
Yalnızlık gerçekten bu çağda mümkün mü? 21 gün 21 podcast serimin 1.bölümünde bunu tartışıyoruz.
Transkript
Hanımlar ve beyler, lütfen koltuklarınızı dik konuma getiriniz, kulaklıklarınızı takınız ve zihninizin kemerlerini sıkınız.
Şu an 21 gün sürecek bir keşif yolculuğunun ilk bölümü için kalkış yapıyoruz.
Uçuşumuzun rotası bilinç ve yalnızlığın derin boşluklarından geçecek, inişimizse kendi iç dünyamızın sessiz limanına olacaktır.
Bugünün sorusu oldukça basit ama bir o kadar da sarsıcı.
Gerçekten yalnız kalabilir miyiz?
Hazır olun. Çünkü bu yolculukta hiç kimse yalnız değil.
Bölüm 1'e hoş geldiniz.
Bak sesimi böyle yapmayı çok seviyorum tamam mı?
Böyle konuşmayı seviyorum.
Bazı bölümlerde ne kadar gaza geldiğimi biliyorsunuzdur.
Ama bazı bölümlerde böyle sindire sindire konuşmak istiyorum.
Bence siz bu tonu daha çok seviyorsunuz.
Ben de bu tonu seviyorum. Şimdi yalnız kalabilir miyiz?
Bu soru günlerdir kafamın içinde dönüp duruyor.
Kafamın içinde dönüp durmayan hiçbir soruyu sizinle tartışmıyorum.
Çünkü buna bir cevap arıyorum.
Geçtiğimiz günlerde biliyorsunuz gördünüz sosyal medyadan tiyatromu kapattım.
11 yıllık tiyatromu.
Bu hafta bununla ilgili de konuşacağız.
Ve benim için çok zor bir süreçti.
Konuşurken bile biraz zorlanıyorum şu an.
Neyse devam edeceğim konuşmaya dostlarım.
Çok strese girdim bu süreçte.
Bunu dediğim gibi detaylarını anlatacağım.
Ve stresten vücudum...
Reaksiyonlar gösterdi.
Stresin insana neler yapabileceğine tanık olduk hep birlikte.
Ailemle, arkadaşlarımla.
Ve birkaç günüm hastanede yatışla geçti.
O günlerde, o günlerde hep bunu düşündüm.
Yalnızlıkla gurur duyardım.
Tek başıma bir şeyler yapabiliyorum.
Kahve içmeye gidiyorum, yemek yemeye gidiyorum.
Kimseye ihtiyacım yok. İlişki için bile olsa kimseye ihtiyacım yok.
Ben tek başıma, bak gaza geldim yine.
Tek başıma her şeyi yapabilirim.
Ben çok güçlüyüm çünkü ama aslında o kadar da güçlü değilmişim.
Aslında yalnızlık o kadar da iyi bir şey mi?
Kafamda hep bu döndü.
Genelde hastalandığımda, rahatsız olduğumda falan yalnız olmasam mı acaba?
Evlensem, çocuk falan mı yapsam?
4-5 çocuk mu yapsam falan diye düşünüyorum yani.
Zaman zaman hepinizde oluyordur böyle bir şey ama iyileştiğim an hemen...
O şey gidiyor. Buradan da İtalyan baronu doktorumuza selamlarımı iletiyorum.
3 gündür falan kahve içmiyordum.
Bugün daha bak bugün daha dün demledim böyle çok az içebildim.
Bugün daha sayın İtalyan baronu doktorum bir fincan kahve bir de Türk kahvesi içtim.
TK içtim. Artık vücudum istiyor ama bunu yapmayacağım.
Çünkü size bir sözüm var ve ben sözünü tutan bir hastayım.
Ve içmeyeceğim o yüzden.
Bana şimdi kızmayın.
Podcastlerimi dinlediğini söylediniz.
Dinlediğinizi söylediniz.
O yüzden size de buradan bir şey iletmek istedim.
Selam iletmek istedim. İtalyan baronu falan diyorum gülüyorum ama İtalyan baronu doktorumuz beni korkunç bir vaziyette gördü.
Ben böyle çok özür dilerim anlatacağım bunu.
İnanılmaz ölmüş bir vaziyetteyim.
Çok kötüyüm. Saçım başım cadılar gibi böyle.
Bir de ben kıvırcık saçlıyım.
Saçlarım inanılmaz kabarmış.
Sürekli kusmuşum.
Üstüm başım kusmuş. Facebook içinde doktorumuz dünyanın en tatlı, en anlayışlı doktoru çıktı.
Ve dedim ki bu yüzden yalnızsın işte.
Yani başka türlü yalnız kalma ihtimalin var mı yani?
Yalnız kalmama ihtimalin var mı?
Yalnız olmanın sebebi bu.
Ve tabii ki doktor anlayışla karşıladı o.
tipimi. Hastanedeyim sonuçta ve çok tuhaf şeyler yaşıyorum.
Neyse doktorumuz ilaçlarımı içiyorum.
Problem yok. Çok iyiyim.
Yasaklar şey yapılacak.
Delinmeyecek. Kahve içilmeyecek.
Bugün içtim. Biraz daha kötü oldum tabii içince ama artık içmeyeceğim.
Gayet iyiyim. Konuya geçiyorum bak.
Geçiyorum artık. İnsanlar beni dinliyorlar.
Biz bu konuyu İtalyan baronu doktorumuzla konuşuruz.
O an aklıma bu geldi.
Hastane koridorundayken, orada yatarken, sedyedeyken falan filan sürekli kafamda bu soru var.
Abi ben yalnız kalmayı gerçekten seviyor muyum acaba?
Yoksa bu bana romantik mi geliyor?
Yani sosyal medyada bana TikTok'ta falan sosyal medyanın demir kubuzu diyorlar.
