
Selamlar adisyon dinleyicisi.Bugün biraz dertleşelim istedim.Narsist birini tanımanın yolları nedir ve aydınlanma aşaması nasıl olur anlattım.İyi dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba. Sanırım bu bölümü biraz daha önce yayınlayacağım diğer bölümlerden.
Çünkü şu an biraz konuşmak istediğim bir gündeyim.
Konuşmak istediğim bir andayım.
Ben çok uzun süre bir ilişkinin içindeydim.
Yani 10 yıllık bir ilişkim vardı.
Bunu da sosyal medyada sürekli paylaşıyorum.
Çünkü 10 yıl çok uzun.
Hani sosyal medyada beni geçmişten takip edenler de biliyor zaten ilişkimi.
Ama herkes neden bittiğini soruyor.
Bittiğine inanmayanlar oluyor.
Yani 10 yıllık bir ilişkinin sanki bitmeme ihtimali...
Bu ilişki zaman aşımına uğramış ve işte siz aynı işi yapıyorsunuz, aynı işi yaptığınız için ilişkiniz devam edecek diye bir algı varmış gibi geliyor insanlarda.
Ve o yüzden dedim ki ben bugün biraz konuşayım, bu konuyla ilgili konuşayım.
Yani bu ilişkinizin ne kadar uzun olduğunun, ne kadar onunla zaman geçirdiğinizin, ne yaptığınızın hiçbir önemi yok.
Yani bir aylık bir ilişki bile size bunu hissettirebilir.
Bir günlük bir ilişki bile size bunu hissettirebilir.
Ama ben uzun zamandır bir hisle mücadele...
Bir duyguyla mücadele ediyorum.
Yetersizlik duygusuyla mücadele ediyorum.
Ve bu mücadelemin sonucunda ilişkimi bitirdikten sonra da bu süreç devam etti.
Bu mücadelenin sonucunda ben biraz daha böyle bunun psikolojik alt metnini araştırmaya başladım.
Yani ne oluyor?
Ben tam olarak ne yaşıyorum?
Ben mi abartıyorum acaba bu davranışları, bu tavırları diye?
Araştırmaya başladım, okumaya başladım.
Bunun sonucunda da işte narsistini tanı diye bir seriye başladım.
Çünkü benim gibi çok insanın olduğunu biliyorum.
Bu çok kötü bir şey.
Çok büyük bir çıkmaz. Bir erkek de olabilirsiniz.
Bunu yaşayan bir erkek de olabilirsiniz.
Cinsiyetinizin önemi yok.
İnsan. Bunu yaşayan bir insan olabilirsiniz.
Ve biraz bununla ilgili konuşmak istiyorum.
Hani biraz öfkemi, kırgınlığımı bir kenara bırakarak konuşmak istiyorum.
Açıkçası yeni evimdeyim.
Türk kahvemi yaptım.
Beypazarı maden sodam yine masamda.
Takdir edersiniz ki Beypazarı sodam olmadan, sade sodam olmadan ben podcast kaydedemiyorum.
Hani bazı cümleler vardır ya insanın hayatına kazınır.
Çok büyük şeyler söylemezler aslında.
Bunu söyleyen insanlar.
Ama sen de çok şeyi küçültür.
Bir hevesi küçültür, bir isteği küçültür, bir cesareti küçültür.
Yavaş yavaş geri çeker seni.
Ben de yıllardır tekrar eden bir cümle var.
Ne işin var orada? Ne yapacaksın orada?
Gerek yok, abartma.
Zaten çok önemli bir şey değil, boş ver.
Ve ben uzun bir süre şunu fark etmemiştim.
Ben onun sadece söylediklerine inanıyordum.
Tamam mı yani? Onun gibi düşünmeye başlamıştım.
Bazı insanlar sen bir şey yapmak istediğinde yanında durmuyorlar.
Yanında durmamak da yetmiyor bazen.
Bir de küçümsüyorlar. Geçen gün bir videoya denk geldim sosyal medyada.
Bir arkadaş grubu yemek yiyorlar ve kız bin takipçiye ulaşmış.
Arkadaşları pasta getiriyor.
Bin takipçiyi kutluyorlar.
Çok etkilendim.
Bununla ilgili bir yazı çekeceğim o videoyu koyduğum.
Çok etkilendim.
