
Kabakdağı'nda olan olayları ele aldık.
Transkript
Evet, adisyonun yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben Elif. Mikrofon tozlanmış.
Haklısınız. Mikrofonun tozunu üflüyorum ve kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Niye ben böyle bir tuhaf konuştum ya?
Ben böyle yapmıyorum açılışlarımı biliyorsunuz.
Bir de evet ben Elif, hoş geldiniz falan.
Bu saçma bir giriş oldu.
Tam tam podcast giriş oldu bu arada.
Hani böyle podcasterlar var.
Üzerinize alınabilirsiniz.
Böyle konuşarak podcast dili oluşturanlar.
Dizilerde, filmlerde de vardır bunun örnekleri.
Evet bugün kafam çok karışık uyandım ve çok düşündüm ve podcast kaydetmeye karar verdim falan diye devam ederler ve çok bomboş bir konudan bahsederler.
Anladım senin derdin çok önemli ama bence bizimki daha önemli.
Biz bugün önemli bir konudan bahsedeceğiz.
Şimdi bir yere sadece harita üzerinden bakarsanız, adisyon dinleyicileri, orayı bir alan olarak görebilirsiniz.
Bir parsel olarak görebilirsiniz, bir koordinat, bir yatırım fırsatı olarak görebilirsiniz.
Ama o toprağın üzerinde yaşayan insanlar için o durum çok başkadır.
Orada yaşayan insanlar için, orayı var eden insanlar için orası bir yatırım fırsatı değildir, bir koordinat değildir, bir parsel değildir.
Orası bir yaşamdır, orası hafızadır.
Orası dededen kalmış bir mirastır.
Bu mirası maddi olarak söylemiyorum, manevi mirastır ve buna paha biçilemez.
Orası çocukların büyüdüğü yollardır, yüzdükleri derelerdir, fındık topladıkları ağaçlardır.
Bir insanın yıllarca emek vererek kurduğu hayattır.
Bir ömürdür ya. Bugün size tam olarak böyle bir yerden bahsedeceğim.
Kabak Dağı'ndan. Şimdi bugün aslında bir köyü konuşmayacağız.
Konuştuğumuz şey şu olacak. Bir toprağın değeri yalnızca onun altında bulunan madenle ölçülür mü?
Yoksa üzerinde yaşayan insanların emeğiyle, hafızasıyla ya da hayatıyla mı ölçülür?
Kabak Dağı'nda yaklaşık bu bilgilere dediğim gibi siteden ulaşacaksınız ama 1952 hektarlık bir alan için altın madenciliği süreci gündemde.
Siteden yine bu detaylara bakabilirsiniz.
Çevredeki diğer köylerde, kasabalarda da bununla ilgili çalışmalar var.
Sosyal medyada görüyorum.
İnsanlar nöbetler tutuyorlar ve arazilerini bırakmıyorlar.
Kabak Dağı'nda ihale süreci gerçekleşmiş ama ruhsat, çet ve diğer yasal izin aşamaları devam ediyormuş.
Bu süreç orada yaşayan insanların itirazlarını da beraberinde getiriyor tabii ki.
Çünkü onlar için mesele henüz başlamamış bir faaliyet değil.
Gelecekte kaybedilecek bir yaşam alanı.
Hayat, ömür, ömürlerini, hayatlarını kaybetmemek için mücadele veriyorlar.
İnsanlar, bazı insanlar için orası sadece bir maden sahası olabilir.
Az önce bahsettiğim gibi.
Bugün dünyada çok sık karşılaştığımız bir düzen var.
Bir yerin değeri çoğu zaman orada yaşayan insanlarla değil, oradan çıkarılacak kaynaklarla ölçülüyor.
Toprağın altında ne var bakılıyor, ne kadar altın var, ne kadar gelir elde edilir.
Sorular genellikle bunlar oluyor ama başka sorular da var.
Orada yaşayan insanların emeğinin değeri ne?
Yani bir çiftçinin yıllarca büyüttüğü bahçenin karşılığı tam olarak ne?
Bir derenin temiz akmasının değeri kaç para ya?
Belki de sorun burada başlıyor.
Çünkü kapitalist düzen doğaya çoğu zaman bir kaynak deposu gibi bakıyor.
Bu Türkiye'de de ne yazık ki böyle.
Türkiye bu düzen için, bu sistem için, bu yamyamlar için öyle söyleyeceğim.
Kaynak deposu. Ağaç kereste oluyor, toprak arsa oluyor, su ticari bir değere dönüşüyor, yer altı çıkarılacak bir servet olarak görülüyor.
Ama doğayla birlikte yaşayan insanlar şunu söylüyor.
Bu toprak sadece bir kaynak değil.
Burası bizim yaşamımız.
