
Bir şeyleri kaybettiğinizde, ilişkiler sona erdiğinde veya fırsatlar elimizden kayıp gittiğinde… İçimizden sessizce sorarız: “Acaba hayat yeniden başlayabilir mi?”
Bu bölümde, umut psikolojisini ve insan zihninin en karanlık anlarda bile ışığı arama refleksini keşfediyoruz. Travmanın içinden nasıl güçlenerek çıkabileceğimizi, kırık parçalarımızla yeni bir varoluş inşa etmenin yollarını psikolojik ve felsefi bir bakış açısıyla ele alıyoruz.
***
Instagram: eliftukenmeza
Transkript
Gönlüme bir ateş düştü.
Yanar ha yanar yanar.
Ümit gönlümün ekmeği.
Umar ha umar umar.
Başlıyorum kaydı artık.
Adisyonun yeni bölümüne hoş geldiniz.
Umut konuşacağız.
Tamirci Çıra'yla başladım.
Neden? Çünkü önce onu bir açıklamak isterim.
Her umut fikri kafamda dönüp dolaştığında nedense hep aynı şarkı çalıyor içimde.
Tamirci çırağı. Belki de düşünüyorum bunu hep.
Umut biraz da bu şarkıdaki gibi bir kırılganla saf bir inanca benziyordur.
Çünkü umut dediğimiz şey çoğu zaman imkansızlığın içinde yaşarır.
Elinde avucunda hiçbir şey yokken gözlerini diktiğin ufukta beliren bir ışık kırıntısıdır o.
Değil mi? Ne güzel bir tanım oldu bu.
Ama aynı zamanda umut çoğu zaman bizi yaralayan da bir şeydir.
Çünkü umut ertelenmiş hayatların yakıtıdır diyorum ben hep.
Bir gün olacak diyerek, o günü bekleyerek yaşarız ya, işte tam da bu yüzden dostlarım, umutla mutsuzluk arasındaki sınır bazen çok ince bir çizgiye dönüşür.
Hayat yeniden başlar mı?
Sevgili adisyon dinleyicileri, bu soru çoğumuzun geceleri uyumadan hemen önce zihninden geçen en derin sorulardan biridir.
Neden bunu düşünürüz?
Nasıl düşünürüz? Kim?
Kimden? Neden?
Cinayet süsü sahnesi.
O geldi aklıma geçen gün bir arkadaşım izletmişti.
Bir şeyleri mahvettiğimizi düşündüğümüzde, bir ilişki bittiğinde ya da elimizden kayıp giden fırsatları hatırladığımızda içimizden sessizce sorarız.
Acaba yeniden başlayabilir miyim?
Şimdi bunu umut duygusu diyorlar tamam mı?
Umut insan zihninin geleceğe açılan bir penceresidir.
Çok klasik bir tanım oldu bu.
Ama böyle yani kaygının karşıtı değil.
onunla birlikte yaşayan bir kardeş gibi düşünün bunu.
Çünkü umut etmek aynı zamanda risk almak demektir.
İnsan geleceği kesin olarak bilmediği halde yine de orada bir ışık arar.
Az önce dediğim gibi. Ama işte burada acı bir gerçek var.
Bu duygu bazen en büyük kurtuluş, bazen de en acımasız hapistir.
Çünkü umut ederken erteleriz, sürekli erteleriz, bir gün olacak deriz.
Oysa o bir gün hiç gelmeyebilir.
Hayatın absürtlüğü karşısında insanın Tek silahı isyanıdır.
Dikkatim dağıldı. Yok. Yok gitti.
Gitti yani. Bak böyle bir şey olabilir mi ya?
Kahvemden birazcık içeyim.
Ne oldu ki şimdi böyle birdenbire?
Ben de çok çabuk dikkati dağılan bir insanım.
Bu problemle alakalı da konuşmam gerekiyor sanırım.
Yani konuştuğum her şeyi sizinle konuştuğum her şeyi ben yaşıyorum dostlarım.
Yani asla kullanmadığım bir şeyi size önermiyorum gibi oldu bu influencerların.
Kullanmadığım hiçbir ürünü size önermiyorum.
