
Sevgili Günlük: Alakasız Denemelerin Anlamlı Birliği
9 Kasım 2025 · 21 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde ne istediğimizi anlamaya çalışırken ne kadar farklı yollardan geçtiğimizi ve bazen “çok alakasız” gibi görünen denemelerin bile ne kadar bağlantılı olduğunu konuşuyorum.
Kendi yolumu ararken, ne kadar çok şey denediysem o kadar kendime yaklaşmışım gibi hissediyorum.
Eğer sen de şu an “arayış”ta olduğunu hissediyorsan, bu bölüm seni yalnız bırakmamak için burada.✍️
📬 Bana ulaşmak istersen:
📩 dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Düşünce Röntgeni''nin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben Beste. Yeni bir sevgili günlük bölümünde daha birlikteyiz ve bu bölüm benim son yıllarımın bir aynası, bir özeti olacak gibi duruyor açıkçası.
Şu çeyrek hayat krizi denen süreçlerden geçen birçok kişiye hitap edeceğini düşünüyorum.
Ama bir yandan da görüyorum ki artık bu durum sadece 20'li yaşların sonlarına özgü bir şey değil.
Belki çok hızlı globalleşen dünya, belki de tamamen insanoğlunun evriminin bir parçası olarak artık herkes birçok şeyi aynı anda istemiyor mu?
Hem başarılı hem paralı ama bir yandan da mutlu.
E tabii ki de sağlıklı.
Yani sağlık önce biliyorsunuz.
Bir yandan güzel birazcık da yakışıklı.
Tabii ki herkes fit olmak istiyor.
Ama bir yandan o yemeği yemeğe de gitmek istiyoruz.
O yere gidip tatil de yapmak istiyoruz.
Bir yandan hep tatil yapıp diğer yandan da çok başarılı bir iş kurmak.
Ne bileyim belki de çok iyi bir kariyer sahibi olmak istiyoruz.
O bu şu derken bu liste uzayıp gidiyor arkadaşlar.
Malum sosyal medyada her birine gün içinde...
bir bir maruz kaldığımız için hepsi de bir yandan çok mümkün gelmeye başlıyor.
Biz de kendimize sürekli bu mümkün olan seçenekler içerisinden bir şeyler buluyor ve evet evet ben tam olarak bunu istiyorum gibi bir hisle yaşıyorum.
Tam burada oku bir yere çevirmek istiyorum.
Bu son yıllarda çok popüler olan ADHD diye bir şey var.
Yani dikkat dağınıklığını duymuşsunuzdur hepiniz.
En kötü bir realist görmüşsünüzdür hakkında işte böyle bir şeyi bir yere koyuyor sonra bir anda onu unutup başka bir şey yapıyor.
Mesela ben kendimden bir örnek vereyim.
Kendimce böyle çok multitasking yani birçok şeyi aynı anda yapabildiğimi düşündüğüm bir insan olarak mesela şimdi alt kata mutfağa ineceksem inmeden önce buradan götürülmesi gerekenleri de yanıma alayım ki sonra onları alıp aşağı götürdüğümde de
onlarla ilgili yapılması gerekenleri yapayım.
İşte ne bileyim bulaşığını yıkayayım bir şeyini yapayım.
E onu yapmışken de bulaşık makinesinin tabletini takayım.
Aa orada da onun parlatıcısı mı bitmiş bir de onu değiştireyim falan filan derken aşağı ne için inecektim?
Şu an ne diye buradaydım?
Aslında benim niyetim neydi?
Hepsi birbirine karışıyor.
Ve bunun da... Psikolojideki tanımı ADHD yani Attention Deficit Hyperactivity Disorder.
Türkçesi de dikkat dağınıklığı yani hiperaktivite bozukluğu gibi bir anlama geliyor.
Açıkçası ben şu anda kimin çocuğunu görsem hiperaktivite bozukluğu olduğundan bahsediyor.
