
Transkript
Günaydın adisyon dinleyicilere.
Burası affedemeyenlerin kulübü.
Affedip, affedip, sonra çok pişman olanların kulübü de olabilir.
Bilmiyorum hangisi olduğuna karar vereceğiz birlikte.
Affetmekle alakalı ben çok düşündüm.
Çünkü hayat benim insan ilişkilerimi.
Hayatımdaki bütün arkadaşlıklarımı, ilişkilerimi, aile hayatımı hep bu noktaya getirdi.
Yani finalde affedip affetmemeyi tercih etme noktasına getirdi.
Niye böyle oluyor bilmiyorum. Belki de benimle alakalıdır.
Bu konuyla ilgili bir terapi ihtiyacım var.
Bence bunu çözmemiz gerekiyor.
Burada çözülmesi gereken bir konu var.
Bu okuyarak, başka şeyler izleyerek, konuşarak çözülmeyecek profesyonel bir bakış açısına ihtiyacım var.
Ben neden her ilişkinin sonunda affedip affetmemeyle karşılaşıyorum?
Yani benim niye hep iki yolum oluyor?
Niye başka insanlar gibi normal ilişkilerim olmuyor?
Bunu çok merak ediyorum. O yüzden bugün sizinle bu konuyu konuşmak istiyorum.
Ben affedici bir insanımdır.
Bazılarını affederim.
Bunu da çok geç öğrendim bu arada.
Eskiden affetmiyordum daha ergenken.
Ama büyüdükçe, yaşaldıkça, bir şeyler yaşadıkça affetmeyi öğreniyorsunuz.
Ve affetmenin en doğru ve en normal yolu olduğunu görüyorsunuz.
Çünkü bu bir gurur meselesidir ya hayır o bana bu yanlışı yaptı, o bana şunu söyledi, kalbimi şöyle kırdı, beni yarı yolda bıraktı, onu yaptı bunu yaptı falan affedemem.
Neden? Çünkü ben gurursuz değilim, ben onursuz değilim deyip bu kini ve öfkeyi hayatımız boyunca taşırız.
Ben şunu öğrendim. Affetmek gurursuzluk, onursuzluk değildir.
Affetmek anormal değildir.
Siz affettikten sonra kendinizi sözünden caymış, sözünden dönmüş gibi hissetmemelisiniz.
Şimdi bazen öyle anlar oluyor ki asla affetmem diyoruz.
Çok kesin konuşuyoruz.
Ve bunu gerçekten kastediyoruz.
Yani içimiz yanıyor, gururumuz inciniyor, kalbimiz kırılıyor.
Belki ihanete uğramış oluyoruz.
Belki değer verdiğimiz birinin bizi hiç düşünmeden incittiğini görüyoruz.
O an yemin eder gibi...
İçimizden geçiriyoruz.
Bitti. Asla affetmiyorum.
Hele benim gibi oğlak durcuysanız ailemde de lakabım keçidir.
Yandınız. Yani sizi affetmem çok zordur.
Çok değer verdiğim biriyseniz.
Ama dediğim gibi artık bunu öğrendim.
Affetmeyi öğrendim yani.
Bir kahve içeyim. İşin garip yanı şu ki dostlarım.
Zaman geçtikçe aynı kalmıyoruz.
Yani kızgınlığımız ilk günkü kadar keskin kalmıyor.
Çünkü duygular değişiyor.
Hatta bazen kendimizi hiç beklemediğimiz bir noktada buluyoruz.
Affederken buluyoruz. Hiç bunu yaşadınız mı?
Yani hiç affetmem dediğiniz biriyle şey yapmadan böyle savaşmadan tamam seni affettim dediniz mi?
Çok içten bir şekilde kendinize şaşırdığınız bir an oldum bilmiyorum.
Benim oldu. Birkaç tane oldu hatta.
Babamı affettim mesela.
Babamı affettim. Yani artık savaşamayacağım çünkü.
