
bu bölümde düzenli podcast yapamamaktan başlayıp sosyal medyada “gerçek” görünmenin yeni yollarına, acılarımızı içeriğe dönüştürmeye ve kendimizden uzaklaşmadan görünür olmanın mümkün olup olmadığına uzanan bir düşünce zincirini anlatıyorum. galiba mesele sistemi tamamen reddetmek değil; onun tuttuğu ipi bırakmadan kendi yönünü bulabilmek.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Selamlar herkese Düşünce Röntgeni Podcast'ın bir bölümünde daha birlikteyiz.
Peki sizce kim en son bölümünde bundan sonra düzenli bölüm yapmaya karar verdim dedikten hemen sonraki hafta bölüm yayınlamamıştır?
Tabii ki de ben yapmışımdır.
Yani bunun mesajını bir şekilde son zamanlarda verdiğimi düşünüyorum.
İşte hayatım çok yoğun, bir anda bir şeyler oldu, bir sürü şey yapıyorum ama podcast yapmaya devam etmek istiyorum, podcast yapmayı çok seviyorum falan diye ağlıyorum.
Ama bir şekilde de yani yapamıyorum ya da yapmaya oturduğum anda kafam o kadar karışık ve...
Düşüncelerim o kadar dağınık bir haldeyim ki toparlayamıyorum.
Bir şeyi istediğim gibi yapamadığımda da bir şekilde kendini çok analiz eden bir insan olarak bununla ilgili sıkıntılar yaşamaya başlıyorum.
Bayağı bildiğiniz bir sarmala giriyorum yani ve bu sarmal bana iyi gelmiyor.
Sonra da diyorum ki Beste zaten sen bu sarmalı yaratarak yaşayan ve ilerleyen bir insan modeli olduğun için bu sarmalın sana kötü geldiği durumla baş edemezsin.
O yüzden gülü seven dikenine...
katlanır deyip bu sarmalla yaşamayı öğreneceksin.
Ama öyle olmuyor işte.
Yani benim düşüncelerimdeki o hayalperest ve cuk oturan şeyler günlük hayat pratiğine oturamayabiliyor.
Şuna benzetiyorum. Bu size de oluyor mu?
Mesela ben bir ayın planını yaptığımda özellikle o ayın sonlarına doğru işte başka planlar varsa bir yerlere gidilecekse geri kalan tüm işlerimi ve düzenimi de geri kalan günlere yerleştirmem
gerektiğinde aslında o ayı yaşamışım gibi hissediyorum.
Hani her şey planlandı.
Neyin nasıl olacağı, ne zaman olacağı ve ne zaman yapılması gerektiği belli.
Geri kalan tek şey benim o süreci deneyimlemem oluyor.
Ve genellikle bu plan başladığı ilk hafta yolunda gidiyor.
Ama sonra işte hayat bir sürü şey çıkıyor.
Senin motivasyonun değişiyor.
Ne bileyim beklediğin şeyler değiştiği için başka şeyler yapman gerekiyor.
Ve onların gerektirdiği şeylerle beraber bambaşka bir düzen geliyor falan filan.
Yani o pratikte, fikirde ya da hayalde oturan ve uyan o mükemmel plan deneyimde gerçek olamıyor.
İşte ben tam olarak son zamanlarda bunu yaşıyorum.
Pratikte mantıkta benim hayatımı deneyimlediğim ve deneyimlediğim her şeyi bir şekilde burada konuştuğum bir podcast kanalım olmasıydı.
Fakat deneyimlediğim bu hayat o kadar farklı ihtiyaçlar doğuruyor ve yepyeni ihtiyaçlarla beraber yepyeni beklentiler yaratıyor ki ben gelip de burada hayatımla ilgili bir şey anlatamıyorum.
Hatta anlatsam bile neden ben burada hayatımla ilgili bir şey anlatıyorum ya diye kendimi zorbalamaya başlıyorum.
O yüzden geçen hafta bölüm yapamamak bir yandan iyi geldi.
Yani şöyle uzun uza diye bir oturup düşündüm.
Ben neden podcast yapmak istiyorum?
Podcast yapmaktan beklentim ne?
Burada bunu ilerleterek nereye varmaya çalışıyorum?