Yetişkinler tarafında da herkes kendisinin ADHD'si olduğunu söylüyor.
Yani bu artık çağımızın sorunu diyemeyeceğim çünkü biz bu olduk gibi hissediyorum.
Çünkü bizi artık tuvalete telefonumuzla gitmeyi, ne bileyim kırmızı ışıkta kaydırmayı bir alışkanlık haline getiriyor.
Bunu normalleştirmiş bir toplumuz.
Ve bu küçük araları bile bizden alan diğerlerinin beynimize neleri sunduğuna bakma isteği dikkat dağınıklığının birinci göstergesi sayılıyor.
Neyse ben bu konuya girecek biçim gibi gösterdim belki ama bugün bu konuya derinleşmek istemiyorum.
Çünkü bu konu hakkında çok güzel bir bölüm hazırlamaya çalışıyorum.
Söz veremem ne zaman hazır olacak bilmiyorum ama ileride bununla ilgili bir bölüm olacak arkadaşlar.
Fakat bugün sevgili günlük bölümüne de yaraşır bir yerden yine kendimden aynalayacağım bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Mesela ben çok küçükken yani okula başladığımda büyüyünce ne olmak istiyorsun sorusuna İngilizce öğretmeni olmak isteyerek başlamıştım.
Daha sonra böyle arkeolog diye bir meslekle tanıştım ve inanılmaz heyecanlandım.
Yani tamam ben kesinlikle arkeolog olacağım diyordum.
Etrafımda bunu söylediğim herkes parasız ve işsiz kalacağımı söylediği için ve o dönemde de bunun tam zıttına en çok para ve iş imkanının diş doktorunda olmasından ötürü tabii bir yandan da tüm akrabalarımın dişlerinde problem olmasından ötürü
diş doktoru olmaya karar verdim.
Sonra bir anda avukatlık girdi.
hayatıma. Bu hikayeyi az çok geçmiş bölümlerden biliyorsunuz zaten ama tam tersine ben işletme okudum ve hiçbir immanım olmadan mezun oldum.
Bu sırada da uzun süre halk oyunları oynadığım için üniversitede ek iş olarak organizasyonlarda dans ediyordum.
Sadece bir dönem organizasyon işi yapmaya başladım çünkü çok iyi para kazanıyordum ve bence önceliğin para kazanmaktı.
Derken giyinmeye de çok para harcıyordum.
E dedim ben o zaman bir tane tekstil sektörüne gireyim kendi markamı kurarım.
Tabi oralarda çok benlik gelmedi.
Ondan hemen önce de şimdi aklıma geliyor.
Kafe Kafede çalışıyordum ve benim kesinlikle bir kafem olmalı hayalini ben de kurdum arkadaşlar.
Bir ara okulu bırakıp part time yerine full time kafede çalışmayı ve belki işte yönetici sonra da işletmeci falan olmayı hayal ediyordum.
E tabi bunları hep yaparken de en büyük motivasyonum tatiller yapmak, gezmek işte böyle.
Backpacking ile, otostop ile çok geziyordum.
Dedim ben gezgin olacağım.
Başladım içerikler çekmeye böyle.
Kendimce belgeseller yapma kararı verdim.
Sonra dedim yok ya ben kendim için gezeceğim.
Bu deneyim çok zevkli. Ben gezgin olacağım.
Direkt böyle alacağım. çantamı gideceğim derken o hayaller de suya düştü.
Hayatımda yetişkinlik yereklilikleri geldi ve ben kendimi bir anda masa başında bir işte çalışırken buldum.
Daha çok yeni başladığım için bir mentoring toplantısı vardı ve ileride ne olmak istediğimi sormuşlardı.
Ben tasarımcı olmak istediğimden bahsettim ama böyle ağzım çok laf yapıyor, biraz da dominant bir karakterim diye beni ürün yöneticisi olmaya uygun buldular.
