
Bu bölümde, kendini kurtarmanın ne anlama geldiğini, bireyin içsel hesaplaşmalarını ve özgürlüğe giden bu zorlu yolculuğun felsefi temellerini ele alıyorum.Dış dünyanın kaosu içinde,insanın kendi hakikatine ulaşma çabasını ve bu süreçte karşılaşılan engelleri konuşuyoruz.
Transkript
Hayatın tam ortasındayız ve bazen öyle zamanlar oluyor ki çıkış yolu hep başkalarının elinde sanıyoruz.
Sanki birileri gelsin, bizi kurtarsın, elimizden tutsun isteriz.
Ama durup bir düşünmemiz gerekiyor.
Belki de o kurtarıcı, yani aradığımız o kişi aslında bizizdir.
Hepimizin böyle anları vardır.
Bazen birinin omzuna yaslanıp çözüm bulmak isteriz.
Evet belki yardım istemek yanlış değildir ama kendimizden yardım beklemeyi unuttuğumuzda başlıyor asıl problem.
Şunu hatırlamak gerekiyor.
Senin hikayeni senden başkası yazamaz.
Belki zorlu bir geçmiş, belki bir sürü hata.
bir bahane değil. Aksine bir başlangıç.
Mesela bir çocuk düşüyor, ağlıyor ama kalkıp yürümeyi de öğreniyor.
Hayat da böyle. Düşmek var ama kalkmak da senin elinde.
Kendi gölgene bakmayı öğrenmeden ışığı bulamazsın.
Yani kendini keşfetmek kurtarıcını Burada birazcık durup daha da derinlere bakmak lazım.
İnsan niye yardım isteyemez ya da neden kendine güvenemez?
Bunun kökleri çoğu zaman geçmiş deneyimlerde yatıyor bence.
Bir kere birine güvenip hayal kırıklığına uğradığımızda bir daha aynı acıyı yaşamamak için kendimizi geri çekeriz.
Çünkü yardım istemek çoğu insana zayıflık gibi gelir.
Halbuki yardım istemek cesaretin ta kendisidir öyle değil mi?
Yani birini yanımıza çağırmak, ben buradayım, yardıma ihtiyacım var diyebilmek aslında bir özgürlük.
Güven göstergesidir. Kendine inanma meselesine gelirsek...
Buradaki dinamikler de farklı yani toplumun, ailelerin ya da çevrenin yapamazsın, beceremezsin, senden olmaz gibi bu olumsuz söylemleri bilinçaltınıza yerleşiyor ve bir süre sonra kendi sesimizle
konuşmaya başlıyoruz. Bunu yapamam, bunu beceremem, benden zaten olmaz diyoruz ama burada durup şunu sormak gerekiyor.
Bu ses gerçekten benim mi yoksa bana öğretilen bir ses mi?
Sana ait olsa bile...
Bu ses. Bunu kapatmayı da bilmen lazım.
Kendini bil önce. Değil mi?
Ne güzel bir cümledir bu. Çok güzel bir söz bu arada bu ya.
Çok kısa değil mi? İki kelimelik.
Çok büyük bir anlam barındırıyor içinde.
Tam da bu noktada devreye giriyor bu cümle bence.
Kendini tanımak. Kendi gücünü fark etmekle başlar.
Çünkü bilmediğimiz bir şeye güvenemeyiz öyle değil mi?
İçimize dönüp şunu da sormak gerekiyor.
Ben kimim ve neye inanıyorum?
Ve içinde bulunduğum bu durumdan çıkmak istiyor muyum?
Bunu çözmek istiyor muyum?
Bence kendimizi kurtarmak dediğimizde aklımıza hep büyük kahramanlıklar geliyor.
Fakat bazen bir kahve molası, bazen derin bir nefes almak, bazen kendi kendine söylediğin bir aferin seni kurtarabilir.
İlk adım her zaman fark etmek bir kere.
Kendine şunu sor. Ben bu durumdan çıkmak istiyor muyum?
Yoksa başkalarından mı medet umuyorum?
Bu sorunun cevabı seni harekete geçirecek.
Bak inan, inan öyle olacak.
Gerçek her zaman birazcık cesaret istiyor ama inan bana buna değecek.
