
Giuseppe Ungaretti’nin şiirini inceliyoruz. Sanki dünyanın en kısa şiiri, en uzun cümleleri kuruyor gibi..
Transkript
Ciao ciao. Ya ben İtalyanca selam vermek istedim ama bu biraz Kürtçe gibi oldu.
Üzgünüm. Bak bunu öğreniyorum ve lütfen benimle dalga geçmeyin.
Ben Venuti Otipaleremo Duşsepe Duşsepe Ungaretti Matina Ya çok güzel
bir dil. Bunu hemen öğrenmem lazım.
Hemen kursuna gideceğim.
Arkadaşlarımdan yardım istedim size böyle bir giriş yapmak için.
Bir daha denemek istemiyorum.
İtalyanca bilenler kulaklarınız kanadı, farkındayım.
Ama beni anlayın, bana anlayış gösterin.
Yapacak bir şey yok. Heveslendim işte yani ne yapayım.
Bugün biraz daha derinlere inebileceğimiz bir şiirden bahsedeceğim.
Şiiri felsefesi serimizin ikincisindeyiz.
İtalyan modernizminin önemli isimlerinden biri.
Bak yine telaffuzda zorlanıyorum.
Bak bunu nasıl telaffuz ediyorsak bana söyleyin tamam mı?
Not aldım bunu size doğru söyleyebilmek için.
Utandım şu an sanki karşımda yüzlerce insan var ve ben bunu söylemek zorundaymışım gibi.
Ya bu nasıl okunuyor ya?
Giuseppe Ungaretti.
Giuseppe Ungaretti.
Matina şiiri.
Bak bu çok güzel.
Matina. Neyse bu şiiri inceleyeceğiz.
Şiir sadece birkaç kelimeden oluşuyor ama her kelimesi insanın iç dünyasında bir fırtına yaratmaya yetiyor.
Bak çok kısa ama çok yoğun.
İki dize. Sabah gözlerimdeki tüm kirleri yıkadı.
Çok güzel değil mi?
Bazen bir şiir sadece birkaç kelimeyle çok şey anlatabilir.
Burada sabaha dair hem fiziksel hem de duygusal bir temizlik vurgusu var.
Sanki bir sabah uyandığında geceyi geride bırakıp her şeyin yeniden başlayacak gibi hissettiğini anlatan o an var.
Peki ama gerçekten böyle midir?
Yani şiir derinlikli bir içsel arınma sürecini ima ediyor.
Ama aynı zamanda insanın varoluşsal bir sorgulaması da var.
Şimdi şiire bakarken ilk göze çarpan şey dostlarım sade bir dilin.
içerdiği derinlik. Sadece bir sabah bir gözün temizlenmesi ve bütün bu değişim bir metafora dönüşüyor.
Sabah her birimizin içinde yeniden doğuş anlamına gelir.
Her sabah uyandığında geçmişin yüklerinden biraz daha arınmış hissedersin kendini değil mi?
Hepimiz öyle hissederiz.
Her gecenin bir sabahı vardır derim ben.
Hep bunu da neredeyse her bölümde kullanıyorum.
Ancak bu temizlik fiziksel değil, duygusal ve ruhsal bir temizlik.
Gözlerdeki kir Geçmişin ve yaşadıklarının izi gibi.
Her şeyi geride bırakmak ve yeniden başlamak için bir fırsat.
Burada sadece zamanın değil, aynı zamanda insanın varoluşunun derini üzerine de bir sorgulama var.
Ve ben böyle sorgulamaları çok seviyorum.
Dünyaya bunlar için gelmişim.
Varoluşsal bir tema barındırıyor.
Yani insanın geçmişiyle yüzleşmesi, kendi içindeki karanlıkla hesaplaşmasından başlıyor.
Karanlık gecenin ardından gelen o sabah, insanın içindeki en derin...
En büyük korkuları da ortaya çıkarır.
Ancak sabah bu karanlıkla baş etmenin, onunla barışmanın da bir zamanıdır.
Gözlerindeki kirlerin yıkanması da tam olarak bu süreci anlatıyor.
Karanlık artık geçmişte kalıyor ve insan yeni bir başlangıç yapmaya hazırlanıyor.
Peki psikolojik açıdan ne var bu şiirde Elif diyorsunuzdur belki.
Ne var? Gözler ruhun penceresidir değil mi?
Gözler kalbin aynasıdır sen bunu bilemezsin.
Bu şarkıyı biliyor musunuz?
Beni bırakıp ellere gidemezsin.
Şimdi gözlerdeki kirlerin yıkanması sadece bir temizlik değil aynı zamanda psikolojik bir arınma.
İnsan her sabah uyandığında arkadaşlar içsel dünyasında çok şey birikmiş olur.
Korkuları vardır, kaygıları vardır, geçmişin izleri vardır.
Bu şiir içsel bir arınma, yeni bir başlangıç ve kendisini yeniden keşfetme sürecini temsil eder insanın.
Her sabah aslında bu psikolojik temizlikle başlar.
Bir sabah kendini uyanmış hissedersin ama bir bakarsın ki gözlerinde geçmişin kiri var.
Farkında bile olmadan içinde biriken tüm o duygusal yükler geceden sabaha birikmiştir.
Gözlerindeki o kirleri temizlediğinde aslında kendi içindeki karanlıkla da yüzleşiyorsundur.