Neyse ben onun altından kalkmaya çalışırken o kadar zorlandım ki hobi olarak yogaya başladım ve böyle biraz istikrarlı bir insanımdır.
Bir yanda her gün yoga yapan ve kendimi çok geliştiren bir yerde olunca acaba ben yoga eğitmeni mi olsam dedim.
Bence bunu hepiniz duymuşsunuzdur.
Pandemide kaç tane yoga eğitmeni mezun ettik biliyorsunuz.
Neyse ben bir anda Amazon'da ticaret yapmaya başladım.
Sonra bunların hepsi arkada dönerken Amerika'ya geldim.
Burada Uber yapmaktan restoranda çalışmaya, depoculuktan pazarcılık yapmaya, örgülerimi yaparken köpek bakmaya, çok yazı yazıyorum diye blog açmaya derken şu anda podcast'e dönüşen bu yolda tekrardan bilgisayar
başında buldum kendimi. arkadaşlar.
Şu anda elektrik sistemleri için aldığım bir eğitim sonrası sürdürülebilir moda ile ilgilenen bir şirketle dijital ürün tarafında çalışıyorum.
Ve siz de beni bitmek bilmeyen arzu ve hayallerimin bir köşesinde tam olarak burada dinliyorsunuz.
Böyle sayınca bile yine anksiyetesi geldi vallahi.
Ne yalan söyleyeceğim. Yani farkına varmaya başladığımda bu durumu beni çok demolize ediyordu yani.
Sanki kendime bir ünvan eklersem, ben şu işi yapıyorum diye tek bir şey söylersem, kendimi daha basitçe ifade edebilirsem bir şeyler daha rahat olacak sanıyorum.
Aramızda kalsın hala biraz öyle sanıyorum.
Ve bu ölçütler de kime nereye ait bilmiyorum arkadaşlar.
Yani iş yerinde ne kadar zam ve terfi alırsam ya da illaki bir iş yerinde değil de kendi işimi kuracaksam da işte X kadar müşteriye çalışan, podcast yapacaksam en az şu kadar dinleyicisi olan,
köpek bakacaksam bütün müşterilerimin benimle tekrar çalışması gereken bir yerde olunca profesyonel bulunacakmışım gibi hani o ölçütü beni dinleyen ya da beni izleyen insanların gözünde arayıp
durdum. Hatta size bir anımdan bahsetmek istiyorum.
Amerika'ya taşındığım ilk sene market alışverişi yapıyorum böyle ve aradığım bir peyniri bulamıyorum.
Malum o kadar çok çeşit var ki ben de bir çalışana danıştım ve aksanımdan yabancı olduğumu anlayın.
bir sohbet başladı işte.
Nerelisin, neden geldin, ne yapıyorsun falan.
Burada klasik bir soru var zaten.
How do you like it so far? Yani şu ana kadar nasıl gidiyor?
Ben bu soruyu seviyorum çünkü bir yandan hani böyle dönüp geçmişime bakmaya ve nasıl gittiğini bir değerlendirme yapmaya da yarıyor.
Çok farklı cevaplar verdim yani.
Bazen çok güzel olduğundan, bazen beklediğimin çok altında olduğundan, bazen bir anda çok özlediğim şeylerden bahsettiğim oldu.
Fakat kendimi sık sık, çok alakasız insanlara, kendime bile tanımlayamadığım hislerimi anlatırken buluyorum.
Yani bakınız şu anda podcast yapıyorum.
Neyse o günde o çalışan abi bana ne iş yapıyorsun diye sordu lafın devamında.
Allah ben bir başladım şu an neler yapıyorum, aslında neler yapıyordum, gelecekte neler yapmak istiyorum gibi böyle up uzun bir konuşmaya girdik.
Gerçekten çok alakasız değil mi yani?
Neden anlatıyorum?
Hani o gün bir şeylerin garip olduğunu farkındaydım ama bugün dönüp bakınca sadece kafasındaki karışıklığa bir çare arayan besteyi görüyorum.
