
Bu bölümde,hem Arka Sıradakiler dizisini inceliyoruz hem de “arka sıralarda olmak” sadece bir okul metaforu değil, aynı zamanda toplumda yer edinmekte zorlananların yaşadıkları, hissettikleri ve verdikleri mücadeleler üzerine bir yolculuk yapıyoruz.Belki de arka sıralarda olmanın bize öğreteceği çok şey var.
Transkript
Belki de hepimiz bir zamanlar arka sıralarda oturan, gözden kaçan, ihmal edilen o çocukları fark etmişizdir.
Ama arka sıradakiler bu arka sıradakilerin aslında ne düşündüklerini, neden öfke ve isyan içinde olduklarını anlamamıza yardımcı oldu.
Dizi izleyenler var mı aranızda ben çok severdim.
Lise hayatını konu alan bir gençlik dizisiydi.
Ama sadece eğlenceli lise hikayeleriyle sınırlı kalmıyordu.
Toplumun sorunlarına da parmak basıyordu.
Dizinin geçtiği lise bir nevi toplumun mikrokozmosuydu.
Zorbalık, fakirlik, hayaller, arkadaşlık, aşk, adaletsizlik yani ne ararsanız var.
Bu arada benim liseme de çok benziyordu.
Bu kadar gerçekçi olması birçok izleyicinin kendi hayatından bir şeyler bulmasını sağladı bence.
Günümüzdeki dizilerde eksik olan bu.
Gerçek değiller, her şey çok yapay.
Senaryolar çok yapay, oyuncular çok yapay, müzikler çok yapay.
Bu yüzden hiç izlemiyoruz ve çabuk unutuyoruz.
Çünkü bir dizinin kült olmasını sağlayan şey onun ne kadar gerçekçi olduğudur.
Ne kadar hayatın içinden olduğudur.
müziğinin ne kadar iyi olduğudur falan bunun gibi etkenler var.
Bence arka sıradakiler ve o dönem çekilen çoğu dizinin başarılı olmasının en önemli sebeplerinden biri bu.
Televizyonda yayınlandığı yıllarda reyting rekoru kırmıştı hatırlıyorum.
Okulda hep diziyi ve mavi sakalı konuşurduk.
Video o dönemde sosyal medyada yoktu yani bugünkü kadar aktif değildi.
Buna rağmen herkes okulda ve işte diziyi konuşurdu.
Özellikle Oktay karakteri mesela bir fenomene dönüşmüştü.
Hem kahraman hem anti kahraman oluşuyla çok tartışılıyordu.
Oktay demişken Oktay'dan başlayalım mesela.
Oktay dizinin en güçlü ve en kırılgan karakteriydi.
Hep bir abilik yapıyordu ama öfkeyle hareket ediyordu.
Zor bir geçmişi vardı ve bu geçmiş tüm hayatını etkiliyordu.
Herkesin okulunda bir Oktay vardır.
Toksik bir ailesi vardı.
Aileyle ilgili çok konuşmazdı falan.
Gamze ile olan ilişkisi de dizinin duygusal merkezlerinden biriydi bence.
Benim bir diğer sevdiğim karakter de Saffet'ti.
Saffet'i hatırlıyor musunuz?
İltikam peşinde koşan, genelde yanlış kararlar alan bir karakterdi o.
Onun hikayesi öfkenin bir insanın hayatını nasıl zehirleyebileceğini gözler önüne seriyordu mesela.
İbo vardı yine.
İbo biraz daha dizinin komedi tarafını temsil ediyordu.
Ama onun yalnızlık ve değersizlik hisleriyle boğuştuğunu da biliyoruz.
İbo'yu da çok severdim.
Bütün karakterleri çok seviyordum.
Yani sevmediğim bir karakter yoktu.
En kötü karaktere bile sonra çok alışıyorduk, çok seviyorduk.
Çünkü onunla empati kuruyorduk, onu anlıyorduk.
Aslında bu dizinin güzelliği de buydu.
Yani her karakterin bir derinliği vardı.
Hepsi gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz insanlar gibiydi.
Eğlenceli bir gençlik dizisi diye diziye başlıyorsunuz ama ciddi toplumsal mesajlar veriyordu.
Mesela öğretmen Kemal bir eğitimcinin öğrenciler üzerindeki etkisini ve sorumluluğunu çok güzel anlatıyordu.
