı tehdit oluşturur ve bu kurallar sayesinde insanlar huzur içinde yaşarlar.
Bir otorite olmadan da düzen sağlanamaz.
İnsanlar her an birbirine karşı tehdit oluşturur.
Bu yüzden güçlü bir devlet insanlar arasındaki çatışmaları önler ve onların güven...
Şimdi Hobbes'un devlet anlayışı aslında oldukça radikal bir öneri.
Çünkü mutlak monarşiyi savunuyor.
Yani insanların huzur içinde yaşaması için tek bir güçlü hükümdarın olması gerektiğini söylüyor.
Çünkü ancak böyle bir hükümdar toplumu düzenleyebilir ve insanların birbiriyle savaşmasını engelleyebilir diyor.
Devletin gücünü kabul eden insanların bunun karşılığında kendi özgürlüklerinden bazılarını kaybetmeleri gerektiğini de savunuyor.
Ben bunu savunmuyorum.
altını çiziyorum. Ben sadece kuralları savunuyorum.
Bu devlete mutlak bir güç verir diyor ama güvenliği de sağlar diyor.
İşte buna rağmen onun bu yaklaşımı oldukça tartışmalı olmuş bugüne kadar.
O zaman pek çok filozof mutlak monarşinin bireysel özgürlükleri ihlal edeceğini savunmuş ve demokratik devlet anlayışını önermiş.
Ama Hobbes'un söylediği şu aslında güvenlik olmadan özgürlük anlamsızdır.
Eğer herkes özgürlüğünü sınırsızca kullanmaya kalkarsa kaos ve şiddet Kaçınılmaz olur.
Görüşleri çok sert ve mutlak gibi görünebilir size ama aslında bugün de hala geçerliliği olan bir soruyu işaret ediyor bence.
Huzuru bulmak sadece özgürlükle mümkün yoksa düzen ve otoriteyle mi?
Hobbes'un doğa durumu teorisi aslında özgürlük ve düzen arasındaki dengeyi sorgulamamıza da neden oluyor.
Belki de bu ikisi bir arada var olabilir ama bunun da bir sınırı vardır diye düşünüyorum.
Çünkü kaosun ortasında huzuru aramak...
başkalarının güvenliği ve özgürlüğüyle uyum içinde olmayı gerektiriyor.
Bunu yapmak sadece insanın kendi çıkarlarını değil başkalarının haklarını da gözetmelerini sağlar.
Hobbes'un bu güçlü devlet anlayışı bir tür toplumsal sorumluluk felsefesiyle birleşiyor bence.
Güvenliği sağlamak için başkalarının huzurunu bozmamak aslında daha büyük bir huzurun temellerini atıyor.
Şimdi bir apartmanda bile biz bir ülkede yaşıyor gibiyiz.
Buranın da kuralları var.
Yapılması gereken şeyleri var, yapılmaması gereken şeyleri var.
Ama bu kuralları dinleyen insan sayısı çok az.
Ve siz kuralları dinleyenler bazen kuralları dinlemeyenlere karşı bu savaşı kaybediyorsunuz.
İşte burada da devreye bence irade ve inat giriyor.
Hobbes'un mesela korktuğu şey insanın sadece kendi çıkarlarını düşünerek kalsa sürüklenmesi.
Ama onun düşüncesinden başka bir çözüm de bulabiliriz belki.
Bence huzur başkalarının huzurunu bozmadan da bulunabilir.
Eğer hepimiz... Bir adım geri atıp hem özgürlüğümüze hem de başkalarının haklarına saygı gösterirsek belki de kaos değil güvenli bir toplum inşa ederiz.
Sakin bir apartman inşa ederiz.
Sabahın köründe matkabı tak tak tak vurmayız belki.
Bir nezaket kuralları vardır değil mi sevgili komşularım?
Şu saatlerde evimde tadilat olacak.
Verdiğim rahatsızlık için üzgünüm diye bir yazı asarız.
