
.
Transkript
Tüm gün boyunca aklımda tek bir soru vardı.
Hiçbir yere ait hissedemeyenlerin bir yeri olsaydı bu yer nasıl bir yer olurdu acaba?
Bir kere burada kurallar olur muydu?
Düzen olur muydu? Acaba insanlar kendi düzenlerini, kendi ahlak kurallarını buraya getirmeye çalışırlar mıydı?
Buraya bir isim bulmaya çalışırlar mıydı?
Bence bir isim bulmanın hiçbir anlamı olmazdı.
Çünkü isim bulmak, tanımlamak demektir.
Belki de hiçbir yere...
Ait hissetmiyorsan her yere aitsindir.
Bugün seninle bunu konuşacağız.
Bütün dünya bir araya gelmiş.
Sen de karşıdan bütün dünyayı izliyorsun.
Herkesin kendine göre bir düzeni var.
Kimse evinde huzur buluyor, kimisi işinde, kimisi sokaklarda kayboluyor.
Sen hiçbir yere tam olarak sığamıyorsun.
İşte bu bile başlı başına bir macera.
Bugün bunu konuşacağız.
Dünyaya ait hissedememeyi.
Hissettin değil mi o garip boşluğu?
O garip boşluğu konuşacağız işte.
Ama belki de o boşluğun içindeki özgürlüğü.
Adisyon'un yeni bölümüne hoş geldiniz.
Adisyon'un adı neden Adisyon biliyor musunuz arkadaşlar?
Dünya üzerinde hesap veremediğim hiçbir şey kalmasın diye.
Son zamanlarda çok mutsuzum.
Çok acayip gerçeklerle yüzleştim.
Ve bu beni çok çok çok sarstı.
Oluyor böyle şeyler. Demek ki bazen böyle durumlarla yüzleşmek gerekiyor.
Ama ben de çok... Çok tuhaf bir insanım.
Bak ben hiçbir şeyi unutmuyorum tamam mı?
Yani bana yapılan hiçbir şeyi unutmuyorum.
Ve bunun beni güçlendirmesi için sebepler ararım.
Yani bu bana yapıldı.
Bunu ben yaşadım. Şimdi daha güçlü olmam lazım, ne yapmam lazım?
Ama son zamanlarda hiç çıkış yolum kalmadı.
Yani bütün çarelerim tükendi.
Tek çarem vardı konuşmak.
Yine geçtim mikrofonun başına.
Öyle konuşacağım yani bana belki iyi gelecek bu.
Belki de tek çare konuşmaktır.
Beni kaç kişi dinleyecek bilmiyorum.
Kaçınız nerede duyacaksınız?
Nasıl dinleyeceksiniz?
Nasıl bir ruh haliyle dinleyeceksiniz bilmiyorum ama konuşalım ya.
Benim arkadaşım falan da yok.
O yüzden sizle konuşmaya ihtiyacım var.
Kendime çok üzüldüm şu an.
Şimdi bazen hiçbir yere ait hissedememek çok güzel gelebilir.
Bunu söylediğim için çok tuhaf karşılayabilirsin bu durumu ama ne yazık ki bu böyle.
Çünkü bazen bir yere ait hissedememek aslında her yere ait hissetmektir.
Bunu da istiyor muyum bilmiyorum.
Yani bana bu iki şıktan hiçbir yere ait hissedememek daha mantıklı ve daha iyi geliyor.
Bazen soruyorlar ya kendini nerede daha iyi hissediyorsun?
Kendine en mutlu hissettiğin yer neresi?
Benim için böyle bir yer yok bu arada.
Ben bazen bir parkta otururken kendimi mutlu hissediyorum.
Bazen kalabalıkların arasındayken, bazen insanlarla sohbet ederken, bazen yalnızken, tamamen yalnızken.
Yani tam olarak ait olduğum tek bir yer yok.
Ve belki de bu bir lanet değil.
Özgürlüğün ta kendisidir.
