
Klişelerin İçinde Otantik Bir Yaşam Mümkün mü?
20 Mayıs 2025 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde, günümüz dünyasında sıradanlaşan rutinler üzerine düşündüm. Klişelerle çevrili bir hayatın içinde, hâlâ bize ait olabilecek şeyler var mı? Düşüncelerimin röntgenini çektim, size yorumluyorum.
İyi dinlemeler.
📬 Bana ulaşmak istersen:
📩 dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Düşünce Röntgeni kanalına hoş geldiniz.
Ben Beste. İlk bölümde kendimden bahsetmek oldukça zordu ve bir de mikrofona konuşuyor olma fikri birazcık gelebiliyormuş.
Umarım farklı konular hakkında konuşurken çok daha rahat olacağım.
Aslında üzerine konuşacak çok fazla konu var ve motivasyonum gerçekten çok yüksek.
Sadece önden bir şey eklemek istiyorum.
İlk bölümde de bahsettiğim gibi ben konuları farklı perspektiflerden düşünmeyi seviyorum.
Ve bunu yaparken hiç kimseyi hedef...
falan karşısında duran bir yerde olmayı istemiyorum.
Lütfen beni varmak istediğim tarafsızlık ekserinde dinlemeye çalışın.
Çünkü siz beni anladıkça ben anlatmaya çok daha hevesli olacağım.
Şimdi gelelim ilk konumuza.
Klişelerin içinde otantik bir yaşam mümkün mü?
Yani klişe olan her şey kötü müdür ya da aynı şeyi yapıyor olmak sahiciliği yok eder mi?
Ben bu konuları çok fazla düşünüyorum ve bence günümüz dünyasında gerçekten çok önemli bir yere sahip.
Birkaç ay öncesine kadar yaklaşık 8 ay sosyal medya kullanmadım.
Bu bir diyet gibiydi ama bir noktada da sisteme karşı bir duruş sergilemeye çalıştım.
Bunu kimseye göstermek için değil tamamen kendi içimde bazı dinamikleri oturtmak istediğim için yaptım aslında.
Herkes gibi ben de şikayet eden, çok fazla vakit geçirmekten yakınan ya da bazen gerçekliğimi kaybettiğim bir yerdeydim.
Fakat bu sürecin sonunda şöyle bir şey fark ettim.
Aslında hepimiz aynı klişeleri farklı tarzlarda yaşayabiliyoruz.
Tabii bunu hepimiz için söyleyemem.
Önce bir karşısında olduğum...
yere girmek istiyorum. Çok ciddi anlamda kopyala yapıştır bir grup var.
Özgünlüğünü tamamen yitirmiş.
Ben bu gruptan çekiniyorum arkadaşlar ve kendimi böyle bulmaktan da çok çekindiğim yer oldu.
Örneğin ben yaklaşık 3 sene her gün düzenli yoga yaparken sosyal medyada yoga yapmak bir persona haline geldiğinde yoga yapamadım.
Motivasyon kaybetmeye başladım.
Bilmiyorum belki bir klişeleşme korkusu, birazcık kibir, yaygınlaşan şeylerden kaçmak istiyorum.
Kendimi herkes gibi görmekten korkuyorum.
Çünkü o kadar farklı insanları tanıyorum ki aynı olmadığımı çok iyi biliyorum.
Yani sadece paylaşılan bir hikaye konseptinin benzerliğiyle aynı olduğumuz varsayılması kafamı gerçekten çok karıştırdı.
Ben sen miyim? Biz benziyor muyuz?
Evet biz benziyorsak o zaman ben de senin gibi mi davranmalıyım?
Yani örneğin sen yarın yogayı bırakıp başka bir şey yapmaya başladığında ben de mi seni takip etmeliyim?
Öyle ki klişelerin içinde kendimi kaybetmeye başladığımı fark ettim.
Mesela estetik dünyası hepimizin gözü...
Altyazı M.K. Ama
bu kadar benziyorlardı ki arkadaşlar daha sonra zaten bununla ilgili postlar gördüm.
Yani bu iki kişinin birbirine inanılmaz derecede benzeyen estetikler yaptırması, ikisinin aynı kişi olmasına bir de popüler olan makyajları yapması direkt olarak ikiz kardeşler olmalarına sebep oluyor.
Yani ben anlıyorum popüler olan bir şey var, sahip olmak istiyoruz, farklı bir şey ortaya çıkıyor, denemek, deneyimlemek istiyoruz.