Yaşamadığım hiçbir psikolojik rahatsızlığı sizlere önermiyorum.
Anlatmıyorum. Ne olacak bizim bu halimiz ya?
Valla. Neyse. Umut dediğimiz şey de bak tam olarak böyle bir şey işte.
Şimdi ne dedik en son? Bu sözü çok seviyorum.
Hayatın absürtlüğü karşısında insanın tek silahı isyanıdır dedik.
Bak çok güzel bir cümle bu ya.
Bunu Instagram biyografime mi yazsam acaba?
Belki de. Umut dediğimiz şey tam da bu isyandadır.
Yani yıkıntıların içinde kendi elleriyle yeniden bir şey kurmaya çalışmaktır.
Bunu hiç yaptınız mı?
Yaptınız değil mi? Mesela yıkılmış bir evliliğe...
Yeniden kurmaya çalıştınız.
Başarısız olduğunuz bir işin içerisinde başarılı olmak için debelenip durdunuz.
Çok kötü olan arkadaşlıkları hayır ya iyi arkadaş bunlar falan deyip kendinizi kandırıp devam ettirmeye çalıştınız.
Bak bunların hepsi buna bir örnek tamam mı?
Bu ailede de olabilir yani anne babanızla yaşadığınız şey de olabilir.
Olabilir yani bu konuda travmalarımız çok fazla.
Yani saymaya kalksak şey yapamayız yani.
Hele benim travmalarımdan kim bilir kaç bölüm podcast çıkar yani hiç.
Hiç araştırma yapmama, hiç okumama falan filan izlememe hiç gerek kalmaz.
Ben bir konuşmaya başlasam hiç ara vermeden, kaydı durdurmadan, bu arada burası çok sıcak, dışarıdan ses falan gelmesin diye camı kapıyı falan her yeri kapattım.
Şu an sıcaktan çığlık atacağım.
Neyse bunların hepsi umuda ve umutsuzluğa örnek yani.
Bazen işe yaramaz tamam mı yani şöyle söyleyeceğim bunu.
Bazen umut etmeniz de işe yaramaz.
Çabalamanız da debelenmeniz de işe yaramaz.
Bence boş umut diye bir şey de olmalı.
Böyle bir terim de olmalı.
Çabalıyorum o evliliği ya da o ilişkiyi kurtarmak için.
Ama finalde yani evli değilim.
Evli olanların adına söylüyorum bunu ve ilişkim de yok şu an.
İlişkisi olanların adına özellikle toksik ilişkisi olanların adına söylüyorum.
Finalde kendinizi çok şey...
Fedakarlık yapmış olarak buluyorsunuz.
Ve o evlilik ya da o ilişki kurtulmuyor.
Daha da toksikleşiyor.
Daha da saçma bir hale geliyor.
Ve hep karşı taraf sizden bir şey istemeye başlıyor.
Neden yapmadın? Niye gelmedin?
Niye söylemedin? Niye dinlemedin?
Niye anlamadın? Niye sinirlenmedin?
Niye sinirlendin? Böyle çok absürt, çok anlamsız.
Sonra kendinizi anlamaya çalışarak heba ediyorsunuz.
Hırpalıyorsunuz. Finalde şu oluyor.
Ben bunu niye anlamaya çalışayım ki?
Anlayamadığınız için de bu arada kendinize çok kızdığınız bir dönem oluyor.
Sonra diyorsunuz ki neden anlamaya çalışayım ki?
Neden bana kötü davranan, bana saygısız davranan birini anlamaya çalışayım?
Onunla ilgili hala umut edeyim.
Kurtulmayacak. Bırak ve git.
Kendi eliyle bir şeyleri, yıkılan bir şeyleri yeniden kurmaya çalışmak, yeniden var etmeye çalışmak çok zor.
Tamam mı? Yani bu umut etmekten daha zor.
Çünkü hep kafanızda bu var, bunu düşünüyorsunuz.
