
uzun bir aradan sonra anlatacak okumaları bir kenara bıraktım ve benim alayımda biz bize sohbet açtım. iletişim nedir, iletişimden beklentim nedir ve iletişimsiz ne olur hakkında konuştuğum bu bölümü beğendiysen yorum yapmayı ve paylaşmayı unutma!
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
instagram.com/dusuncerontgeni
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Düşünce Röntgeni''nin bir bölümünde daha birlikteyiz.
Ben Beste. Nasılsınız?
Son günlerde bu soruya cevap alamayacağımı bildiğim halde sormaya devam etme refleksimi sorguluyorum.
Malum benim sorgulamalar önce alaylı bir yerden kendi kafamın içinde, sonra da merakımın da desteğiyle dış kaynaklarda sürüp gidiyor biliyorsunuz.
Son iki bölümde de oldukça dış kaynak referanslı konuştuk.
O yüzden bu bölümde biraz daha benim alayımda biz bize sohbet edelim istiyorum.
Evet, neden cevap... gelmeyeceğini bile bile nasılsınız diye soruyorum.
Oysa ki kendi nezdimde anlamlı bir değeri olmayan eylemleri gerçekleştirmekten oldukça kaçınan bir insanım.
Buna rağmen cevap alamayacağımı bile bile her seferinde nasılsınız diye sormaya devam ediyorsam demek ki bunu söylemeyi anlamlı buluyorum.
Bu kesinlikle sıradan bir naber ya değil.
Yani bir konuşmayı başlatmak için kullanılan bir kelime değil.
Eğer öyle düşünüyorsanız bundan sonraki bölümlerimde gerçekten nasıl olduğunuzu düşünerek ve kendi içinizde cevaplayarak dinlemenizi rica ederim.
Çünkü bence kişi nasıl olduğunu kendi değerinde bir yere koyduktan sonra yere de bir nokta diyelim.
Yapmakta olduğu eyleme devam etmeye o noktanın uzantısında devam ediyor.
Örneğin bugün biraz yorgun, belki birazcık bunalmış, belki de sadece çok haklı bir şekilde sıkılmış hissediyorsunuz.
E beni dinlemeye devam ederken daha da sıkılabilir.
Hatta neye sıkıldığımızı isimlendirmekte zorlandığımız bu düzende tüm faturayı bana kesebilirsiniz.
Ya da çok meraklı, çok heyecanlı, belki de geri kalan hayatınızın ilk gününde olduğunuzu hissettiğiniz bir an yaşıyorsunuz.
Ve şu an Duyduğunuz her şeyi kendinizle ilişkilendirerek hayran kalıyorsunuz.
Aman Allah'ım ya kim bu düşünce röntgeni?
Bunlar nasıl sözler diyorsunuz?
Keşke öyle deseniz.
İşte bu iki zıt örnekte de anlatmaya çalıştığım gibi benim nasılsınız sorumla sizin kendinizi gözlemlemenize açılan bu alanda benim bir cevap almamdan çok daha önemli farkındalıklar oluşuyor.
Hepimizin başına gelmiştir diye düşünüyorum.
Daha önce tükettiğiniz bir içeriği hiç beğenmemiş.
Daha sonra ikinci bir şans verdim diye başlayan...
hikayenin devamında hayranlıkla tüketmeye devam etmişsinizdir.
Burada içerik deyince sadece film, video gibi şeyleri düşünmeyin lütfen.
Malum kelimenin anlamı piyasanın monopoline sömürge edildi ama siz yine de biraz daha geniş düşünmeye çalışın.
Örneğin bir insanla ilişki, bir yemek, bir mekan, bir kitap, bir şehir yani birçok şey olabilir.
İlk seferde de aynı olan bu içeriği, ikinci seferde daha iyi bulmanızı sağlayan bu farktan bahsediyorum.
Şimdi ben bu kadar basit örnek...
Altyazı M.K. Deneyime,
içeriğe karşı, anladığımızı sandığımız yanlış anlaşılmalara bir ışık tutalım ve içinde iletişimin ne kadar eksik olduğundan bahsedelim istiyorum.
Evet iletişim diyorum çünkü bence bir şeyleri anlamamız, deneyimlememiz o şeyle iletişimimizden geçiyor.