Yani biz galiba böyle şeyleri gördüğümüzde o anın duygusallığıyla duygulanmıyoruz.
Yaşayamadığımız şeyler için duygulanıyoruz.
Travmalarımız tetikleniyor bunları gördüğümüzde.
Yani o bin takipçinin kutlanması bazılarına çok küçük gelebilir.
Bin takipçi nedir ki falan diyebilirsiniz.
Ama çok kıymetli bir şey o yüzden.
Belki bunu dinleyeceklerdir.
O arkadaş grubuna, bunu düşünen kişiye ben o kız adına teşekkür ediyorum.
Çok kıymetli bir şey bu.
Mesela takipçi sayına küçümseyen, yaptığın işi küçümseyen, seni sayı olarak gören, elde ettiğin ufacık başarıları küçümseyen insanlar hayatınızda aile
olarak, ilişki olarak...
Ne bileyim arkadaş olarak bulunuyorlar.
Yani tanıdığınız insanlar bunlar.
Tanımadığınız insanlar değil.
Çok yakın bir örnekten bahsedeceğim.
Çok samimi bir itiraf bu.
Ben Emin diye bir arkadaşım var.
Buradan kendisine çok selam gönderiyorum.
Benim için çok önemli biridir Emin.
Ve çok kıymetli bir insandır.
Emin sayesinde ben iki tane prestijli üniversiteye katıldım.
İşte önce söyleşi yaptık. Sonra atölye yaptık.
Ve ben buralara giderken çok heyecanlandım.
Çok mutlu oldum. Çok kıymetliydi benim için.
Çünkü bu sosyal medya sürecimde, kariyerimdeki bu süreçte davet edildiğim iki üniversitede Türkiye'nin önemli üniversiteleriydi.
Ve oradaki insanlarla buluşmak benim için çok önemliydi.
Çok kıymetliydi.
Çok değerliydi.
Çok tarif edilemez bir duyguydu.
Yani o okulların kapılarından girerken çok etkilendim.
Bunu abarttığımı düşünmeyin lütfen.
Bunu bile söylerken aslında bunu abarttığımı düşünmeyin lütfen bile.
Ne kadar vahim bir durumda olduğumu anlamanız için bir kanıttır.
Neyse. Ben buralara giderken böyle bir iki arkadaşıma söyledim.
Dedim ki ben buralara gidiyorum.
Müsaitseniz gelsenize.
Birlikte gidelim. Birlikte vakit geçirelim.
Hiçbir arkadaşım benimle gelmek istemedi.
Hayatımda böyle çok önemli, benim için çok kıymetli dediğim insanlar benimle gelmek istemediler.
Neyse ben gittim.
İlk gün işte ilk gidişimde İstanbul'u gezdim.
İkinci gidişimde İstanbul'u gezdim.
Bu arada o tren macerasını ayrı bir bölümde anlatmak istiyorum.
Trende çok tatlı iki insanla tanıştım ve benim için planlarını iptal ettiler ve benimle günlerini geçirdiler.
Bunu ayrıca anlatacağım başka bir bölümde.
Ve şöyle şeyler oldu arkadaşlar.
Arkadaşlarım, özellikle değer verdiğim bir iki kişi senin ne işin var buralarda?
İşte böyle söyleşilere ezikler gider.
Bunlar eziklerin yaptığı şeyler.
Çok ergen işi.
Ne işin var? Niye gidiyorsun?
falan dediler. Yani Galatasaray Üniversitesi'ne gitmek ergen işi ise okey.
Ya da Kadir Has'a gitmek. Okey.
Ya da hiç adını bilmediğim bir üniversite.
Anlatabiliyor muyum yani? Dünyanın en prestijsiz topluluğuna bile gitmek benim için...
Çok kıymetli. Çünkü beni dinleyen insanlar var.
Aracı olan insanlar var.
Ve oraya gidiyorum ben giderim.
Ben dağın başındaki bir insan için bile o dağın başına çıkarım yani.
Benim öyle bir yapım var.
Ve bunların küçümsenmesi ve sürekli niye gidiyorsun ne yapıyorsun?
Üff Elif ya ergen misin ya falan bu tavırlar beni çok kırdı.
Ben çok büyük bir hayal kırıklığıyla ilk yolculuğumu yaptım.
İkinci yolculuğumda gerçekten umurumda değildi hiç kimse.