Hatta bu yüzden de sosyal medyada biraz daha gözlemci bir bakış açısına geçtim.
Yani çünkü insan derdine derman arıyor ister istemez.
Son zamanlarda popüler olan yeni bir akım var.
Görmüşsünüzdür işte insanlar beni kıskanma çünkü diye başlayan kaydırmalı içerikler yapıyorlar ya da işte yığızlarda hayatlarındaki inanılmaz toksik ve sıkıntılı olaylardan bahsediyorlar.
baya şaşırtıcı şeyler de gördüm.
Yani işte hani babası tarafından terk edilenler, annesi tarafından zorbalananlar, çocuklarını kaybedenler, işte iş kurmuş başarılı ve mutlu görünürken aslında hayatı boyunca çok fakirlikle büyüyüp
işte oralara gelmiş olanlar ve bu yapılan içerikler sözde daha transparan ve daha samimi bir ortam kurmayı hedefliyor değil mi?
Çok kolay bir şekilde podcast dünyasına taşınabilecek.
Hatta podcast dünyasında zaten olan ve sosyal sosyal medyada taşınabilecek bir konsept olduğunu düşündüm.
Son iki aydır bir podcast ajansıyla çalışıyorum ve onlar da sosyal medyada daha fazla içerik üretmem gerektiğini söylediği için ister istemez hemen bu taraftan bakıyorum.
Hani ben bunu nasıl uygularım, bunu uygularken nelere dikkat etmeliyim falan filan.
Tabii bu içeriğe de böyle bir heyecanla baktıktan hemen sonra bana bir şey hatırlattı.
Özellikle son bir senedir falan popüler olan bir moda akımı var.
Ugly chic diye yani çirkin şıklık diye Türkçeleştirebiliriz.
Bu konsept aslında birbiriyle pek uyumlu olmayan parçaları bir araya getirerek bütünsel bir şıklık elde ediyor.
Yani alakasız denebilecek kıyafetleri birlikte giyiyorsunuz ama güzel görünüyorsunuz gibi düşünebilirsiniz.
Ve bu en başlarda çok tatlıydı.
Yani işte benekli bir şeyle çizgili bir şeyi giymek aslında ikisi çok fazla...
görünebilecekken bütünsel bir böyle coşku ve renk gösteriyordu.
Fakat sonra her şeyin olduğu gibi bunun da affedersiniz ama boku çıktı.
Beden dersi günleri eşofmanın üstüne etek giyip gittiğim okul kombinini baya moda haline getirdiler ve tamam hani bazı etekler ve eşofmanlar uyumlu olabilir ama bazıları da gerçekten hiç
uyumlu değiller. Ya da bunun daha da bir başka boyutunda kullanılmışlık efekti verilsin diye baya çamura bulanmış hatta yıkasanız da çıkmayacak olan lekeleri olan eşyalar anlamsız fiyatlara satılmaya
başlandı. Sözde o yaşanmışlık hissini işlemek için hiç yaşanmamış bir şeyi giymeye başladık.
İşte birazcık bu konsept de bana öyle gelmeye başladı.
Hani gündüz programlarında izlesek ya gerçekten çok dramatik ve çok acılı diyebileceğimiz konuları aslında benim o kadar da kıskanılacak bir şeyim yok diyerek çok güzel bir makyajı yapan çok güzel bir kadının
anlatıyor olması durumun gerçekliğinden çok uzaklaştırdığı için bir o kadar da samimiyetten uzaklaştırması gerekmiyor mu?
Ve neden biz bunu daha samimi olmak adına yapıyormuşuz gibi şu anda sosyal medyada satmaya başladık hani.
Her şeye çok eleştirel yaklaştığım için bu konuda da kendime biraz daha eleştirel yaklaşmaya çalışıyorum.
Yani best ediyorum her şeyi de eleştiremezsin ya.
Her şeye de bu kadar önyargılı olamazsın değil mi?
Ama gerçekten arkadaşlar yani babası terk etmiş, annesi zorbalamış, hayatı boyunca yoklukla büyümüş, aldatılmış, terk edilmiş, tek başına ayakları üzerinde durmaya çalışmış falan filan.
ve belki de bu yüzden gerçekten çok derin acılar hissetmiş bir insanın.