Öncelikle iletişim nedir bir düşünelim.
Hatta hiç sözlük anlamına bakmayacağım.
Bu bölüm biz bizeyiz dedim.
Basitçe bakarsam iletmek fiilinden türediğini görebiliyorum.
İş ve imekide bu karşılıklı iletme halini...
Bunu bir işleştirme eki olsa gerek.
Yani iletişim deyince tarafların birbirlerine yazılı, sözlü, görsel bir biçimde düşüncelerini, duygularını, anlamlarını ilettiğini söyleyebilirim herhalde.
Ve tek taraflı olamayacak kadar Ötekine muhtaç olan bu yapıyı kullanmaya doğar doğmaz bir şekilde başlıyoruz değil mi?
Konuşmak iletişimin en kolaylaştırılmış yolu gibi dursa da aslında çok daha gerisinde başlıyoruz.
Tamamen kendi rahatsızlığımızdan, acıktığımız, altımızı ıslattığımız ya da gaz sancısından kıvrandığımız için ağlarken birileri geliyor ve bir anda ağlayacak bir dert kalmıyor.
Yani ilk iletişim kanalımızın ağlamak olduğunu düşünürsek bu oldukça belirsiz ve yorucu iletişim yöntemi.
acilen dönüştürmeye çalışıyoruz ve ilk kelimeyi söyletmek için çok çabalıyoruz.
Anne dediği, baba dediği, mama dediği diye düzenlenen partiler bir sonraki kelimenin neyi temsil edeceği heyecanıyla devam ediyor.
Fakat zamanla çocuk konuşmayı çözünce o partiler de diğer tüm partiler gibi mazide kalıyor.
Bir konuşsun derdini anlatsın, beni bu belirsizlik yükünden kurtarsın diye kıvrandığımız çocuğun günü geliyor susmasını istiyoruz.
Sonra ilerleyen zamanlarda konuşarak çözülebilecek birçok şeyi susarak halletmeye çalışıyoruz.
Ya da daha kötüsü konuşuyormuş gibi yapıyoruz.
Koca bir laf salatasının içinde hiçbir şey anlamadan dinliyor ve anlatıyoruz.
Ve benim de bugün değinmek istediğim asıl spesifik nokta burası işte arkadaşlar.
Sesli sessizliğimiz.
Herkesten bir aktif iletişimde olduğu son anı düşünmesini rica edeceğim.
Bir veya birden fazla kişiyle işte sırayla birbirinize cevap veren bir sohbetin içindeydiniz değil mi?
Dışarıdan bakarsanız herkesin birbirine sırayla anlamlı bir bütünlük içerisinde cevap verdiği bir sohbet olduğunu düşünüyorsunuz.
Ki çok düşük bir ihtimal de olsa öyle olmuş olabilir fakat çoğu zaman öyle olmuyor.
Herkesin kendi borusunu öttürdüğü bu hızlanmış dünyada birbirimizi dinlediğimizi, duyduğumuzu, anladığımızı hatta anlatabildiğimizi düşünüyoruz.
Ama bence çoğu zaman bunu yapamıyoruz.
Bununla ilgili bir anımdan bahsetmek istiyorum.
Eşimle ilişkimizin 3 veya 4.
senesinde henüz sevgiliyken sürekli tartıştığımız bir dönemde ayrılmaya karar verdik.
Fakat ayrılınca da olmuyordu.
Yani bir iki gün içinde yeniden bağ kuruyor ve yeniden kavga ediyorduk.
İnanılmaz bir ilişki kıyıyorduk.
Bu sancılı süreçte ortak bir arkadaşımız ayrılık kararını vermeden önce ilişki terapisine gitmek ister misiniz diye sordu.
İlk tepkimiz tabi ne gerek var ya evli miyiz sanki ilişkiler başlar biter gibi böyle hala egolarımızı savaştıran ve bu egonun getirisi olarak kendimizin çözebileceğine fazlasıyla inandığımız bir reaksiyon
oldu. Fakat üstüne düşündükten ve açıkçası kendi içimizde halledemedikten sonra neden olmasın dedik ve başladık.
Daha ikinci veya üçüncü seansa giderken Yolda kavga etmiştik ve oturur oturmaz suratlar beş karış.
