
manifest gerçekten işe yarıyor mu? bu bölümde dilemekten çok hazırlanmayı, hayal kurmaktan çok o hayalin içine yerleşebilmeyi konuşuyoruz.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Selamlar herkese.
Düşünce Röntgeni Podcast'ın bir bölümünde daha birlikteyiz.
Ben Beste. Ay baya kafiyeli oldu yalnız böyle.
Nasılsınız efendim? Umarım herkes için her şey yolundadır.
Benim sesimden de anlayabileceğiniz üzere keyfim yerinde.
Malum bugün yine çok kendi perspektifimden konuştuğum bir bölüm kaydedeceğim ve iyi hazırlandığımı düşünüyorum.
Aramızda başından beri beni dinleyenler varsa eğer ilk bölümüm klişelerin içinde otantik bir yaşamı hatırlarlar.
Eğer henüz dinlemediyseniz de bir dönüp bakmanızı öneririm.
Çünkü o amatörlüğü ve heyecanı bir kenara bırakırsanız bu podcast...
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
çok öznel bir yerden yaşayabilecek bir biricikliğe sahibiz.
Ve tam olarak bugün de çok klişeleşmiş bir konuyu bu öznellik perspektifinden değerlendirmeye çalışacağım.
Hazırsanız hadi başlayalım.
Bugünkü konumuz manifest etmek arkadaşlar.
Manifest ederek ev araba sahibi olanlar, manifest ederek hayatının aşkını bulanlar, manifest ederek seyahat edenler, manifest diye müzik grubu kuranlar bile var.
Yani sağdan soldan manifest kelimesine maruz kaldığımız bu günlerde manifest gerçekten nedir, nereden gelir birazcık bakarak başlamak istiyorum.
Günümüzde spritüel dünya ve modern wellness sektörüyle bağdaşmış olan bu kelime aslında bambaşka bir kökten geliyor.
Latince'de sıfat olarak kullanılan manifestus kelimesi aslında iki parçadan oluşuyor.
Manus el demek, festus ise tam kökeni tartışmalı olmakla birlikte yakalanmış, vurulmuş anlamına geldiği düşünülüyor.
Yani kelime aslında fiziken elle tutulan ya da net olan şeklindeki şeyleri ifade etmek için kullanılıyor.
Fakat bugün geldiği yere bakarsak tam tersi.
elde tutmak istediğimiz şeyi zihinde canlandırma yani henüz var olmayan bir şeyi hayal etme perspektifinden kullanıyoruz.
Kelime tam anlamıyla bir anlam dönüşümü yaşamış ve bu dönüşümün başladığı ilk zamanlar ise çok yakın zamanda 19.
yüzyılın başlarında New Thought yani yeni düşünce harekatı ile başlıyor.
Peki nedir bu yeni düşünce harekatı?
Best ediyorsanız konuyu çok uzatmadan yani umuyorum çok uzatmadan bir kısa bahsetmek istiyorum.
Bugün ben dahil birçok içerik üreticisinin yaptığı self-help denen yani Türkçeleştirirsek öz yardım konseptinin geldiği akım buraya dayanıyor aslında.
Hepimiz kendimizi bir şekilde pozitif hissettirecek inançlarla, düşüncelerle ve bazı ritüellerle iyileştirmeye çalışıyoruz.
Ve bunun sonucu olarak da zihinsel bir dönüşüm yaratmaya çalışıyoruz.
Ben kendimi tam olarak bu grupta bulamıyorum çünkü o kadar da pozitif düşüncelerle kendimi iyileştirmeye çalışmıyorum.
Ama günün sonunda zihinsel bir dönüşümü amaçladığım için yine de buraya aidim diyebilirim.
Fakat bence bu akım da zaten 19.
yüzyılda başladı sayılamaz.
Yani belki bunun ismi 19.
yüzyılda koyuldu. Fakat insanlık tarihinin en geçmişine, bugün Göbekli Tepe'de bulunanlardan daha da gerisine bakarsak dua etmek ve bir inanç geliştirmek hep vardı.
Yani bu bizim bir şekilde fıtratımızda var.
O yüzden ben manifeste de bir nevi modernleşmiş dua yöntemi diye bakıyorum.
Modernleşmiş demekten çekinmiyorum çünkü 2020 ile 2022 yılları arasında sosyal medyada en çok aranan kelime manifest olmuş.
Hatta 2024'te de Cambridge tarafından yılın kelimesi manifest seçilmiş.
