
herkese kolayca “narsist” dediğimiz bir dönemde, bu kavramın aslında ne anlattığına; sağlıklı narsisizmden örtük narsisizme, ilişkilerde kendimizi ve başkalarını nasıl gördüğümüze bakıyoruz.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Düşünce Röntgeni Podcast'ın bir bölümünde daha birlikteyiz.
Ben Beste. Umarım herkes için birçok şey yolunda gidiyordur.
Eğer bazı şeyler ters gidiyorsa da bu zamana kadar birçok şeyin geçtiği gibi bunun da geçeceğini hatırlatmak isterim.
Ve hızlıca bugünkü konumuza gelmek istiyorum.
Çünkü bu konuyu zaten uzun zamandır konuşmak istiyor ve üzerine çalışıyorum.
Fakat son zamanlarda Türkiye'de yaşanan olaylarla birlikte bu konuyu acilen konuşmam gerektiğine karar verdim.
Bugünkü konumuz... Narsisizm.
Bu kime atsan yapışan, oldukça da uygun duran narsist kelimesi son zamanlarda oldukça popüler.
Neredeyse hepimizin eski sevgilisi, eski bir arkadaşı, iş yerindeki patronu, annesi, babası vs.
narsist. Ve gerçekten kime atsan cuk yapışan bu etiketin genişlemiş anlamı beni çok rahatsız etmeye başladı.
Daha doğrusu bir soru işareti oluşturdu diyebilirim.
Çünkü bakıyorum narsist dediğimiz o kişiyle narsist dediğimiz bu kişi birbirine hiç benzemiyor.
İsi de bir şekilde narsist oluyor.
Hani böyle kulaktan kulağa oynarken kelime anlamını değiştirir ve bambaşka bir hale gelir ya.
Bence narsisizm de bu şekilde genişledi ve anlamını kaybetti diye düşünüyorum.
Ben narsisizmi hiçbir zaman direkt olarak konu başlığı altında incelememiştim.
Fakat izlediğim videolarda, dinlediğim podcastlerde ya da dinlediğim hikayelerde bir şekilde etrafında dolaşıyordum.
En son olarak psikolog ve yazar Şule Öncü'nün Hepimiz Narsistiz kitabını okudum ve gerçekten...
Yani kitabın başlığı zaten benim bu merakımı çok destekledi.
Arkadaşlar kitabın kapağında kırgınlar, küskünler, kindarlar ve övüngenler.
Hepimiz narsistiz yazıyor.
Öyle değil mi ama? Yani hangimiz kırılmadık, hangimiz küsmedik, hangimiz kin tutmadık?
Ya da hangimiz o çok büyük başarılarıyla ya da altından kalktı o büyük zorluklarla bir şekilde övünmedik?
Hepimiz arkadaşlar, hepimiz narsistiz.
Ve bu kitabı okuduktan sonra aslında teoride daha fazla bilgi...
Altyazı M.K.
Ne yazık ki bu kadar basit değil.
Öncelikle narsisizm kavramının nereden geldiğine kısa bir değinmek istiyorum.
Çünkü eminim en az bir Reels'den veya bir podcast'ten veya bir şekilde bir yerden bu hikayeyi daha önce duymuşsunuzdur.
Çok uzatmadan kısaca bahsedeceğim.
İsmi Yunan mitolojisinden geliyor tabii ki.
Kendisini görüyor ve ona aşık oluyor.
Ne kadar isterse istesin ona sahip olamıyor.
Çünkü sudaki yansımasına dokunamıyor.
Ve başından ayrılamadığı için de bazı versiyonlara göre boğulup ölüyor.
Bazılarına göre de orada solup bir nergis çiçeğine dönüşüyor.
Hatta literatürdeki nergis çiçeğin ismi de buradan geliyor.
Narkisisos. Bakın arkadaşlar burada hikayeyi anlarken bir şeyi kaçırdığımızı düşünüyorum.
Narkisisos kendisine aşık olmuyor.
Kendi yansımasına aşık.
Yani o sudaki gördüğü imgeleme aşık oluyor aslında.
Hatta gerçek benliğiyle dokunup bağ kuramadığı için solup gidiyor.
O yüzden bugünkü narsisist kavramının altındaki o güçlü benlik kavramıyla ne kadar çelişkili farkında mısınız?
Bu mitin psikoloji terimine girişi ve bu süreçte geçilen yolları bambaşka bir detaylar.
Fakat ben bugün onlara o kadar girmek istemiyorum.
Sadece küçük bir hikayeden bahsetmek istiyorum.