İçsel bir hesaplaşma başlar.
Bu hesaplaşma çok kötüdür.
Genelde siz kazanamazsınız bu hesaplaşmayı.
Ve bu hesaplaşmanın sonunda belki de kendini biraz daha özgür, biraz daha berrak hissedersin.
Yersen. İşte un goretti.
Bak yine telaffuza döndük hemen notuma bakıyorum.
Evet Ungaretti.
Bunu hep söyleyeceğim.
Bir hafta Matina ve Ungaretti diye.
Gezeceğim. Yandınız. Yani yapabilecek hiçbir şeyim yok.
Nerede kaldım ya? İşte Ungaretti tam olarak bu süreci kısa ve öz bir şekilde anlatıyor.
İki satırlı anlatıyor.
Beni düşündüren bir şey var.
Tamam mı? Beni düşündüren bir şey var.
Ve her sabah bir fırsat.
Ama bu fırsat sadece fiziksel değil.
Duygusal ve psikolojik olarak da bir temizlik sağlıyor.
Bu şiir. Bu iki satırlık şiir.
Her yeni günün. Bir yeniden doğuş olduğuna dair derin bir inanç taşıyor.
Gözlerindeki kirleri yıkamak, aslında geçmişi geride bırakmak, kendini yeni baştan keşfetmek ve her sabah yeniden başlamak demek.
İnsanın içindeki karanlıkla yüzleşmesi ve ondan arıntı sağlamak belki de her insanın en önemli mücadelesidir.
Bana çok umut verdi bu şiir biliyor musunuz?
Çok umutlu bir şiir bence.
Sabah gözlerimdeki tüm kirleri yıkadı.
Her sabah bunu yaşayacağız.
Ama bu fiziksel değil, ruhsal bir temizlik.
Bunu unutmayın. Her yeni gün daha iyi bir versiyonunuza adım atmak için bir fırsat.
Bu da klasik bir kişisel gelişimci gibi söylemiyorum bunu.
Bunu fark etmek insanı bir adım daha özgürleştiriyor.
Ungaretti'nin Matina şiiri sadece basit bir sabahı değil.
Bir içsel dönüşümün başlangıcını anlatıyor.
Çok seviyorum ya. Bunları böyle didik didik incelemeyi çok seviyorum.
Ve şunu hatırlatıyor bize. Her sabah bir arınmadır, bir başlangıçtır.
Ve belki de bu yüzden her sabahın sonunda her şeyin biraz daha netleştiğini hissedersiniz.
Çünkü her sabah gözlerdeki kirler temizlenir.
Yeni bir gün başlar.
Umudunuzu kaybetmeyin.
Bugünlük bu kadar. Ama unutmayın.
Gözlerinizdeki kirleri temizlemeyin.
Çünkü her yeni gün yeniden doğuş için bir fırsat.
Bugünlük benden bu kadar. Çok kısa bir şiirdi.
Kısa şiire kısa bir inceleme yeterli olacaktır diye düşünüyorum.
Size yine İtalyanca veda etmek istiyorum.
Bir sonraki hafta Fransa'ya gideceğiz.
Sonraki hafta İngiltere'ye gideceğiz falan.
Her şeyde, bölümde size o ülkenin ana diliyle.
Veda edeceğim ve başlangıç yapacağım.
Podcast'in sonuna geldik.
Bölümün sonuna geldik.
Unutmayın. Her son yeni bir başlangıçtır.
Matina gibi. Şimdi kalkın.
Gözlerinizdeki kirleri yıkayın.
Ve dünyaya taze bir bakış atısıyla bakın.
Bak söylemeye utanıyorum.
Bunu da nota aldım bu arada.
Ama söyleyeceğim. Böyle böyle öğreneceğim.
Bir daha söyleyebilir miyim lütfen?
Bir daha söylememe izin verin.
Bu bölümün bitişinin böyle olmasını çok istedim.
Herhalde bir espresso içmek kadar kolay.
Bir daha telaffuz ediyorum. Ay çok kötü.
Çok şımardım ben bu bölümde.
Çok güzel bir dil.
Bunu bana öğretmeye çalışan arkadaşım bunu dinleyince çıldıracak herhalde.
Delirirsin yani.
Demek istiyorum ki hayat çok güzel bunu unutmayın.
Nondimenti beynim durdu.
Bir saniye.
Düzgün bir kapanış yapmam lazım.
Perke lavet. Mükremin gibi hissettim kendimi.
My chuckle.
My chuckle.
Hiç bilmiyorum öyle şeyler.
Kültür çatışması yaşıyorum şu an.
Ben günün 18 saati TikTok, geri kalanında da Instagram izliyorum diyormuşum.
Bütün şeyim, repliklerim, kuracağım cümleler falan TikTok cümleleriyle dolu.
O yüzden Mükrem'ini anmadan edemeyeceğim.
Çok gülerek izliyorum kendisini.
Bir daha söylüyorum ve son.
Gidiyorum artık. Kötü söylesem de yapacak bir şey yok bence.
Bak bu uzatılıyor mu bilmiyorum.
Ama bunu söyleyebilmem bile çok önemli.
Kürtçe gibi oluyor bu gerçekten ya.
Bak böyle okunuyor olabilir.
Böyle yazmış bana tamam mı?
E'yi uzat diye. neyse
adisyonun sevgili dinleyicileri hoşçakalın görüşmek üzere
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
