
Bugün 6.bölüme geldik.Birine inanmak bazen sarılmak gibi, bazen yumruk yemek gibi. O güvenin şiddeti, bizi en çok yaralayan şey de olabiliyor, en çok iyileştiren şey de. Bu bölümde kalbin en sert sınavını konuşuyoruz.
Transkript
Bazen düşünüyorum birine inanmak ne demek?
Ve bunu göstermek ne demek?
Sadece güveniyorum demek değil bir kere.
Bu bir parçanı ona emanet etmek demek.
Kalbini açmak demek.
Kırılganlığını ortaya koymak demek.
Ve çoğu zaman bunun ağırlığını hissediyorsun.
Şunu hiç fark ettin mi? Birine inanmak kendine inanmaktan daha kolay geliyor.
Çünkü birine inandığında sorumluluk onda.
O halleder, o yanımda olur falan diyorsun.
Bu çok güzel bir rahatlık. Ama iş kendine inanmaya gelince...
İşler değişiyor. 6. bölüme hoş geldiniz.
Başlıyoruz. Neden
kendine inanmaya gelince işler değişiyor?
Çünkü sen kendi eksiklerini biliyorsun.
Ertelediğin her şeyi, yapmadığın tüm o planları, en derindeki korkularını, kendine inanmak, adisyon dinleyicileri, kendi yalanlarını da göze almak demek.
İşte bu yüzden zor. Ay çok özür dilerim.
Mesaj geldi. Aa ne oluyor ne oluyor bir saniye telefonumun sesini hemen kısıyorum.
Birine inanmaksa bu en kolayı biraz risk almak gibi aslında ama bazen kavgada bazen öfke anında bile oynancı gösterebiliyorsun birine inandığında.
Kırılgan cesaret diye geçiyor.
Yani kırılabileceğini bile bile kalbini açmak demek.
Ve ben itiraf edeyim birine inanmanın şiddetini seviyorum.
Çok seviyorum hem de. O yoğunluğu.
O gözü karalı. Ama kendine inanmak daha sakin, daha sessiz bir şey.
Bir nevi uzun bir yolculuk gibi.
Başkasına inanmak adrenalin, kendine inanmak sabır.
Peki birine inandığınızı nasıl gösterirsiniz?
Bugünkü elimi çok tuhaf hissettiğim günlerden birindeyim.
O yüzden... Konuşmam biraz farklı gelebilir.
Çoğu zaman sözlerle göstermeyiz.
Küçük jestlerle gösteririz.
Öfke anında telefonu yüzüne kapatmayarak gösteririz mesela.
Sessizce yanında kalarak gösteririz.
Onun hatasını görmezden geliriz.
Bunlar aslında sana inanıyorum demenin görünmez yollarıdır.
Ve işin ironisi şu arkadaşlar.
Birine inandığınızda bazen kendi güveninizi ona yaslıyorsunuz.
Onun sağlam duruşu seni de dik tutuyor.
Ama eğer sadece başkasına inanmayı bilirsen yalnız kaldığında tökezlersin.
Çünkü kendine inanç kasın çalışmamış oluyor anladın mı?
Başkasına inanmak daha duygusal, daha tutkulu bir şey.
Kendine inanmaksa...
Daha mantıksal, daha derin bir şey.
Şu kolyelerimi çıkarmak istemiyorum.
Çok özür dilerim. Çok kolyem var.
Sesi de geliyor her bölümde size.
Buna bir çözüm bulacağım. İkisini dengede tutmadığında hep bir tarafın eksik kalır.
Ne bileyim mesela sadece başkasına inanan biri terk edildiğinde darmadağın olur.
Sadece kendine inanan biriyse hiç kimseye gerçekten güvenemez.
Belki de mesele şudur.
İnanmak bir çeşit danstır.
Bazen öfkenin ritminde sert.
Bazen sakinliğin melodisinde yumuşak.
ve gerçek güven bu iki ritmi aynı anda duyabilmektir.
İnanmak dediğimiz şey bu duygu yani zamanla ilgili bir şey ya.
Çünkü inanmak şimdiki andan geleceğe bir kredi vermektir.
Bugün güveniyorsun, yarına dair sözsüz bir senet imzalıyorsun ve bu yüzden riskli.
Çünkü gelecek belirsizdir.
Kendine inanmak da böyledir.
Bugünkü sen, yarınki senin altına imza atıyor.
Yani ben daha güçlü olacağım, daha sabırlı olacağım, bunu yapacağım diyorsun.
Ama işte o yarın geldiğinde sözünü tutmak kolay olur.
Belki de bu yüzden insan başkasına inanmayı daha çok seviyordur.
Çünkü kendi sözünü tutmaktan daha kolay başkasının sözünü beklemek.
Birine inanmanın şiddeti dediğim şey de tam burada.
Ona inanırken aslında kendi eksikliğini kapatıyorsun.
Onun duruşuyla, onun sözüyle kendi boşluğunu dolduruyorsun.
Ama kendine inanmak işte orada başka bir şey var sevgili dinleyicim.
O kendi boşluğuna bakıp...
Kendi ellerinle doldurmayı seçmek demek.
Kimi zaman en zor savaşta bu.
Bir de felsefede diyorlar ki insanın kendine inanması aslında kendi varoluşunu onaylamasıdır.
Yani ben buradayım ve buradayken anlamlıyım demektir.
Başkasına inanmak bir köprü kurar.
Kendine inanmaksa temelini sağlamlaştırır.
Köprü olmadan karşıya geçemezsin.
Temel olmadan da köprü yıkılır.
Bu bir denge. O yüzden belki de en büyük mesele şudur.
Birine inanmayı öğrenmek güzeldir ama asıl mesele günün birinde aynaya bakıp sana inanıyorum diyebilmektir.
Çünkü başkasına inanç kalbini hızlandırır.
Kendine inançsa bütün hayatını değiştirir.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Kaçıncı bölümdeyiz biz şu an ya?
6-7 mi oldu bu?
Çok karıştı. Çok karıştı.
21 günü nasıl bitireceğiz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