Yaklaşık 1-2 sene önce sürekli örgüye Altyazı M.K.
avlanamıyoruz. Yani birçok açıdan oldukça aciz bir canlı olarak dünyaya geliyoruz.
Ve bu dehşet veren acizlik içerisinde dünyayı kendimizden ibaret zannediyoruz.
Ne zaman ağlasak meme geliyor, ne zaman huzursuz hissetsek birisi bir şekilde bizi daha huzurlu hissedeceğimiz koşullara taşıyor.
Zannediyoruz ki Alaaddin'in sihirli lambasındaki cin gibi bir şey var ve biz ne istersek o bir şekilde mümkün oluyor.
Baya baya dünyayı kendimizden ibaret zannettiğimiz bir ortama doğuyoruz.
Sonra ilerleyen süreçte bir bakıyoruz bu gelen giden şey bize bakım veren bir kişi ve bizden ayrı bir canlı.
Hatta bu süreci detaylı işleyecek olsak o aradaki sıçramaların ne kadar önemli olduğunu içeride ne kadar bilgi olduğunu tahmin bile edemezsiniz.
Fakat ben burada bu kadar detaya girmek istemiyorum.
Biz bu süreçte bizden ayrı bir canlı olduğunu fark etmeye başlasak bile onu kendi uzantımız zannediyoruz.
Yani o Alaaddin'in sihirli lambasındaki cini aslında annemiz zannediyoruz.
bu kişi eskisi gibi anında gelememeye, bir şekilde bizimle ilgilenememeye başlıyor.
Ve dışarıdaki tüm yetişkinler, hatta bebekten büyük olan çocuklar için bile geçerli olan bu normal süreç bizim için çok kaotik bir halde işliyor.
Düşünsenize yani konuşamıyorsunuz, derdinizi anlatamıyorsunuz, kendi ihtiyaçlarınızı gideremiyorsunuz ve bir şekilde sizden bağımsız olduğunu fark ettiğiniz bir canlıya muhtaçsınız.
Hatta kitapta bir kısım vardı.
Haset duygusunun ilk olarak...
O anneye yani o memeye karşı hissedildiğinden bahsediyordu.
Son zamanlarda hissettiğimiz duygularla çok derinden ilgileniyorum.
O yüzden bu konu böyle aklımın köşesine kazınmış.
Burada hemen bir bahsetmek istedim.
En başlarda her an bana hizmet eden bu anne canlısı bir şekilde yarın öbür gün babam için, kardeşim için, belki de gözüme baka baka yıkamaya devam ettiği o bulaşık için benim yanıma gelmemeye
başlıyor. Ve ben bu üçüncü kişilere, nesnelere karşı bir düşmanlık beslerdim.
Çünkü dünya benden ibaretti ve ben ne istersem oluyordu.
Fakat günü geldi dünyanın benden ibaret olmadığını henüz ben çok acizken fark etmeye başladım.
İşte bu sürecin tamamı aslında narsisizmin doğuşunu anlatıyor arkadaşlar.
Ve bizim nasıl bir narsisizme sahip olacağımızda da çok önemli etkenler içeriyor.
Çünkü narsisizm ikiye ayrılıyor.
Bir tanesi sağlıklı narsisizm diğer tarafı ise patolojik yani kötücül narsisizm.
Kitapta çok hoşuma giden bir şey var.
Bir tanım vardı. Birisi aydınlık, diğeri de karanlık yanımızı anlatıyor gibi düşünebilirsiniz.
Ve bana sorarsanız bugün ben hiçbirimizin sadece sağlıklı ya da sadece kötücül narsisist olduğunu düşünmüyorum.
Hepimiz hala bazı dönemlerde, bazı olaylarda, bazı konularda bir şekilde birilerini daha fazla barındırıyoruz.
Çünkü deneyimler çok farklı.
Yani bir kere belki sizin anneniz çok titiz bir insandı ve sürekli temizlik yapıyordu diyelim.
Sizin o düşman nesneniz temiz...
izlik yapılma aktivitesi oluyor.
Belki o bulaşık leğenine tutuluyorsunuz.
Belki o süpürgeden nefret ediyorsunuz.
Ya da bir şekilde kardeşinizle daha fazla ilgilenilmesi gereken bir durum vardı ve oradaki tercih edilişteki nesnenize karşı bir pozisyon alıyorsunuz.
Yani herkesin narsizminin nereden gelişeceği çok öznel olacağı için herkesin bunu nasıl yaşayacağı da bir o kadar çeşitli bence.