Bu acılar geçtikten sonra güçlendiği için onu takdir ve tebrik ediyorum.
Fakat bu kadar da hani bir makyaj ürününü tanıtırken anlatılabilecek kadar genelde bir söylem vardır yani.
Konuyu masaya meze etmek denir.
Biraz o hale getiriyor olmak, normalleştirmek bu konuda gerekli miydi?
Çok emin değilim. Tamam hepimiz çok transparan ve samimi olmak istiyoruz.
Tamam hepimiz sosyal medyayı çok sık kullandık.
Ve artık günümüzün gerçekliği olduğu için biraz daha gerçek kullanmak istiyoruz ve ben bu konuda çok destekçiyim.
Fakat bence şu an yaptığımız şey bundan çok daha farklı.
Tıpkı o yaşanmışlık ve kirlenmişlik hissi veren ayakkabı gibi düşünün.
Yani bugün bir ayakkabınızı kirletseniz muhtemelen makineye atarsanız ve doğru kimyasalları kullanırsanız temizleyebilirsiniz.
Ama o ayakkabıyı temizleyemiyorsunuz.
Çünkü o ayakkabı yapay bir şekilde kirletildi.
Ve hatta çıkmayan lekelerle kirletildi.
Hatta adı belki de leke bile sayılamayacak şeylerdi.
İşte bugün sosyal medyada o acıyı bir şekilde makyaj yaparken ve hatta ürün tanıtırken, anlatırken aslında acınızı anlatmış olmuyorsunuz.
O acıyı nasıl aştığınızı ya da o acılara rağmen bugün nerede olduğunuzu hatta o makyaj malzemesinin bu acıları yaşayan insanın üzerinde bile ne kadar güzel durduğunu anlatmaya çalışıyorsunuz.
Ve bu da zaten günümüzün asıl konusuna geri geliyor.
Etkileşim alıyorsunuz.
Şimdi işte ben de dedim ya hani düşünüyorum ne yapsam ne etsem diye.
İster istemez bu dünyada yapmak istediğim bir şey bir iş modeli olacaksa benim de hedeflemem gereken şeyin etkileşim olması gerektiğini çok farkındayım.
Ve aslında bunu almaya da okeyim yani.
Zaten podcast yapmaktaki amacım hani beni 100 kişi dinlesin, biz beraber burada sohbet edelim gibi olacaksa ben 100 kişilik bir temel buluşma grubu organize edip onlarla da düzenli buluşmaya da devam etmeyi deneyebilirim.
Ama aslında ben içerik üretmek, hikaye anlatmak, belki de biraz daha bir noktada bunları eğip büküp daha romantik hallere getirebildiğim platformlarda yayınlamak gibi hayaller kuruyorum.
Yani aslında günün sonunda ben bir ürünün reklamını veren bir manken muayene...
model ya da bir billboard olmak yerine gerçekten bir ürün olabilmek istiyorum.
Ve bunun için etkileşim alma yolundan geçmek adına bu konseptleri uygulamam gerekiyor mu?
Çok çok karışığım.
Eşimle de yaklaşık bir sene önce bir YouTube kanalı açmıştık ve hani bir noktada bir emek harcıyoruz, işte çekiyoruz, düzenliyoruz falan.
Yani ben buna bu kadar enerji ve vakit harcayacaksam benim bundan bir kazanç elde etmem.
En azından bu işin modelinin bana bir yerden bir hizmet etmesi gerekiyor demiştim.
Ve o zaman düşündüm. Yani Amerika'da yaşayan göçmen bir Türk olarak kitlemizin Türk olduğu noktada nasıl olacak bu iş?
Yani bir şeyin reklamını vererek para kazanıyorsun.
Kendimi hiçbir zaman elimde bir ürünle, bakın ben bunu giydim, bunu aldım ve bunu yaptığım için çok mutluyum diye bunu anlatırken ve bundan para kazanmaya çalışırken hayal edemiyorum.
Keza bu bana hep çok yakıştırılan bir şeydi.
Yani etrafımdaki tüm arkadaşlarım, işte tanıştığım her insan bana hep der bunu.
Hani çok hani influence edebilecek bir insansın.