Yani tam anlamıyla modernleşmiş arkadaşlar.
Tabi bu olayların pandemi gibi aciz ve çaresiz bir döneme denk gelmiş olması da tesadüf değil ama ben bugün bu tarafı konuşmak yerine biraz daha manifesti konuşmaya devam etmek istiyorum.
Yalnız nasıl topladım konuyu?
Bunlar lütfen bana bir artı olarak yazılsın.
Neyse hadi devam ediyorum.
E madem sosyal medyada en çok aranan kelime manifesto olmuş o zaman ben de bir aratayım dedim ve bütün içerikleri kaydırmaya başladım.
Bir kere gerçekten beklediğimden çok daha fazla içerik buldum ve izlenme sayıları da inanılmaz yüksekti.
Önce biraz garip geldi yani insanların neden birilerinin hayallerinin gerçek olması hakkında bu kadar ilgilendiklerini anlayamadım.
Fakat daha sonra biraz daha üzerine düşününce şu taraftan baktım ve çok normal geldi.
Birisi bir şeyi arzulamış.
Ve bunun için bazı şeyler yapmış.
Bu yaptığı ritüellerin veya pratiklerin sonucunda da bir şekilde arzuladığı şeye kavuşmuş.
Resmen gözümün önünde başarılı bir örnek varken ve yapılabilecek ritüeller, pratikler herkes tarafından uygulanabilecekken neden yapmayayım?
Bir de buradaki en önemli ayrıntı daha önce denenmiş ve başarılı olmuş olması demek, belirsizliğin indirgenmiş olması demek.
Yani oldukça güvenli hissediyorum.
Deneyimlenmiş bir şeyi ben de deniyorum.
Tabii böyle düşününce o izlenme sayılır.
ve video şeşitliliği çok anlamlı gelmeye başladı.
Fakat ardından bambaşka bir şey dikkatimi çekti.
İçeriklerin çoğunda manifest edilen şey ev, araba, para, lüks bir hayatla ilgiliydi.
Hani aşkı manifest eden bile o kadar lüks bir ortamda iki aşık koymuş ki kızın elinde kocaman bir tek taş var, adamın kolunda çok pahalı bir saat var.
Yani beklenen her şeyin para veya parayla sahip olabilecek şeyler olması oldukça dikkatimi çekti.
Öyle değil mi ama? Hani birbirimize bir doğum günü...
mesajı atarken ya da bir yeni yıl kutlarken bir şekilde hep huzur, sağlık, mutluluk diliyoruz.
Fakat manifest boarduna gelince sadece para veya parayla elde edilebilecek şeylerden bahsediyoruz.
Gerçekten kapitalizm ve Amerikan kültürünün dualarımıza kadar sızmış olması çok ama çok üzücü bir olay.
Ya geçenlerde şeyi düşündüm.
Hani bu yüzümüzü yıkama etkinliğini nasıl oldu da kapitalizme kaptırdık ya?
Şaka değil yani.
Milyonluk bir sektör haline geldi.
Herkes kamerayla yüzünü çekip rutin anlatmaya başladı.
Hatta bir şeylerin hakkında konuşurken yüzünü temizliyorlar falan.
Sabah akşam yaptığım net bir şey varsa yüz yıkamaktı.
Ona da kapitalizm çöktü arkadaşlar.
Neyse bu geldiği nokta beni ilk mottomdan yani klişelerin içinde otantik bir yaşamdan, deneyimin öznerliğinden ayırmıyor.
O yüzden ben bugün manifesti değil manifesti konuşmak ve biraz kendi deneyimlerimden bahsetmek istiyorum.
Artık manifest mi dersiniz tezahür mü dersiniz?
Dua mı dersiniz, ne derseniz deyin arkadaşlar.
Ben bunu oldukça sık yaşayan bir insanım.
Hatta yaklaşık 10 sene önce falan olması lazım.
Bu The Secret sır kitabını ilk kez okuduğumda inanılmaz etkilenmiştim.
Oha ya bunun bir akımı varmış, bunun bir ismi varmış.
Ben bunu hep yaşıyorum falan diye böyle çok yükselmiştim.
Çünkü çok büyüleyici bir yandan.
Yani kendini süper kahraman gibi bir şey hissediyorsun.
Ne istersen hayal ediyorsun, düşünüyorsun ve olduruyorsun.
Bundan daha büyük ne olabilir ki?
Hani küçükken cennet... fikri bile bize böyle satılmaz mıydı böyle?
