
Adisyonun 2.bölümde sizi suçların ardındaki toplumsal dinamikleri sorgulamaya davet ediyorum.
Transkript
Herkese merhaba, ben Elif.
Adisyonun ikinci bölümüne hoş geldiniz.
Bugün şiddetin en uç noktalarına doğru bir yolculuğa çıkacağız.
Bugün bir katilin zihnini anlamaya çalışacağız.
Ama burada amacım kimseyi hakla çıkarmak ya da suçu romans etmek falan değil.
Aksine bu karanlık eylemleri hangi faktörlerin tetiklediğini anlamaya çalışacağız.
Bu hepimizin derinlemesine düşünmesi gereken bir konu çünkü.
Son zamanlarda yaşadığımız travmaları...
düşününce aklımda hep bu soru dönüp durdu.
Bir insan neden cinayet işler?
Psikolojik, toplumsal ve kişisel dinamiklerin bu korkunç eylemlerde nasıl bir rol oynadığını hepimiz anlamak zorundayız.
Her cinayet bir trajedidir ama bu trajedi sadece kurbanın hayatını değil toplumun geri kalanını da etkiler.
Şimdi her şeyden önce bir katilin zihnine Onun psikolojik profilini incelememiz gerekiyor.
Bilirsiniz psikopatlar empati eksikliğiyle bilinirler ama her psikopat bir katil değildir.
Bu noktada arkadaşlar doğa ve çevre etkileşimi devreye giriyor bence.
Freud'un teorisi var ya it, ego, süper ego.
Bence burada önemli bir yer tutuyor.
Çünkü katiller genellikle içsel çatışmalarla mücadele ederler.
Bir tarafta kişisel arzuları, bir tarafta toplumsal normlar arada sıkışıp kalıyorlar tamam mı?
Ve bu çatışmalar onları şiddete yönlendiriyor.
Mesela son zamanlarda hepimizin İsmini çok sık duyduğu, haklarında çok şey okuduğu insanlar.
Bunlar örgütleniyorlar arkadaşlar.
Fikirlerini paylaşıyorlar, geliştiriyorlar.
Artık sosyal medya çağındayız.
Birbirlerine çok kolay ulaşıyorlar.
Yani dışarıda böyle gördüğünüz sessiz tipler, asla zarar gelmeyeceğini düşündüğünüz tipler aslında bu gruplarda birbirlerine inanılmaz zorbalık yapıyorlar.
Suç işlemek için bambaşka motivasyonları var ve suçluların kahramanlaştırıldığı, şiddetin bir güç gösterisi olarak sunulduğu bu dünyada insanlar gibi, semih gibi insanlar şiddeti
bir çözüm olarak görmeye başlıyorlar.
Çünkü bir katilin yaşamı genellikle kişisel bir hikaye değildir, toplumsal bir hikayedir.
Bu insanlar travma, yoksulluk, aile içi şiddet gibi çevresel etkenlerin baskısı altında büyüyorlar.
Ama bu asla bir bahane değil bu.
Çünkü milyonlarca insan bu zorluklarla karşı karşıya kalıyor ama asla şiddete yönelmiyor.
O zaman bu tetikleyici unsurları anlamak sadece bireysel trajedi değil, aynı zamanda toplumsal çözüm yollarını da sorgulamak anlamına geliyor.
Mesela medya. Medyanın rolü burada.
çok büyük ve büyük bir sorumluluk taşıyorlar.
Biz şiddeti dramatize edip normalleştiren bir dünyada yaşarken bu tür etkenlerden nasıl korunacağız?
Şiddetin hayatımızın pek çok alanında nasıl yer aldığını hiç düşündünüz mü?
Sadece haberlerde izlediğimiz korkunç olaylarla değil gündelik yaşamda da şiddetle sık sık karşılaşıyoruz artık.
Bu sadece fiziksel bir şiddet değil bu arada.
Duygusal, psikolojik hatta ekonomik şiddet de olabilir.
Peki şiddeti nasıl durduracağız?
O kadar konuşuyoruz.
anlatıyoruz. Bu sorunun net bir cevabı var mı?
Şiddet sadece bireysel bir problem değildir.
