
Kaybetmek çoğu zaman acı verir, ama bazen de insanı özgürleştirir. Bu bölümde kayıpların bize nasıl erdem, direnç ve hafiflik kattığını; kazanma takıntısından kurtulunca hayatın nasıl değiştiğini konuşuyoruz.
Transkript
Günaydın Ankara, ben Elif Tükenmez.
Burası kazananların değil, iyi kaybedenlerin frekansı.
Hayatın arka masası. Kimi zaman sessiz, kimi zaman içi dolu küfürlerle ama hep dürüst.
Adisyonun yeni bölümüne hoş geldiniz.
Başlıyoruz. Alkış efekti nasıl koyacağım bilmiyorum.
Neyse buraya bir intro koydum artık.
İntrolarımız olacak. Geçenlerde bir TikTok videosu izledim.
Bir bulayım bir saniye.
Kaybetmeyi konuşacağız.
Kaybetmenin neden daha iyi olduğunu konuşacağız.
Kaybetmek nedir? Bir kere adı bile insanın canını sıkıyor.
Çünkü hep olumsuz kodladık bunu kafamızda.
Çocukken başladık aslında buna.
Yani kazanırsan aferin, kaybedersen surat asılır.
Hep bir yarış vardır, hep bir kıyas vardır.
Ama kimse bize bunu söylememiştir.
Kaybetmenin bir değeri vardır.
Yani bize hep daha yukarı çıkmamız gerektiğini söylediler.
Hep yukarı, hep ileri.
Sana bunu birileri söylememiş olabilir ama hayat kendi yöntemleriyle kaybetmenin daha iyi bir şey olduğunu öğretiyor.
Kaybettiğinde ne oluyor? Önce canın yanıyor.
Belki ağlıyorsun, belki üzülüyorsun, belki kendini kapatıyorsun.
Dış dünyayla iletişimi kesiyorsun, sinirleniyorsun, öfkeleniyorsun.
Ama bir süre sonra fark ediyorsun ki kaybettikten sonra hayatın garip bir sessizliği oluyor.
İşte o sessizlik tam olarak kendini duymaya başladığın...
Yani o sessizliği duyuyorsan aslında çok şanslısın.
Büyük bir yıkımın sessizliğidir o ve o yıkımdan sonra gelecek olan başarının, alkışın ve iyi bir hayatın sessizliğidir.
Belki şu an tam da o sessizlikte dinliyorsun beni.
O sessizlikte ben ne istiyorum?
gerçekten istediğim şey bu mu diyorsun?
Çünkü her şeyi sorgulamaya başlıyorsun.
İnsan hayatının bir noktasında her şeyi sorgulamaya başlar.
Bir kere öyle bir şey asla yok.
Hayatta her şey şüpheden ve sorgudan oluşmuştur.
Bütün icatlar, bütün kitaplar...
Şüpheden ve sorgudan yazılmıştır.
İzlediğiniz bütün iyi filmler bir soruyla ortaya çıkmıştır.
Bu o yüzden güzel bir duygudur.
Sorgulamak, şüphe duymak çok güzel bir duygudur.
İnsanın kendinden şüphe etmesi bence en önemlisidir.
Yani kendinizden şüphe etmiyorsanız asıl sorun nerede diye merak etmeniz gerekiyor.
Araştırmanız gerekiyor.
Ve belki hayatınız boyunca uğrunda deli gibi mücadele ettiğiniz...
Savaştığınız, başarmaya çalıştığınız, okullar okuduğunuz ya da ne bileyim gece gündüz çalıştığınız şey sizin için uygun değildir.
Bununla yüzleşiyorsunuz belki de.
Yani bu asıl ne istiyorum sorusuna en büyük cevaplardan biri o belirsizlik bile.
Bize eğlenceli geliyor olabilir çünkü anlık bu kazanırsın o duyguyu anlık yaşarsın elinde tutamazsın bir ödül töreni gibi düşünebilirsiniz bunu o an alkışlanırsın biter gider ama kaybetmek öyle değildir kaybettiğinde
onun ağırlığı sende biraz daha kalıyor ve o ağırlık sana bir şeyler öğretiyor mutlaka öğretiyor neyi öğretiyor dayanmayı öğretiyor sabretmeyi öğretiyor bazen gülüp geçmeyi öğretiyor geçenlerde
Bir şey okudum bununla alakalı.