Kabaktağındaki itirazın bence en önemli noktalarından biri de bu.
Çünkü bir ekosistemi sadece tek bir parçadan ibaret düşünemeyiz.
Fındık bahçeleri dedik, otlaklar, dereler, ormanlar.
Bunlar birbirine bağlı bir düzen oluşturuyor tamam mı?
Bir yerde yapılan büyük bir değişim.
işte bunların yapmak istediği gibi, bu yamyamların yapmak istediği gibi sadece o noktayı değil, çevresindeki bütün yaşamı etkiler.
Su bunun en önemli örneklerinden biri.
O dere bahçenin suyudur, hayvanın suyudur, toprağın suyudur.
Su zarar gördüğünde etkisi sadece bugünü değil, geleceği de etkiliyor yani.
Bunu ilkokulda falan öğretiyorlar bize.
Arıcılık da aynı şekilde.
O bölgede yapılan bir şey.
Sitede arıcılıkla ilgili ayrıca bir bölüm var.
İnsanların çoğu balı... Kahvaltıda yediği bir şey olarak görüyor ama bir arıcının emeği koca bir ekosisteme bağlı.
Arılar çiçeklere.
Çiçekler bitkilere, bitkiler toprağa bağlı.
Bu da ilkokulda öğrendiğimiz bir bilgi aslında.
Doğa bir fabrika gibi çalışmıyor.
Bir parçasını söküp yerine yenisini koyamazsınız.
Çok da bu terimleri bilmiyorum ama bu chat değerlendirmelerinde bu proje alanındaki tarımsal kayıpları falan hesaplamışlar tamam mı?
Bu değerlendirmelerde de 5 yıllık kaybın yaklaşık 66 milyon TL olarak hesaplandığını söylüyorlar.
Bu hesaplanmış.
Ama hesaplanmayan kayıplar ne olacak?
Yani bu halkın toprağıyla kurduğu bağın değeri kaç para?
O ormanın değeri kaç para?
Yani bir köyün hafızası hangi tabloya yazılabilir?
Bazı şeyler, adisyon dinleyicileri, ekonomik hesaplara sığmaz.
İnsanlar sadece ağaçları savunmuyor, kendi hayatlarını savunuyor, emeğin değersizleştirilmesine karşı çıkıyor, toprağın...
talan edilmesine karşı çıkıyor.
Bir şirketin kararının yıllardır orada yaşayan insanların hayatından daha önemli görülmesine itiraz ediyor.
Kalkınma dediğiniz şey sizin tam olarak ne?
Daha fazla kazanç mı?
Daha fazla öğretim mi? Yoksa insanların sağlıklı yaşayabildiği, toprağın kendini yenileyebildiği, gelecek kuşakların, çocuklarımızın, torunlarımızın nefes aldığı bir hayat mı?
Toprak sadece üzerinde yürüdüğümüz yer değildir.
Kabak Dağı bize bunu hatırlatıyor.
Toprak üzerinde yaşayan insanların hayatıdır.
Ve bu halkın itirazı da aslında hepimizin geleceği için sorulmuş büyük bir sorudur.
Bu dünya dostlarım kimin için var?
Sadece bugün kazanacak olanlar için mi?
Yoksa yarın yaşayacak olanlar için mi?
Kabak Dağı'nda ihale alanı 1952 hektar dedim.
Yaklaşık 2735 Futbol sahası büyüklüğünde.
Bunun altını tekrar çizmek istiyorum.
Bak bunu yalnız söylememek için şu an siteye girdim ve tekrar okuyorum.
Arkadaşlar bu çok korkunç bir şey ya.
Bunu açıklayabileceğim bir şey yok benim yani.
Bir cümle yok. Ben bunun ne kadar büyük bir felaket olduğunu kuracak cümle bulamıyorum.
Kelime bulamıyorum. Burada mesele sadece madem meselesi değil ki.
Mesele yıllardır dünyanın birçok yerinde tekrar tekrar tekrar karşımıza çıkan daha büyük bir şey.
Bir yerin sahibi kim ya?
Orada tapusu olan mı bir yerin sahibi?
Oradan kar elde edecek olan mı?
Yoksa orada yaşayan, üreten, o toprağı yıllarca ayakta tutan, oranın derdini çeken, oranın cefasını çeken insanlar mı?
Buna yatırım diyemezsiniz.
Buna kalkınma projesi diyemezsiniz.
Bu ekonomik büyüme için gerekli değil.
Bu kimin için kalkınma?
Kimin için büyüme? Bunun bedelini kim ödeyecek?
Bunun bedelini kim ödeyecek?
Çok merak ediyorum. Çünkü tarih bize şunu gösteriyor.
Bir yerde büyük bir ekonomik faaliyet başladığında kazanç çoğu zaman birkaç elde toplanıyor.