Artık savaşamıyorum. Ve inanın babamı affettiğimde, affettiğimi hissettiğimde böyle bir öğleden sonraydı.
Evde oturuyorum. Instagram'dan paylaştığım bir kanepem var benim.
Görmüşsünüzdür. Belki dün akşam da oradan hikaye attım.
Sık sık hikayelerimi oradan atıyorum.
Dünyanın en rahat kanepesi. Podcastlerimi başka bir kanepede çekiyorum artık bu arada.
Neyse. Çok detay vermeyeyim.
Oturuyorum orada. Bir şeyler izliyorum falan.
Bir şey oldu. İsim veremiyorum buna.
Bu duygunun ismi yok.
Üretilmemiş böyle bir kelime yok yani ama bir şey oldu ve ben babamı aradım aylar sonra ilk defa dedim ki seni affediyorum.
Çünkü gerçekten çok krizli bir dönemden geçiyordum ve bunları çok düşündüğüm bir dönemdi.
Arayıp şey için söylemedim bunu yani hani kişisel gelişimciler hep der ya.
Affedin gitsin. Seni affediyorum.
Seni azat ediyorum. Seni bırakıyorum falan.
Öyle bir şey değil. Gerçekten içimde bir şey oldu ve onu affettim.
Yani şu an bile o duyguyu düşündükçe böyle nefes alıyorum.
Bu duygu yani gerçekten affetmek insana derin bir rahatlama nefesi aldırıyor.
Hani sanki bir okyanustasınız.
Bir anda yüzeye çıkmışsınız ve derin bir nefes almışsınız gibi düşünün.
Aynen onu yaşadım ve arayıp seni affediyorum dedim.
O kadar rahatladım ki.
Bakın. Gerçekten o an onu arayıp onu affettiğimi söylemek benim için çok büyük bir şeydi.
Çok büyük bir olaydı ve çok cesaret gerektiren bir şeydi.
Ve onu aradım bunu söyledim.
Sonra hayatıma daha böyle hızlı devam ettiğimi fark ettim.
Ama bu bizi yani bu bahsettiğim duygu affetmek bu durum bizi çelişkili mi yapıyor?
Bunu da soruyoruz kendimize az önce söylediğim sebepler yüzünden.
Hayır çelişkili yapmıyor bizi.
İnsan yapıyor adisyon dinleyicileri.
Psikolojide çok ilginç bir nokta var.
İnsan beyni sürekli bir denge arayışı içinde tamam mı?
Tramvatik duygular, öfke, kırgınlık bunlar beynin taşıması için çok ağır yükler.
Yani bir insan beyni sürekli bunları taşıyamaz ve asla affetmem dediğimiz anda beynimiz kendini savunmaya alır.
Çünkü sınır çiziyorsunuz.
Ama zamanla beyin bu yükü hafifletmek ister.
Affetmek çoğu zaman karşımızdakine bir armağan.
Nedir biliyor musunuz?
Kendimize yaptığımız bir iyiliktir.
Çünkü bu öfkeyi taşımak çok yıpratıcı.
Şöyle düşünün. Affetmediğinizde aslında içinizde sürekli o yarayı taşıyorsunuz tamam mı?
Bir olay, bir söz, bir yüz ifadesi sürekli canınızı acıtıyor.
Ama affettiğinizde o yara kabuk bağlıyor.
İz kalıyor mu? Evet kalıyor ama acısı azalıyor.
Şimdi felsefede de çok tartışmalı bir konu bu tamam mı?
Nietzsche mesela unutmak kavramını çok ön plana çıkarır.
Ona göre insanın yaşayabilmesi için bazı şeyleri unutması gerekir.
Yani bazen affetmek dediğimiz şey aslında unutmaya bırakmaktır.
Bu da zor bu arada ya.
Unutmak da çok zor.