Ve sürekli nerede hata yaptığınızı?
anlamaya çalışıyorsunuz kendinizi sürekli suçlamaya çalışıyorsunuz dikkat dağıtıcı çok unsur var dışarıda şu an düğün oluyor ne alaka mesela neden neden o da bir umut mutlu
olma umudu bunların hepsi bu bahsettiğim şeyler kötü ilişki kötü aile ortamı kötü iş tecrübeleri kötü arkadaşlık tecrübeleri insanı hayatta çok yetersiz
hissettiren şeyler birilerine karşı umut beslemek kolaydır bu arada yani kötü giden ilişkiye ya da kötü bir aile ortamına tüm bu saydığım şeylere umut besleyebilirsiniz.
En kolayı budur. Kendinize karşı umut beslemek en zorudur.
Kendinizden umutlu olmak en zorudur.
Ve bunu çok geç fark ederiz.
Yani bir farkındalık olması gerekiyor bunun için.
Ya birilerinin size böyle bir konuşma yapması gerekiyor ya bir şeyleri başardığınızı yani o umutsuz olayın içerisinde hayatta kalmanın bile ne kadar zor olduğunu anlamanız gerekiyor.
Bunları anladığınızda birileri sizde bir farkındalık yarattığında ya da hayat sizde bir farkındalık yarattığında kendinizden umutlanmaya başlıyorsunuz.
İşte bu da hayatın en kötü anlarında oluyor bence.
Yani gerçekten en dibe vurduğunuz anda bir şeyler uyanıyor içinizde.
Kendinize dair umudunuz artmaya başlıyor ya da Geleceğe dair, dedim ya az önce bir ışık görüyorsunuz orada.
O ışığı yakacak olan yine sizsiniz.
Yani o ileride, gelecekte, o dağın tepesinde neyse bir düğme yok.
Kimse gelip ona basmayacak o ışığı görebilmeniz için.
O ışık yine sizin içinizde, sizin yansımanız.
Bunu görmek için gerçekten çok acı çekmeniz gerekiyor.
Belki de şu an öyle bir döneminizdesiniz.
Belki de şu an terk edildiğiniz, istenmediğiniz, kötü bir aile...
ortamında yaşadığınız, başarısız bir işinizin olduğu ya da hayatınızın belki de en başarısız dönemindesiniz.
Yani kendinizden umudu tamamen kestiğiniz dönem.
Bu farkındalık o yüzden yok.
Umudu kesmek de umutla alakalı bir şeydir.
Umudu kesmek için önce kendinizden umudunuzun olması gerekir, vazgeçmeniz gerekir.
Ama böyle durumlarda bizim hiç böyle bir şeyimiz yok.
Öyle bir sekme yok kafamızda.
Bunu çok kullanıyorum ama bu doğru yani.
Umudu kesmek için önce kendimden umudumun olması gerekir.
Ama yok. Hiç öyle bir bilinç yok.
Çünkü bana bunu hiç vermemişler.
Ne çocuklukta vermişler, ne okulda vermişler, ne ne bileyim gittiğim kursta vermişler, ne arkadaşlık ortamında hiçbir alanda bana bunu vermemişler.
Ben bunu bilmiyorum ki. Bilmediğim bir şey hakkında ne yapabilirim?
Nasıl umut besleyebilirim kendime?
Okuyarak, izleyerek farkındalık kazanıyorsunuz.
O da gerçekten böyle durumlarda, böyle ruh halinde.
Okumak, izlemek de çok zordur bu arada.
Odaklanabilmek çok zordur. Çünkü hep kendinizi suçlamaya başlarsınız.
Hep gece gündüz sürekli kafanızda sürekli kendinizi suçladığınız düşünceler, cümleler falan geçer.
Kendinize çok öfkeli davranırsınız.
O ortamda insanın kendisinden umutlu olması çok zor.
Bunu anlayabiliyorum. Hele ki bir de şeyler var.
Bunu da konuşacağız bu arada.
Bir arkadaşımla bunu konuşmak istiyorum.
29 yaşında aile evinde.
işsiz bir şekilde balkonda oturmak.
Böyle bir video gördüm geçen gün.
Dönüp dolaştığım nokta burası oldu demiş kız.
Böyle şeyde yazmış videonun üstüne.
Bunun ağırlığı da var bazılarımızda.
Yani çünkü çocukken hep ya da yetişkinken hep hayaller kurarız.
Umut ederiz. Gelecekten umudumuz vardır.
