
Bu bölüm tam bir sesli günlük: Kendimle konuşurken korkunun nasıl kaygıya dönüştüğünü, kontrol etme ihtiyacımı, kaygının bazen ne kadar stratejik bir savunma olabildiğini düşündüm.
Her şeyi kontrol etmeye çalışırken aslında kendi narsistik yanlarımızla nasıl yüzleşiyoruz? O çamurlu su hiç berrak olmayacak belki, ama o bulanıklıkta oturmak da bazen en gerçek terapi gibi. Belki senin de kendine bakarken fark edemediğin yerler vardır, umarım bu bölüm biraz eşlik eder.
📬 Bana ulaşmak istersen:
📩 dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Düşünce Röntgeni''ne hoş geldiniz.
Ben Beste. Nereye?
Neden bu kadar ecele ediyorum?
Yetişecek, yakalayacak bir şey mi var sanki?
Ya da yavaşlasam daha da stresli bir yere gelir miyim?
Çok soru var kafamda.
Hatta korkular ve sorular öylesine birbirine karıştılar ki böyle bulanmış, çamurlu bir suya benziyorlar.
Şu an yapmam gereken tek şey o çamurun dinmesini beklemek.
Evet bir daha eskisi kadar berrak olmayacak biliyorum.
Yani o su biraz daha bulanık görünecek artık.
Fakat o bulanıklık da zaten şu an yaşadığım anlara ait kalıntılar değil mi?
Yeni miktarım, yeni rengim ve yeni şeklim.
Yani yeni ben. Aslında bu podcast'ı çekmek planda yoktu.
İçimden geldi diyeceğim çünkü gerçekten içimden geldi.
Tam her şey Daire Turu kanalında izlediğim o Gamze'nin New York'taki dairesi bölümünden sonra başladı zannediyordum.
Fakat şu an düşünürken fark ettim aslında her şey başlayalı çok oldu.
Yani Daire Turu'nu izlemek sadece tetikleyen son şeylerden bir tanesiydi belki.
Ben Daire Turu'nu yıllardır izliyorum.
Yani bilmiyorum çok uzun zamandır izliyorum.
Ve çok fazla ev gördüm.
Çok fazla konsept gördüm.
Aslında merak ettiğim şey insanların evlerine hangi eşyaları koyduğu, hangi markaları satın aldığı değil.
Hep onları nasıl dizayn ettikleriydi.
Hatta sokakta yürürken akşamları evlerin içine bakmayı çok severim.
Ve bu benim bir guilty pleasure'ım diyebilirim.
Yani çok gizleyerek yapmaya çalışırım.
Hatta sevgili eşim bundan çok rahatsız olur.
Bakma milletin evine sapık mısın falan der.
Ama benim o evlere bakmak, orada bazı parçalar...
Ne bileyim o sehpanın üzerindeki kalabalığı, masadaki tabakları, insanların koltuklara nasıl yattığını böyle küçük detayları görmek çok hoşuma gidiyor.
Ve bence bunu seven insanlar var.
Şimdi aklıma şey geldi böyle hani her şeyin eventi oluşturuluyor ya.
Geceleri sokakta yürüyüp insanların evine bakma eventi yapma fikri.
Çık aklımdan. Arkadaşlar sesimden anlayacağınız üzere yorgunum.
Çok yorgunum bu aralar ve her şey çok hızlandı.
Hızlandıkça yine kaygılar çok arttı.
Zaten hep böyle oluyor. Yani benim hayatımda ne zaman çok arzuladığım bir eşiğe gelsem ve o eşik artık bir dönüşe yaklaşsa İngilizce'de bir kavram vardı galiba kelime ya da threshold diye
kapı eşiği. Hani böyle bir şeyden geçmek artık.
Hayatımın öyle bir dönemindeyim ve bu dönem ilk kez değil.
Bu birçok kez oldu. O yüzden yaşadığım kaygılı hislerin de nereye ait olduğunu görmekte çok zorlanmıyorum.
Bence herkes kaygılı zamanlardan geçiyor.
Bazılarının kaygıyla mücadele etme şekli onu direkt yok saymak.
Bazıları ise onu alıp hayatının tam ortasına öylece koyuyorlar.
Ben ikisini de yaşıyorum.
Yani bazen gerçekten yapmak zorunda olduğum için onu dışarı atıyorum.
Bu korktuğum için kaçmak değil de stratejik bir kaçış oluyor bence.
Çünkü o sırada üstesinden gelemeyeceğin kadar sert bir şeyi...
yaşamaya çalışmak seni sadece yavaşlatacak ve belki de yavaşlamaya yerinin olmadığı zamanlardan geçiyorsun.
O yüzden böyle dönemlerde kaygıyı görmezden gelmek bana baya stratejik geliyor.