Vazgeçmiyordu öğrencilerinden yani çok mücadeleci bir adamdı yani.
Sadece okulda değil okulun dışında da çocuklarla çok ilgileniyordu.
Bir insandan vazgeçmemek, ona inanmak çok büyük bir savaştır.
Ve bu savaşı kazanırsanız bir insanı hayata kazandırıyorsunuz.
Eğitimcilik tamamen bu aslında.
Matematiği, fiziği bir şekilde öğrenirsiniz.
Ya da öğrenmeseniz de olur. Çok önemli değil bence bunlar ama insan olmayı öğrenmek çok önemlidir.
Okulda öğrenciler arasında yaşanan zorbalık bugün bile birçok öğrencinin yaşadığı bir gerçek.
Ama görüyorum ki günümüzdeki öğrenciler arasında etik bir durum yok.
Yani eskiden okulda hakkımızı arardık.
Biz arayamasak bile bizim yerimize başka bir öğrenci arkadaşımız arardı.
Bazı değerler vardı.
Şimdi niye böyle acaba? Şimdiki öğrencilerin hiç böyle sorunları, problemleri yok.
Yani birbirlerine karşı inanılmaz acımasızlar ve yaptıkları zorbalığın, yaptıkları şeylerin nerelere gideceğini hiç bilmiyorlar.
Hiç fark etmiyorlar ve başkaları da bu duruma hiç karışmıyor.
yani bu çocuklar gerçekten okulda ciddi sıkıntılar yaşıyorlar bu arada bana da mesaj atıyorsunuz elimden geldiğince cevap vermeye çalışıyorum özellikle bugün arka sıradakileri anlatmak istedim size Mesajlarınızdan
sonra. Dizide zorbalığın, aşkın, adaletsizliğin yanı sıra beni çok etkileyen durumlardan bir tanesi de ekonomik eşitsizliklerdi.
Sık sık bunu işliyorlardı.
Zengin ve fakir arasındaki uçurum hem okulda hem de ailelerde kendini çok belli ediyordu.
Bu durum karakterlerin hayatlarını doğrudan etkileyen bir durumdu.
Özellikle mesela Oktay ve Gamze'nin aşkı bu sınıfsal farklılık yüzünden sürekli darbe alıyordu mesela.
İzleyiciler olarak hepimiz bu duruma çok sinirleniyorduk ama bir yandan da gerçeği kabul ediyorduk sanki.
Hayat her zaman adil değildi.
Doğru. Mesela bazen şeyi görüyorum.
Bu diziyi tekrar çekin.
Devamını çekin. İşte bunlar bence olmaz artık.
Yani arkasındakiler gibi bir dizi bugün yapılsa aynı etkiyi yaratır mıydı?
Çok zannetmiyorum. Çünkü o dönemde insanlar bu diziyi televizyon başında ailecek izliyorlardı.
Şimdi dijital platformlar var.
İzleyici alışkanlıkları tamamen değişti ama bana sorarsanız dizinin verdiği mesajlar hala güncel.
Güzel bir diziydi ya ben izlemekten çok zevk alıyordum yani dediğim gibi ailecek izlerdik.
Pür dikkat böyle diziye bakardık.
Ertesi gün koşa koşa dizide ne oldu, neler olacak bunu tartışırdık okulda.
Müzikleri de çok güzeldi bu arada.
Dizinin özel olmasının birçok sebebi var.
Toplumun dışladığı yoksulluk, içinde yaşam mücadelesi veren gençlerin gerçek sorunlarını gözler önüne seriyordu çünkü.
Kemal'i öğretmenin çabasına rağmen Oktay gibi, Saffet gibi karakterler sürekli bir kaybolmuşluk duygusuyla büyüyorlar.
Onlar sadece okulda değil toplumda da arka sırada kalmışlardı.
Onlara kimse el uzatmamıştı.
Sadece varlıkları bir sorunun parçası olarak kabul ediliyordu.
Bu çocuklar toplumun onları görmezden gelmesinin getirdiği öfkeyle baş başa kalıyorlar.
Sosyal kabul gibi, sevgi gibi, fırsat eksikliği gibi çok daha derin bir yaraya dönüşüyor.
