
İlişkide Neden Israr Ederiz? Israrın Psikodinamiği
5 Mayıs 2025 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Neden birini ısrarla ararız? Neden en çok bizden kaçanları kovalarız? Bu bölüm duygusal boşluğun anatomisi.Açılmayan telefonlar,dönülmeyen mesajlar bazen sadece bir içeriğe dönüşür.Bu bölüm bazı duyguların sayesinde çekildi.Tam bir modern zaman klasiği.Freud beni görse aferin kızım deyip sarılırdı..
Transkript
Hayatımıza birini alırız, ona kim olduğumuzu göstermek isteriz ama tuhaf bir şekilde tam o anda kendimizi kaybederiz.
Bunu hiç yaşadınız mı bilmiyorum, ben yaşadım.
Bugün duygusal boşlukta neden kendimiz olamayız, neden saçmalarız, neden sonra kendimize yabancılaşırız bunu konuşmak istiyorum.
Birine olduğundan fazla değer vermek, olduğundan fazla bir yer vermek çoğu zaman onunla ilgili değil, aslında içimizdeki eksiklikle ilgilidir.
Ben de bir dönem kendimi kaybettim.
Tabii ki hepimizin hayatında böyle dönemler olmuştur.
Çok fazla mesaj attım, çok fazla aradım, hiç olmadığım biri oldum ve sonra uzun uzun düşündüm.
Ben niye böyle davrandım?
Neden? Bu ben değilim ki.
Bugün bu bölüm o sorunun peşinden giden, koşan herkese gelsin.
Şimdi duygusal boşluk dediğimiz şey psikolojide regulasyon açlığı olarak tanımlanıyor.
Yani içimizdeki duygusal kaosu düzenleyecek bir şeye ihtiyaç duyuyoruz ve çoğu zaman o şeyi bir insanda bulmaya çalışıyoruz.
Ama burada bir hata yapıyoruz.
O kişiyi sevmiyoruz.
O kişiden bizi düzenlemesini istiyoruz.
Bak bu çok doğru bir cümle oldu.
O kişiden bizi...
düzenlemesini isteriz.
Aradığımız şey aşk değildir, dengedir, onaydır, güvencedir ve bunun için bazen kendimizi yok sayarız.
Hele ki duygusal bir boşluktaysanız bu var ya çok kötü bir duruma dönüşüyor.
Kızlar beni anlayacaklar.
Aşırı ısrarcı oluyorsunuz.
Sürekli arıyorsunuz.
Kendinizi açıklamaya çalışıyorsunuz.
Kendini açıklamaya çalışan biri oluyorsunuz.
Bu çok kötü bir durum ve sonra eve döndüğünüzde, aynaya baktığınızda bu ben değilim diyorsunuz.
Bak bütün karmaşa Bütün kaos burada başlıyor.
Ve tam orada kişilikten değil de yaradan bahsetmek gerekiyor.
Çünkü bazen duygusal boşlukta olan kişi kendini değil...
eksikliğini gösterir.
Şimdi Kierkegaard'ın bir cümlesi var.
İnsan kendinden kaçmak için her yere gider.
Aşka gider, başarıya gider, işte alkışa gider.
Ama sonunda hep kendiyle karşılaşır.
Müthiş bir cümledir. Çok seviyorum bu cümleyi.
O anlarda saçmalıyor olmamızın bence sebebi bu.
Kendimiz olmaktan çok korkuyoruz.
Çünkü kendi başımıza var olmak çok gürültülü.
Ve bir başkasına tutunmak.
O sesi bir süreliğine susturuyor bence.
Ama sonra o sessizlik Sessizlikten çıkıyor, bağıran bir utanç haline geliyor.
Ve bunun utancı gerçekten, gerçekten günlerce sürüyor.
O kadar çok aramanın, o kadar çok mesaj atmanın utancının altında eziliyorsunuz.
İşin komik tarafı şu ki o dönemlerde seni tanıyan biri en az kendinden emin halinde tanışıyor.