Saydığım şeyler... Nereden hangisine nasıl bir tepki verecek ve ben de kararlı bir şekilde o yolda gitmeye karar vereceğim.
Çünkü o kadar çaresizim ki biraz önce bahsettiğim gibi karşımdaki insanın beğeni ölçütünü bulmaya çalışıyorum.
Yani ben o abinin gözünde aradığım ölçütü bulmaya çalışıyorum.
Hiç tanımadığım, beni hiç tanımayan bir insanın beğenisine sunduğum seçeneklerden kendime bir kariyer planı yapmaya çalışıyorum.
O günü yaşadıktan sonra bir şeylerin garip olduğunu hissetmiştim tabii ki.
Şimdi ben bu konuşmayı niye yaşadım ki?
Ben çok paylaşıyorum. Basitçe bir cevap ver geç.
Ne uzatıyorsun ki? Gibi böyle kendimi yaftalayıp bütün sorunumun çok paylaşmak olduğunu ve bu yüzden çok rahatsız hissettiğimi düşünmüştüm.
Ta ki üzerinden zaman geçip benim o seçenekleri bir bir deneyip sonunda yine içime sinmeyen bir şeyler olduğunu görene kadar.
Hani böyle içimize sinmeyen bazı anlar olur.
Hepimizin başına gelir ve bazen tam olarak böyle neden olduğunu bulamayız.
Ya da o an aklımızın yettiğince bir cevap bulur geçeriz ama sonradan...
Böyle dank eder. Haa aslında diye başlayan bir fark ediş anı vardı.
Tam olarak öyle oldu. O gün çareyi daha az paylaşmayı öğrenmekte ve acilen tek bir seçim yapıp bu cevabı çok basit bir hale getirmekte bulmuştum.
Üzerinden nereden baksanız 1-1,5 sene geçiyor.
O cevabı basitleştirmek için girdiğim yolların sonundayım.
Ve çok yanlış bir cevap bulduğumu şu anda fark ediyorum.
Olay da bu zaten abi. Deneye yanıla öğreniyorum.
Daha önceki bölümlerimden birinde bu cümleyi hızlıca böyle bir arada kullanmıştım diye.
Bence ne istediğini bulmak ne istemediğini anlamaktan geçiyor.
Ve bunun için de sürekli bir deneyim halinde olman gerekiyor.
Şimdi bu cümleme bir güncelleme getiriyorum arkadaşlar.
Not edilsin hemen lütfen.
Evet hala ne istediğini bulmanın ne istemediğini anlamaktan geçtiğine inanıyorum.
Fakat bunun için sürekli değil ritmik bir deneme halinde olmamız gerektiğini düşünüyorum.
Ne değişti yani şimdi sürekli ve ritmik ne diyorsun Beste diyorsanız?
Ritim bence çok değişkendir yani.
Hayatımızın her döneminin her günün farklı...
bir ritmi vardı. Bazen böyle çok yavaş ve soft.
Bazen yavaş ama güçlü.
Bazen çok hızlı böyle tık tık tık tık gibi düşünün.
Bazen de sanki böyle bir tuşa direkt basılı kalmış gibi bir titreşim halinde geçer günler.
İşte bu yüzden de bence deneme hali de dönemsel olarak değişir diye düşünüyorum.
Bazen çok farklı şeyler deneyimlediğin çok hızlı bir dönemden geçersin.
Sonra bir durulursun, sindirirsin.
Sindirdiklerin kana karışınca yeni bir çeşitlilik oluşur içinde.
Bazıları böyle tam ihtiyacın olanlardır.
Bir dönem onların üstüne gidersin.
Bazıları hemen atman gerekendir.
Bir an önce tuvalete gidersin diyeyim ben metaforum üzerinden.
Ama bu ritim ne olursa olsun deneyimlemeye devam etmelisin.
Böyle bu yaşamaya devam etmelisin, savaşmaya devam etmelisin gibi değil arkadaşlar.