Fakat kendini bırakıp direkt o olmak, başka biriyle birebir aynı olabilmek, Bana bu birazcık korkunç geliyor.
Bir müddet sonra kendimi kibirli bulmak yerine bu klişelerden korkmamı çok insancıl bulmaya başladım.
Ve bu beni karşısında durduğum sisteme daha içeriden bakmaya yaklaştırdı.
Yani klişe kaçırması gereken bir şey mi?
Klişelerin içinde yaşarken otantik olmak mümkün mü?
Otantik olmak nedir?
Neyse tamam. Direkt bir tanımla başlayalım bence.
Otantik, Fransızca kökenli bir kelime ve anlamı gerçek, sahici, özgün, içten gelen.
başkası gibi olmayan, taklit ya da gösteriş içermeyen, kendine sadık olan.
Bak bunu beğendim. Kendine sadık olan.
Bunu gerçekten beğendim çünkü benim biraz önce anlatmak istediğim, korktuğum şey tam da bu.
Yani o kişi olmak için, o şeye bürünmek için kendine sadakati kalmayan bir hale gelmek.
Bu gerçekten korkunç geliyor.
Yani anladığım o ki otantik kişi kendisi gibi yaşar.
Kendisi denen şeyi tanıması gerekir ki yaşayabilsin.
Ve bence bu günümüzde oldukça zor bir hale geliyor.
Çünkü her şey... klişeleştiği bir dünyada yaşıyoruz ve kimliklerimizi burada arıyoruz.
Öyle ki bir zamanlar çok özgün ve bulunduğun ortama bağlı yapabileceğin şeyler şu anda herkes tarafından her yerde yapılabilir bir hale geldi ve sen de onu yaparak o kişi olmak istiyorsun.
Yani artık bir şeylerin tek bir yerde olduğu ve sadece oraya gidebilen insanların yaşadığı deneyimler gittikçe azalıyor.
Önceden otantik olan şey görünürdü, şimdi görünür olan şey otantiklikten çok ama çok uzaklaşıyor.
Elimizde o kadar fazla... Ve her seçeneğin içinde de o kadar varyasyon var ki şu anda.
Teknolojinin ve bu küreselleşme trendinin geldiği noktada artık klişenin dışında bir yaşam mümkün değilmiş gibi geliyor.
Mesela bu varyasyon çokluğuyla ilgili bir günümüz klişesinden örnek vermek istiyorum.
Malum marka spor ayakkabının envai çeşit rengi.
Hani bu üç çizgili olan.
Normalde sadece siyah beyaz üreten bir markaydı zaten.
Böyle biliniyordu. Fakat şu anda yere bakarak yürüdüğünüzde herhangi bir şehirde hiç fark etmez.
dünyanın herhangi bir yerinde her rengin tonunun farklı bir olasılıkla çarpıştığı bir kartela izleyebiliyorsunuz.
Mesela bence bu bir klişedir arkadaşlar.
Bir de bunun bir konu haline gelmesi var.
Şimdi bu klişeden bahsettim diye bu klişeye uyanları da direkt bir yere atmak istemiyorum.
Çünkü bunun bir de eleştirilme klişesi var.
Hayatta hepimizin başına en az bir kere gelmiş ya da etrafımızdaki insanlardan en az bir kere duymuşuzdur diye düşünüyorum.
Çok böyle arkadaşlar arasında geçen aa benim kıyafetlerimin aynısını giyiyor.
Benim yaptıklarımın aynısını yapıyor.
Bak ben şimdi buraya gittim ya o da oraya gidecek.
Açıkçası ben aklım başımda olduğundan beri kimseye bunu diyecek bir haddi kendimde bulamıyorum.
Çünkü aldığın marka zaten çok büyük bir marka ve dünyanın her yerinde neredeyse hizmet veriyor.
Yani sen kendine özel bir şey diktirmiyorsun.
Sadece nadir parçalardan buluşan bir gardırobun yok.
Senin bir gardırobun yok.
Gittiğin yerler, yaptığın şeyler senin ürettiğin bir noktada değilse biri tarafından esinlenilmesi bu dünyanın güncel bir kuralıymış gibi geliyor.
O yüzden bu klişeye uyanları...
Eleştirdiğim kadar bu klişeyi eleştirenleri de eleştiriyorum.