Ekolojide buna yeniden çerçeveleme diyorlarmış.
Nedir bu yeniden çerçeveleme?
Olaya başka bir yerden bakmak demekmiş.
Yani kaybı sadece kayıp olarak görmüyorsun.
Ona yeni bir anlam yüklüyorsun.
Bazen o anlam kazandığında elde edeceğin anlamdan daha değerli oluyor.
Bir de şu var bence. Kaybetmek bireyi özgürleştirir ya.
Çünkü artık kaybetmişsindir.
Bir daha kaybetmeyeyim diye bir korkun da yoktur.
Rahatlarsın. Ve bu rahatlık yeni bir şeyler denemeye cesaret verir.
Zaten bunu birkaç bölüm önce anlattığımı hatırlıyorum.
Galiba başarısızlık...
Bölümümde sanırım bundan bahsetmiştim.
Çünkü bu iki konu birbirine çok yakın konular.
Başarılı olan insanların yani o başarıya ulaşan insanların tek bir ortak özelliği var.
Evet yetenek bunun için çok önemli ama sen onu geliştiremiyorsan ve kullanamıyorsan aslında hiç de bir önemi yok.
Buradaki seni başarıya götüren asıl konu süreklilik.
Nedir bu sürekliliği kapsayan şeyler?
Sürekli çaba, sürekli çalışma ve sürekli bence kendini geliştirme.
Yapmak istediğin işte ne yaparsan yap, okumuyorsan, izlemiyorsan, araştırmıyorsan, tartışmıyorsan seni o başarıya ulaştırması çok zor.
O yeteneğin ya da o çevrenin, o network'ün ne yaparsan yap birbirini destekleyen şeyler bunlar.
Çünkü o sende yeni bir kafa daha açıyor yani bir şey okuduğunda.
Bir şey izlediğinde ve belki de gerçekten seni harekete geçirecek, seni uyandıracak cümle henüz okumadığın bir kitabın içindedir.
İzlemediğin bir filmin içindeki bir repliktir.
Evet başarılı insanların ortak bir noktası var.
Bu ortak noktada kaybetmekten korkmamaları, o kapıları çalmaktan korkmamaları, istemekten korkmamaları.
Yani yüzsüz olmaları.
Yani yüzsüz olacaksınız.
Başarılı olmak istiyorsanız bütün kayıpları göze alıp yüzsüz olacaksınız.
Hayatla oynadığınız bir oyun gibi düşünebilirsiniz.
Buna her şeyi verip istediğin şeyi almak gibi düşünebilirsiniz.
Bir insanı kazanmakla ilgili de düşünebilirsiniz bunu.
İlla bir iş, bir hayal falan değil.
Biz ama şeyiz biraz. Nankörüz biraz.
Yani uğruna bir sürü şey kaybettiğimiz, bir sürü şey feda ettiğimiz, şey kazandığımız anda bırakıyoruz.
Vazgeçiyoruz. Bunu bir insan olarak düşünün.
Peşinden koşuyorsun, koşuyorsun, koşuyorsun.
Elde ettiğin an o senin için değersiz oluyor.
Hop hemen peşinden koşacağın başka birini buluyorsun.
Ya da bir iş, ya da bir araba, ya da bir ev, ya da bir telefon.
Neyse artık almak istediğiniz, elde etmek istediğiniz şey neyse ve kimse.
Onu elde ettiğiniz an sizin için değersiz oluyor.
Ama onu elde ettiğinizde onun değerini bilip, onun üzerine daha da fazla şey katabilmek.
İnsanın üzerine de çok şey katabilirsin.
Yani o ilişkiyi daha da iyi bir noktaya getirmek için çabalarsın.
Mücadele edersin ya da yaptığın o işi elde ettiğin o işte en iyisi olmak için mücadele edersin.
Yani bir anda en iyisi olmayacak zaten o bir süreç ya.