Deneyimlemeye devam etmelisiniz diyorum.
Yine bir örnekle anlatmak istiyorum.
Mesela ben Amerika'ya taşındıktan sonra hobi olarak yaptığım örgüleri bir anda satmaya başladım.
Bir müddet sonra böyle fena bir gaza gelip kendi tasarımlarımı yapma kararı aldım ve çok renk seven bir İnsan olarak elim çok nadir tek renk seçiyordu.
Yani hep böyle karıştırıyordum.
Önceleri bir iki renk karıştırıyorken dedim neden daha fazla olmasın ve bir anda bir şapkada 20'ye yakın renk kullanmaya başladım.
Tabii insanın kendi tasarımını satmak için yapması hele bir de bunu paraya çok ihtiyacı olduğu bir dönemde yapması pek kolay olmuyor.
Hani o kadar kaygılı yapıyordum ki harcadığım her vaktim verimli geçmesi lazım ki daha çok ürün çıkarabileyim ve demek ki hafta sonunda daha çok para kazanabileyim.
O dönemlerde yap sök yap sök derken bir şey...
keşfettim. Ben ne zaman sırayla örnek veriyorum 5 farklı ip kullansam çok çirkin görünüyordu gözüme.
Olmadı hemen sökeyim daha fazla zaman kaybetmeyeyim gibi böyle bir paniğe kapılıyordum.
Bir gün örmeye devam ettim.
Çünkü bir gün sonra pazarım var.
Yani akşam sabaha uyanacağım pazara gideceğim.
Artık tekrar başlayacak bir vaktim yok.
Sonra renkler farklı tonlarda tekrar etmeye başlayınca bütün de çok güzel görünmeye başladı.
Örneğin tam o anda eklediğim bir kırmızı bana çok absürt geliyorken en başlarda geçen o turuncu ile iletişimi o k*** Konuşma hali, o bütünsel görüntü bambaşka bir hale getirdi.
Ve arkadaşlar ben sadece kendi tasarımlarımla açtığım ilk pazarımda o zamana kadar kazandığım en çok parayı kazandım.
Ürünlerime inanılmaz ilgi oldu ve her deneyen aldı.
Ben de bunu kendime bir ders olarak aldım.
Yani sanmayın ki bugün yaptığınız şeyler bugüne kadar bakınca çok karmaşık ve çok alakasız görünüyor.
Bekleyin. Eğer gerçekten tüm adımlarınızı içinizden gelerek, çalmadan, çırpmadan, kendinize özgü yani otantik bir şekilde yaptığınızda bulunduğunuz her anın ve ortamın elinden geldiğince hakkını verdiyseniz,
hatalarınızı da kabul edip ders alarak devam ettiyseniz, emin olun yarın bambaşka tonlarda o bütünsel estetiği yakalayacaksınız.
Bakın o saydığım listeden size bir örnek vereyim.
Mesela ben tekstil işinde çalışırken üreticilerimiz oldukça az profesyonel böyle tekstil kent insanlarıydı.
Çoğu aile şirketi ve iş ettiği konusunda kelle paça bir yerlere gelmişler böyle.
Ben o dönemler paralelde düğün organizasyonları ile bir gün esenlerin...
Yeraltı düğün salonunda bir günde İstanbul'un en lüks otelinde devasa salonda çalışıyorum.
Ve her seferinde insanlığın soyunu devam ettirecek son gelinmiş gibi davranan insanlara hizmet ediyorum.
Yani oldukça zor bir iş yapıyorum.
Neyse bir gün tekstildeki işimde yine çok büyük bir kriz var işte.
Üretici sample gönderdim diyor ama aslında hazırlanmamış bile.
Londra'daki İngiliz müşteriler cevap bekliyor bir yandan.
Haftada bir böyle benzer şeyler oluyor zaten.
Bir şekilde hallettik. Oturuyoruz o sırada yöneticim bana şöyle bir şey söyledi.