İşte düşünce röntgeni bunu sunuyor arkadaşlar.
Bu arada ben kendi adıma modaya uyan şeyleri giymeyi tercih etmiyorum.
Çünkü kendimi o klişeye uymak istemeyen bir kibirde bulmuyorum.
Daha çok yeni şeyleri merak etmeye refleksinde bir insanım.
Bir şey çok klişeleşmeye başladığında onu olan merakımı yitiriyorum.
Belki de yeni şeyler aramak da bir klişedir bu arada.
Tabii şimdi böyle hep giyim kuşam konusundan örnek verdik.
Çünkü günlük hayatımızda en çok yaptığımız eylem giy...
O yüzden böyle herkese uyabilecek şeylerden anlatmak istedim.
Bir de bence düşüncelerin klişeleşmesi diye bir şey var.
Mesela bir ara hepimiz takıntılara sahiptik.
Hepimizin belli OCD'leri vardı.
Yani ya çok titizdik, ya bir şeye dokunamıyorduk, ya bir şeyi göremiyorduk falan.
Aklıma ölümlü dünyadaki balon yalayamam ben demesi geldi.
Bilenler için ekleyeyim buraya.
Hepsi biliyor elimden başka yerde yapamıyorum bir abdestimi.
Gayet seviliyorlar.
Kadifeye dokunamam ben mesela.
Balon falan yalayamıyorum.
Neyse sonra kendini sevmek diye bir akım başladı.
Kendimizi seveceğiz diye narsist olduk.
Sonra etrafta bu kadar narsist olunca bu narsistlere karşı spritüel bazı zabitalar çıktı.
Bir ara hepimiz spritüeldik yani.
Hatta belki şu anda hepimiz yine oralarda bir yerlerdeyiz.
Şunu demek istemiyorum. Hiçbiri fake değil ya da bu rahatsızlıkların hiçbiri gerçek değil de diyemem.
Ama bir şey çıktığında bunu araştırmak, onun hakkında bir şeyler öğrenmek bence çok doğal bir refleks.
Seninle ilgili orada bazı şeyler de bulabilirsin.
Bu da çok doğal yani ne kadar güzel değil mi?
Buluyorsun. Ama direkt kendini ve kimliğini bırakıp ona aitmiş gibi satmaya çalışmak bence birazcık sorun.
Yani ne olduğu hakkında bir kere bile bir cümle okumadan, dinlemeden, Instagram postundan, TikTok videosundan kendisine teşhis koyanlar ve sonra da bunu satanlar.
İşte bence bunlar kaçınılması gereken tehlikeli klişeler arkadaşlar.
Yani gençlik döneminden çok yakında geçen ve hala içinde olan bir insan olarak kimlik sıkıntısı.
İnsancısının yoğunluğunu ve kendini bir yerlerde bulma çabanı anlayabiliyorum.
Çünkü zaten bu ve bence hatta ben buna genç demek istemiyorum sanırım.
Bu galiba hayatımızın tümünde devam edecek bir şey olabilir.
Kendimizi bazı gruplarda, bazı akımlarda, bazı ekollerde tanımlayacağız.
Sonra da orada bazı şeyleri bulamadığımızı fark edip oradan çıkacağız.
Bu çok doğal bir durum.
Fakat ben kopyalayarak ve hatta direkt olarak benimseyerek kimliğin arkada bırakılmasını doğru bulmuyorum.
Yani sen o değilsin. bir parça oraya ait olabilir ve sen ona adapte de olabilirsin.
Ama asimile olup kimliğinden tamamıyla vazgeçme durumunu anlayamıyorum.
Yani bu neden? Bana bunun ucu gerçekten kaçınılmaz bir depresyona gidebilir gibi geliyor.
Çünkü bir noktada sana ait olmayanları yaşarken kendinden uzaklaşmaya başlıyorsun.
Sen kimdin, neydin, neleri seviyordun, nelerden hoşlanmıyordun.
Hepsinden o kadar uzaklaşıyorsun ki o klişenin içinde yürümeye devam etmek, bir sonraki akımı takip etmek, dönüp yeniden başlamaktan daha kolay geldi.
Ama bence böyle olmak zorunda değil.
Yani şöyle düşünüyorum. Bu zenginlik içerisinde kendi kimliğini, zevklerini, ilgilerini, tarzını bulmakta zorlanabilirsin.