Ayrı eve çıkma umudumuz vardır.
Arkadaşlarımızla partileme ya da ne bileyim sakin bir hayatsa da yine kendi hayatımızı kurma umudumuz vardır ya.
Finalde benim gibi 29 yaşında, ben de öyleyim bu arada, aile evinde işsiz bir şekilde böyle oturmak.
İnsanı iyice umutsuzluğa itebilir.
İtmesin. İtmesin ya.
Hayat biraz da sizi umuda itsin.
Siz kendinizi itin.
Kimse sizi itmeyecek bu arada.
Gerçekten hayatta çok acımasız, bu da çok klişe ama çok acımasız.
Yani evren sizinle büyük oyunlar oynuyor.
Tam mutluluğu verecekken...
Gerçi o mutluluk sürdürülebilir bir şey değil.
Yani haz diyelim biz ona.
Bu konuda bana kızacak olanlar vardır.
Tam onu verecekken bir zorluk daha veriyor.
Bir zorluk daha veriyor derken sizin biraz böyle mücadele etmenizi seviyor.
O yüzden birçok şeyin, duygunun, işte mutluluğun, huzurun, aşkın bunların hepsinin elde edilmesi aslında çok zordur.
Bu zor olan şeyleri elde eden insanların Bunların kıymetini bilmesi gerekir.
Bunlar da işte hayattaki ufak rutinlerde falan saklıdır.
Yani bir anda gelmiyor evinizde yatarken.
Bir anda size mutluluk, aşk, huzur falan gelmiyor.
Onu kendiniz getirmelisiniz.
Rutinlere başlayarak işte okuyarak, bilinçlenerek, izleyerek.
O dünyanın saçma ve sizi tembelleştirecek alışkanlıklarından uzaklaşarak, içinize dönerek.
Mutluluğu, huzuru ve aşkı bulacaksınız.
Çünkü kendinizle baş başa kalıp kendinizle vakit geçirme imkanı yaratacaksınız.
Yalnızlığı biraz böyle değerlendirmek lazım ve abartmamak lazım.
Yani bu yalnızlığı abartanlara da gerçekten gıcık oluyorum.
Nedir yalnızım yani? Tamam abartmaya gerek yok.
Bazen, bazen gerçekten kalabalık aile sofralarını özlüyorum.
Bazen aile olmayı istiyorum.
Aile kurmak istiyorum ama bazen.
Yani bu benim idealim ya da bunu yapmazsam hayatta başarısız olacağım falan dediğim bir şey değil.
Hayatta benim başarı anlayışım, başarısızlık anlayışım çok farklı.
O yüzden evlenmek istemiyorsunuz, aile kurmak istemiyorsunuz diye de anormal de değilsiniz.
Bir sonraki bölümümde tuhafım, anormalim ama mutluyum konulu bir bölüm olacak.
O yüzden başa dönüyorum.
Umudu kendinizden kesmeniz için önce kendinizden umudunuz olmalı gibi repliği gibi oldu bu da.
Çok doğru ama. Lütfen ne anlatmak istediğimi anlayın.
Felsefeci değilim. O kadar da derin felsefe yapamıyorum.
Ama anlamanız gerekiyor.
Ama ben çok umutluyum kendimden.
Ve bunları anlatabilmek yani anlatmaya çalışmak da bence hala kendimden umudumun olduğunu gösterir.
Dünyadan da umudum var.
İnsanların kötü olduğunu düşünüyorum.
İnsanları sevmiyorum. Bu konuda bana çok kızabilirsiniz.
Çevremdekiler kızıyorlar. İyiliğin insanlara...
Sürekli fedakarlık yapmak olduğunu falan düşünüyorlar.
Ailem bana bunu böyle öğretti.
Yani birilerinin sürekli yardımına koşmalısın.
Onlar kötü bile olsa onlara koşmalısın.
Çünkü iyi bir insan olmak demek bu demektir.
Hayır, bu demek değildir.
İnsanların kötü olduğunu düşünüyorum.
İnsanların bu konuyla ilgili daha önce zaten konuşmuştuk.
Şartlarla alakalı kötülük yapıp yapmamaları, kaybedecekleri şeylerle alakalı ama...