Parmağını şıklatacaksın ve ruhiler ne istersen getirecek.
Aslında kitap da bir noktada sana bunu sunuyor.
Tabii ben bu kadar büyüleyici bir yeteneğimi keşfettikten sonra bunun içine dalmadan duramadım.
Tabii buralara girince ilk önce bir yogaya gitmek geliyor.
O zamanlarda da böyle yoga bu kadar popüler değil yalnız yani bunu söylemeden geçemeyeceğim.
Ben hemen yogaya başladım.
İşte bu şavasanadaki meditasyonlardan, nefes pratiklerine, beyni aktive etmelere falan filan derken oldukça yoğun bir şekilde doğu felsefesi şemsiyesi altında takılıyordum.
Tabii aradan geçen bir süre sonra o romantiklik yerini biraz daha mantıklı hareketlere bırakmaya başladı ve o noktada bambaşka bir bilgi birikti.
Kimiyle karşılaştım? Tabii o taraflara geçince bilgi üstüne bilgi geliyor.
Bilgi üstüne bilgi geliyor. Hatta bu dine inananlar ve spritüeller biraz fazla bilmeyi dışlarlar.
Çünkü asıl bilgiden uzaklaştırdığını söylerler vs.
Ben buna katılmıyorum tabii ki.
Zaten bu düşüncelerimi ve araştırmalarımı da herhangi bir tanrısal inancım olmadan yapıyorum.
O yüzden burada size herhangi bir tanrının sizin o güzel dualarınızı kabul ettiğini ve oldurduğunu söyleyemeyeceğim.
Fakat onun yerine kişinin kendi mucizeleri...
beni nasıl gerçekleştirebileceğine dair bazı bilgiler anlatacağım.
Öncelikle kendi hayatımdaki bir hikayeden bahsetmek istiyorum.
Ben çok küçük yaşımdan beri yurt dışında yaşama hayaliyle büyüdüm arkadaşlar ve üniversite bitsin giderim derken vize reddi aldım.
Hemen onun üstüne de pandemi başladı ve 2-3 sene boyunca zaten bir yere gidebilecek durumda değildim.
Bir noktada pandemi bitmeye başlayınca bana inanılmaz bir stres geldi.
Yani hep istiyordum, hep söylüyordum.
Peki şimdi ben bunu nasıl yapacağım?
Her gün vizeler araştırdım.
Çok stres yapıyorum.
Nasıl yapacağımı bilmiyorum ama yapacağım deyip duruyorum.
Arkadaşlar 2022'deki doğum günümü bütün arkadaşlarımı çağırıp büyük bir parti şeklinde kutlamıştım.
Ve gerekçem de ben seneye burada olmayacağımdı.
Hatta hiç unutmuyorum doğum günüme gelen arkadaşlarımdan bazıları hayırdır Beste bir gelişme mi var ne oldu bir vize mi buldun gidiyor musun seneye niye yoksun falan diye sormuşlardı.
Ve ben de yok hiçbir gelişme yok ama ben burada olmayacağım bu yazı hallederim ya falan diye cevap vermiş.
Bazen dışarıda alışveriş yaparken falan eve bir şey beğeniyordum ve almıyordum.
Yani ben eve bir bardak bile almıyordum.
Ne olsa ben seneye taşınacağım diye.
Hatta el arttırıyorum arkadaşlar.
İkinci kıyafet uygulamasındaki kullanıcı adım gider ayak satıyorumdu.
Yani gidiyordum ya ben net gidiyordum.
Kıyafetlerimi bu yüzden satıyordum.
Evi bu yüzden küçültüyordum.
Hayatımı ona göre yaşıyordum.
Ama nasıl gideceğimi hiç bilmiyordum.
Ve bu bahsettiğim doğum günümden yaklaşık bir ay sonra green card çekilişini kazandığım.
öğrendim. İnanın ki o çekilişe katıldığımı bile ben hatırlamıyordum.
Yakın bir arkadaşım benim için sonucumu kontrol edip o arayıp haber vermişti.
Ve ben bu haberi etrafımdaki insanlara verdiğimde arkadaşlarımdan bir tanesi bana şöyle bir şey demişti.
Yani Beste sana çıkmayacak da kime çıkacak?
İki senedir ben gideceğim deyip duruyorsun.
İçten içe Allah Allah bu kız nasıl gidecek ya?
Gitmeyi kolay sanıyor herhalde falan diye düşünüyordum dedi.
Çok da haklı değil mi bu arada?