Gittim, gezdim, yedim, içtim, eğlendim ve arkadaşlarımla görüştüm ve çok tatlı insanlarla tanıştım.
Ve sonra Ankara'ya geri döndüm.
Burada çok garip bir şey oluyor. Bakın sen kendi isteğini değil.
O sesin ağırlığını duymaya başlıyorsun.
Gitmek istiyorsun, bulunmak istiyorsun ama bir yandan hep onların söylediği ezik misin?
Bunlar eziklerin yaptığı şeyler.
Ne işin var? İşte ne yapacaksın ki oralarda?
Ben bunu yıllarca yaşadım ve en acı kısmı ne biliyor musunuz?
En acı kısmı bana gitme demesi değildi bu insanların.
Benim gitme isteğimin küçümsenmesiydi.
Bir noktadan sonra...
Bu olay şuna dönüyor. Sen artık bir şey yapmak istemiyorsun.
Çünkü o şey kötü. Ama aslında öyle değil.
Senin seçimin yanlışmış gibi hissettiriliyor.
Anlatabiliyor muyum? Ben mesela uzun zamandır podcast yapmak istiyordum.
Çok uzun zamandır. Bunu sadece bu üniversitelerin üzerinde anlatmadım.
Bu arada az önce anlattığım şeyi.
İşte ben... Oyunlarımın sonunda videolar çekiyorum.
Bunu küçümseyen arkadaşlarım var.
Sonra bir bakıyorum aynısını oyunlarında yapmaya çalışıyorlar.
Ya da başka bir şey.
Ya da işte gittiğim bir tiyatro, gittiğim bir sergi, gittiğim bir opera.
Bir şekilde küçümsüyorlar ya.
Ya abi okey küçümse tamam.
Senle vakit geçireceğime saatlerce opera izlerim.
Senle vakit geçireceğime saatlerce ayakta sergi gezerim.
Hiç anlamadığım bir şeyi bile gezerim.
Yani seninle vakit geçireceğime...
Kendimle vakit.
Neyse ben uzun zamandır podcast yapmak istiyordum.
Eski erkek arkadaşım da, bu da çok samimi bir itiraftır, bunu yapmamı istemiyordu.
Bununla ilgili belli sebepleri vardı.
İşte bekle, bekle, bekle.
Neden bekleyeyim? İşte podcast için çok iyi bir mikrofon almamız lazım.
Podcast için çok iyi bir ortam kurmamız lazım.
Podcast için bir stüdyo kurmamız lazım.
Bekle, bekle diye diye beni 3 sene falan bekletti.
Bakın ben de bekledim.
Salak gibi bekledim.
3 sene bekledim ya inanabiliyor musunuz?
Bu 3 senede çok podcast dinledim.
Yani bu şeyi bırakmadım.
Ben nasıl olsa buna 3 sene 5 sene sonra başlayacağım diye bir süre de yok.
Bir gün paramız olduğunda podcast stüdyosu kuracağız ve podcast yapacağız.
Ama ne zaman o iyi mikrofonu alacağız, ne zaman o stüdyoyu kuracağız bilmiyorum.
Ama benim içimde korkunç bir ateş var yani.
Ben bir an önce başlamak istiyorum.
Bana ne ya benim çok iyi bir stüdyoya ihtiyacım yok diyorum.
O da diyor ki hayır bekle bekle podcast için çok iyi bir ortama ihtiyaç var.
Hayatında podcast kaydetmemiş biri beni bekletiyor.
Ve ben de onun fikirlerine çok önem verdiğim için bekliyorum.
Hep ertelendi bu isteğim.
Aslında ben beklemiyorum. Aslında ben duruyorum.
Yani ve durdukça daha da geriye gidiyorum.
Beni en çok sarsan şeylerden biri bu oldu aslında biliyor musunuz?
Yani bir insan sana fikir veriyor ama o fikir senin yaşadığın şeyi hiç yaşamamış birinin fikri oluyor.
Bakımın altını çiziyorum.
Hayatımız bunlarla dolu ya.
Hayatımız senin deneyimini asla deneyimlemeyecek, asla bilmeyecek, asla anlamayacak insanların Önerileriyle şekilleniyor.
Abi hayır ya. Senin bu olaya ilgin yok.
Sen bunu bilmiyorsun. Senin buna karşı bir fikrin de olamaz.