İnsanı üzen şey de gerçekten bu.
Gerçekten bu ben değilim ki.
Ben çok zeki biriyim, çok akıllı biriyim, çok komik biriyim.
Neyse artık kendinizi nasıl tanımlıyorsanız en az haliyle sizi tanıyor ve aklında öyle kalıyorsunuz.
Ve bu da sizi çileden çıkarıyor çünkü içinizde şu çığlık kopuyor.
Ben böyle bir... değilim.
Ben düşünürüm, hissederim, sınırlarım vardır, farkındalığım yüksektir ama o seni sadece kriz anında görüyor.
O yüzden seni tanımıyor zaten.
Sadece seni o an yanlış anlıyor.
Ve bu yanlış anlamayı düzeltmek için yine batırıyorsunuz.
Bazen anlatmak istersiniz çünkü duyulmak istersiniz.
Bu bölüm biraz da bunun için.
Belki biri dinler, belki o kişi fark eder.
Yani bu insan düşündüğümden daha derin bence.
O günlerde kaybolmuştu ama aslında çok farkındaydı.
Ve bu farkındalık herhangi bir davranıştan daha değerlidir.
Eğer farkındaysa.
Birini yanlış anlamak çok kolaydır bu arada.
Ama gerçekten bunun içinden çıkamadığınızda çok kötü oluyor ya.
Gerçekten çok kötü oluyor. Bu işinize de yansıyor.
Bunu bu arada sadece insan ilişkileri olarak düşünmemeniz lazım.
İş ilişkilerinde de böyle olabilirsiniz.
Çünkü biz bazen böyleyizdir yani.
Sakın gerçek seni gösterme.
Henüz hazır değiller deriz ya kendimizi o yüzden tutarız falan.
Bence mesele tam olarak bu.
Sadece işinizde değil.
İlk buluşmanızda, ilk mesajınızda, biriyle bir kahve içtiğinizde falan.
Hepimiz sahneye çıkmış bir oyuncu gibi davranıyoruz.
Gülümsememize, dinlememize, hareketimize, konuşmamıza her şeye çok dikkat ediyoruz.
Zeki görünmeye çalışıyoruz.
Ukala olmamak için uğraşıyoruz.
Rahat olmamak için uğraşıyoruz.
Yani ol ama aslında olma bizim yaşadığımız şey.
Yine psikolojide buna sosyal kimlik stratejisi deniyor.
Psikolojiyi çok seviyorum ya.
Nedir bu sosyal kimlik stratejisi?
Yeni ortamlarda...
Beğenilme ve onaylanma ihtiyacı öyle yoğun oluyor ki gerçek benlik arka plana çekiliyor.
Ya ben tam olarak bunu yaşıyorum arkadaşlar.
Ben bunu yaşıyorum ya.
Ve çok üzülüyorum. Birilerinin beni yanlış tanıması beni çok üzüyor.
Ve aslında potansiyelimi görmemeleri de beni çok üzüyor.
Çünkü zihnimiz şöyle kodlanıyor.
Kabul edilmek eşittir güvendeyim.
Ve kabul edilirken saçmalıyorsunuz.
Çünkü konfor alanınızdan çıkıyorsunuz yeni biriyle tanıştığınızda, yeni bir işe girdiğinizde, yeni bir yere gittiğinizde falan.
Bu yüzden herkesin önünde ideal benliğimizi oynuyoruz.
Yani olduğumuz değil, olmak istediğimiz versiyonumuzu sunuyoruz.
Bu çok kötü. Bunu yapmayın.
Yani hayatta demek ki her şeyden bir şey öğrenmek gerekiyormuş.
Ben bunu öğrendim ve kendime çok gülüyorum.
Gerçekten çok gülüyorum.
Arkadaşlarım da bana çok gülüyorlar.
Gülüyoruz artık. Ne yazık ki son zamanlarda yaşadığım şeyler arkadaşlarımla aramda bir şeye dönüştü.