Her gün yaşadıkları şiddet, umutsuzluk, ihmal onları içsel bir boşlukla bence karşı karşıya bırakıyor ve bu boşluk zamanla büyüyerek bir öfkeye dönüşüyor.
Yani bu çocuklar nasıl öfkelenmesinler ki?
Düşünsenize her gün bir şeyler için mücadele ediyorsunuz ama toplumun gözünde yalnızca problemli çocuk olarak etiketleniyorsunuz.
Eğitimsizlik, yoksulluk, terk edilmişlik bunların tümü insanın içinde biriken büyük bir öfkenin tohumlarıdır.
O öfke zamanlı suçlu olma yolunda bu çocuklara daha çok baskı yapıyor.
Belki de esas sorun...
Toplumun onları dışlamasıdır.
Bu insanlar daha çocukken kötü ve suçlu olarak etiketleniyorlar.
Böyle büyüyorlar. Onları anlamıyoruz, yardım etmiyoruz.
Bunların yerine yetersizlik duygusu aşılıyoruz bu çocuklara.
Dışlanmışlık bir insanın psikolojisinde çok büyük etkiler bırakır.
Özellikle gençler mesela kimliklerini oluştururken çevrelerinden onay ve kabul almak isterler.
Aileleri, okul arkadaşları, öğretmenleri tüm bu ilişkiler onların kimlik inşasında çok önemli rol oynuyor.
Ama toplumdan dışlandıkça bu gençler öfkeyle büyüyorlar.
Kendilerini kimseye kabul ettiremiyorlar.
Kendilerini kötü hissediyorlar.
Çünkü etraflarındaki dünyada onlara değer veren kimse yok.
Mesela Kemal öğretmen.
Dizide bu gençlerin içindeki potansiyeli görmeye çalışan bir figür.
Ama okulun, ailenin, toplumun onlara sunduğu imkansızlıklar öfkenin boyutunu büyütüyor.
Öfke bazen yanlış yerlerde patlayabilir.
Bazen içsel bir boşluğu dışarıya taşan bir şiddet doldurur.
İşte arka sıradakiler bu yüzden özel.
Hala ilk günkü heyecanla ve mutlulukla ve merakla izliyoruz bu diziyi.
Çünkü sadece bir gençlik dizisi değildi dediğim gibi.
Aslında toplumun göz ardı ettiği, görmezden geldiği, sıkıştırılmış ve dışlanmış gençlerin iç dünyalarını yansıtan bir yapımdı.
Her bir karakterin öfkesi aslında yalnızca kaybolmuşluk ve dışlanmışlık duygusunun bir yansımasıydı.
Bu çocuklar seslerini duyurmak için isyan ettiler.
Çünkü hiç kimse onları anlamak için elini uzatmadı.
Ve belki de tam da burada işte bu çocukları daha dikkatli dinlememiz gereken zamanlar geldi.
Onların öfkeleri yalnızca bir tepki değil, aynı zamanda daha büyük bir sorunun haykırışı.
Toplumun onları dışlaması onların kimliklerini yitirmelerine neden oluyor.
O yüzden şu soruyu sormak gerekiyor.
Toplum onları dışlayarak aslında neyi kaybediyor?
Ve şimdi arka sıradakilere sesleniyorum.
O karanlık köşelerde, sıranın en arkasında yalnız kalan...
Kimsenin görmediği, kimsenin duymadığı sizlere.
Yıllarca kenarda durdunuz, gözden kaçtınız.
Ama artık zamanı geldi. Öne geçme zamanı.
Öfkenizi, umutsuzluğunuzu, korkularınızı bir kenara bırakın ve kendi gücünüzü keşfedin.
Siz arka sıradakiler.
Aslında bu dünyanın en değerli parçalarısınız.
Artık kenarda durmayın.
Şimdi siz zamanınızı alıyorsunuz.
Hayat sizi gözden çıkaranlara ve görmeyenlere rağmen sizi öne çıkarıyor.
Potansiyelinizin farkına varın ve hayata karışın.
Öfke sizi tanımlamasın, sizi büyütsün.
Toplumun dışladığı, kenara ittiği değil, ona yön veren, ona şekil veren bir birey olun.
Arka sıradakiler, artık öne geçme zamanı.
Şimdi başlıyorsunuz.
Unutmayın, siz değişimin ta kendisisiniz.
Öne geçin ve dünyayı yeniden şekillendirin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
