
21 günde 21 podcast serimizin ikinci bölümünde insanların neden tarikatlara girdiğini konuşuyoruz ve Türkiye’de tarikatlara başka bir perspektiften bakıyoruz.
---
Instagram: eliftukenmeza
Transkript
Hanımlar ve beyler 21 Günde 21 Podcast serimizin ikinci bölümüne hoş geldiniz.
Ben Elif Tükenmez.
Başlıyoruz. Böyle bölümleri çok seviyorum ya.
Böyle başlayan bölümleri.
Hiç böyle yapmamıştım bu arada.
Ben Elif Tükenmez falan dememiştim.
Biraz havalı geldi şimdi bana bu.
Şu kayıt yaptığım bilgisayarı yerleştirmeye çalışıyorum.
Çok küçük bir masada çalışıyorum şu an.
Görmeniz lazım yani. Neyse yakında evleniyorum.
Evleneceğim için rahat bir ortamda çalışacağım.
Şaşırdınız. değil mi?
Evlenmek derken taşınma anlamında söyledim bunu.
Önüme gelen herkese bunu söylüyorum son zamanlarda çok havalı.
Evleniyorum. Ben evleniyorum biliyor musunuz falan diyorum.
Benden hiç beklemeyecekleri bir şey olduğu için çok şaşırıyorlar.
Ama sonra taşınacağımı anlayınca tabii ki Elif tabii ki bunu yapacaktın falan diyorlar.
Kendime bir podcast alanı yapacağım eve.
Çok heyecanlıyım. O yüzden yakında size rahat rahat böyle yayıla yayıla podcast bölümleri çekeceğim.
Bunlar son çile çektiğimiz günler.
Şimdi bugün neyi konuşacağız?
Bugün insanların tarikatlara neden girdiğini konuşacağız.
Bu konuyla alakalı yaptığım ilk iş bu değil.
Daha önce Getto YouTube kanalında ve bu serinin adisyon podcast'ın önceki bölümlerinde tarikatla alakalı, tarikatlarla alakalı bölümler yaptım.
Bir video da çektim. Hatta Geto'daki videoyu izleyebilirsiniz.
Emir var, çok sevdiğim bir arkadaşım.
Onunla birlikte bir bölüm yaptık.
İnsanların neden tarikatlara girdiğiyle alakalı.
Daha sonra Konfradi ile...
Tarikattan çıkmış olan, tarikatlarda büyümüş ve oradan çıkmış olan yazar arkadaşımızla birlikte bir iki bölüm yaptık ve gerçekten çok anlamlı bölümler oldu.
Benim özel ilgi alanım, neden bilmiyorum, bunu araştırmaya devam edeceğim.
O yüzden 21 günde 21 podcast serimizin ikinci bölümünün bu olmasını istiyorum.
Ama bugün buna farklı bir bakış açısından bakacağız.
Şimdi hepimiz bir şekilde aidiyet, anlam ve güven arıyoruz hayatımızda.
Kimimiz bunu arkadaş gruplarında arıyoruz, kimimiz...
Ailemizi arıyoruz. Kimimiz inanç topluluklarında arıyoruz.
Ama bunu size soruyorum.
Sizin de fikirlerinizi merak ediyorum.
Bu arayış neden bazen tarikata bağlanmakla sonuçlanıyor?
Şimdi insan doğası gereği bir topluluğa ait olma ihtiyacı hisseder.
Tamam mı? Psikolojide buna aidiyet ihtiyacı diyorlar.
Boşluk hissi, yalnızlık, aile veya toplum bağlarının zayıflığı insanı topluluk arayışına itiyor.
Kayıplar, ekonomik krizler, hastalıklar.
böyle durumlarda, saydığım bütün bu durumlarda destek arıyor.
Tarikatlar işte burada devreye giriyorlar.
Bir ritüel, bir lider, bir cemaat.
Şimdi beyinde bunlar dopamin döngüsünü tetikliyor.
Çok seviyorum böyle tıp terimlerini söylemeyi çok seviyorum ya.
Bence güzel de söylüyorum.
Neyse bu döngüyü tetikliyor.
Geçici bir huzur, geçici bir güven sağlıyor.
Ama bu sadece bireysel bir boşluk değil.