Fakat bazen de o ikinci söylediğim şey gibi tam olarak ortaya düşüyor ve ne yapacağını bilemiyorsun.
İçinde sadece o korkuyla yaşıyorsun.
Evet bu arada bence korku duygusundan tetiklenen bir kaygılı düşünce sarmalı diye bir şey bu.
Yani bir şekilde korkuyoruz.
Bu korkular sadece üstesinde Korktuğumuz için değil, başarısız olmaktan korkuyoruz.
Umduğumuzu bulamamaktan korkuyoruz.
Umduğumuzu bulup da onun üstesinden gelememekten korkuyoruz.
Ve bu gibi korkularımız dönüp dolaşıp bize kaygılı bir düşünce olarak dönmeye başlıyor.
Yalnız şu anda çok spontane başladığım bir bölümde kaygı gibi çok yaygın bir konuyu konuşuyor olmak içimi biraz tedirgin etti.
Çünkü ben ne psikoloğum ne de bu konuda inanılmaz araştırmalar yapan bir insan değilim.
Ama aslında yaptığım şey de bu yani.
Zaten günlük yazıyordum ve sesli günlüğüme geçiverdim bir anda.
Her şey de tam olarak buradan başlamıştı.
O kadar çok yazıyordum ve o kadar çok kendime konuşuyordum ki artık bunu dışarı konuşmam gerektiğini hissediyordum.
Ve bugün belki de bunu konuşmam gerekiyor diye düşündüm.
Hiç hazırlanmadan olduğu gibi yani.
O zaman gözlerimi kapatıp bir cesaretle devam ediyorum.
Korkulu bir duygu kaygılı bir düşünceye dönüşüyor.
Ben bunu fark ettiğimde yaklaşık 4-5 sene önce yine hayatımda çok bir şeyler kurmaya, bir şeylere varmaya çalıştığım bir dönemdeydim.
O zaman terapiye başlamıştım çünkü bedenen de bu süreci kaldıramıyordum.
Yani belki herkese göre o çok iyi noktada oluşum ya da hiç kaygılanacak bir şeyimin olmayışı beni hiçbir şekilde durduramıyordu ve inanılmaz bir kaygı problemi yaşıyordum.
Sonra terapi sürecimde tabii ki birçok konuyu işledikten sonra bu bahsettiğim korku ve kaygı arasındaki ilişkiyi görmeye başladım.
Yani benim aklıma bir düşünce düşüyor ve ben bu düşünceyi Bir şeyi halletmek isterken tabii orada yepyeni bir şey açıldı.
Yani o zamana kadar hiç düşünmediğim bir şeydi.
Hatta terapi sürecinin biraz ilerlediği kısımlarda doktorum bana artık kaygımın sebebini görebileceğimi söylemişti.
Ve ben kendimce tahminlerde bulunuyordum.
Hani benim için o kadar çözülecek bir şeydi ki.
Tabii bir de yanımda doktor desteği olunca daha da böyle güçlü girmeye başladım bu konuya.
İşte ne bileyim hasta olmaktan korktuğumu zannediyordum.
Başarısız olmaktan korktuğumu zannediyordum.
Ailemi, sevdiklerimi kaybetmekten korktum.
korktuğumu zannediyordum ve hep bunlardan dolayı bir kaygı yaşadığımı zannediyordum.
Ama orada bir gün bir adım geri atıp her şeye biraz daha dıştan baktığım bir olay yaşandı.
Belki YouTube kanalımızı izleyenler duymuştur.
Benim ciddi anlamda bir koku alma problemim var.
Problem diyorum çünkü çok fazla koku alıyorum ve bu beni gerçekten rahatsız ediyor.
Yani bahsettiğim şey sadece kötü kokan bir şey değil.
Yanımda çok fazla parfüm sıkan birisi olunca da inanılmaz rahatsız oluyorum.
Hatta en yakın arkadaşım Arkadaşım çok sever parfüm kullanmayı ve birçok parfümü bilir.
Beraber parfüm aldığımızda ben 3 senedir hala şişenin yarısında olurken o çoktan bitirmiş ve belki üzerine 20 kere daha parfüm değiştirmiş oluyor.
Böyle aramızda bununla çok gülüyoruz.
Yani bu koku alma konusunun hayatımdaki yerini anladıysanız şimdi onun kaygıyla bağlandığı yere dönmek istiyorum.
Bir gün gerçekten olmayan bir kokuyu aldım.
Yani o sırada öyle bir koku yoktu.
Tam hatırlamıyorum. Hani böyle ter kokusu, ayak kokusu.
Kokusu gibi ya da işte ne bileyim yanık kokusu gibi bir şey aldım ve aslında o koku yoktu yani.
Etrafımdaki insanlara sordum ve 5 dakika sonra fark ettim ki o koku yok.