O süreçte de kaybedebilirsin birçok şeyi.
Bunu da göze almak lazım ama böyle de nankör olmamak lazım.
O yüzden zaten kaybetmeyi korkmuyorsan aslında başarılı olmayı hak ediyorsundur diyorum ben kısaca.
Çünkü cesaret ediyorsun o şeyi yapmaya adımı atmaya ve bu rahatlık gerçekten.
Şey yapmayacağım bu konuyu biraz geçireceğim ama rahatlık gerçekten çok güzel bir rahatlık.
Ne kaybedebilirim ki?
Motosu senin gerçekten her adımı atmana.
Ama o adımları atarken kaybede kaybede o adımları atarken de temkinli olmana da sağlıyor.
Temkinli olmanı da sağlıyor.
Yani sen boşa adım atmamaya başlıyorsun bir noktadan sonra.
Çünkü nerede kaybettiğini nasıl kaybettiğini de sorgulamaya başlıyorsun.
Nerede hata yaptım diye sorgulamaya başlıyorsun.
Hayat çok garip ya. Çok acayip yani.
Bazen en büyük kazancın kaybettiğini sandığın şeyin arkasından geliyor.
Yani o gerçekten çok doğru bu felsefe.
İşte fırtınadan sonra güneş doğar.
Her şeyin yoluna girmesi için önce trenin raydan çıkması gerekir falan böyle yazılar var ya paylaşımlar tweetler bunlar çok doğru.
Yani o kaybın arkasından bir kazancın geleceğini bilerek mücadele etmeye de devam etmek gerekiyor.
O yüzden kaybettiğinde kendine kızmaman lazım ve bunu bir alışkanlık haline getirmemen lazım.
Sadece bu durum geldiğinde kaybettiğinde Utanma ve yoluna bir şekilde devam etmeye çalış.
Belki de kaybetmek bize şu gerçeği hatırlatmak için var.
Biz insanız, her şeyi tutamayız ve belki de bu yüzden tutabildiklerimizin değeri artar.
Tam olarak az önce bahsettiğim konu.
Tut, kazandıysan bir şey, elde ettiysen o şeyi tut ve mücadele etmeye devam et.
Çünkü o yolda yine kayıpların olacak.
Ve bence kaybetmek DNA iki şeyi öğretiyor.
Birincisi gerçek sınırları öğretiyor.
İkincisi o sınırları nasıl esneteceğini öğretiyor.
Yani kazanmak anlıktır dedik ya bir madalya gibidir, bir maaş zanmı gibidir, bir alkış gibidir ve biter gider.
Yani o artık geçti gitti ama kaybetmek kalıcıdır ve senin içinde durur.
O yüzden sana bunları öğretir ve seni sorguya iter.
Ve aslında hayat iki tür insanla doludur.
Sadece kazanmaya oynayanlar ve oyunun kendisini öğrenmeye çalışanlar.
İlki çok gürültülü, o çok gürültü çıkarır.
Bu ikincisi derinleşir.
Çünkü bilir ki kaybetmek sadece bir son değil.
Bazen bir başlangıçtır.
Ve insan sınırlı bir varlıktır ya.
Yani her şeye sahip olamayız.
Bunu kabul etmek de seni özgürleştirir.
Çünkü artık üstünde her şey tutma baskısı da yoktur.
Kaybetmeyi göze alan risk alır.
Risk alan değişir. Değişen büyür.
Ve tavsiyem şu. Kaybettiğinde kendine kızma dediğim gibi.
Kendine yüklenme. Ama bahane de üretme yani kalbi saklamak yerine onunla otur, onu izle, ondan öğren.
Çünkü kaybetmek sana sadece sabrı değil hafifliği de öğretiyor.
Ve unutma sevgili dinleyici hayat seni bazen yere çalar ve sen orada kalırken herkes yürümeye devam eder.
Ama bir gün fark edeceksin ki o yerde durduğun an, o yere çakıldığın an var ya seni değiştiren andır.
Oradan kalktığında artık eskisi gibi...
olmayacaksın. Ve işte asıl kazanç da budur.
Bazen kaybetmek oyunun en güzel hamlesidir.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