Sen git fikrini kendi o içi geçmiş hayatında kullan.
Benim yapmak istediğim şeylere bulaşma.
Başarısız olacaksam da ben olacağım.
Sana ne ya? Sen benim başarısızlığımı düşünmüyorsun ki.
Sen benim başaracağımı benden önce görüyorsun.
Sen benim potansiyelimi benden önce görüyorsun.
Biliyorsun. Ben 5 yıl sonra mı planlayamıyorum?
Bilmiyorum. Belki başaramayacağımı düşünüyorum.
Ama sen benim 5 yıl sonra başaracağımı, bu işte iyi olacağımı görüyorsun bak.
Bunlar sistlerin en belirgin özelliklerinden biri de budur biliyor musunuz?
Sizin potansiyelinizi görürler, sizi aşağı çekerler.
Ya ben bıktım bunlardan ya.
Size yemin ediyorum bak ben bunlardan bıktım.
Ben hayatta nazik bir insanımdır.
Bak bunu birçok bölümümde söyledim.
Hayvanları çok severim, doğayı çok severim.
Bir ot için mücadele etmişliğim vardır benim.
Bir işte ağaç için büyük kavgalar çıkarmışlığım vardır.
Bence nazik biriyim. Zaman zaman insanlara kaba davrandığım olur.
Bu da artık 30 yaşın, bu yaşın getirdiği bir şey.
Artık tahammül edemiyorum.
Kaba davranmakta durduk yere kimseye kaba davranmam.
Artık hak edene davranıyorum abi.
Hak ediyorlar. Benim nezaketimi hak etmiyorlar diye düşünüyorum.
Son birkaç aydır da böyle birine dönüştüm.
Ve bu insanların artık bilmedikleri bir şeyler hakkında fikir üretmeleri, benim yapmak istediğim şeyleri küçümsemeleri, benim yapmak istediğim şeyleri değersiz görmeleri beni artık...
Bıktırdı. Hayatında podcast dinlememiş biri sana podcast hakkında yorum yapıyor.
Hayatında o ortamları görmemiş biri sana oraya gitme gerek yok oraya ergenler gider diyor.
Ve sen bir noktadan sonra şunu karıştırıyorsun.
Benim isteğim mi yanlış yoksa onun sesi mi daha mantıklı?
Ben birçok şey yapmadım.
Ben birçok şey yapmadım.
Gitmek istediğim yerlere gitmedim.
Katılmak istediğim şeylere katılmadım.
Çoğu zaman bunun adı tercih değildi ama.
Bu yavaş yavaş öğretilmiş bir geri çekilme haliydi.
Anlayabiliyor musunuz? Yavaş yavaş öğretilmiş bir geri çekilme hali.
Şunu da dürüstçe söyleyeyim bu arada.
Ben çoğu zaman inat etmedim.
Yani hayır ben yapacağım demedim.
Bu da belki benim hatamdır.
Bunun yerine şunu söyledim.
Tamam, okey, belki haklıdır, doğru söylüyordur.
Bilgili ya. Şu üniversiteleri okumuş ya, şu ortamları görmüş ya, başka bir perspektiften bakıyor ya.
Belki o haklıdır.
İnsan en çok bence tam olarak bu noktada kaybediyor.
Bunu nasıl tarif edebilirim bilmiyorum ama bence en basit tanım bu olacak.
Kendi sesini susturduğu noktada.
İnsan... En çok kendi sesini susturduğu noktada kaybediyor.
Sonra şunu fark ettim.
Bu böyle çoğaldı. Ha o podcast meselesine devam edeyim önce.
Sonra ben bugün evde oturuyorum.
iPhone 11 telefonum var.
Hiçbir şeyim yok. Ve internetim var.
Ama yapmak istiyorum.
Konuşmak istiyorum. Anlatmak istiyorum.
İçimde dehşet bir anlatma arzusu var.
İçimi susturamıyorum. Evde de polar bir battaniyem vardı mavi.
Bakın yemin ediyorum size.
Her yere o battaniyeyi taşıyordum.
Kocaman bir battaniye.
Ve hala yeni taşındığım evde de o battaniye var.
O battaniyeyi çerçeveleteceğim.
Absürt olduğunu düşünmeyin.
Hayatım için çok önemli bir dönüm noktasıdır.
Yani sesimin net olması gerekir.
Pürüzsüz olması gerekir.