Ya da çöpümüzü doğru düzgün bir çöp torbasında koyarız.
Ya da aracımızı getirip kapının önüne park etmeyiz.
Ya da bahçeye çöp atmayız falan falan.
İşte bu felsefi düşünceler böyle derinleşirken toplumsal yaşamın anlamını da hep birlikte...
sorguluyoruz. Ben bunu tüm gün boyunca sorguladım.
Hobbes'un bu devleti belki de zamanla şekil değiştiriyor ama düşündürmesi gereken bence bir şey var.
Belki de yaşamak yalnızca özgürlük değil, aynı zamanda karşılıklı sorumlulukla mümkün.
Yani sevgili dinleyici, huzur başkalarının huzuruyla dengelenmedikçe sağlanmıyor.
Peki bu teoriyi kişisel hayatımıza nasıl uygulayacağız?
Komşumuz neden bir başkasını rahatsız eder?
İşte burada bence psikoloji devreye giriyor.
Buna psikolojik açıdan baktığımızda başkasının alanını ihlal etme, bazı temel dürtülerin bir yansıması bence.
Çok insan farkında olmadan bu tür davranışları, kendi güvensizliklerini, öfke birikimlerini veya kontrol...
etme isteğini dışa vurmak için kullanıyor.
Komşuyu rahatsız etmek genellikle duygusal bir tepki olarak karşımıza çıkar.
Yani birisi sürekli gürültü yapıyorsa belki de kendi iç dünyasında bir huzursuzluk var ve bu huzursuzluğu dışarıya yansıtıyor gibi düşünebilirsiniz.
İnsanlar çevrelerinde olanı biteni kontrol etmek istediklerinde bazen başkalarının huzurunu bozan davranışlar sergileyebilirler.
Bu bilinç altında bir güvenlik arayışı olabilir.
Şöyle düşünüyor olabilirler.
Eğer etrafımda her şey kontrolüm altında olursa ben de güvende olurum.
Her binanın bir psikoloğu olmalı, terapisti olmalı ya.
Yani her mahallenin bir muhtarı var ya bence her mahalleye bir tane de terapist lazım.
Bazen de mesela başkaları rahatsız etme durumu bu derinlerdeki öfke veya hayal kırıklığına da dayanabilir.
İnsanlar genelde yaşadıkları olumsuzlukları, çevrelerinden intikam almak.
ya da bunları dışarıya yansıtmak için kullanabilirler.
Ama aynı zamanda bazı insanlar başkalarının haklarına ve huzuruna yeterince saygı göstermeyebilirler.
Yani bu da ihmal ve sorumluluktan doğan bir huzursuzluk yaratır.
Yani huzursuzluk yaratan bir sürü sebep olabilir.
Umarım komşularımdan uzak, kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerde yaşayabilirim.
Bence bu tür insanlar başkalarının huzurunu kaçırırken Kendi huzurlarını da kaçırdıklarını fark etmiyorlar.
Huzursuz olmak da çok zor ya.
Bazı komşulardan gerçekten Allah korusun bu arada.
Yani ev alma komşu allafı o kadar doğru ki.
Benim yoksulluk kader mi?
Podcast'ımda bölümümde anlattığım şey mahalle kültürü işte komşuluk kültürü aslında herkesin birbirinin evini birbirinin çoluğunu çocuğunu gözettiği o sistem artık ne yazık ki yok.
Bu özel alanı ihlal etme sadece komşulukla alakalı bir şey değil.
Otobüste gidiyorsunuz yanınıza biri oturuyor yayılıyor adamın suratına bakıyorsun toparlanma tenezzülünde bile bulunmuyor ya da işten yorgun çıktın yine otobüstesin gelene kadar bağıra bağıra telefonla konuşuyor yüksek
sesle telefondan video dinliyorlar.
Yani kulaklık ihtiyacı falan hiç yok.
Sanki kendi evinde, kendi odasında çok rahat bir şekilde yanındaki insanlar suratına bakıyor, uyarıyor falan.