Bu beni gaza mı getirdi acaba ya?
Yani yalnızlık bu kadar da iyi değil mi diye düşünüyorum.
Bu arada boğazım ağrıyor. Yine İtalyan baronu doktoruma gideceğim.
Bak kurtulamıyorsunuz benden.
Benden alakası yok. Mevsim değişimi.
Kendime de iyi bakıyorum halbuki son günlerde.
Ama bir boğaz ağrısı var.
Birkaç saat sonra acile koşa koşa geleceğim.
Neyse. Niye bu havalı geliyor bize?
Neden? Neden?
Neden? Neden? Sürekli bunu düşünüyorum.
Bir anlamda diyorum ki gerçekten yalnız kalabilir miyim acaba?
İstesem. İnsan daha doğduğu anda...
bir ilişkiye düşüyor tamam mı?
Annesinin kalp atışından ilk nefes aldığı havaya kadar her şey başkalarıyla temas ederek başlıyor.
Yani biz sandığımız kadar tek değiliz.
Martin Buber Martin Buber'ın meşhur bir sözü var ya ben senle kurulur sensiz bir ben yok.
Bunu alın bu sözü atın manitalarınıza hanımlara beylere bak çok güzel bir cümle bu.
Bana hiç böyle cümleler gelmez.
Ben gönderirim genelde.
Her duyduğumda, her gördüğümde biraz durup düşünüyorum.
Çünkü yalnızlık dediğimiz şey çoğu zaman bir sen eksikliği değildir.
Kendi içimizde hala temas kuramadığımız bir ben varlığıdır.
Ama bilim burada başka bir yerden aynı şeyi söylüyor.
Diyor ki, şey duymuşsunuzdur, sosyal beyin...
Kuramını duymuşsunuzdur.
İnsan sinir sistemi bağlantı kurmak için evrimleşmiş tamam mı?
Kalabalıktan uzaklaştığınızda bile beyniniz birilerini arıyor.
Yalnızlık hissi vücudun bana birilerini bul sinyali gibi.
Yani susadığınızda su istemeniz gibi, acıktığınızda yemek yemek istemeniz gibi, uykunuz geldiğinde uyumanız gibi bir şey bu.
İnsan yalnızken en çok kendinden kaçıyor.
Çünkü sessizlik çoğu zaman cesaretin değil korkunun aynası.
Garip olan şu ki hiç olmadığımız kadar bağlantı aracımız var.
2025 yılındayız ve her yer iletişim aracı dolu.
Yine de herkes daha yalnız hissediyor.
Çünkü görünür olmak başkadır, görülmek başkadır.
Acı olan şey zaten bu.
Bin kişinin beğendiği bir fotoğraf bile sizi tek bir kişinin anlayışlı bakışı kadar doyurmuyor.
Ve en ilginci... Yalnızlık sadece fiziksel bir eksiklik değildir.
Bir fark edilme eksikliğidir.
Yalnızlık hayatın sizinle uğraşmayı bırakması değildir.
Onunla yüzleşmeye hazır olmadığınızın sessiz bir itirafıdır.
Yani insanı üzen şeyler, olaylar değildir.
Onlar hakkındaki düşünceleridir derler ya.
Yalnızlık da biraz böyle bir şey dostlarım.
Yani dışarıda kimsenin olmaması değil mesele.
İçeride kendinle temas kuramamak.
O yüzden kulübede tek başına yaşasanız bile dünyadan kopamazsınız.
Çünkü siz zaten dünyanın bir parçasısınız.
Ben kendi deneyimimde şunu fark ettim.
Tek başıma kaldığımı sandığım anlarda bile hafızam bana eşlik ediyor.
Geçmişteki konuşmalar eşlik ediyor.
Şu sıralar gülüşünü çok sevdiğim bir insan bana eşlik ediyor zihnimde.
Masanın hep diğer ucunda oturuyormuş gibiler yani.
Hep yanımdalar. Belki de yalnızlık dediğimiz şey.
Boş bir oda değildir.
Duvarlarında yankı taşıyan bir odadır.
Ve o odada yalnızsan aslında en çok kendinden korkuyorsun.
Çünkü insan en çok kendi hayatıyla yüzleşmekten çekinir.
En çok şu sıralar gülüşünü çok beğendiğim centilmen beyefendiyle yüzleşmekten çekiniyorum.
En çok şu sıralar her gün konuştuğum arkadaşımla yüzleşmekten çekiniyorum.
Ne bileyim? Anlatabiliyor muyum ne demek istediğimi?
Bunu anlamanız gerekiyor.
O yüzden bence tamamen yalnız kalmak diye bir şey yok.
Yalnız kalmayı seçebiliriz, evet.
Sessizliği arayabiliriz. Ama kendimizden, hatıralarımızdan, bizi kuran ilişkilerden kaçamayız.
Yalnızım dediğimiz an bile o kelimeyi başkalarından ödünç alıyoruz.
Belki de mesele yalnızlıktan kurtulmak değil, onunla yeni bir ilişki kurmaktır.
Onu bir düşman gibi görmek yerine kendi sesimizi duymanın yolu olarak kabul etmektir.
Çünkü en sonunda...
Ne kadar tek başımıza otursak da, varlık dediğimiz büyük kalabalığın içinde hep birlikteyiz.
Ve şunu söylemeden geçemem.
Yalnızlık bazen bir lükstür, bazen cehennem.
Ama hep bir aynadır.
Kendinizi gördüğünüzde bazen korkarsınız, bazen ağlarsınız, bazen de ilk defa gerçekten anlarsınız.
Peki siz ne dersiniz?
Yalnızlık sizin için kaçış mı?
Yoksa biraz da kendinize dönüş mü?
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