Bir mizah konusuna dönüştü.
Mesajları, buluşmalarımız falan sürekli benim artık kendime gelmemle alakalıydı, işle alakalıydı falan.
İşte de bu arada saçmalamış durumdayım.
Olabilir her insanın hayatında böyle dönem dönem boşluğa bastığı durumlar olabilir.
Orada da nasıl davranmamız gerektiğini bilemiyor olabiliriz.
Olabilir kendimi çoğu yerde rezil...
etmiş olabilirim olsun demek ki böyle olması gerekiyormuş demek ki rezil olmam gerekiyormuş demek ki bundan öğrenmem gereken bir şey varmış ama bu çok yorucu yani Sahte benlik
sürdürülemez tamam mı?
Ben bunu sürdüremedim yani.
Herkes seni sevsin diye başladığın o oyun var ya sonunda seni kendinden soğutuyor.
Her seferinde böyle oluyorsun.
Allah'ım neden neden neden niye böyle oldu?
Nasıl böyle oldu falan ben bunu nasıl kontrol edemedim?
Nasıl yönetemedim falan ve ben ilişkileri düzgün ilerletmeye çalışan biriyimdir.
Çünkü sektörüm buna çok müsaittir ama...
Olmuyor bazen olmuyor yani.
Ve Sartre'ın gerçekten şu sözü de aklıma hep geliyor bu duruma düştüğümü düşündükçe.
Diğer insanların bakışı beni bir nesneye dönüştürür diyor.
Gerçekten Sartre'ı çok seviyorum.
Mesela ilk iş gününde ya da bir ilişkinin başında neden tuhaf davrandığını merak ediyorsan cevabı tam olarak burada.
Çünkü dostlarım...
Birinin seni gözlemliyor olması seni sen olmaktan çıkarıyor.
Kendini sen olarak değil başkalarının zihninde nasıl görünmen gerektiği üzerine kuruyorsun.
Ve işte o anda da bu sahte benlik doğuyor.
Saçmalıyorsun yani. Saçmalıyorsun çünkü gerçeklik çok kırılgan bir şey tamam mı?
Gerçek benliğimiz reddedilirse oyun oynuyordum diyemeyiz insanlara değil mi?
Yani bu ben değildim, saçmalıyordum kusura bakma.
Kendimi çok komik duruma düşürdüm, kendimi rezil ettim diyemeyiz.
O yüzden önce sahte versiyonu ortaya koyuyoruz.
Daha esprili olmaya çalışıyoruz, daha kibar olmaya çalışıyoruz, daha havalı olmaya çalışıyoruz falan.
Ama sonra kendimiz olma cesaretini hiç bulamadan ilişki bitiyor.
İşten soğuyoruz, insanlardan uzaklaşıyoruz.
Oysa saçmalıyoruz aslında.
Ve sonra savunma... yapmaya başlıyoruz.
Kalkanlarımız konuşuyor falan.
Gerçek biz henüz dışarı çıkacak kadar güvende hissettirmiyor.
Belki de mesele arkadaşlar baştan kusursuz görünmek değildir.
Belki de bir ilişkide ya da işte şunu demeyi öğrenmeliyiz.
Ben bu halimle buradayım.
Belki biraz tuhafım, belki biraz çekingenim ama en azından rol yapmıyorum.
Çünkü gerçeklik kaygı yaratır.
Evet bunu kabul ediyorum ama aynı zamanda bağ kurmanızı sağlar.
Çünkü insanlar mükemmel olanı değil, otantik olanı severler.
Ve samimiyet kusurdan daha çekicidir.
Benim için öyle. Gerçek bir gülüş, mükemmel bir sunumdan çok daha fazla iz bırakır.
Zaten Allah kahretsin ki hep bunlara bağlanıyoruz.
Bu samimiyete bağlanıyoruz kızlar.
Kızlar bunları öğrenmemiz gerekiyor.