Ne yaptım biliyor musunuz? Gittim battaniyeyi kardeşimin odasından aldım.
Battaniyenin altına girdim. Poları ikiye katladım.
Telefonu tam ortaya koydum.
İşte oradan buradan animasyonlar bilmem neler falan buldum.
Ve... Instagram'ın kayıt bölümü var ya Reels'da.
Şu an var mı bilmiyorum. O zaman vardı.
O Reels'dan kayıt bölümüne tıklayarak Reels kısmından kayıt yapıp Editimi orada yapıp paylaştım.
Instagram'dan podcast paylaşmaya başladım.
Kısa kısa realcast diyelim ya da buna.
Sonra bir gün bir videom tuttu.
Abi video patladı.
Çok büyük bir sayfa böyle 600-700 binlik bir sayfa bunu paylaştı.
Beni etiketledi oradan oraya oradan oraya derken ben içerik üretmeye başladım.
Bir ay sonra bana bu sırada bu arada yani bence siz bir şey istiyorsanız bir şeye niyetleniyorsanız gerçekten evren Allah artık neye inanıyorsanız karşınıza bir şekilde getiriyorsunuz.
Siz yeter ki onun için bir adım atın.
Bir çaba harcayın. Sonra şöyle bir şey oldu.
Bana çok fazla mesaj gelmeye başladı.
Hem TikTok'tan hem Instagram'dan.
Abla podcast yap. Abla podcast.
Abla podcast falan. Ya yapayım da mikrofonum yok.
Hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyimin olmadığını herkes biliyor.
Çünkü ben anlatıyorum konuşurken falan yani.
Neyse şöyle oldu. Bizim bir komşumuz var.
Görkem abla. Çok seviyorum kendisini.
Çok teşekkür ediyorum tekrar.
Görkem abla bana bir mesaj attı.
Dedi ki benim mikrofonum var.
Ben mikrofonumu sana he...
etmek istiyorum. Ben nasıl gururluyum?
Asla ben kendime mikrofon alacağım.
Para biriktirmeye başladım şu ufak ufak.
Asla Görkem abla istemiyorum falan.
Neyse bunu yazdığında Görkem abla ben işteydim.
Tiyatrodaydım. Eve gittim.
Bir baktım Görkem abla bizde.
Görkem abla ne yapıyorsun? Ne ediyorsun?
falan sohbet ediyoruz. Gelsene bir dışarı dedi.
Sana bir şey göstereceğim dedi. Dışarı çıkardı beni.
Kapının önüne çıktık.
Arabasının bagajını açtı ve bana mikrofonu gösterdi.
Ve ben Hayatımın en en en ilginç ve en duygusal anlarından biriydi.
Dedim ki ben bunu kabul edemem.
Bana dedi ki senin sponsorun oluyorum.
Böyle olacaksa tamam bunu kabul edebilirim.
Sponsor olacaksan.
Ve mikrofonu aldım.
Ve o gün bir fotoğraf çekmiştik.
Telefonum da hala duruyordur iPhone 11'de.
Çok ilginç bir andı benim için.
Görkem abla bana...
Bir mikrofondan daha fazlasını vermişti.
Görkem abla senelerdir tanıdığım insanlardan, ailemden, herkesten daha çok bana inanmıştı.
Ve beni desteklemişti.
Ve aslında benim kocaman bir adım atmama sebep olmuştu.
Bunu yapabilme cesareti vermişti bana.
Belki bunun farkında değildir ama bu tam olarak böyleydi.
Ve ben o gün şunu hissettim.
Yalnız değilsin ya. Gerçekten değilsin.
Bir şey istediğinde...
Etrafında imkanın yoksa bile bak sıfır müzik yapmak istiyorsun hiçbir şeyin yok.
Bir yerden başla anladın mı?
İnternetin var ve telefonun var.
Başla. Evren o çabanı görüyor ve onu senin karşına getiriyor.
Nereden geldiğini anlamıyorsun.
Nasıl geldiğini anlamıyorsun.
Size inanmayan birileri elbette olacak.
Bu birileri en yakınlarınız.
En çok desteklediğiniz insanlar.
Sizin her koşulda koşup gittiğiniz insanlar.
adım atsın diye, hayatta bir şeyler yapsın diye desteklediğiniz insanlar sizi desteklemeyecekler.