Bir yere kök salmak güvenli hissettiriyor olabilir.
Ama ya kök salmamak?
Bence bu daha heyecanlı.
Yani sürekli hareket halinde olmak.
Her yeni ortamda kendini yeniden keşfetmek.
Belki de hayatın sırrı budur bilmiyorum.
Ama benim buna da çok enerjim yok.
Enerjinizi sömürmeye geldim bugün.
Mutluluk ve mutsuzluk arasındaki oyuncu çizgiyi bilir misiniz?
Biraz konudan sapacağım bugün ama niyeyse.
Biraz bu mutsuzlukla alakalı da konuşmak istiyorum.
Ya mutluluğu neden bu kadar abartıyorlar?
Çok abartılan bir şey değil mi bu ya?
Bilmiyorum ama bu garip gelebilir.
Bu söylediğim şey. Belki de mutluluk onu tam olarak yakalayamamaktan geçiyordur.
Çok mutlu olduğunuz anları düşünün mesela.
Benim çok az. Niye bilmiyorum.
Bilmiyorum yani ben gerçekten tam olarak hayat amacımı da bulabilmiş değilim.
Kafam çok karışık.
Yani şöyle düşünüyorum tam olarak mutlu olduğum, böyle saf mutlu olduğum anları düşünüyorum.
O anların en büyük özelliği neydi acaba?
Ne oldu da ben o kadar mutlu oldum?
Neydi biliyor musunuz? Onların geçici olması.
O yüzden mutlu olmak bir hedef değil, anlık bir şeydir.
Mutluluk varabileceğiniz bir hedef değildir.
Ve belki de bir yere ait hissedememek o mutluluk anlarını daha değerli yapıyordur.
Ama mutsuzluk...
İşte ben bunu tanıyorum.
Parmak kaldırıyorum. Ben bunu daha iyi tanıyorum.
Bazen hiç gitmeyecek gibi duruyor.
Ne yazık ki özellikle böyle en derin yaşadığınız anlarda...
bundan hiç kurtulamayacakmışsınız gibi, nasıl devam edeceğim şimdi, nasıl odaklanacağım, nasıl işimi yapacağım falan diye düşünüyorsunuz.
Mutsuzluk sizi bir anda böyle ele geçiriyor.
Mutluluk anlıkken, mutsuzluk hiç anlık olmuyor.
Bence dostlarım, mutsuzluk bir alışkanlık, bir duygu değil.
Bunu çok karıştırıyoruz.
Mutsuzluğun bir duygu olduğunu zannediyoruz ve geçeceğini düşünüyoruz.
Halbuki alışkanlıktır yani şöyle çevrenizdeki insanlara bir bakın mesela hep mutsuz insanlara bakın.
Benim gibi değil bak ben dış etkenler yüzünden mutsuzum.
Yoksa ben gerçekten hayatı çok seviyorum.
Hayatta mücadele etmeyi çok seviyorum.
Krizler yaşamayı başarısızlıklar yaşamayı çok seviyorum.
Beni artık tanıyorsanız zaten bu başarısızlık konusundaki fikirlerimi biliyorsunuzdur.
Ama böyle hep mutsuz olan insanlar vardır ya ruh emiciler gibi Harry Potter'daki sürekli mutsuzlardır.
Hiçbir şey onları mutlu etmez.
Her zaman, her durumdan bir mutsuzluk, bir kriz çıkarırlar ve siz onları mutlu edeceğim diye kendinizi inanılmaz yıpratırsınız, inanılmaz çabalarsınız ve sonunda kendinizde mutsuz olursunuz.
O kişinin o zaman mutlu olduğunu görürsünüz, rahatladığını görürsünüz.
Bu insanlardan bahsediyorum.
Mutsuzluğun böyle bir alışkanlık olduğunu söylüyorum size.
Ben niye böyleyim diye kendini sorguladığın o anlar var ya aslında onlar seninle alakalı değil.
Seninle bir alakası yok bu durumun.