İlk günler kabus gibi değil aslında.
Buna alışacaksınız.
Biz kabusa dönüşmeyelim diye çok fazla çaba harcıyoruz.
İşleri kabusa dönüştüren de tam olarak bu saçma sapan krizler ve kaoslar.
Üstüne gitmemek gerekiyor o işin ya da o ilişkinin.
Ve bu çaba bizi kendimize yabancılaştırıyor.
Belki de tek yapmamız gereken şey her şeyin başında kendimize şunu sormak.
Bu kadar uğraşmadan da sevilmeyi hak etmiyor muyum?
Yani kendine bu soruyu sormayı unutma.
Ben sordum. Cevabı hala buluyorum bu arada bence bulacağım.
Bulacağım yani inanıyorum.
Çünkü bu çaba hiç benim yapabileceğim bir şey değildi.
Bence krizler yaşamamada sebep.
Bu oldu. Ne yazık ki bunu çözmek artık çok geç.
En azından bunu kabul edip hayata devam etmek gerektiğine inanıyorum.
Ghosting'i de konuşacağız bu arada.
Bir sonraki bölümde tüm bunların üzerine, tüm bu krizlerin üzerine yaşadığımız ghosting'leri konuşacağız.
Çok eğlenceli bir süreçten geçtim bence.
İşim de öyle bu arada. Bu krizleri seviyorum ben yani.
Çok monoton, çok böyle düz bir hayat benim için değil ya.
Ben biraz da kriz seviyorum.
Gerçekten buna itiraf ediyorum yani.
Ama çok dramatik biri değilimdir.
Hani işimde gücümde falan bazen sapmalar olabiliyor.
Olsun hayatımızın bu dönemindeymişiz ve bunun olması gerekiyormuş diyorum.
Arkadaşlarım bunu dinleyince beni ghosting diyecekler.
Yani toplu bir şekilde arkadaşlarımdan ghosting diyeceğim.
Yani bilmiyorum. Bugün bunu konuşmak istedim.
Fark ettim yani. Fark ettim.
Bir iki gündür bunu fark ettim ve çok gülüyorum.
Çok gülüyorum kendime.
Kendimi böyle bir duruma düşürdüğüm için çok üzülüyorum falan.
O günlerde... Yaşadığım bu şeylerde aslında birini sevmediğimi, bir işi sevmediğimi sadece onun varlığına tutunduğumu anladım.
Bir de şüpheyle alakalı konuştuk ya bir önceki bölümde.
İşte kendimden şüphe etmeye başladım.
Orada zaten bir şeyler yandı.
Bir saniye. Bir saniye.
Frene bas. Sakin ol.
Baby reindeer da değilsin.
Sen o kadın değilsin.
Kendine gel. Sakin ol.
Bu duygusal boşluğu başka şekilde atlatacaksın.
Yazık insanlara, çalışma arkadaşlarına falan eziyet etme.
Başkalarına tutunmak burada işe yaramıyor.
Çünkü ben kendi boşluğumla baş edemiyordum.
Ama şunu biliyorum artık.
İlişkide kaybettiğim şey bir başkası değil.
Kaybettiğim şey kendi dengemdi.
Ve o dengeye geri döndüğümde ne aramam gerek, ne susmamam gerek falan.
Sadece kendim gibi olmam yeterli olacak.
İşleri bu çözecek.
Bu bölüm belki birilerine bir şey söylemek için...
Falan gibi düşünüyor olabilirsiniz ama kesinlikle öyle değil.
Bir şey hissettirsin diye, size bir şey hissettirsin diye.
Eğer bir yerlerde size bunu yaşatanlar bunu dinliyorlarsa ki bu insanlar bunu çok iyi biliyorlar.
Belki şunu anlarlar.
Bu kişi yaşadığı şeyin farkında.
Kendini sorguluyor, büyüyor.
O haliyle tanımamışım onu.
O hali sadece bir yansımaymış.