Bugün gidip de birisinin daha özgüvenli hissedişi, birisinin birisini terk edişi, birisinin diye Geriyle çok aynı hareketi yapışının altında birebir aynı narsesizmi aramak ve bu etiketi yapıştırmak oldukça
saçma. Ki bir noktada bugün gelinen yerde narsislere karşı kendini fazla empatik bulanların da aslında ne kadar narsistik bir yerden yargıya vardıklarını düşünmeye başladım.
Bakın arkadaşlar ben bu konuda konuşabilecek herhangi bir psikolog ünvanına ya da başka bir uzmanlık ünvanına sahip değilim.
Bu zamana kadar hep yaptığım gibi bu konuyu da alaylı bir yerden konuşacağım.
deneyimlerimden öğrendiğim ve gördüğüm bir şey varsa sağlıklı narsisizmin çok empat olduğu söyleniyor değil mi?
Ve empat olmak ne demektir?
Empati kurabilmek demektir.
Kendini sağlıklı narsisizme sahip bulup karşısındaki kişiyi kötücül bir narsisizme yaftalayan kişinin o kişinin neden narsisizme sahip olduğu ile ilgili herhangi bir empati kuramayacağını
düşünüyorum. Bir bebek ağlamasını düşünün.
Tahammül etmesi ne kadar zor değil mi?
Yani bilmiyorsunuz neden ağlıyor ama ağlıyor ve çok çaresiz hissettiriyor.
Yani hangi sağlıklı narsist empat kişi bu kadar aciz ve kötü hissettiren bir ağlamanın travması ile empati kurabilir ki?
Ben kimsenin bu kadar acı bir deneyimi içselleştirebileceğini düşünmüyorum.
Birçoğumuz sempati duyabiliriz ve onun duygusunu onun deneyimini hissederek anlamaya çalışabiliriz.
Fakat hiçbir şekilde empati kurmamızın mümkün olmadığı bir durumda bir kişinin yaşadığı travmayı kötü Cücün narsist olarak etiketlemek yine narsisizmden başka bir şey değildir.
Çünkü bilemezsiniz arkadaşlar birinin narsisist olmasına maruz kaldığı deneyimlerin ne olduğunu bilemezsiniz.
Belki de tamamen temel ihtiyaçları karşılanmamış, görünmemiş, onaylanmamış, sevilmemiş ve kabul görmemiş bir bireyin bu sebeplerle duyduğu yoğun varoluş kaygısına karşı geliştirdiği
oldukça yıkıcı olan bu mekanizmayı biz anlayamayız.
Nersesizminle kendin anlaşabilirsin ki bence büyümek de zaten buradan geçen bir şey.
O yüzden terapistler çocukluğumuza iniyor arkadaşlar.
Bizim o kabullenemediğimiz ve dünyayı bir şekilde daha yaşanabilir kılmak için gerçekliğimizden ayrışıp uydurduğumuz şeylerle barışmamızı sağlamaya çalışıyorlar.
Çünkü ne kadar bunu sağlayamazsak o kadar gerçeklikten kopuyor ve belki de nevroza giden, daha psikopatik yerlere giden deneyimler yaşamaya başlıyoruz.
Ya da kendi adımıza çok...
zarar vermeyip bir şekilde birilerini bundan dolayı mağdur ediyoruz.
Kitaptaki en can alıcı bilgi bence buydu.
Benim de yeni tanıştığım bir şey oldu.
Patolojik narsisizm de ikiye ayrılıyor.
Bir tanesi büyüklenmeci, diğeri ise örtük narsisizm.
Biz toplumcu büyüklenmeci narsistleri narsist zannettiğimiz bir yerdeyiz.
Yani o kendine güvenen, özgüvenli, herkesi umursamayıp kendi yolunda devam eden karakterleri narsist ilan ediyoruz ama benim asıl en çok hissettiğim ve kitabın da doğrulaması inanılmaz keyif
aldığım bir bilgiden bahsetmek istiyorum.
Hani bu hep mağdur olduğunu düşünen, sürekli birilerinden şikayet eden, kendisinin çok duygusal ve empat olduğu için hayatta hep ezildiğini hisseden karakterler vardır ya, kesin hepimizin çevresinde vardır.
İşte kitap bu grubu örtük nersist olarak tanımlıyor.
Hatta oradan bir kısmı okumak istiyorum.
Çünkü ben buraya bayılmıştım.