Ben insanların artık yardımına koşmak istemiyorum.
Gerçekten yardıma ihtiyacı olan insanlara zaten koşuyorum.
Bu bizim insanlık görevimiz.
Hani bunu iyilik yapayım falan diye yapmamanız lazım.
Yani dünyaya bir faydanız olsun.
Dünyaya geldiyseniz.
Bir de yaşadığınız çevreyi bir bilin ya.
Bence bu da çok büyük bir kötülük.
Hiçbir şey bilmemek. Yani bu çağda hiçbir şey bilmemek çok zor ya.
Çok zor yani tembel kalabilmek, aptal kalabilmek.
Çok zor, çok büyük bir çaba gerektiriyor.
Ve insanın kendine yaptığı en büyük kötülüklerden biri de Hiçbir şey okumamak ve izlememek ve dinlememek, bilmemek, kültürü merak etmemek, insanları merak etmemek, toplumları merak etmemek, yaşadığın dünyayı merak etmemek
çok büyük bir kötülük bence.
İşte öyle insanlardan hiç umudum yok.
Her şeyden umudum var.
Her şeyden umudum var.
Ama böyle insanlardan, kendini bilerek ve isteyerek bilinçli bir şekilde mutsuz bırakan, umutsuz bırakan, cahil bırakan insanlardan gerçekten hiç umudum yok.
Onlara tahammül edemiyorum bile yani.
Çevremde öyle insanların olmasını gerçekten istemiyorum.
Çevremde başarısız insanlar olsun.
Ama denesinler.
Başarılı olmayı denesinler.
Ben bir de gerçekten biraz kadersizim.
Zeki Demirkubuz'un dediği gibi.
Yani o çok doğru bir şey ya.
Dışarı çıkıyorum, insanlara bakıyorum.
Mutlular. Ulan diyorum, ulan diyorum.
Tuttuğum her şey elimde kalıyor.
Niye? Niye?
Çünkü bir şeylerin hala farkında değilim demek ki.
Hala bilinçli değilim.
Özellikle ilişkiler konusunda.
Ben... Berbat bir insanım.
Yalnızlığı da sevdiğim için ve bence insanlara tahammül edememekten kaynaklanıyor bu.
İnsanlara tahammül edemiyorum.
Yani çok azdır, çok azdır tahammül edebildiğim insan sayısı.
Beni kötü görüyor olabilirler.
Yapacak hiçbir şeyim yok.
Bence kötü bir insan değilim.
Hani senden umudum yok. O yüzden seninle iletişim kurmuyorum bilinçli bir şekilde.
Dilerim kendinize karşı umudunuzu yeniden kazanırsınız.
Ulan bir şeyler olabilir mi acaba ya falan diye böyle Heyecanlanırsınız.
Benim şuna ilgim varmış.
Bunu nasıl yapabilirim acaba falan diye kendinizi keşfedersiniz.
Çünkü o minicik gerçekten minicik nokta kadar bir umut kırıntısı bile hayatta biraz daha ilerlemenizi biraz daha bir şeyleri bir şeylerden haz duymanızı sağlayacak.
Çünkü hayatta umutlu olabilmek için de hayata yeniden başlayabilmek için ya da hayata devam edebilmek için de haz gerekir.
Yaptığınız şeyden haz duymalısınız.
Mutlu olmak da değil.
Yani ben bir ilişki yaşıyorum.
Mesela haz duyuyorum bu ilişkiden.
Ya da ne bileyim bir yemek yiyorum.
Tadını seviyorum, haz duyuyorum.
Bir kitap okuyorum, haz duyuyorum.
Benim olayım bu.
Yani haz, mutlulukla hazı karıştırmamak gerekir.
Biz bunu karıştırıyoruz. Çünkü mutlak mutluluk denen bir şey yok.
Öyle bir şey yok. Mutluluğu yakalamak, mutlu mesut olmak falan.
Böyle şeyler yok. Bana göre mutlu insan, kafası rahat insandır abi.
Kafan rahatsa mutlusun.
Daha ne kadar mutlu olabileceğim?
Dünya bana ne verecek?
Ben dünyadan bir şey istemiyorum ki.
