
Bazen sadece bir haldir; bazen hayatı görünmez kılar ama koşarsan seni yakalayamaz diyorlar. Tartışalım
Instagram: eliftukenmeza
Transkript
Depresyon bujuvalar içindir.
Geri kalanımız kalkıp işe gidiyoruz.
Adisyonun yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben Elif. Tam bir aydır size bölüm kaydetmiyorum.
Taşındığım bir şeyler oldu falan filan yeni bir şeylere giriştim.
Ve dostlarım resmen mikrofonun başında olmayı unutmuşum.
Kendi kendime konuşmak gibi geliyor şu an.
Tamam buna alışacağız biraz.
Artık çok bağımsız bir alanımız var.
O yüzden rahat rahat.
Şimdi, akışta gezerken bir cümle çıktı önüme.
Depresyon bujuvalar içindir.
Geri kalanımız kalkıp işe gidiyor.
Bu cümleyi ilk duyduğumda istemsizce güldüm.
Çünkü bir yanıyla acı bir gerçek, bir yanıyla da trajikomik bir ironi var sanki içinde.
Hani bazen bir cümle bir toplumu özetler ya, bu tam olarak öyle bir şey.
Yani düşünsenize, sabah 6'da kalkıp minibüse biniyorsunuz, işe gidiyorsunuz.
8 saat değil belki 12 saat çalışıyorsunuz.
Eve geldiğinizde yemek yapıyorsunuz, bulaşık yakıyorsunuz.
Belki çocuğunuz varsa onunla ilgileniyorsunuz.
İşte eşiniz sevginiz varsa onunla ilgileniyorsunuz falan.
Ve sonra biri sana diyor ki depresyonun olabilir.
Vav cidden mi?
Öyle mi diyorsun? Gerçekten mi?
İçinizden şunu söylüyorsunuz.
Keşke vaktim olsa.
Yani bizde depresyon bile erteleniyor.
Sınıf ki yine yükseliyor.
Ama işin tuhaf yanı şu.
O bastırdığımız, ertelediğimiz şey...
Hiçbir yere gitmiyor.
Tıpkı makinede biriken bulaşıklar gibi zihninin bir köşesinde bekliyor ve bir gün o kadar doluyor ki artık hiçbir şey yapmak istemiyorsun.
Ama biz ona depresyon demiyoruz.
Çok yorgunum diyoruz.
Çünkü biz duygularımıza bile ekonomik isimler veriyoruz.
Bazen düşünüyorum belki de depresyon bir lüks değildir.
Kendine bakmak lüks olmak için bize öyle geliyordur.
Yani bir terapiste gitmek...
Ne bileyim bir saatliğine dertleşmek, bugün işe gitmesem demek bile bir ayrıcalık kesinlikle.
Oysa bazı duygular sınıfsal olmamalı değil mi?
Üzülmek, sıkılmak, hiçbir şey hissetmemek.
Bunlar insan olmakla ilgili şeylerdir.
Ama bizde insan olmak bile maliyetli artık.
Bazen arkadaşlarımla konuşuyoruz.
Biri moralim bozuk falan dese hemen diğeri boş ver.
Herkesin derdi var falan diyor.
Bu çok ortak bir muhabbettir bu arada.
Yani dert bile yarış içinde.
Kim daha çok yorulmuş, kim daha çok ezilmiş.
Kim daha çok bastırmış?
En çok bastıran ben oluyorum bu arada.
Halbuki bu kadar bastırmak da bizi güçlü yapmıyor.
Yani sadece daha sessiz hale getiriyor.
Bir yandan da Camus'un Sisyphos söyleyene geliyor aklıma.
Adam her gün o taşı tepeye çıkarıyor, taşı geri yuvarlıyor, yine başa dönüyor, yine başa dönüyor.
Biz de öyleyiz işte.
Her sabah taşı, yani işe gitmeyi, geçinmeyi, dayanmayı...
Yeniden başlatıyoruz. Ama Camus diyor ki Sisyfos'un mutlu hayal etmeliyiz.
Yani belki de biz kendi taşımızla mutlu olmayı değil o taşı niye taşıdığımızı hatırlamayı unuttuk.
Burcuvalar depresyonlarını adlandırabiliyorlar.
Aradaki fark bu. Biz ya susuyoruz ya şaka yapıyoruz.
Ama belki de bu şakaların altında büyük bir toplumsal yorgunluk vardır.
İşte o yüzden bazen işe gitmekten daha devrimci bir şey var.
Hiçbir şey yapmamak.
Hiçbir şey yapmamak.
Hiçbir şey yapmamanın verdiği Müthiş bir his var.
Ne bileyim bir gün izin almak, sadece oturmak, düşünmek, hissetmek.
Belki de bu sistemin en korktuğu şey budur.
Durmayı bilen insandır.
Peki sen ne düşünüyorsun bu konuda adisyon deneyicisi?
Bunu bana mutlaka yazmanızı istiyorum.
Sence gerçekten depresyon bujuvaları için mi?
Yoksa biz sadece hissetmeyi unutan bir sınıf mıyız?
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