Asla duymuyorlar yani.
Kendi dünyalarındalar.
Uyarılarınızı da duymuyorlar. 40 kere uyarsanız bile kapatmıyorlar.
Toparlanmıyorlar. Hareketlerine çeki düzen vermiyorlar.
Bir toplu alanda olduklarını, bir topluluk içinde olduklarını asla umursamıyorlar.
Son zamanlarda böyle bir yozlaşma var bu ülkede.
Buna dikkat ediyor musunuz bilmiyorum ama biz ne ara bu kadar başkasını düşünmeyen insanlar olduk.
Bu durum beni çok korkutuyor ve çok üzüyor.
Biraz da bu yüzden çocuk yapmak istemiyorum biliyor musunuz?
Bu dünyaya ben nasıl çocuk getireceğim?
Çünkü dünya hassas kalpler için bir cehennemdir.
Artık git gide daha da cehenneme dönüşüyor.
Bence en büyük çürüme burada başlıyor.
Duyarsızlık. Sonuçta hepimiz otobüste, apartmanda, okulda, hastanede başkalarının huzuruna ve özgürlüğüne saygı göstermek zorundayız.
Evimizin içinde bile, evimizde yaşayan insanlara karşı bile, ev arkadaşımıza, eşimize, annemize, babamıza, çoluğumuza, çocuğumuza, kardeşimize saygı göstermek zorundayız.
zorundayız. Bu ne devletin ne de bir başkasının sorumluluğu.
Bu hepimizin sorumluluğu.
Yani belki de bugünden sonra komşularımıza ve çevremize bir adım daha yaklaşarak huzurlu bir yaşam inşa edebiliriz.
Az önce dediğim gibi huzur başkalarının huzuruna saygı göstermekle başlar.
Farkında olmak da çok kötü bir şey bence ya.
Farkındalık gerçekten kötü bir şey.
Keşke hiçbir şeyin farkında olmasaydım.
Belki de çok mutlu bir insan olurdum.
Bazen bu kadar da olumsuz olmak istemiyorum insanlara karşı.
Sabah kuş sesleriyle uyanmak varken matkap ve çekiç sesleriyle inşaat sesleriyle uyanınca Sart'a çok hak veriyorsun.
Bu arada Sart bu sözüyle bence başkalarıyla olan ilişkilerimizin bizi nasıl etkilediğini.
Özgürlüğümüzü nasıl kısıtladığını da anlatıyor.
Ona göre başkalarının bizi yargılayan bakışları, beklentileri ve davranışları bazen kendi cehennemimizi yaratır.
Komşularımız da bence bir bakıma bu başkaları.
Onların davranışları bizim huzurumuzu, mutluluğumuzu ve bazen de özgürlüğümüzü etkiler.
Başkalarının varlığı...
hayatımıza sürekli bir müdahale anlamına gelebilir.
Ama burada bir ikilen var.
Başkalarına rağmen mi yaşayacağız yoksa onlarla birlikte mi?
Sonuç olarak başkalarının alanına saygı duymak bir toplumda yaşamanın en temel gerekliliklerinden biri.
Duamız gereği bencil olabiliriz ama bu bencilliği kontrol altına almak insan olmanın bir parçası.
Belki de hepimiz birbirimizin cehennemi olmamak için biraz daha empati yapabiliriz.
Komşuluk ilişkilerimiz aslında hayatın içinde küçük bir toplum sözleşmesidir.
Güzel oldu bu. Evet. Komşuluk ilişkilerimiz hayatın içinde küçük bir toplum sözleşmesidir.
Bunu hemen tweet atacağım.
Bu sözleşmeye saygı duymak hem bizim huzurumuz hem de başkalarının huzuru için gerekli.
Çünkü bu dünyada hepimiz bir şekilde birbirimize bağlıyız.
Başkasının huzuru aslında sizin huzurunuzdur.
Kendinize ve çevrenize.
İyi bakınız. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