Ve bir... 5-10 dakika sonra yine çok hasta olmaktan, birinin ölmesinden çok korktuğumu fark ettim.
Sonra doktorum da o dönemde böyle duyguları hissettiğimde o sırada ne olduğunu telefonuma not almamı istemişti.
Ben de not aldım ve terapi günümde bunu söyledim.
Tabii biz o ana gittik.
Neler hissettiğimi farklı açılardan sorguladık, baktık.
Ve fark ettim ki kendimi güçlü bulduğum bir yeteneğim ya da bir özelliğimle bir sonuca varamadığımda ya da vardığım sonucun tam olarak...
umduğum gibi bir sonuç olmadığını fark ettiğim yerde bu kaygı duygusu gelmeye başlıyor.
Ve o gün o iki kelimeyle tanıştım.
Kontrol etmek. Evet arkadaşlar, hayatımda beni en çok zorlayan ama varmak istediğim, olmak istediğim her şeyi de çok destekleyen, atsan atılmaz, satsan satılmaz o özelliğin.
Kontrol etmek. Kontrol etmek istiyorum.
Gün geçtikçe bunun çemberini daraltıyorum.
Kesinlikle eskisi kadar etrafımdaki olayları, dünyayı, ya da bir şeyleri kontrol etmeye çalışmıyorum.
Ama kendi hayatımla ilgili bu konuda hala çok zorlanıyorum.
Ve özellikle etrafımdaki olaylar artmaya başladığında yani o küçük hayattan biraz daha büyük hayata geçip daha fazla sosyalleşip, daha fazla iş ya da ne bileyim bir şeylerle uğraşıp hani
banka hareketleri gibi düşünün.
Hesapta ne kadar çok hareket varsa işler o kadar karışır yani.
Kontrol edilmesi de o kadar zorlanır.
Hiç de kontrol etmediğim bir yer aslında ama transaction kelimesinden aklıma geldi.
Yani giren çıkan veri ne kadar artarsa ben o kadar zorlanmaya başlıyorum.
Ve bu zorluk tamamen kontrol etme duygumdan geliyor.
Bunu çok iyi biliyorum ama bunu çözmeye çalışmak yerine hep o kaygının etrafında ve o korkunun etrafında dönmeye başlıyorum.
Ve gerçekten bu süreci çok farklı şekillerde çözmeye çalıştım.
Yani okudum, terapiye gittim, ailemle daha farklı bağlar kurdum, hayatımdaki birçok şeyi değiştirdim.
Belki de çok. Yani hani minimalist dolaba geçmek, hayatı daha küçük bir yere taşımak, daha az insanla görüşmek.
Yani bütün bu reflekslerimin aslında bu kontrol edilecek şeyi azaltmaktan geldiğini de görüyorum.
Çünkü yorucu yani uğraşmak istemiyorum.
Ama bu konuda yol almak hiç kolay değil bence.
Hani bu insanın karakteri gibi bir şey.
Bilmiyorum yani açıkçası bilmiyorum öyle mi?
Şu an yani ben de bir düşünüyorum.
Sanki herkes böyleymiş gibi geliyor.
Bu da sanırım narsistik yanımın bana bir oyunu.
Oh beste narsist dedi falan.
Of ya. İşte böyle şeyleri konuşmaya başlayınca karşımdaki insanın da beni çok benzer yerden dinliyor olmasını umut ediyorum.
Hani kendine narsist dedi, kontrol etmek istiyor gibi bir şey değil de narsistlik yanımız zaten doğuştan gelen ve kendimizden ibaret sandığımız dünyanın aslında bizden ibaret olmadığını anladığımız
bir yolculuk gibi düşünüyorum.
Ve bazı yanlarımıza çocuklukta öyle bir bağlanıyoruz.
Bize öyle tampon oluyorlar.
veya bizi öyle bir noktadan koruyorlar ya da bizi öyle bir biz yapıyorlar ki onları bırakamıyoruz.
Yani belki de bırakmamız gerekmiyor bu arada.
Neden bırakmaya çalışıyoruz ki?
Ve of kafam karıştı şu anda.
Katmanlı katmanlı o kadar çok yere giriyorum ki.
İşte günlük tutmanın güzel yanı derinlik katmanında daha fazla da gidebiliyorsun.
Ama ikinci bir kişiyle konuşma halinde olduğunda karşındaki insana anlatmak istediğin şeyi tam olarak anlatabildiğinden emin olmak istiyorsun.
Ve orada konu... bambaşka yerlere dağılmaya başlıyor.
Ama bunun çok zevkli bir yanı var.
Ben gerçekten diğerleriyle konuşmayı çok seviyorum.
Çünkü o dağılan yerlere tek başıma gidemem belki.