Yani kendi kendime deli gibi gideceğimi varsayıyordum ama bir şekilde nasıl olacağına dair hiçbir şey bilmezken böyle bir sürprizle karşılaştım.
Ve ben Green Card'a başvuran arkadaşıma diyordum ki ben asla Amerika'ya gitmem onlar çok tüketici hiç entelektüel değiller falan filan.
Sonrasında Amerika'ya taşındıktan bir sene sonra Twitter'ımda gezerken bir tweetimi gördüm.
Neden hep salık, rahat, pamuk, keten giysiler ve terlik giymiyoruz?
Hayat böyle bir şey olsun anne.
Hadi Amerika'ya geldim.
Hadi o kadar eyalet ve şehrin arasından Los Angeles'a geldim diyelim de.
Yani sahil Sadece böyle giyinebildiğim bir yerde yaşamak da tesadüf mü arkadaşlar?
Hadi diyelim tesadüf.
Neden hep benim başıma geliyor?
Yani bence tesadüf değiller.
Özellikle beynin çalışma yapısı hakkında araştırma yapmaya başladığımdan beri bunun tesadüf olmadığıyla ilgili çok net şeylere ulaştım.
Daha önce Dursana benimle ve Işığa Doğru Yürü bölümlerinde paylaştığım bilgilerin üstüne biraz daha koyacağım bu bölümde.
Ama henüz dinlemediyseniz bir dönüp bakmanızı mutlaka tavsiye ederim.
Orada da bahsetmiştim günlük hayatımızda...
olup biten olaylara karşı verdiğimiz tepkileri belirleyen bir filtreleme sistemimiz var.
Gözümüzün gördüğü ve duyu organlarımızın tümüyle hissettiğimiz o kadar çeşitli veri içerisinden bir şekilde bize hitap edeni seçiyor ve onunla ilgileniyoruz.
Beyin sapında bulunan bu bölgenin ismi Rektiküler Aktivasyon Sistemi.
Bu bölümde kısaca RAS diyeceğim çünkü her seferinde bu kelimeyi söyleyemeyebilirim.
Bu sistem prefrontal kortekste birlikte çalışarak bizim neye ilgi göstereceğimizi belirliyor.
Tabii ki tek başına değil ve bu prefrontal kortekstin dopamininden nasıl tetiklendiğini falan öğrenmek istiyorsanız dediğim gibi bir o bölümlere bakmanızı öneririm.
Yani düşünsenize arkadaşlar her saniye milyonlarca veri bombardımanına uğrayan beynimiz bir şekilde o eve doğru yürümeyi, arkadaşıyla konuşmaya devam etmeyi, elindeki iş her neyse onu bitirmeyi
becerebiliyor. Ve sadece bununla da kalmıyor.
Herkesin başına gelmiştir böyle.
Bir şey beğenirsiniz ve her yerde karşınıza çıkmaya başlar.
Bir şey düşün. Ve tüm ihtimaller onun önünüze gelmesi için çalışır sanki.
İşte bu tesadüf silsilesini daha muhtemel kılan yapı da tam olarak bu rast sisteminin doğru çalışmasının bir sonucu.
Önceliklendirmeye başladığınız her bilgiyi size daha görünür kılmaya ya da işte ona doğru çalışmaya başlıyor.
Ve bu sistemi hayal ettiğiniz bir şeye kavuşmak üzere kullandığınızda aslında manifest eylemini gerçekleştirmiş oluyorsunuz.
Tabii ki tek başına bir şeyi düşünmek ve ona doğru yönelmeye çalışmak yetmiyor.
de söylediğim gibi prefrontal kortekse birlikte çalışıyor.
Bu yüzden de dopamin ihtiyacı ile oldukça ilişkili bir yapısı var.
Hatırlarsanız dopamin salımının tetiklenmesi için bazı öncelikler vardı.
İşte hayatta kalabilecek miyim?
Bu benim için yeni bir bilgi mi?
Duygularımla eşleştirebiliyor muyum?
İşte aynı şekilde manifest ettiğiniz şeye karşı da bunları aktive edebilmeniz gerekiyor.
Yani sadece düşünerek, yazarak, çizerek yapmak pek mümkün değil gibi geliyor.
Hani öyle bir mood board hazırlayayım da gerçek olsun diye beklerseniz biraz çok bekliyoruz.
Ama bir yandan da böyle demek istemiyorum.
Sonuçta evren mucize sayılabilecek tesadüflerle dolu.