Ve her zaman, her zaman, her zaman ben yapamam diyoruz.
Bak bu bize öğretilmiş bir şey tamam mı?
Biz böyle gelmedik dünyaya.
Bir kere dünyaya gelmek bile büyük bir başarı.
Ama bize sonrasında öğretilen şey okulda, arkadaşlarımızın arasında, aile arasında hep bu.
Ve biz de zamanla ben yapamam, ben yapamam, bunu da yapamam, bunu da yapamam deyip kendimizi böyle şartlandırıyoruz.
Ama geçmişte yaşadığın o zor anları bir düşün mesela.
Nasıl atlattın?
İşte o zamanki sen hala burada.
O güce sahip olduğunu kendine hatırlat.
Ben bunu daha önce yaptım.
Yine yapabilirim de. Bu cümle de senin en büyük kurtarıcın olacak.
Ve bazen büyük değişimler değil küçük adımlar bizi kurtarır.
Mesela sabahları kendine birlik yap.
Bir şarkı aç. Bir günlük tut.
Kendine güzel bir cilt bakım rutini oluştur.
Ne bileyim 5 dakika meditasyon yap.
Sabah kahveni balkonda iç.
Ben bunu çok yapıyordum bir ara.
Gerçekten bana çok iyi geliyordu.
Hayat küçük adımlarla yürünecek bir yol.
Kocaman bir maraton değil sonuçta.
Ve böyle ufak ufak rutinler bile seni kurtaracaktır.
Ve kontrol edemediğin şeyleri bırak.
Bak bu adım bence en önemlisi.
Bunu öğrenmek de çok zor.
Ben bunu yeni yeni öğrenmeye çalışıyorum.
Kendimi bu konuda çok eğitiyorum.
Çünkü bunun çok zararını gördüm.
Elimde olmayan şeyler yüzünden stres yapmak bana inanılmaz kilo aldırdı mesela.
20 kilo aldırdı.
Uyku düzenimi bozdu.
Özgüvenimi yok etti. Beni çok telaşlı biri yaptı.
Çok evhamlı biri yaptı.
Çok şüpheci biri yaptı.
Ben bu değilim ki dedim.
Ama ben bu değilim ki.
Bu ben değilim ki. Ne oldu bana?
Neden bunu bu kadar çok kafaya taktım bilmiyorum ama her şeyi kontrol edemezsiniz.
İnanın edemezsiniz. Bu beni fiziki olarak çok yıprattı.
Psikolojik olarak da çok yıprattı.
Bunu toparlamam gerekiyor.
Yine kendimi kendim kurtarmam gerekiyor.
Telaş yapmamam gerekiyor.
Stres yapmamam gerekiyor.
Başkalarının yüzünden gelişen durumlar için üzülmemem gerekiyor.
Başka çarem yok. Bunu çok yaptım.
İnanın bana kazandırdığı hiçbir şey olmadı.
Sıfır. O yüzden diyorum ki dış dünyayı değiştirmek zorunda değilim.
Hiçbirimiz değiliz. Kendimizi değiştirmemiz yeterli.
Hayatımızdaki kaosun ortasında bile düşüncelerimizi yönetebiliriz.
Bu da bizim süper gücümüz.
Bu evet bizim süper gücümüz olsun ya.
Toksik bir ailede büyüdüyseniz bunu zaten biliyorsunuzdur.
Kendi kendine epifeinlik yapmak.
Hata yaptığında kendine kızmak yerine şefkat göstermek.
Yorulduğunda dinlenmene izin vermek.
Yani kendine sana inanıyorum.
Sen değerlisin demeyi öğrenmek.
İşte bu da kurtarıcı.
Bazen bir çıkış yolu aramak yerine bir çıkış yolu yaratmak gerekiyor.
Senin sende neyi kimsenin anlamadığını bilmen lazım.
Bazen karanlıkta kaybolmuş gibi hissedebilirsin.
Ama unutma en karanlık gece bile bir sabaha uyanır.
İçindeki o ışığı bul.
Çünkü sen sadece kendi kurtarıcın değil aynı zamanda kendi ışığınsın.
Ve unutma her zaman olduğundan daha güçlü ve daha değerlisin.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