Belki de hiçbir yere ait olamamak o anlarda daha çok hissettiriyor kendini.
Dünya üzerinde bir avuç kadar yer bulamamak en mutsuz olduğun anlarda kendini daha çok hissettiriyor.
Ama bu sandığın kadar kötü bir şey değil.
Sanki dünya herkes için bir yuva olmuş ama senin için olamamış.
Sanki yanlış bir zamana, yanlış bir bedene, yanlış bir hikaye doğmuşsun gibi geliyor sana böyle anlarda.
Ama bu duygunun hem ağırlığı hem de hafifliği var.
Çünkü bu durum ait olamama durumu.
Bazen bir boşluk gibi içimize çöküyor ama bazen de bize uçmayı öğretiyor.
Size soruyorum mesela eğer dünyaya ait değilsek nereye aitiz?
Şimdi insan varlığına ait olmakla kanıtlamaya çalışır tamam mı?
Bir aileye, bir ülkeye, bir fikre, bir bedene, bir etikete ama ya hiçbirine tam olarak sağmıyorsan?
Aslında biz ait olduğumuzu sandığımız şeyleri kendimiz yaratıyoruz.
Bak küçük kutular çiziyoruz kendimize ve sonra o kutuların içinde sıkışıp kalıyoruz.
Ben buyum diyoruz ve şuraya aydım diyoruz.
Ama gece yalnız kaldığımızda o kutular bir anlam ifade etmiyor.
Aynaya baktığında kim olduğunu söyleyen bir etiket değil.
Gözlerindeki o derin boşluk oluyor.
Çünkü belki de insan hiçbir zaman gerçekten ait değildir.
Belki de en büyük yalan ait olabileceğimize inanmaktır.
Ve biz de kendimizi bu yalanla oyalıyoruz dünya üzerinde.
Zaten 30 yıl dünyayı anlamakla geçiyor.
Eğitimdi bilmem neydi oydu buydu şuydu ilişkilerdi falan.
Sonra evleniyorsanız çoluk çocuk bilmem ne derken ortalama bir insan ömrü kaç yıldır ki?
Hadi 90 diyelim mesela 75-80 demeyeyim de 90 diyelim.
Ortalama bir insan ömrü 90 yılsa bu 90 yılın kaç yılını?
Kaç dakikasını insan kendine ayırır?
Bazen çok kısadır bir insan için, bazen çok uzundur.
Ve bu ömürde, bu arada 90 yıl yaşayacağınızı varsayıyoruz bunu konuşurken.
Ben o kadar uzun yaşamak istemiyorum.
Kesinlikle istemiyorum.
Bazen sanki dünyaya bu kolyem de şıkır şıkır sürekli kusura bakmayın sesi geliyorsa.
Bazen sanki dünyaya dışarıdan bakıyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz tamam mı?
Sanki bu dünyaya ait değilsiniz.
Biri geldi sizi bu dünyanın içine bıraktı gitti ve siz alışmaya çalışıyorsunuz.
Ait olmaktan çok biraz böyle uyum sağlamaya çalışıyormuşsunuz gibi hissediyor olabilirsiniz.
Herkes bir şeyler yapıyor, bir şeylere yetişiyor ve sen de onları sanki bir film izliyormuş gibi izliyor olabilirsin.
Böyle hissediyor olabilirsin.
Bu bir ayrıcalık olabilir bak çünkü dışarıdan bakabilen biri sorgular tamam mı?
Ait olamama hissi sana sorgulamayı öğretir.
Düşünmeyi öğretir.
Soru sormayı öğretir.
Soru sorma cüreti verir sana.
İşte bu yüzden sen daha özgürsün.
Bir yere ait olup hiçbir şeyi sorgulayamamak mı?
Hiçbir yere ait olmayıp her şeyi sorgulamak mı?
Bence en büyük özgürlük bu.
İşte o noktada insan iki şeyi yapabilir dostlarım.