Çünkü aldığın şeyleri çok araştırıyorsun, yaptığın deneyimleri çok içselleştiriyorsun.
O yüzden de zaten onu anlatırken karşındaki insanın da yapası alası geliyor.
Bu benim satış sektöründe çok işime yaradı zaten.
Yani bu zamana kadar satmak istediğim her şeyi satabildim.
Fakat bu modelde satmak istediğim şey kendime ait ürünlerim olduğu için...
Çok emek vermem gerekiyor ve bu süreçte de bu emeği verirken bir şekilde hayatımı devam ettirebilmem gerekiyor.
Yani bugün podcast yapmayı bırakıp benim hayallerim başkaydı desem o hayale geçebileceğim yolun podcast yapmaktan geçiyor olduğunu da farkındayım.
Ama bir noktada bu yolda verdiğim emeğim ve çabanın karşılığında kazanabileceğim modellere uygun olmadığımı da farkındayım.
Gerçekten dünyanın çok ciddi bir dönüşüm sürecinden geçiyoruz.
Yani ne yaparsak yapalım bunu sosyal medyada ve etkileşim konseptinde parlatmamız gerekiyor.
Ama o parlatma halindeyken de ürünün kendisinden uzaklaşmamak ve yine karakteristik kalabilmek de gerekiyor bence.
Ve bu ikisi bir arada çalışması gerçekten çok zor.
Zor bir şey olduğu için ciddi bir çaba ve emek gerekiyor.
Zaten günümüzde yaşamını sürdürmek ve bu sistemin içinde var olmak bile çok ciddi bir emek ve çaba gerektirirken bir de buna emek ve çaba harcamak gerçekten hiç kolay olmuyor.
İster istemez aklıma hemen bu içerik üreticiliğinin zorluğundan bahseden insanların yaşadığı şeyi mi yaşıyorum diye de bir sorgulama düştü.
Fakat burada bir parantez açmak istiyorum.
Bence benim yaşadığım şey pek öyle bir şey değil.
Çünkü günümüzde akım olan içeriği yapmak istediğinde artık eskiye göre çok daha kolay bunu yapabildiğini düşünüyorum.
Yapay zeka araçlarıyla bildiğimiz, gördüğümüz her şeyi kopyala yapıştır yapabildiğimiz bir dönemdeyiz.
Ve en hızlı içerik üretebileceğin konsept bence bunlardan bir tanesi.
Ama benim gibi kendinden uzaklaşmış hissetmekle boğuşan bir karakterseniz muhtemelen bunlardan gidemeyeceksiniz.
Ve bunun dışına çıktığınızda da dışlanma ve anlaşılmama problemleriyle karşılaşacaksınız.
O yüzden son zamanlarda sık sık sosyal medyada nasıl bu profili aktive...
edebileceğim üzerine düşünüyorum.
Çünkü şunu da görüyorum arkadaşlar.
Yani eğer kendin olarak bir ürüne dönüşebilirsen yani aslında bir artist olabilirsen belki bir kere bir şey yapıyorsun.
O seni binlerce şey yapmaktan daha hızlı bir şekilde kompense edebiliyor.
Ama o bir şeyi yapana kadar o bin tane yapılanın belki on katı emek harcaman gerekiyor.
Ciddi bir paradoks var yani ve ben bu paradoksun içinde kalmaya devam etmem gerektiğini düşünüyorum.
Şeye benzetiyorum hani bu su kayağı var ya işte elinde bir ip tutuyorsun ama altında da bir bord var ve suyun üstünde doğru bir şekilde kalıp kayman hatta bazen ona göre de bir yön vermen gerekiyor.
Ama seni çeken bir güç hep var.
Yani bu akışta kalma örneğinin aslında akışın kontrolüne de senin de bir yön vermen gerektiği hali gibi bir şey yaşamam gerekiyor ki günün sonunda o ipi yani o beni çeken şeyi kurabileyim.
Şimdilik sistemin çektiği ipi tutmam gerektiğini farkındayım.
Ve bu yüzden de biraz daha yorulacağız gibi görünüyor.
Neyse zaten dinlenmek de yorulduktan sonra keyifli oluyor.
Düşüncelerimin röntgenini çektim yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