Bence bu biraz kendinle, zihninle yapacağın egzersizlerle alakalı ve kendinle ilgilenmekle alakalı.
Ben bu konuda Kierkegaard'ın felsefesine daha çok şey yapıyorum, inanıyorum.
Affetmeyi daha derin, hatta neredeyse yani bu saçma gelecek ama ilahi bir eylem gibi görüyor.
Yani ona göre affetmek insanın kendi sınırlarını aşmasıdır.
Bu da bir tür ruhsal olgunlaşmadır.
Buna erişebilmek işte iki aşamadan geçiyor.
Unutmak istiyorsun. Unutmak için sürekli kendinle ilgileniyorsun.
Kendinle ilgilendiğinde ruhsal bir olgunlaşma yaşıyorsun ve o kişiyi affetmeyi tercih ediyorsun.
Zaten ister istemez affediyorsun.
Yani tüm yollar yine buna çıkıyor.
Çünkü affeden kişi aslında kıran, üzen, mahveden, paramparça eden o kişiden daha güçlüdür.
Şimdi size soruyorum, lütfen bunun cevaplarını bana yazın.
Hatta bunu tartışalım.
Affetmek mi zordur yoksa affetmemek mi?
Birçok kişi affetmemek daha kolaydır diyecek ama aslında tam tersidir durum.
Affetmemek içimizde sürekli bir ateşi taşımaktır.
Affetmek ise cesaret ister.
Çünkü affettiğimizde kalbimizi tekrar açarız.
Eski sevgilinizi affettiğinizde kalbinizi yeni bir aşka tekrar açarsınız.
Hayata affettiğinizde aslında yeni bir hayata kalbinizi tekrar açarsınız.
Başka bir bakış açısıyla bakarsınız.
Ama burada önemli bir ayrım var.
Affetmek her zaman aynı şeyi tekrar yaşamak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.
Yani birini affetmek onunla aynı noktadan devam etmek değildir.
Kesinlikle değildir. Bazen affedersiniz ama mesafeyi korursunuz.
Bazen affedersiniz ama aynı güveni vermezsiniz.
Bu duygu unutmayın.
Yeniden başlamak hiç değildir.
İçteki ağırlığı bırakmaktır.
Benim dikkatimi çeken şey şu adisyon dinleyicileri.
Bu arada sinekler var ya her yerimi yemiş.
Yani diyecek hiçbir şey bulamıyorum.
Bu nasıl bir sinek ya? Kafam kadar vücudum şişti yani ısırdığı yerler.
Neyse benim dikkatimi çeken şey şu.
İnsan aslında affettiği anda karşısındakine değil de kendine merhamet etmeye başlıyor.
Çünkü diyor ki ben bu acıyı sonsuza kadar taşımak zorunda değilim.
Ben hafiflemeyi seçiyorum.
O yüzden asla affetmem deyip sonra affetmek çok normal bir duygudur aslında.
Çünkü insan dediğimiz şey sabit değildir.
Bugün asla dediğimiz şey yarın belki olabilir.
Deniz gibi yani insan ruhu.
Bugün dalgalı, yarın durgun.
Affetmek de o denizin kendi kendine diginleşmesi gibi bir şey aslında.
Ve belki de asıl mesele şudur.
Affetmek karşımızdakinin değiştiğini kanıtlamakla ilgili değildir.
Bizim değişmemizle ilgilidir.
İçimizdeki yükten özgürleşmemizle ilgilidir.
O yüzden adisyon dinleyicileri eğer bir gün kendinizi ben affettim derken bulursanız sakın kızmayın.
Çelişki yaşamıyorsunuz.
Tam tersine. İnsan olmanın en gerçek tarafını yaşıyorsunuz.
Çünkü insan zihni, insan kalbi mantık çizgisiyle değil dalgalı bir deniz gibi çalışıyor.
Ve bazen en sert dalga bile kıyıya vurduktan sonra geri çekilmeyi biliyor.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