Ya kendini kaybedip her şeyin içinde erir ya da bu dünyayı kendi dünyası yapar.
Kuralları kabul etmek yerine kendi kurallarını koyar.
Şimdi sana bir soru soruyorum.
Lütfen bana bunun cevabını yaz.
Hayatta gerçekten mutlu olduğun tek bir an var mı?
Az önce dedim ya saf mutluluk.
Mutluluk bir andır.
Var mı mutlu olduğun bir an?
Cevaplarınız benzer olabilir.
Birine sarıldım, bir şeyi başardım ya da bir yere vardım diyebilirsiniz.
Ama mutluluğu bir şeyin içinde değil.
O şeye giden yolda hissedersiniz.
Dediğim gibi mutluluk bir hedef değildir.
Varılacak bir yer gibi anlatılır bize.
Ama belki de sadece o yoldaki molalardır mutluluk.
Yani uzun bir yolculuğa çıktığınızı düşünün.
Pencere kenarındasınız.
Gözlerinizi kapattınız.
Anlık olarak hissettiğiniz o hafiflik var ya.
Belki de hayatta o hafifliktir mutluluk.
Bizi kandırmışlardır.
O yüzden ait olamayanlar genelde mutluluğu bulamaz sanırız.
Yani çok basit bir şekilde anlatacağım.
Evlen, yuvanı kur, işte çocuk yap mutluluğu bulacaksın.
İşini bul, işine git gel mutluluğu bulacaksın.
Hep böyle söylerler ya bize böyle bir şey yok.
Belki de bizim gibiler.
Yani hiçbir yere ait hissedemeyenler.
Mutluluğun gerçekte ne olduğunu herkesten önce fark ettiğimiz için huzursuzuz.
Bizdeki mesele farkındalık zaten.
Bir de şey var mesela ait olamamak kendini daha özgür hissetmenin yanında kendini kısıtlamadığın bir alan yaratır sana.
Yani insanlar gibi düşünmek zorunda hissetmezsin.
Topluma ayak uydurmak zorunda hissetmezsin.
Bir şeye inanmak zorunda değilsin.
Ama en önemlisi yanlış yere ait olma korkun yoktur.
Çünkü zaten hiçbir yere ait değiliz.
Bu yalnızlıktır, evet ama bu özgürlüktür de.
Ve belki de ait olamayanların tek bir ortak özelliği vardır.
Biraz fazladan düşünen beyinler, biraz fazladan hisseden kalpler, biraz fazladan bakan gözler.
Ve evet, dünya böyle insanlar için tasarlanmış bir yer değil.
Yani bizim için. Ama kim bilir belki de böyle insanlar...
yeni dünyalar kurmak için vardır.
En azından kendi dünyamı kuruyorum.
Kendime toparlanacak vakitte vermiyorum bu arada.
Benim öyle bir lüksüm yok.
O yüzden sürekli çalışmak, üretmek zorundayım.
Ait hissedememenin bende yarattığı durum bu.
Çalışıp üretmek, okumak, film izlemek, bir şeyler izlemek.
Keşke ben de bir yere ait olabilseydim ve ait olduğum o yerde mutlu mesut yaşasaydım.
Hiç böyle şeyler düşünmeseydim.
Mutluluk gerçekten biraz da o demek biliyor musunuz?
Bence asıl özgürlük de bu zaten.
Ve bugün seninle ait olamamanın aslında ne kadar büyük bir özgürlük olduğunu konuştuk.
Bu dünyaya sığamıyorsan belki de yeni bir dünya yaratma zamanı gelmiştir.
Bunu dinliyorsan zaten sen de bunları yaşıyorsun.
Ve eğer sen de bir gün bir yere ait olamamanın ağırlığını omuzlarında hissedersen şu cümleyi hatırla.
Sen de bu dünyaya ait değilsin.
Çünkü burayı değiştirmek için geldin.
Beni dinlediğin için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde ben yine burada olacağım ama sen, sen her yerde olabilirsin.
Hoşçakal.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