Övüngen, gösterişli, başarılı, dışa dönük, özgüvenli, çekici, havalı, baskın.
ve karizmatik görülen, çağın materyalist değerlerine uygun nitelikleriyle sahne alabilen, seyirci ve hayran toplayabilen, narsistik ikmal yapabilen narsist birey genellikle büyüklenmeci narsisttir.
Ancak dünya materyalist değerlere göre başarılı insanlardan çok başarısızlarla, sahnedekilerden çok seyircilerle, etki edenlerden çok etkilenenlerle, kıskanılacak durumda olanlardan
çok kıskananlarla, haset edenlerle doludur.
Özellik derin eşitsizliğin, adaletsizliğin, istismarın bilhassa çocuk istismarının yaygın olduğu otoriter sistemlerde bireyin kendini ifade etmesine ve gerçekleştirmesine çok daha
az imkan bulabildiği, ayrışmaya, bireyleşmeye, farklılaşmaya fırsat verilmeyen, bireylerin iç içe olduğu, çileciliğin yüceltildiği kapalı toplumlarda narsizmin pek bilinmeyen,
konuşulmayan ve fakat son derece tehlikeli ve yıkıcı bir tezahürü olan örtük Narsisizm çok yaygındır.
Bence tamamen özet olan bu cümleyi size hemen bir örnekle anlatmak istiyorum.
Türkiye'deki ev hanımı annelerimiz.
Oldukça haklı sebeplerle kendilerini var edememişler.
Toplumda maddi ve manevi olarak özgür bir pozisyona gelememişler.
Ve hayatları boyunca da başına gelen bu talihsizlikten şikayet edip toplumun ona çizdiği baskının altında ezilip bundan şikayet ederler.
Ve hatta çoğu zamanda kendilerini kurtaracak olan o büyüklenmeci narsistler Kendileri yetiştirirler.
Burada ne annelerimizi ne de onların yetiştirdiği çocukları suçlayamam.
Çünkü toplumun da yattığı bu rejimin altında başka ne mümkün zaten.
Fakat günümüzde birçok şeye erişebildiğimiz, tıpkı bu bilgilere bir yerden ulaşabildiğimiz gibi bazı şeyleri farkında varmak gelecek nesiller için çok önemli diye düşünüyorum.
Hatta ben bu kitabı okuduktan sonra eşimle uzun bir yolculuk yapacağımız sırada yanıma aldım ve kitaptaki başlıklardan tek tek ona bahsettim.
İleride bir çocuk sahibi...
olacaksak bu kitabı çok iyi okumalıyız ve çok iyi anlamalıyız diye düşünüyorum.
Doğamızın gerçeği olan bu narsizmin yönetilmesi hem kendimiz için hem de çevremizdekiler için o kadar önemli ki kendi adıma bir ilişkiyi deneyimlemek hatta bunu bir sevgiye dönüştürmek yolculuğunda
narsizmimle çok tanıştığımı düşünüyorum.
Çünkü ister istemez dünyayı daha yaşanabilir kılmaya ve kendi hayallerime umutlarıma gidebilmek adına bir hayal ürünü yaratmak zorundaydım.
Ve günümüz dünya sosyal medya ortamında ya da bu kapitalist sistemin altındaki kariyer planlamasında bu ilizyonun dışına çıkmak pek mümkün değil arkadaşlar.
Kitapta da zaten takılma kültürünün narsizmle ilişkisini çok güzel anlatıyor.
Çünkü biz biriyle gerçek bir ilişki kurmaya çalıştığımızda büyük bir zorluğa giriyoruz.
Bu zamana kadar sandığımız her şeyin dışında var olabilecek bir ihtimalle karşılaşıyoruz.
Ki bu ihtimalle de bir ilişki kurmak istiyoruz.
Yani ortada bir motivasyon varken narsisizminden kopmak pek mümkünken çoğumuz ilişkilerimizi kendi narsisistik arzularımızın altında yok ediyoruz.
Onun gözünün üstünde kaşı var.
Hep söylediğim bir şey.
Ya da bu bana göre değil.
Benim istediğim gibi olmuyor diye terk ettiğimiz tüm ilişkilerde bir insanı, bir ilişkiyi ziyan etmekten çok kendi gerçekliğimize tanışma fırsatını ziyan ediyoruz bence.
Burada sadece erotik ilişkiden bahsetmiyorum.
Yani sevgiliniz olması ya da o kişiyle evlenmeniz değil.
Aynı zamanda arkadaş Başlık kurmanız da çok benzer bir yapıda.