Daha çok gençsin, az tecrübelisin ama herkesin ağzından konuşmayı becerebiliyorsun ya.
Tebrik ederim seni. Çok güzel hallediyorsun.
Tabii ben hiç alışık olmadığım bir yerden övülünce böyle bir şaşırdım, düşündüm yani.
Ne dedi şimdi bana? Bu güzel bir şey mi?
Derken yöneticim üzerine hemen ekledi.
Bunun şu anda çalışmakta olduğum bu ek işten, organizasyon işinden geldiğini düşünüyorum.
Her gün o kadar farklı insana, o kadar kriz anlarında hizmet ediyordum ki.
Düşünsenize yani düğünleri var.
En güzel olmasını bekledikleri günde birçok da para harcıyor.
Altından girip üstünden çıkıyorum yani neler yaşadım ya.
Tekstil kent esnafı vız gelir tırıs gider arkadaşlar.
Yani siz düğündeki gelinleri göreceksiniz.
Neyse yani anlatmak istediğim şey ben başka bir iş yaparken ve geleceğimle hiç alakası olmadığını düşünürken bir anda bambaşka bir sektörle bambaşka bir yerden bunun faydasını görebiliyorum.
Ve tek örnek bu da değil.
Mesela dijital ürünlerde yöneticilik yaparken de user experience design yani kullanıcı deneyimi tasarımı diye çok ilgimi çeken bir alan var.
Tabii ben bunun iş sırasındaki yerinden hiç memnun değildim işte.
Bu butonun yeşil renginin hangi tonu en doğru olur ki müşteri bu butona tıklasın falan gibi şeyleri tartışırken deliriyordum.
Ama günü geldi örgü ürünlerimi satmak için satın alacak kişilere doğru bir empati kurmama çok yardım oldu.
Şimdi düşündükçe bununla ilgili birçok örnek bulabilirim.
Yani hayatımızda birçok farklı şey denemiş olmamız bizi çok dağınık veya istikrarsız yapmaz.
Aslında bir yerden de bizi çok geniş bir alandan beslenen, çok geniş bir çevreye hitap eden...
bir insan haline de getirebilir.
Bugün hayatınızda yapmakta olduğunuz herhangi bir şey yarın size bambaşka bir tonda nasıl dönecek bilemiyorsunuz.
Ve bu yüzden bence denemeye devam etmemiz gerekiyor.
Belki kullanıcı deneyimi tasarımı sırasında bu tonun rengine karar vermek beni hiç çekmese de günü geldiğinde başka yerlerde empati kurmak ve başka şeyleri tasarlamak da çok ilgimi çekiyor.
Hatta geçenlerde bununla ilgili de Instagram'da bir tane Reels gördüm.
Kim olduğunu bilmiyorum ama işte önceden fizyoterapi okumuş ki zor da bir bölüm yani.
Yani emek veriyorsun, okuyorsun, üzerinde bir baskı oluşuyor.
İster istemez o mesleği yapmak istiyorsun.
Sonra çok hatırlamıyorum ama birçok şey yapmış böyle.
Çok daha sanatsal taraflara yönelmiş.
Şu an günün sonunda performans sanatlarında fizyoterapistlik yapıyormuş.
Bakın hani bıraktığı yere dönmüyor da değil.
Bıraktığı yerden çok şeyi alıp bugünkü ilgileri ve alanlarıyla onu kaynaştırabiliyor.
O yüzden böyle örnekleri de gördükçe ve kendime de bu açıdan bakmaya başladıkça artık tek bir tercih yapmak istemiyorum.
Fakat bir yandan da bu deneyim...
Dinlemeye devam edin yoluna bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum arkadaşlar.
Çünkü ben bunları kendime gerçekten not aldım ve hayatımdaki deneyimlediğim şeylerde sürekli kendime dönüp bakıyorum.