Arkadaşlar toplumların, ailelerin, politikaların ve kültürlerin derin bir yarısıdır.
Bugün şiddeti doğuran dinamikleri anlamaya ve bu zinciri kırmaya çalışmazsak, bunları tartışmazsak yarın çok pişman olacağız.
Bunu bitirebilmek için önce onun nereden geldiğini anlamamız gerekiyor.
Şiddet genellikle güçsüzlük hissinden doğar.
Dostlarım insanlar kontrolü ellerinde tutamadıklarında ya da baskı altında hissettiklerinde şiddete başvuruyorlar.
Toplumsal eşitsizlikler, adaletsizlikler, fırsat eşitsizlikleri, bireylerin çaresizlikle...
hareket etmelerine neden olabilir.
Ama bu açıklamalar şiddeti haklı çıkarmaz.
Az önce söylediğim gibi burada amacım şiddetin ortaya çıkış dinamiklerini anlamak ve bu yapıları değiştirebilmek.
Bunu sona erdirmenin en etkili yollarından biri eğitimdir.
Çocuklar daha küçük yaşlardan itibaren empati, saygı ve şiddetsiz iletişim üzerine eğitilmeli.
Şiddetin sorunları çözmeyeceği bilince toplumun her kesimine yayılmalı.
Sadece okullarda değil.
medyada, ailelerde ve topluluklarda da eğitimin bir parçası olmalıdır.
Eğitim sadece bilgi vermekle kalmamalı.
Aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, hoşgörüyü ve çatışmaları barışçıl yollarla çözmeyi teşvik etmelidir.
Bu şiddeti önlemenin bence en temel adımlarından biri.
İkincisi de çok önemli bence bu.
Geçtiğimiz günlerde arkadaşlarımla da kendi aramızda bunu konuştuk.
Çocukları sosyalleştirmek, sanata göndermek, spora göndermek ama bence özellikle spora göndermek.
Çünkü sporda her şeyi öğreniyorlar.
Sadece fiziksel olarak gelişmiyorlar, duygusal olarak da gelişiyorlar.
Arkadaşlığı öğreniyorlar, empatiyi öğreniyorlar, mücadeleyi öğreniyorlar, kendilerini kontrol etmeyi öğreniyorlar.
Birçok şeyi öğreniyorlar. Bu yüzden beni dinleyen aileler varsa çocuklarını spora, sanata...
mutlaka yönlendirmeliler.
Bu şiddeti sona erdirmenin başka bir yolu daha var.
Toplumsal eşitsizliklerle mücadele etmek.
Ekonomik fırsatların artması, sosyal güvenlik ağlarının güçlendirilmesi ve işte insanlara kendilerini değerli hissettiren bir sistem.
Şiddeti önlemenin anahtarıdır.
Aile içi şiddet çoğu zaman bilirsiniz daha büyük toplumsal şiddetin bir yansımasıdır.
Aileler için de bunun normalleştirilmesi gelecek nesillerin de bu davranışları öğrenmesine neden oluyor.
Oysa aileler barışçıl ve doğru düzgün bir iletişim modeli kurduklarında çocuklar da şiddetin bir çözüm aracı olmadığını öğreniyorlar.
Sonuç olarak bunun bitmesi sadece insanların değil toplumun ve devletin de sorumluluğu.
Ama bu mücadelede hepimizin rolü var.
Şiddeti doğuran köklü sebepleri ortadan kaldırmadan bu sorunun son bulması mümkün değil arkadaşlar.
Dönelim katillere.
Bu katillerin ahlaki değerleri tamamen farklı arkadaşlar.
Unutmayın toplumun dışladığı biri kendi doğrularını ve yanlışlarını yaratmak zorunda kalır.
Bu katillerin elleri kanlı evet biliyorum.
Ama kan sadece onlara mı ait?
Ailesi, toplum, eğitim sistemi, siyaset, toplumsal çürüme, ahlaki çürüme, medya hepsi bu karanlık sonu mimarları değil mi?
Unutmayın bir katil yaratılır kendi kendine olmaz.
Peki biz bu insanları karanlığa iten mekanizmanın bir parçası mıyız?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