Bana gösterdiği şey sadece bir yansımaymış falan filan.
İşte bu yüzden ilk izlenimler çoğu zaman yalandır.
Ve ben hiç iyi bir yalancı değilim bu arada.
Böyle anlarda bizi hiç dinlemeden, hiçbir açıklama yapmadan yok olanlara ne diyorsunuz?
Ghosting. Ghosting konusuna geri döndük.
Sessizlikle cezalandırırlar genelde.
Cevap vermezler, görüldü falan atarlar.
Bir sonraki bölümde bu yok oluşun ne anlama geldiğini konuşacağız.
Kim neden bir anda yok olur ve bu gerçekten aslında neyi ifade eder?
Yoksa onlar da mı kendilerinden kaçıyorlar?
Bugün dönüp kendime baktım.
Belki utanarak, belki üzülerek ama aynı zamanda büyüyerek.
Kendimiz gibi olmadığımız zamanları da sevmeyi öğrenmemiz gerek.
Çünkü o anlar bize ait ve çok gülüyorum şu an o anlarıma.
Dedim ya arkadaşlarım arasında bu şeye dönüştü yani.
mizah konusuna dönüştü falan.
Unutmamak gerekiyor ki gerçek benliğiniz en güçlü halinizdir.
Onu kimse yıkamaz.
Hayatta her zaman bu krizleri yaşayacaksınız.
Her zaman kendinizi rezil ettiğiniz durumlar olacak.
Her zaman çok ısrarcı olduğunuz durumlar olacak.
Her zaman terk edildiğiniz ya da ne bileyim kabul görmediğiniz ya da cevap alamadığınız durumlar olacak.
Bunların hiçbirisi sizinle alakalı değil.
Benimki bende alakalı olabilir.
Batırıyorum yani. Batırıyorum ve şu an belki böyle...
Batırmam gerekiyordur. O yüzden hiç bunu kasamayacağım yani.
Bu batışın da tadını çıkarıyorum.
Sizle konuşuyorum falan.
Bunu yaşayanlar varsa buna gülün yani.
Benim gibi olun. Kendinize gülmeyi öğrenin.
Kendi hareketinize, kendi tavırlarınıza, kendi yaptıklarınıza falan gülmeyi öğrenin.
Hayatta böyle şeyler de yapılabilir.
Çünkü her zaman oynayamayız, her zaman doğru insan olamayız.
Bazen yanlış da olmak gerekir.
Birinin kalbini kırmadığınız sürece, birine haksızlık yapmadığınız sürece, ne bileyim birinin hakkını yemediğiniz sürece bazen de ısrarcı olun yani.
Ne kaybedersiniz ki?
Onu kaybedersiniz, o işi kaybedersiniz falan.
Size uygun değildir, geçersiniz, gidersiniz.
İlişkilere bu kadar takılmamak gerekiyor.
Bunu söyleyen ben. Ne kadar geç çıkarsa çıksın, içinizdeki bu şey en güçlü haliniz.
En doğru zamanda parlıyorsunuz.
Ben buradayım. Gerçek sesimle buradayım.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bunu da konuşmam gerekiyordu.
Bir sonraki bölümümüz Ghosting olacak.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Yine altını çiziyorum. Kendiniz olun.
Saçmalamayın. Saçmaladıkça daha da çok batırmayın.
Toparlanın. Kendinize gelin.
İşinizle gücünüzle ilgilenin.
Hayat devam ediyor. Oldu bitti.
Hayatınıza devam edin. İş olmadı mı?
Başka bir işe geç ya. Biraz mola ver kendine.
Başka bir işe geç. İşlerde de her şey batabilir.
Batıyor. Benim hep batıyor mesela.
Ben artık alıştım. Alıştım yani.
Siz de alışın. Ve tadını çıkarın.
Hep bunu söylüyorum. Anın tadını çıkarın diyorum ama ben de çok çıkaramıyorum sanki.
Bunu öğreneceğim bu arada.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