Şu anki ortamın hızlılığından ve başta bahsettiğim gibi artık birçok şeyin dijital olmasından ötürü bazı şeyleri deneyimlediğimizi sanıyoruz ama bence gerçekten deneyimleyemiyoruz.
Ve böyle olunca da onun bize getirisi olmayabilir.
Ben mesela birincisi arkadaşlar özgün olmaya çok özen gösteriyorum.
Zaten podcastimin ilk bölümü de...
Klişelerin içinde otantik bir yaşamı dinleyenler bilirler.
Özgün olmak kimsede olmayan bir şeyi yapmak ya da denemek değil bence.
Deneyimleriniz kopyalanan bir yerden değil de hani biraz daha ilham alınan bir yerden olmalı.
Hani bir şeyi denemek için kendinizi şekilden şekile sokmak yerine o şeyin şeklinin size adapte olabilecek bir hale gelmesini denemek gerekiyor bence.
Gelmiyorsa da boş verin.
Belki de ait olmaya heves ettiğiniz şeyler sadece küçücük bir travmanızdan ibarettir yani.
Ne çözülmeye ihtiyacı olan...
ne deneyimleme gereği olan küçücük unutulması gereken bir travmadır.
Siktir edin yani. Sonra da benden siktir etmenin mükemmel rahatlığı ses kaydını dinleyin.
İkincisi de adil olun arkadaşlar.
Şimdi adalet nedir?
Çok karmışık bir konu gerçekten.
Hani herkes elindeki kendince haklı gerekçelerini sunduğunda adalet kavramının ölçütü bambaşka bir yere gelebiliyor.
O yüzden ben biraz daha içsel adaletten bahsedeceğim.
Çünkü diğer taraftaki adalet çok felsefi de bir kavram benim açımdan.
Ama içsel adalet biraz daha hani böyle ne yapıyorsanız yapın elinizden geleni yapın.
Biliyorsunuz beni herhangi bir inancım yok fakat şunu net söyleyebilirim ki Kazanç elde etmeyin.
Ve bunu sadece para olarak düşünmeyin.
Bir iş yerinde mi çalışıyorsunuz?
Elinizden geleni yapmıyorsanız muhtemelen o işin size katacağı başka şeylerden de mahrum kalıyorsunuz.
Ya da mesela bir arkadaşlık kuruyorsunuz ve hep kendi faydanızı gözetiyorsunuz.
Bir şekilde de karşınızdakini bir şeylerden mahrum bırakıyorsunuz.
Ve belki de sizi pamuk gibi yapacak hislerden, çok güvende hissedeceğiniz bir şeyden mahrum kalıyorsunuz.
Eğer daha derin ve spesifik yerlerden bakmak isterseniz, mesela bir şeyi veya kimseyi se...
erken de adil olmaya özen göstermek gerekir bence.
Onu çok sevdiğin için her an sana o heyecanı, mutluluğu, hazzı veren bir yerde olmasını beklemek mesela adil değildir.
Neyse adalet çok felsefi bir yerde dediğim gibi ya.
Ben bunun içinden pek çıkamayacağım.
O yüzden çok örneklendirmeyeceğim ama içinize sinen adımlar atın diyorum.
Ve üçüncüsü de arkadaşlar risk alın.
Yani nasıl riskler alacağınıza kendi gıyabınızda siz karar verirsiniz.
Birine göre soğuk suya ayaklarını sokmak risklidir.
Diğerine göre soğuk suda da Dalgalarda boğuşmak.
Çok görüyorum böyle işte istifa edin, sıfırdan başlayın, taşının falan gibi riskler alıyorlar ve bunları da sanki yapılması gerekiyormuş gibi aktarıyorlar.
Lütfen bu sansasyona gelmeyin.
Herkesin riski kendine büyüyor.
Ama risk alın. Çünkü bütün şartların oturmasını ve her şeyin çok konforlu bir geçiş halinde olmasını beklerseniz muhtemelen o gün hiç gelmeyecektir.