Ben dünyadan, gerçekten evrenden, tanrıdan, ne diyorsanız, yaratıcıdan, neye inanıyorsanız.
Sağlık istiyorum. Bu da benim elimde.
Dengeli beslenirsin, egzersizlerini yaparsın falan filan.
Zihinsel sağlık istiyorum.
Zihinsel sağlık ya.
Fiziksel sağlığa ulaşırım.
Zihinsel sağlık istiyorum ben.
Kim varsa oralarda bir yerlerde ondan.
Uyumak istiyorum. Gerçekten bakın bu eskiden romantik geliyordu bana.
Uyuyamıyorum diyordum ama uyuyamamak gerçekten çok sıkıntılı bir şey.
Uyumak istiyorum arkadaşlar. Ben insan saatlerinde uyumak istiyorum.
Neyse o saatler. Uyumam lazım benim.
Uyumam lazım ki haz duyayım bir şeylere karşı.
Haz duyayım da doğru bir şey mi bilmiyorum ama doğrudur.
Yani bunu böyle anlayın ne demek istediğimi.
Uyumak istiyorum ya. Normal ilişkiler kurmayı hep çok istedim.
Gerçekten çok istedim. Kuramadım olmadı.
Olmuyor yani. Özel ilişkilerimde de hep bir stres, hep bir strateji, hep bir bir şey, hep bir belirsizlik olmuyor.
İnsanlar normal ilişkiler kurabiliyorlar.
Bakıyorum çok tatlı çiftler var çevremde ya da sosyal medyada görüyorum.
Öyle çiftlerden hiç olamadım mesela.
Olmayı isterdim. Ya da normal aileler.
İşte akşam yemeklerini birlikte yiyen, sabah kahvaltılarını birlikte yapan.
Olmadı yani. Olmadı.
Biraz da kaderle alakalı diyeceğim de kadere de inanmıyorum yani.
Şimdi ne diyeyim? Ne diyebilirim ki?
Bu bana denk gelmedi diyeceğim.
Vallahi denk gelmedi. Ben yalnız yiyorum yemeklerimi.
Tamam ne yapayım? Kötü yani.
Kimse beni çekmek zorunda değil.
Üzülüyorum insanlara çünkü gerçekten zor bir insanım.
Arkadaşlık ilişkilerim çok zor.
Çevremde zaten arkadaşım yok.
İki kişi var şu an. Onlardan biri de aynı benim gibi.
Fatma. Birbirimizin aynısıyız yani.
Aynı. O kadar aynı ki.
Onunla bir bölüm yapacağım yani birkaç bölüm yapmayı düşünüyorum.
Ne yapayım yani ya? Bunun için kendimi üzemem ki.
Artık kendimden umudum var.
Yani bu podcastlere başlamak kendimden umudumun olduğunu kanıtlıyor.
Yani benim gibi olanlar varsa içinizde...
Bunu fazla dert etmeyin arkadaşlar.
Ben niye yalnızım?
Ben niye şöyleyim?
Ben niye böyleyim falan.
Dışarı çıkmak için birine ihtiyacınız yok.
Alışverişe gitmek için birine ihtiyacınız yok.
Ne bileyim kahve içmek için birine ihtiyacınız yok.
Tabii ki hayatınızda insanlar olsun.
İnsanlarla iletişime geçin.
Ben insanlarla iletişime geçmeye bayılıyorum yani.
Dışarıda alışveriş yaparken, kahve içerken, sinemaya gittiğimde.
Ben bunların hepsini tek yapıyorum bu arada.
Bunları yaparken... Sürekli yeni birileriyle tanışıyorum ve bu çok keyifli oluyor yeni birileriyle tanışmak.
Bunu yapın ama yalnızsanız da zorlamayın.
Hayatınızda doğru insanlar elbette girecektir.
Bu biraz da doğru yer, doğru zaman, doğru mekan olayı.
O yüzden kafaya bunu çok takmamak gerekiyor.
Konuya tekrar dönecek olursak...
Şimdi bunların hepsi, bu anlattığım şeyler bir travma.
Benim ciddi bir ilişki travmam var mesela.
Uzun bir ilişki dönemim var.
Oradan inanılmaz travmalarım var.