Başka biriyle sağlam bir ilişki kurma yolculuğunda sürekli ezildiğinizi, hor görüldüğünüzü ya da o kişinin her şeyinin çok abes olduğunu, saçma olduğunu, herhangi bir açıdan bu tarz
eleştirilere çok fazla eğilimliyseniz bir durup kendi gerçekliğinizi bir sorgulamaya başlayın.
Yani o sizden bambaşka bir dünyaya ve algıya doğmuş olan kişinin kendi dünya görüşleri ve değerleri gereği öyle olmasının bir anlamı olamaz mı sizce?
Neden her şey sizin istediğiniz ve beklediğiniz gibi olmak durumunda?
Bunun içine ben senin iyiliğin için düşünüyorum değerlendirmelerinizi de ekleyin arkadaşlar.
Nereden biliyorsunuz sizin değerlendirmelerinizin o kişinin iyiliğine olacağını?
Boşverin onları bunları, siz bir kendi iyiliğiniz için neler yapabileceğinize bakın.
Örneğin o yıkıcı duygularınızı dönüştürebiliyor musunuz?
Biriyle uzun süreli bir ilişki kurabiliyor musunuz?
Herhangi bir haset duymadan iyileştirmek, geliştirmek için yeri geldi.
başınızı önünüze eğip bir şeyler yapabiliyor musunuz?
Günümüz dünyasında ne kadar farklı ve hoşuna gitmeyen yanları keşfedersen o kadar kendini tanıdığın ve kendinle kaynaştığın bilgisine varılıyor.
Fakat ben kendini tanımanın en önemli yolunun başkalarını tanımaktan geçtiğini düşünüyorum.
Yani ne kadar çok insanı tanıyor ve anlayabiliyorsak o kadar çok aslında kendimize de yaklaşıyoruz.
Hatta kişinin narsisizminde en etkili olan dönemlerden bir tanesi de ergenlik dönemidir.
Çünkü çocukken o hep sevildiğimiz, hep kabul gördüğümüz, işimizi bir şekilde hallettiğimiz aile yapısından sonra bir anda kendi benliğimizle var olmaya, bizi annemiz kadar kabul etmeyen ve sevmeyen
insanların sevgisine muhtaç olmaya başlıyoruz.
Ve alışageldiğimiz o kabul görme mekanizmasındaki büyük yıkım bir anda bizi yerle bir edebiliyor.
Fakat farkındaysanız o küçük zondan yani o küçük çekirdekten dışarıya açılma dönemi bizim benliğimizin en çok gelişebiliyor.
Ve tıpkı biraz önce söylediğim gibi ne kadar dışarıdaki deneyimlere açık olup ne kadar onları derinden anlamaya çalışırsak o kadar benliğimize ve kendimize yaklaşacağız.
Yani arkadaşlar toparlayacak olursam narsizm hiç de toplumda bilindiği gibi değil.
Her birimizin kendine has travmalarıyla, kendine has hikayeleriyle ve belki de hayalleriyle oluştuğu bu benlik kavramının dışarıyla çakışmaya devam ettiği her anda kendi narsizmimiz
var. tanışıyoruz. Bazı yanlarımız çok mağdur ve yaşadığı travmaların altında ezilip her gün bundan şikayet etmek istiyor.
Bazı yanlarımız da büyük bir gaz almış dünyayı fethetmeye çalışıyor.
Önemli olan ikisinin dengesinde kendi benliğimize her gün başkalarıyla birlikte yaklaşabilmek ve dünyanın bizim sandığımızdan çok daha başka bir yer olabileceği ihtimalini kucak açabilmek.
Kitabın sonunda bir cümle vardı.
Açıkçası kendim de bu cümleyi tekrar yazdım.
Kainat kayıtsız, hayat son.
ve ben sınırlıyım.
Bunu diyebildiğinizde birçok şeyi acı bir şekilde de olsa kabul etmiş olabiliyorsunuz bence.
Bir türlü dikiş tutturamadığınızı hissettiğiniz, arzuladığınız şeye varamadığınız ya da hep mağdur olduğunuzu düşündüğünüz yerlerde dünyanın sizin sanlıklarınızdan çok farklı olabileceğine inanmaya çalışın.
Yıkıcı olabilecek dürtülerinizi kontrol etmeye ve gelecek nesillerde belki de daha az patolojik nersist olmasına yardım etmeye çalışın.
Çünkü birbirimizi unutmayan umursadıkça, birbirimizi var ettikçe genişleyebileceğiz.
Ve bence kendinize bir büyüklenmeci tavır edinmek istiyorsanız bu perspektifte edinebilirsiniz.
Düşüncelerimin röntgenini çektim, size yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