Ama bir noktada bu seçenek bolluğu ve deneyimlemenin kolaylığı yani artık her şeyin her yerde yapılabilir olmaya başlamış olması gerçekten arayışta olan bir insan için çok besleyici bir kaynak gibi de kullanılabilir.
Sonuç olarak ben kimseye o üç çizgili ayakkabıyı giyme, mesela Bali'ye tatile gitme demiyorum.
Ama aramızda... kalsın Bali'ye tatile gitmek bir klişedir.
O ayakkabı gibi birçok seçenek var arkadaşlar.
Hatta benzeyen ve şu anki ortamdaki rekabetten dolayı eksik yanlarının iyileştirildiği hep daha iyilerinin üretildiği bir ortam var.
Yani belki araştırıp direkt bir şeye ait olmak yerine kendine ait olanı bulup daha iyisine ya da daha sana göre olana sahip olabilirsin.
Mesela senede 10 günlük tatilinden beklentin gerçekten yeni yerler keşfetmek, farklı bir şeyler görmekse Şu an henüz popüler olmamış, 3-4 sene sonra popüler olacak yeni keşfedilmemiş yerler var.
Henüz başlamamış klişeler var.
Evet var. Sen de biliyorsun var.
Hep böyle oldu. Hayatımızda karşımıza senelerdir duran şeyler bir anda çok popüler oldu.
Mesela lokma. Sonra da etkisini yitirdi.
Yani bu demek oluyor ki şu an azıcık ileride seni bekleyen çok şey var.
Ve sadece yapman gereken oraya bakmak.
Yani ben sana klişe olmadan yap, acele et, birinci sene al falan gibi bir yerden...
demiyorum. Bunları tamamen sana hitap edeni aramak ve desteklemek için söylüyorum.
Yani biraz önce de bahsettiğim gibi böyle bir zenginlik ve bolluk içerisinde sana uygun, senin ihtiyaçlarına hitap eden şeyleri aramamak bir noktada acılı bir ben ne yaşadım ya şimdi diye bir pişmanlık getirebilir
gibi geliyor. Peki nasıl aramaya başlayacağız ya da nasıl otantik olacağız?
Bu benim mi diye sormak bence gerçekten en otantik refleks budur.
Yani bir şeyleri yapmaya, almaya, deneyimlemeye karar...
kendine dönüp bir bak, bu benim mi?
Yoksa birinden gördüğüm için mi?
Hatta kendimi benzer bulduğum birisi yaptığı için mi yapıyorum ben bunu?
Mesela benim kendime çok sorduğum bir şey, bunu kimseye göstermeyecek olsam yine de yapar mıydım diye soruyorum.
Şimdi bunun cevabı birazcık kompleks geliyor.
Çünkü insanın doğası gereği ne yaparsak yapalım bir onay görmek istiyoruz.
Bu arada bunlar en sevdiğim konular ve parça parçaya girmeyi düşündüğüm çok bölüm var.
Ama kısaca bir bahsedecek olursam, bir insanın karşısındakinin onayı için eylemlere geçen bir canlı olduğu fikrine gerçekten çok katılıyorum.
Yani yaptığımız çoğu şeyi sosyal medyada göstermesek bile kafamızın içindeki toplum algısının onayını almak için yapıyoruz.
Ve karşına kimi, hangi toplumu ya da neyi koyduğunda kişinin kendi hayatını yönetebilecek cesaret ve güce gelmesinden geçiyor.
Bu cesaret ve güç için hem yaş hem de ortamın oluşması gerekiyor.
Fakat ne yazık ki bazı insanların bu ortam sağlansa bile bu cesareti gösteremediğini görüyorum.
Anlıyorum zor bir şey.
Fakat bence denemeye değer.
Neyse neyse şimdi bu konulara ayrı bir bölümde girmek istiyorum.
Ne diyorduk şimdi? Bir şeyi yaparken bunu kimseye göstermeyecek olsam yine de yapar mıydım?
Eylemlerimizin çoğunu bilinin onayı için yaptığımız bilgisini cebimize koyduk.
Ama bir noktada bu eylemleri gerçekleştirirken etrafımızdaki insanları seçebileceğimizden de bahsettim.
Yani kafanda onayını aldığın kişi kim?
Onu da sen belirleyebilirsin.
Bunu belirlemekte zorlanıyorsan mesela en son umutsuz hissettiğin yere bak.