Felsefi olarak da insanın varoluşsal bir açlığı var ya hani.
Biz hep soruyoruz bu soruları.
Ben kimim diyoruz. Neden buradayım diyoruz.
Hayatın anlamı ne diyoruz.
Benim bu podcast serisini yapmamın amacı da aslında bu.
Bak bunu da güzel söyledim.
Bugün ben ne güzel konuşuyorum ya.
Bugün kendimi ayrı bir sevdim.
Bugün bir mutluyum.
Bir huzurluyum bir şey yani.
Neyse bu soruları sürekli soruyoruz.
Bu sorular sorulduğu için klasik kitaplar ortaya çıkmış.
En iyi filmler çekilmiş falan.
Şüphe çünkü bunlar. Bu sorular birçok insanı basit ve mutlak cevaplar sunan yapılara yönlendiriyor.
Şimdi insan özgürdür evet.
Ama özgürlük korkutucudur.
Ve bu korku insanın kendi seçim sorumluluğunu başkasına devretmesine yol açar.
Tarikatlar bu noktada bir sığınak sunuyor.
Hem seçim sorumluluğunu hafifletiyorlar.
Aydiyet ve anlam vaadiyle çekici görünüyorlar.
Bir su içmem gerekiyor.
Boğazımda bir şey kaldı.
Halbuki yemek de yememiştim yani.
Siz bir şöyle alayım bir dakika.
Ay ölüyorum. Şimdi tarikat marikat konuşuyoruz ya.
Tövbe estağfurullah.
Ne oluyor ya? Neyse dur bir saniye boğuldum.
Vallahi bir ara ölüyorum zannettim ha.
Ne kadar tuhaf olur değil mi?
Tarikatları gömerken yani bu sistemi gömerken ölmem çok.
tuhaf bir şey olurdu. Neyse Allah korusun diyorum.
Şimdi toplumsal kurallar şöyle bir vurayım.
Bak mesela bu. Nazar bak.
Halbuki böyle şeye inanmıyorum tamam mı?
Ama bunu yapıyorsun. Çünkü bu toplumsal bir şey yani.
Bu bizde Kalmış bu kulağı çekmek, üç kere vurmak falan.
Ne alaka mesela? Şimdi tam bu konudan bahsedecektim.
Toplumsal kurallar biriyi şekillendirir.
Tarikatlar bu kuralları dini, ritüel ve doğru anlatmaya çalışacağım, hiyerarşiyle pekiştiriyorlar.
İnsan böylece hem anlam hem de kontrol kazanıyor.
Fakat unutmayın, her güven arayışı bir manipülasyon potansiyeli taşıyor.
Buralarda bayağı manipülasyona açık yerler.
Karizmatik liderler. Özellikle buralarda sanki tek doğru yolu bilen rehber olarak görülüyor.
Güven ve itaat yaratıyor ama aynı zamanda sömürüye de kapı açıyor.
Bununla alakalı bir örnek vermiştim mesela emir bir videoda.
İşte tarlaları müritler sürmezse melekler sürer.
Bana çok ilginç gelmişti bu yani.
Böyle bir sömürüden bahsediyorum.
Hem duygusal sömürüden bahsediyorum hem de fiziki insan gücünden bahsediyorum.
Şimdi psikolojik olarak insanlar az önce saydığım maddeler var ya krizler, ekonomik koşullar falan, dışlanma, ötekileştirilme, belirsizlik.
Tüm bu dönemlerde dediğim gibi destek ararlar ve bu destek ritüel topluluk ve lider aracılığıyla sağlanır.
Acı ve kaygıdan kaçarken bazen kendi iradesini, kendi özgürlüğünü bu yapıya teslim eder.
Affetme, sabretme ve bağlanma yeteneği Dostlarım burada hem bir güç hem de bir risk olarak ortaya çıkar.
Lütfen o bölümü izleyin.
Hatta bu şeyin podcast'in bu bölümün açıklamasına koyacağım YouTube'da çektiğimiz o bölümü.
Çok şaşırdığım şeyler anlatmıştı bana ve gerçekten insanların o kadar sömürüldüklerini tahmin bile etmemiştim.
Şimdi bunu mesela Türkiye bağlamına taşıyalım.