Neden olmasın yani? Umarım dualarınız gerçek olur.
Fakat benim bugüne kadar önce aklıma sonra başıma gelen olayların bundan daha öte bir deneyime sahip olduğunu fark ettim.
Çünkü bence biraz daha detaylı düşünerek onu günlük hayatınızdaki deneyimlerinizle eşleştirmeniz gerekiyor.
Nasıl yapacağım onu diyorsanız özellikle benim gibi kaygılı insanların bu konuda bir sıfır önde olduğunu düşünüyorum.
Çünkü biliyorsunuz... Kaygı kontrol ihtiyacı ile birlikte çalışıyor.
Yani bir elmanın iki yarısı diyebiliriz onlar için.
Hep çilesini mi çekeceğiz yani birazcık da ekmeğini yiyelim değil mi arkadaşlar?
Neyse bu kaygılı kontrolcü insanlar çok iyi bilir ki her konunun her ihtimalini her açıdan düşünmeyi isteriz.
Ben kendimi bildim bileli böyle bir insan olduğum için artık zihnim otomatikman böyle çalışıyor.
Resmen karakterim haline geldi arkadaşlar ve eski işim de tam olarak bunu isteyen bir işti.
Hatta örneği de oradan vereceğim.
Örneğin bir uygulamaya buton ekleyeceksiniz.
O butona tıklandığında nereye gideceği, o gittiği yerin neyi değiştireceği, değiştirdiği şeyin nerede güncelleneceği gibi böyle tüm detayları düşünmeniz ve görevleştirebilmeniz gerekiyor.
Ve bu akışı ne kadar iyi dokümante ederseniz de o kadar hatasız bir ürün çıkarmış oluyorsunuz.
Böylece basıyorum basıyorum olmuyor ya bir türlü değişmiyor dediğiniz hataların hepsini minimalize edebiliyorsunuz.
Bakınız arkadaşlar kadersel olarak dezavantajlı olduğunu zannettiğiniz bir durum genetik olarak avantajlı.
sayılıp bizi bir iş sahibi edebiliyor.
Neyse, tıpkı bu dökümanlarda yaptığım gibi çalışan zihnim de her bir aksiyon alacağım sırada farklı sekmeler açıp tüm ihtimalleri değerlendirip onların karşısında nasıl bir pozisyon almam gerektiğine karar verdiği için ben bence
manifest etme konusunda bir sıfır öndeyim.
Çünkü artık istediğim şeyi yazıp çizmekten öte bir noktada onun tüm ihtimallerini deneyimlemeye, düşünmeye, bir şekilde kendi hayatıma adapte etmeye başlayabiliyorum.
Ve bu parça parça deneyimlediğim tüm konular benim için o belirsiz, yeni olan dünyanın kapılarını alıyor bir şekilde küçük küçük o riskleri alabilmeye başlıyorum hep böyle oluyor bu arada ben ne zaman hayatımda
bir değişiklik yapsam ne zaman bir şeye karar versem etrafımdaki insanlara çok ekstrem geliyor nasıl buna cesaret ettin nasıl buna giriştin gerçekten çok cesur bir insansın gibi geri bildirimler alıyorum Değilim diyemem ama bence
beni bu cesarete hazırlayan şey de tam olarak buralardan geliyor.
Çünkü ben o hayal ettiğim şeyin izinde bir şekilde küçük küçük adımlar atarken ne bileyim sadece romantik bir hayal kurma sahnesi düşünün.
O anda bile şimdi böyle olsaydı böyle yapardım diye onu içselleştirip kendi duygu durumumla bir şekilde o bağlantıyı kurarken kendimi aslında yaşanacak olan şeye hazırlıyorum.
Ve geriye kalan tek şey zamanı geldiğinde o adımı atabilmek oluyor.
Buna şöyle bir örnek vermek istiyorum.
Altyazı M.K.
bizim gibiler atlamamalı.
Bak işte atlayamıyorlar. Atlayan herkes bizden çok büyük ve erkekler.
Bu düşünceler böyle yakıp kavururken bir de üzerine tepede güneş de yakıp kavuruyor arkadaşlar.
Abartmıyorum bir saat falan bekledim orada.
Sonra arkadaşlarımdan bir tanesi atladı ve başarılı olarak sudan çıkarıp kafasını bana baktıktan sonra dedim artık önümde bir referans var.
Ve ben de atladım. Sudan kafamı çıkarır çıkarmaz yaptığım ilk şey tekrar o tepeye çıkmak ve yeniden atlamak oldu.