Herkesin buraya gelmeye asla değmediği gibi bir yalana sığındı.
Burnu havada pozlar kesilirken terapistimiz bir anda bugün bunun denk gelmiş olmasının çok iyi olduğunu söyledi.
Hani krizi fırsata çevirmek gibi bir şey ve bizi bir pratik yapmaya davet etti.
Şu şekilde olacak. Önce birisi söz alacak ve ben diliyle tartışmada neler hissettiğini anlatacak.
Sonra da karşı taraf partnerinin ne hissettiğini anlatırken ne anladığını anlatacak.
Kulağa çok basit geldi yani hafıza oyunu gibi bir şey olacaktı.
Hemen başlayalım dedik ve önce ben başladım.
Arkadaşlar öncelikle ikili yaşanmış bir olayı ben diliyle anlatmanın ne kadar zor olduğu ile karşılaşıyorsunuz.
Sen böyle yaptığın için ben böyle hissettim gibi cümleler kuramıyorsun çünkü o bir ben dili olmuyor.
Kendi hislerini karşı tarafla gerekçelendirmeden anlatmaya çalıştığında ise düşüncenin değersizleşmesinden kaçacak yer bulamıyorsun.
Ben kendi kendime... mi bunu hissettim yani?
Bunu bana hissettiren bir zanlı yok mu diye çırpınan yerlerin seni bunaltmaya başlıyor.
Neydi iletişim? Karşılıklıydı değil mi?
Yani benim değerlerim karşındaki birinin nezdinde bir reaksiyona, bir anlama sebep olduğunda değerli olmaya başlıyor.
E ne yapacağız şimdi?
Sürekli baştan alıyorum ve eşim de tıs tıs gülüyor hani sözde ben yapamıyorum.
Derken tur döndü ve eşimin ne duyduğunu anlatması sırası geldi.
Ben kızarmış, bunalmış bir şekilde zaten üç cümle kurabildim.
Direkt anlatacak ne var onda diye böyle kendimi yerken şok olduğum bir an yaşandı.
Benim anlattığımla alakası olmayan bambaşka şeylerden bahsediyordu.
Nasıl ya dedim yani daha şimdi kıvrana kıvrana anlatmaya çalıştığım 10 kere cümleyi baştan kurduğum 2-3 cümleyi bile mi anlamadı?
Tabi bir yorum da yaptırmıyor yani hakem var sonuçta orada.
Hemen ardından roller değişti ve sıra onun ben diliyle anlatması benim tekrar etmeme geldi.
Daha şimdi oynadık yani ikimiz de nasıl yapalım?
Bu sefer kesin yaparız derken ikinci turda da ikimiz de yine yeniden yapamadık.
Ve bence bu bizim gerçek bir iletişim kurmanın ne kadar zor olduğu ile yüzleştiğimiz ilk deneyim oldu.
Aslında o kavgaları ederken belki de daha çok bağırarak daha güçlü söylemeye çalışırken ya da cafcaflı kelimelerle anlatımımızı derinleştirmeye çalışırken belki de üzüntüden mahvolmuş bir şekilde süt
dökmüş kedi gibi barışmaya çalışırken konuştuğumuzu sandığımız anlar...
sadece koca bir ses kalabalığıymış.
Kimsenin birbirini anlamadığı, anlatılmak istenenin dahi doğru bir dilden anlatılamadığı bu sesli sessizlik ile ilk yüzleşmemiz.
Burası olsa da maalesef bunun önüne geçebildiğimizi söyleyemeyeceğim.
Eşimle tekrar tekrar birbirimizi duymadığımız çok zamanlar yaşandı.
Ve o zamanlarda bunu bu kadar iyi bildiğimiz, denediğimiz, terapiye gittiğimiz, öğrendiğimiz halde nasıl oluyor da yapamıyoruz diye kendime, eşime, bazen de ilişkimize çok sonradan çok önemli
birkaç şey fark ettim.
Bu farkındalıklarımdan bahsetmeden önce tekrar sormak istiyorum.
Nasılsınız? Öncelikle kendinizle iletişiminiz nasıl?