Tarikatlar insanları anlam ve aidiyet arayışına çeker.
Evet ama bu sadece bireysel bir boşluk değil.
Neoliberal ve kapitalist sistemin yarattığı bir boşluktur.
İşte burada artık sosyalist Elif devreye giriyor.
Burada bu kız size arada sırada gösterdiği bu yüzünü gösteriyor.
Yoksulluk. Güvencesiz iş, sosyal devletin eksikliği.
Şimdi insanlar dayanışmayı doğal olarak bu şartlarda da ararlar.
Tarikatlar bu boşluğu doldurur ama aidiyet ve anlam ihtiyacını sömürüye dönüştürür.
Biraz geriliyorum. Liderlerden bahsettik ya liderlerin karizması, cemaatinin yaraşısı, maddi katkı talepleri.
Çünkü buralar gerçekten ciddi bir maddi olanak da sağlıyor size.
Siyasi ilişkiler aslında en büyük...
Maddi katkım siyasi ilişkilerde var neyse.
Şimdi silivri soğuktur falan.
Aman sizle daha çok konuşmak istiyorum.
Konuşabileceğim bir alan varken konuşayım.
Şimdi bu ağ tarikatları sadece ruhsal sığınak değil ekonomik ve politik güç odaklarına da dönüştürüyor.
Şimdi insanların ruhsal ihtiyaçları kimi zaman sermaye ve iktidar tarafından bir araç haline gelir.
Sosyalist bir perspektifle baktığımızda çözüm belli.
İnsanın aidiyet ve anlam arayışı güçlü bir kamusal sosyal devlet altını çiziyorum örgütlü emek ve demokratif kolektif yapılar tarafından.
karşılanmalıdır. İnsanlar yalnızca tarikat ağlarıyla değil eşitlikçi ve özgür bir toplumda aidiyet bulabilmelidir.
Biz bu podcast'e işin bu kısmından bakarak başladık.
Aslında tabii ki insanların tarikatlara katılmasının Bir sürü sebebi var.
Ama bence en önemli sebebi aidiyet hissetme.
Çünkü bu çok doğal.
Aidiyet çok doğal.
Anlam ve güven ihtiyacı çok doğal.
Ama bu ihtiyaç sömürülmemeli.
Yine altını çize çize söylüyorum.
Tarikatlar Türkiye'de bu boşlukları doldururken kapitalist ve siyasi çıkarlarla iç içe giriyorlar.
Bireysel özgürlüğü kısıtlıyorlar.
Toplumsal güç ilişkilerini pekiştiriyorlar.
O yüzden o liderler politik güçlerle yan yana yürüyorlar.
Onların fotoğraflarını, pozlarını görüyoruz.
Mahalleler ekonomik çıkar ve siyasi bağlantılar üzerinden şekillenir.
Bunu unutmamak lazım ve bu ağ insanların hem ruhunu hem de özgürlüğünü sınırlayan bir sistem yaratıyor.
Ama unutmayın, lütfen.
İnsanlar her zaman özgürlüğünü geri kazanabilirler.
Gerçek maneviyat ve aidiyet dostlarım sizden alınan özgürlüğü geri istemekle başlar.
Bir liderin sözlerine boyun eğmek yerine kendi aklınızı, kendi iradenizi kullanabilirsiniz.
Bir cemaatin vaadine kapılmak yerine hak ettiğiniz eşit ve özgür toplum için mücadele edebilirsiniz.
Gerçek sorun şu, sistem sizi boyundurluk altına almak için aidiyet ihtiyacınızı kullanıyor.
Ama ayağa kalkıp seçimlerinizi yaparsanız, işte o zaman...
Hiçbir tarikat, hiçbir lider, hiçbir sistem sizi durduramaz.
Özgürlük, aidiyet ve anlam sadece sizin mücadeleyle inşa edeceğiniz bir toplulukta var olabilir.
Aidiyetinizi, maneviyatınızı ve özgürlüğünüzü başkasına bırakmayın.
Onları kendiniz kurun, kendiniz koruyun ve kimse size boyundurukta yatamasın.
Çünkü umut sadece başkalarının verdiği anlamda değil, sizin kendi ellerinizle inşa ettiğiniz eşit ve özgür toplumda var olur.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