Bu birileri onlar olacak ama bazı birileri de hiç tanımadığınız ve size güvenen, sizin potansiyelinize inanan birileri olacak.
Bu cümle biraz karışık bir cümle oldu ama anladığınızı düşünüyorum.
Bu çok garip bir şey yani böyle insanlar size bağırmazlar, tartışmazlar.
Öyle bir konuşuyorlar ki sizi ikna edip sizin geri çekilmenizi sağlıyorlar.
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum.
Bazı başarılarım yok değil.
Bunu kabul ediyorum. Ama daha fazlası olabilirdi bu iki senelik süreçte.
Bazı kapılar açılabilirdi.
Bazı deneyimler yaşanabilirdi.
Ama ben çoğu zaman küçük göründüğü için geri durdum birçok şeyden.
Son 3-4 aydır bunu kırıyorum.
Kırarak hareket ediyorum.
Şunu da eklemek istiyorum.
Bu sadece bir kişiye dair bir hikaye değil.
Bu bir ilişki hikayesi de değil sadece.
Bu insanın kendi iç sesiyle kurduğu ilişki.
Çünkü bir süre sonra o ses senin içinde yaşamaya başlıyor.
Ve bence en tehlikeli cümlede şu oluyor.
Zaten çok da önemli değildi.
Hayır. Hayır çok önemliydi.
Çok önemliydi.
Senin bugün instagramda kombin videosu yapman çok önemli.
Senin yemek videosu çekip atman çok önemli.
Bunun için çok iyi bir mutfağa ihtiyacın yok.
Çok iyi kıyafetlere de ihtiyacın yok.
Evindeki kıyafetleri ya da daha uygun fiyatlı şeyler ya da ikinci el ya da pazardan bulup bile kombin yapabilirsin.
İnan hiçbir önemi yok.
Sen pazardan giyiniyorsun ve pazardan yaptığın kombinleri paylaşıyorsun diye seni küçümseyen insanlar gerçekten burada argo konuşmak istemiyorum.
Yol ver gitsin ya.
Yol ver gitsin.
Bak bir tane çocuk var ya geri dönüşüm ürünlerinden, çöpe atılan kıyafetlerden, çöplerden falan bir şeyler yapıyor.
Dünya gündemine oturdu.
Bu çocuk bunu yapmaya cesaret etmiş.
İmkansızlıkların içinde imkan yaratmak sizi kurtaracak.
Bir şeyleri yapabilmek için en iyi haline bir anda ulaşmanıza gerek yok.
Yani podcast yapmam için çok iyi bir mikrofona ihtiyacım var.
Hayır. Kayıt alabileceğim herhangi bir şeye ihtiyacım var.
Kombi yapabilmek için işte çok güzel kıyafetlere modayı yakalamama falan gerek yok.
Sen kendi tarzını konuştur ya.
Annenin, anneannenin elbiselerinden, ayakkabılarından da kombi yapabilirsin.
Yemek videoları çekebilmek için çok iyi mutfağa, ne bileyim çok iyi tencereye, tavaya falan ihtiyacın yok.
İhtiyacın yok. İnanın insanlar için, çoğunluk için.
Öyle söyleyeyim. Çoğunluk için bunların hiçbir önemi yok.
Ben orada senin ürettiğin şeye değer veriyorum.
Oradaki tabağa bilmem neye senin giydiğin üzerindeki o kıyafete önem vermiyorum.
Senin tarzına önem veriyorum.
O yüzden şimdiden bunları düşünerek hareket etmiyorsanız içerik üretmiyorsanız Bu çok yanlış, bunu yapmayın.
Bugün geldiğim yerde şunu fark ediyorum.
Bir şeyin önemli olup olmadığına onu yaşamadan karar veremezsiniz.
Bir yere gidip gitmemek, bir şeyi yapıp yapmamak başkasının küçümsemesiyle değil, cesaretinizle belirlenmeli.
Anlatabiliyor muyum? O yüzden şunu unutmamanız lazım.
Bir insanın sizi en çok durdurduğu yer, size yasak koyduğu yer değildir.
Sizi vazgeçirmeye...
ikna ettiği yerdir.
Ben artık kendi isteğimi başkasının sesiyle değiştirmemeyi öğreniyorum mesela.
Ne işin var orada sorusuna içimden tek bir cevap vermeyi öğreniyorum.
Benim işim zaten orada.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