Her geçen gün siz de değiştiğiniz için beklentileriniz de değişecek ve her zaman daha da büyüyen bir liste haline gelecek.
Hatta belki de listenin başındaki şeyler artık önemsi...
Ama yepyeni bambaşka şeyler gelecek.
O yüzden bazen her şeyin tamam olmasını beklemeden hayalleriniz için risk almanız gerekiyor.
Çünkü hayalleriniz ne kadar büyükse korkularınız da o kadar büyük oluyor.
O liste o kadar uzuyor.
Ve risk almadan da o korkuların gerçekliğiyle tanışamıyorsunuz.
Ben kendimce daha ölçülebilir riskler almaya çalışıyorum.
Yani eskisi kadar böyle çok imkansızı başarmaya çalışmıyorum.
Mesela yine bir örnek vermek istiyorum.
Green Card dosyam için Türkiye'den görüşme alamadığımızda Avusturya'ya dosyayı taşıyalım.
Sonra da Schengen'den reddedik ve bir anda ortada kaldık.
Yani o durumda ya durup bekleyecektik, bu çok riskliydi.
Ya da vizesiz ülkelere başvuru yapacaktık, belki bir şekilde kabul edilecektik.
Biz bu iki seçeneği kendi içimizde ölçtük ve kapasitemize, bütçemize göre farklı ülkelere gitmeyi daha anlamlı bulduk.
Ve sonuç olarak Hong Kong'dan vizemizi aldık.
Şu an Green Card ile birlikte Amerika'dayız.
Sonuncusu da arkadaşlar, kabul edin ve inanın.
Yani demesi çok kolay fakat yapması gerçekten çok zor bir şey.
Hele benim için tahmin edersiniz ki bir ekstra zor yani inanmak var işin içinde.
Fakat şunu çok net söyleyebilirim ki bir şeyleri deneyimlerken içinizde herhangi bir şey bulabileceğinize dair bir inancınız yoksa muhtemelen o algıda da olmuyorsunuz.
Ve öğrenebileceğiniz şeyleri de göremiyorsunuz.
O yüzden öncelikle yapmakta olduğunuz her neyse onu bir kabul edin.
Garson musunuz mesela? Tamam ben garsonum.
Ve ardından da ne olmak istediğinize, hayalinize odaklanın.
Amacım da bir gün doktor oldum.
Sadece amacınıza odaklanırsanız o anın size katabileceği birçok şeyi kaçırırsın.
Yine bir örnek vermek istiyorum. Ben burada örgülerimi satmaya başladığımda tabii çok büyük hayaller kurmaya başladım.
İşte böyle kendi tasarımlarımı yapacağım.
Çok güzel olacak. Her şey çok güzel olacak falan böyle.
Kafamda hep bununla yaşıyorum.
Tabii o sırada da köpek bakıyorum bir yandan.
Ve böyle bazen örgüyü bırakıp köpeği tuvalete çıkarmam gerekiyor ya.
Böyle bir zulüm geliyor bana.
Sonra ben dedim ki yani şu anda köpek yürütüyorum.
Sonra eve gidip örgümü yapıyorum.
Tam olarak bahsettiğim o kabullenme ve inanma haline geçtim bir noktadan sonra.
Ve köpeğin çişini yaptığı çiçeklerin rengi bile bana ilham olmaya başladı.
Renkler, şekiller böyle her şey başka bir şey anlatmaya başladı o günden sonra.
O yüzden önce bulunduğunuz anı, şartları, durumu neyse kabul ediyorsunuz.
Sonra bu deneyimin içinde adil ve özgün bir şekilde bulunup bulunmadığınıza bakıyorsunuz.
Ve hayalleriniz için risk almaktan korkmuyorsunuz arkadaşlar.
Sonucunda tıpkı benim örgülerimde olduğu ve bütün deneyimlerimin birbiriyle...
Düşüncelerimin röntgenini çektim, size yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