Bugün sadece yorgun hisseden bedeniniz ve havayı pek hoş bulmayan fikriniz nedeniyle hayattan sıkılmış olduğunuzu hissedecek kadar basite indirilmiş bir günden ibaret değilsiniz.
Ya da yarın tamamen zıttı bir durumda çok enerjik hissettiğiniz için dünyayı da fethedecek değilsiniz.
Malum uzun bir süredir yaşıyor ve bir bütünden ibaret hale geliyorsunuz.
Birçok şey görmüş, birçok duyguyu yaşamış, artık bir ortalamasında siz oluyorsunuz.
çalışmış oluyorsunuz. Ve bu toplamdan ibaret olduğunuzu anlayabilmeniz için önce bu değişimi anlayabilmeniz gerekiyor.
Bu anlama hali de bence ancak gerçek bir iletişimden geçiyor.
Ve gerçek bir iletişim biraz önce bahsettiğim terapistin uyguladığı yöntemlerden de önce birkaç noktaya değiniyor arkadaşlar.
Öncelikle iletişim kurmak için sağlam bir motivasyona sahip olmamız gerekiyor.
Eşimizi, annemizi, arkadaşımızı veya kendimizi gerçekten anlamak ya da anlatabilmek istiyor mu?
Eğer evet diyorsanız gerekçeleriniz neler?
Tıpkı bebekken kendi acizliğinizi ağlayarak çözebildiğiniz gibi sadece kendinize hizmet eden bir anlama arzusu mu bu?
Yoksa karşımızdakinin de gerekçelerine ve ihtiyaçlarına bakmaya cesaret edebilecek miyiz?
Hadi diyelim ki geldi anlık bir cesaret.
Bu şekilde devam edebilecek misiniz?
Orada da bitmiyor. Hadi diyelim ki size hiç hizmet etmeyen bir gerekçenin bir kişiyi kendisi kılmasına izin verebilecek kadar geniş yürekli misiniz?
Bence çoğumuz çok çok haklı gerekçelerle bunu yapamıyoruz.
O yüzden de sesli bir sessizlik yaşıyoruz.
Banu Berberoğlu'nu neden seviyoruz bölümünde de kenarlarından geçtiğim bu kendimizi ya da diğerlerini kandırma acizliğimiz konusu geliyor aklıma.
Hala çok derinleşmekten kaçındım ve sanki çok derinleşirsem tüm değerlerimi yok edecekmiş gibi hissettiğim bu sınırların kenarında dolaşmak sanki süper okyanus manzaralı bir körfezde yürümek gibi hissettiriyor.
Azıcık fazla adım atarsam o koca dalgalı okyanusun içine düşeceğim ve nasıl çıkacağımı bilmiyorum.
O yüzden burada daha güvenli bir alana geçip daha basit yerlerden devam etmek istiyorum.
Gerçek bir iletişim mümkün değildir fakat çok yaklaşılabilir diye düşünüyorum.
En azından... biraz daha ileri gidebiliriz gibi geliyor.
Şöyle bir etrafınızda bağının güçlü olduğuna inandığınız uzun süreli ilişkilere bakın.
İşte ne bileyim 30 senelik dosta, 45 senelik evliliğe falan bir göz atın.
Ya gerçekten sağlıklı bir iletişim kurabilecek entelektüel seviyeye eriştiklerinde iletişime geçmişlerdir ve bu bağı kurmuşlardır.
Ya da bu iletişimi kurmak için fazlasıyla bedel ödemişlerdir.
Dün izlediğim bir dizide karı koca ciddi bir kavga ediyorlardı.
Böyle bağırış çağırış herkes bir...
Birine çok sert şeyler söylüyor falan.
Buna şahit olan yaşlı bir amca kavganın ardından kadının yanına geldi ve eğer eski eşimle bu şekilde kavga edebilseydik şu anda hala birlikte olurduk dedi.
O kadar doğru ki yani günümüzde her şeyin steril, pozitif, ılık bir hale gelmesiyle sanki ulaşılması gereken şey buymuş gibi düşünülüyor.
Oysa ki günün sonunda kendimizi uyuşturduğumuz bu Barbie dünyasında yine huzursuz olup çareyi daha da steril hale getirilmiş dünya.