Bedel çoğu zaman o bölgede yaşayan insanların omuzlarına bırakılıyor.
Yani oradaki insanlar sabahın köründe uyanıyorlar o toprakları işlemek için, bakmak için.
Gözleri gibi bakıyorlar o ağaçlara, o çiçeklere.
Bu insanların...
Sabahın köründe başladığım mesai bir şirket raporundaki rakamlarla aynı değerde görünmüyor.
Vay be siz oradaki dereleri ormanı bir ürün olarak görebilirsiniz ama buralar ürün değil.
Bir arıcının kovanı sadece bal değil.
Bir derede sadece su akmıyor.
O sadece su değil. Bunların hepsi doğanın, insanın, emeğin, yaşamın birlikte oluşturduğu bir bütün.
Bırakın da insanların kendi hayatları hakkında kendilerinin sözü olsun.
Orada yaşayanların fikri alınmadan kaderini belirleyelim.
Oradaki insan iradesini, doğanın iradesini yok saymaya çalışıyorsunuz.
Bir köyü boş bir arazi gibi görmek, orada yaşayan insanların hikayesini silmek demektir.
Siz kalkıyorsunuz, hiç emek vermediğiniz, daha önce hiç uğramadığınız, hiç görmediğiniz, hiçbir çiçeği sulamadığınız, havasını hiç koklamadığınız bir yerin hikayesini silmeye çalışıyorsunuz.
Orada bir alın teri var.
Orada kuşaktan kuşağa aktarılan bir yaşam bilgisi var.
Bugün dünyada...
arkadaşlar büyük bir çelişki yaşıyoruz.
Bir yandan doğanın korunmasından bahsediyoruz.
Dernekler açılıyor. STK'lar kuruluyor.
Çok ünlü oyuncular Hollywood yıldızları falan.
Aktivistlik yapıyor. Bir yandan da doğayı sürekli ham madde deposu gibi görüyoruz.
Az önce söylediğim gibi. Bir yandan iklim krizinden söz ediyoruz.
Diğer yandan da fazla tüketmek için Daha fazla alan açıyoruz.
Çünkü mevcut düzen bize sürekli şunu söylüyor.
Daha fazla çıkar. Daha fazla üret.
Daha fazla tüket. Daha fazla üret.
Daha fazla tüket. Bak bu böyle gider.
Sabaha kadar gider. Ama doğanın da bir sınırı vardır.
Toprağın da bir sınırı vardır.
Suyun da bir sınırı vardır.
İnsanın da bir sınırı vardır.
Kabak dağında yaşayan halkın da bir sınırı vardır.
Doğa sahipsiz değil arkadaşlar.
Çok canımı sıkan bir konu bu benim.
Bugün gidip o bahçeleri, o yaşam alanını talan edenler yarın gelip sizin evlerinizi de talan edecekler.
Bu mücadele sadece bir bölgenin mücadelesi değil.
Bu nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz sorusunun mücadelesi.
İkiye bölünmüş durumda.
tarafını seç. Bir tarafta doğayı kaynak olarak gören bir anlayış var.
Diğer tarafta doğayı yaşamın kendisi olarak gören bir anlayış var.
Sen hangi taraftasın?
Bir tarafta kısa vadeli kazanç var.
Diğer tarafta gelecek kuşakların hakkı var.
Zenginlik dediğin şey daha fazla şeye sahip olmak değil ki.
Daha az şeyi kaybetmekte.
Çünkü bir gün altın bitebilir.
Biter gider. Bir şirket kapanır.
Bir yatırım başka yere yönelebilir.
Başka yere gidebilir. Ama yok olan dereyi kaybolan ormanı, parçalanan bir yaşamı geri getirmek kolay değildir.
Bu yüzden Kabak Dağı'nın sesi sadece bir köyün, bir bölgenin sesi değil.
Bu ses Toprak sadece kazılacak bir yer değildir diyenlerin sesidir.
Emek sadece hesap tablosundaki bir rakam değildir diyenlerin sesidir.
Yaşam kardan daha değerlidir diyenlerin sesidir.
Ve belki de en temel soru hala önümüzde duruyor arkadaşlar.
Biz bu dünyayı miras aldığımız için mi koruyacağız?
Yoksa çocuklarımızın da yaşayabilmesi için mi?
Çünkü toprak bize ait değil.
Biz toprağın içinden geçen kısa bir hikayeyiz ve hikayeyi nasıl yazacağımız bugün verdiğimiz kararlara bağlı.
Kabak Dağı yalnız değildir.
Kabak Dağı bizimdir, yaşamındır, emeğindir, geleceğindir.
Açıklamaya bakmayı lütfen unutmayın.
Kabak Dağı'nın sayfalarını takip edin, yorum atın, paylaşın ve sesimize ses olun.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