Yani gün boyu arkada Arkadaşımla el ele bağırarak, çığırarak, zıplayarak tekrar tekrar atladık.
İlk atlamayı yaptıktan sonra artık elimde bir girişim vardı değil mi yani?
Bir adım atmıştım. Ondan sonrası çok kolay oldu.
İşte bence bugün de çok büyük ve uzak gelen hayallerimize de böyle küçük küçük girmemiz gerekiyor ki yeri geldiğinde o büyük adımları atabilmeye cesaretimiz olsun.
Çünkü siz aslında hayal ettiğiniz şeyi her ne kadar küçük küçük deneyimlerseniz o kadar günün sonunda o büyük adımı atmaya hazır olacaksınız.
Mesela... biz green card'ı kazandıktan sonra o kadar zorlu bir yoldan geçtik ki eğer o süreçte bu inancım olmasaydı bir şekilde zaten yıllardır yurt dışında yaşamayı hayal etmemiş olsaydım ya da şu anki
eşimle taşınırsak birlikte Amerika'ya taşınırız diye konuşmamış olsaydık yani birçok şekilde bunların hiçbiri sağlanmamış olsaydı yoldaki zorluklarla baş edemeyebilir ve pes edebilirdik ki gördüm
arkadaşlar yani gerçekten green card hakkından vazgeçeni de gördüm hiç kullanmayanı da gördüm.
Sırf zor geldiği için uğraşmayanı da gördüm.
Konu burada green card değil yani.
Hayal ettiğiniz bir şey sizin önünüze geldiğinde ona hazır olmanız ve onun için savaşmaya devam edebilmeniz.
Ha şunu da eklemem gerekiyor bu arada.
Ben hiçbir zaman o lüks arabalar evler hayali kurmadım.
O yüzden gerçek olur mu olmaz mı bilmiyorum.
Çünkü ben biraz daha hayatı da deneyimlerle zengin hisseden bir insan olduğum için manifestlerimi de bu deneyimsel zenginlik tarafında kullanıyorum.
Fakat bir Örnekle gidecek olursak mesela diyelim ki ben de çok lüks bir araba istiyorum ve böyle bir şey hayal ediyorum.
Muhtemelen ona binip nereye gideceğim, nerede oturacağım, sürerken ne hissedeceğim, ne giyeceğim, işte ne bileyim, ne düşüneceğim, sonra ondan sonraki planım ne olacak gibi çok kapsamlı bir düşünce haritası
çıkarırım. Ve sonra onların içinde kendimi eşleyebildiğim kadar o hayale yaklaşır ya da o hayalden uzaklaşırım.
Örneğin birisi bir şey yaptığında bazen aa çok güzelmiş keşke ben de böyle bir şey yapsaydım.
diye düşünce geldiğinde sonra kendimi bir şekilde o hayalin içine empoze etmeye çalışıyorum.
Olmuyor yani hani 40 beden bir insanın 32 beden giyinmeye çalışması gibi düşünün ya da çok bol gelmesi gibi ters bir köşeden de bakabilirsiniz.
Bir şekilde o hayaller benim üstüme oturmuyor.
Ve böyle olunca da o hayali kurmamam gerektiğini de fark ediyorum aslında.
Bakın ben burada size aman imkansız şeyler hayal etmeyin, çok büyük şeyler istemeyin falan demiyorum.
Kendinizi içinde göremediğiniz, beklentilerinizle uyuşmayan ya da bir şekilde sizin üstünüze oturmayan şeyleri istemekten vazgeçmelisiniz diyorum.
Ya da yok ben illa onu istiyorum diyorsanız ona sahip olduğunuzda hissedeceğiniz düşünceleri, duyguları, hisleri, yaşamı, deneyimi düşünmeye çalışın.
Yani bir şekilde o hayali üstünüze giymeye çalışın.
Bence gerçekten manifest edebilmek böyle bir yerden geçiyor.
Ayrıca günümüz dünyasında dopamin ihtiyacımız sürekli olarak tetiklenirken ve dikkatimiz her yerden, her köşeden yeniden dağıtılırken rektiküler aktivasyon sistemimizi aktive edebilmek için bazı
çalışmalar... yapmamız gerekiyor.
Bulduğum çalışmaları Instagram sayfamdan ve YouTube kanalımdan paylaşacağım.
Beni takip etmeyi ve öne çıkanlarıma bakmayı unutmayın.
Düşüncelerimin röntgenini çektim, yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