Yani oraya hiç girmeyeceğim.
Dolayısıyla ben bu travmalardan tetikleniyorum.
Tamam mı bu şeylerden?
Aynı şeyler yaşanacak.
Nasıl davranacağımı bilemiyorum bazen beyefendilere.
Dolayısıyla beyefendiler de ne yapıyor bu falan diyor olabilirler yani.
Anlamıyor olabilirler. Ama bu travmalar...
Travma sonrası daha doğrusu bazı insanlar çökerken bazıları daha da güçlü çıkıyor.
Nasıl güçlü çıkıyorlar?
Çünkü umut dediğimiz şey yalnızca beklemek değildir tamam mı?
Umut harekete geçme iradesidir.
Buna travma sonrası büyüme diyorlar.
Yani kırıldığın yerden yeni bir benlik doğurabilmektir.
Bu irade de hepimizde var.
Var yani. Onu harekete geçirmek önemli.
Onu anlamak, onu bilmek önemli.
Felsefe bize başka bir şey daha soruyor.
Yani başka bir soru daha soruyor.
Yeniden başlamak dediğimiz şey diyor.
Gerçekten mümkün mü?
Bak bu soruyu sabahtan beri tekrarlıyorum farkındaysanız.
Kaydın kaçıncı dakikasındayız?
İlk defa bunu soruyorum size.
Yeniden başlamak dediğimiz şey gerçekten mümkün mü?
Yoksa sadece eski kırıkların üzerine yeni katmanlar mı ekliyoruz?
Hayat ancak... Geriye bakıldığında anlaşılır.
Ama ileri doğru yaşanır.
Bak bu da çok sevdiğim sözdür.
Belki de yeniden başlamak geçmişe sinmek değildir.
Hani onu sil, onu unut diyorlar ya.
Hayır onu silme, onu unutma.
Onunla yeniden bir ilişki kur.
Belki de yeniden başlamanın sırrı budur.
Belki de biz yanlış yapıyoruzdur.
Bu kişisel gelişimciler bize belki yanlış öğretiyorlardı.
Beynin en güçlü savunma mekanizmalarından bir tanesi umuttur.
Ben bu duyguyu çok severim.
Bir insan yeniden başlayabilirim dediğinde aslında sinir sistemine bir güven mesajı gönderiyor ve bu güven bedeni ve zihni iyileştirmeye başlıyor.
Ama felsefe uyarıyor.
Diyor ki her yeni başlangıç eski bir yıkıntının üzerine kurulur.
Yani yeniden başlamak demek eskisini yok saymak değildir.
Onunla yaşamayı öğrenmektir.
Bak altın çize çize söyledim.
Eskiyi unutmuyoruz.
Eskiyle yaşamayı öğrenip geleceğe bakıyoruz.
Sonunda belki de cevap şudur.
Adisyon dinleyicileri. Hayat yeniden başlamaz ama biz her acının içinden geçerken yeniden doğarız.
Yeniden başlamak sıfırdan olmak değildir.
Yaralarınla, eksiklerinle, pişmanlıklarınla yeni bir varoluş inşa etmektir.
Çünkü gerçek umut her şey düzelecek inancı değildir.
Gerçek umut her şey düzelmese bile ben ayağa kalkabilirim diyebilmektir.
Neyse artık gidiyorum. Bu en uzun bölümlerimden biri oldu.
İnsan henüz olmayanın canlısıdır.
Bunu unutmayın. Yani umut insanın doğasına işlemiştir.
Ama ne tuhaftır ki bu duygu bizi yaşatırken aynı zamanda sürekli bir eksiklik duygusuna da mahkum eder.
O yüzden bazen bu duyguyu...
Tamirci çırağındaki o çaresiz saf bakışlara benzetiyorum.
Yani bir gün olacak sanırsın ama çoğu zaman olmaz.
Bunu da kabul etmek gerekir.
Yine de belki de mesele umudun gerçekleşip gerçekleşmediği değildir.
Belki de mesele umudun kendisinin zaten hayatı başlatan şey olmasıdır.
Çünkü her şey yıkıldığında yeniden başlamayı mümkün kılan tek şey hala inanabilme ihtimalidir.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