Yani hepimizin başına tabii ki geliyor.
Farklı sebeplerden de geliyor ama bence benim bahsettiğim umutsuzluğu biraz anlıyorsunuz.
Böyle bir çabasız, bir anlamsız hissetme hali var.
İşte tam oradaki sana al karşına bugün şu anda yapmakta olduğun şeyi yapmak istiyor musun diye sor.
Çünkü bence umutsuzluk hissi bir noktada başkaları için yaşamış olmaktan geçiyor diye düşünüyorum.
Yani birçok şey yapıyorsun.
sistemin kurallarına göre çok başarılı, çok doğru bir yoldasın.
Ama içinde hep böyle bir huzursuzluk var.
Şimdi bu huzursuzluğun tabii birçok sebebi var.
Yani bu konular derinleştikçe derinleşir ama benim bahsettiğim konseptin içerisindeki umutsuzluk biraz daha başkaları için yaşamayı görev edindiğin yerlerden geliyor bence.
Ve orada aslında gerçekten senin elinden tutabilecek tek kişi senken bazen tamamen o popüler olan klişelere tutunup çıkıyoruz.
İşte bu sefer sen tut elinden.
ki yani bunu yapmak istiyor musun?
Bence o kişi cevabı biliyor.
Yani o en umutsuz, mutsuz, başkaları için yaşamış hisseden kişi gerçekten doğru cevabı biliyor gibi geliyor.
İkinci bir anlama yöntemi de sıkılıyor musun?
Yani bitsin diye acele ediyor musun?
Çünkü sana ait olmayan deneyimlerden sıkılmak çok mümkün.
Hatta ben bunu yine çok basit bir örnek üzerinden vermek istiyorum.
Mesela bir kere giyip bir daha hiç dokunmadığımız kıyafetlerimiz var.
Bir de aksine aldığımız günden beri çıkarmadığımız evde dış dışarıda, sporda, gezerken birçok yerde giydiğimiz kıyafetlerimiz var.
Yani bence o sıkılıp giymediklerimiz ya da tekrar elimizin gitmedikleri tamamen ona sahip olmamız gerektiğini düşündüğümüz için aldığımız giysiler gibi geliyor.
Bir de gerçekten içine sinenler var ve bence onların hangi markaya, hangi modele, kaç kişide neden olduğuna bakmaya hiç gerek yok.
Mesela benim çok klişe bir tane üstüm var ve markası, modeli, rengi her şeyi çok yaygın yani böyle belki 10 insanın 8...
Aldığım gün de çok içime sinmişti.
Süreç boyunca çok giydim.
Taşındım sadece onu getirdim.
Artık parçalandı.
Şu anda pijama olarak giyiyorum.
Çünkü bir şekilde onda kendimi rahat hissediyorum.
Ve bu noktada benim için onun çok klişe bir ürün olmasının hiçbir önemi yok.
Yani ben şu anda çok klişe bir şey giydiğim için bir klişe miyim?
Yoksa çok sevdiğim bir şey giydiğim için otantik miyim?
Bence işte bu örnekle ve bu kadar bilgiyle bir yere varabildim diye düşünüyorum.
Klişelerin içinde... Otantik bir yaşam mümkün.
Biraz toparlarsam bana klişe kaçılacak bir şey değil ama otantik olmamak kaçınılması gereken bir şey gibi geliyor.
Yani gerçekten kendine çok uygun hissettiğin bir şeyi bu çok yapılmış ya da bu klişe diye kenara attığında birçok şeyi kaçırabilirsin.
Her klişenin içinde otantik bir deneyim vardır ve bu da tam olarak senin onu deneyimlemenden geçer.
Konunun başında da anlattığım gibi artık arzuladığımız ve aklımızın yettiği çoğu şey kolay ulaşılabilen rutinler hali.
Yani senin de bunları yaşıyor olman klişe olmak demek değil de bunları diğerleri gibi yaşamaya çalışmak
bir klişedir. Ve bence kaçınmamız gereken şey tam olarak budur.
Eğer gerçekten istediğiniz için, size, ilginize ve arzunuza hitap ettiği için bir şey yapıyorsanız o klişeyi otantik bir deneyimle yaşıyorsunuz demektir.
Hatta şöyle heyecanlı olduğum bir şey var.
Bir tahminimi sunmak istiyorum.
Bence artık klişe... Altyazı M.K.
Ön genini çektim. Size yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