Yani burada bir not girmek istiyorum arkadaşlar.
Online terapi ve well-being yani meditasyonlar, kamplar, spalar sektörünün market değeri geçen sene raporlarına göre 6.8 trilyon dolar.
Ve en hızlı büyüyen piyasalardan biri olmasıyla 3-4 sene içerisinde 10 trilyon dolar olması bekleniyor.
Evet gerçek bir iletişim kurmak zor.
Ama harcanan paraya bakarsak hiç bitmeyen bir paradoksun içinde iyi hissetmeyi aramak çok daha zor görünüyor.
gözünün üstünde kaşı var, Ahmet çok egoist, Fatma çok sıkıcı diye etiketler koyup kendimizi işin içinden sıyırmak pek kolay geliyor.
Bizzat kendim yapıyorum bunu yani oradan biliyorum ve bundan da çok rahatsız oluyorum.
Yine de yaparken buluyorum yine çok rahatsız oluyorum.
Biliyorsunuz hep söylüyorum çok tekrar düştüm ama podcast yapmamın birinci amacı düşüncelerimi toparlamak ve bunları bir döküman haline getirmek olduğundan buralara değinmek istedim ki bu rahatsız olduğum davranışımdan
mantıklı bir analizle kopabileyim artık.
Hani bağ kesme çalışmasının analitik bir yapısı gibi düşünebilirsiniz.
Artık birini anlamadığımda ya da anlaşılmadığımı hissettiğimde dönüp önce o kişiyi anlamaya karşı motivasyonuma bakıyorum.
Bazen gerçekten çok cacık sebepler çıkıyor yani.
Hatta bazen başlardaki hislerimin kalmadığını da fark ediyorum.
Yani evet başında çok motiveydim ama kaybetmişim bir şekilde, kopmuşum.
O zaman hem kendimi hem karşı tarafı kandırmamak için durmaya özen gösteriyorum.
Bazen de aksine kendimi aynaladığım bir yan, keşfetmek istediğim bir karakter ya da öğrenmek istediğim yeni bir şey olduğunu fark ediyorum.
O zaman da mutlaka zaman vermeye çalışıyorum.
Özellikle bu zamanı kendime şans olarak veriyorum.
Çünkü o iletişime nasıl girdiğim sürekli olarak değişeceği için önemli olan istikrarlı bir ne sonucu verdiği.
Yani toplamında negatif bir şey çıkmıyorsa meseleleri mesele etmeden devam etmeye çalışıyorum.
Fakat toplamında istikrarlı olarak negatif bir sonuç alıyorsam da direkt olarak Terk etme kararı veriyorum.
Mesela geçenlerde eşimle bir konu hakkında sohbet ederken üst üste 6-7 kere aynı noktaya döndüğümüzü fark ettim.
Ve o anda bence bu konuda daha fazla iletişimi zorlamamalıyız dedik.
Çünkü belli ki bir paradoksa girmişiz ve konuların kendi nezdimizdeki duygusal değerleri dolayısıyla anlamaya ya da anlatmaya daha fazla arzu duyuyoruz.
Ama oldukça farklı görüşlerde de olduğumuz için sürekli birimizin diğerini anlamadığını fark ediyoruz.
E bu noktada daha... O kişiyi sevme, sevilme, bütünleşme arzusundan bir adım geri atabilmek ve alan açmak gerekiyor ki gerekirse yeniden konuşabilirim.
Anlatması ve katılması kolay olan bu olayı gerçekleştirmesi o kadar kolay değil bence ve bunun yaşla da başla da alakası yok.
Tamamen insanın anlaşılma ve kabul görme acizliğine hitap eden bu iletişim konusu çok derin bir yerde.
Amacımız bir önceki bölümde de bahsettiğimiz gibi gelişmek ve adapte olmak ve bu da hiç...
kolay değildi. Neyse bugün bu konuyu daha da derinleştirmeden size de düşünecek bir alan bırakarak bu tatlı sohbeti burada bitiriyorum.
Tatsız mı geldi yoksa?
Dönüp bir söylediklerime bak bakalım.
Yine de tatsızsa bizden olmazmış ne yapalım?
Düşüncelerimin röntgenini çektim.
Size yorumluyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
İletişimde kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