Beni alacak, beni oralara sokacak insanlar, farklı zihinler, farklı düşünceler olacak ki ben de her gün daha geniş, daha anlayışlı, daha sakin bir kafa yapısına geçeceğim.
Bunu herkesten elimine olarak değil de bunu herkesle birleşerek yapacağım.
Ve bunu şimdi böyle pat diye konuyu geriye çekersem kesinlikle Kontrol etme dürtüme de çok iyi geleceğini düşünüyorum.
Yani elimdeki veriler öyle bir artacak ki yani artık istesem de kontrol edemeyeceğim.
Ki bence şu anda da onlar olmaya başlıyor.
Yani yıllar önce Beste bu kontrol duygusunun getirdiği kaygıyı ve korkuyu yaşarken sadece o duygunun içinde sıkışmış bir şekilde kalır ve onun geçmesini beklerdi.
Ama şu an günlük yazarken bile kendimle dalga geçtiğim bir yerden podcastimi çekiyorum.
Kendimde bazı değişimler hissediyorum valla.
Şimdi tam o derinliklere giderken konuyu dağıttım ama o kontrol duygumun nereden geldiğini ve bunun üstesinden nasıl geleceğimi düşündüğüm yerlerde çok okumaya başladım.
Yani terapideki doktorun sana gelip de ABC diye sonuç veremez ki veren doktordan da biraz şüphe edin isterim arkadaşlar.
Çünkü şu an terapi konusu öyle bir yere geldi ki alınacak sonuçlar, varılacak yerler çok belliymiş gibi hareket ediliyor.
Umarım doktorlar o yönde hareket etmiyordur ama ne yazık ki bir şey çok popülerleştiğinde insanlar ortak sonuç...
varmak isteyebiliyor.
O yüzden o noktada bana terapinin yapabileceği tek şey doğru soruları sorarak hayat pratiğimde kendi sonuçlarımı bulmaya çalışmaktı.
Birçok kitap okudum. İşte doğu felsefesine de gittim, batıda da kaldım, psikologları da okudum.
Bu okuduklarımın hiçbiri işe yaramadı diyemem.
Ama son okuduğum kitap da her şeyi tek başına değiştirdi de diyemem.
Fakat bu okuma sürecinde her seferinde içime sinmeyen ve bilgi arayan yerlerden geçerek Irvin Deolam'ın Güneşe Bakmak, Ölümle Yüzleşmek.
kitabını okudum. Belki o kitabı o gün sadece ilk kitap olarak okusaydım böyle olmazdı.
O yüzden gerçekten bu kitabı böyle hayatımı değiştiren bir kitap gibi size satamam.
Ama varoluşsal terapi üzerine bu kadar güncel bir yerden yazan ve belki de benim okuma dilime çok hitap eden hatta hala yaşayan yani çok yaşlı ama hala yaşayan böyle profesör, doktor,
klinik, psikolog, psikiyatrist falan filan yani böyle full paket bir adam.
Kitabın içeriğinde çok fazla fazla yerde işte bu ya dediğim çok şey oldu.
Ama sonuç olarak hepimizin öleceğimizi çok iyi bildiğimiz ama unutmaya çalıştığımız ve her gün bir şeyleri yapmak isterken bir gün bir şeylerin biteceğini bilme motivasyonuyla yaptığımız bir yaşamı yaşadığımızı fark ettim.
Uzun bir cümle oldu belki.
Öyle basit bir düşünce de değil zaten.
Tek kelimeyle anlatmak gerekirse bir gün biteceğini bildiğimiz için yaşayamamaktan korkuyoruz.
Aynı şey gibi geliyor ama ne zaman biteceğini de bilmiyoruz ya.
O yüzden hep bir yetişme, hep bir anlamlandırma çabasının içinde yaşıyoruz.
Yani öyle kaldırıp rafa aman 3 günlük dünya diyoruz belki ama öyle değil işte.
Sabah kalktığında o gün yapacağın bir şey, evle ilgili aldığın bir karar, kendinle ilgili koyduğun bir disiplin.
Her şey bir gün her şeyin biteceğini bildiğin için oluyor aslında.
Ve işin garip yanı bunu fark ettiğinde bunu nasıl çözeceğini bilemiyorsun.
Çünkü bu zaten insan olma.
Yani çünkü bu zaten...
biziz. Ölümsüzlüğü bulamayız.
Neydi bir tane adam var isim konusunda hiç iyi değilim.
Böyle kendini bebek gibi yapmaya çalışıyor.
İnanılmaz longevity goals'lar falan.
Uzun yaşamın sırlarını araştırıyor.
Ona yaşamak denirse tabii yani.
Çok klişe ama bu cümleden daha anlamlı bir cümle oturamaz buraya ya.
Yani ne yaparsak yapalım yok arkadaşlar.
Bitecek ve tam olarak bilmediğimiz bir anda hiç bilmediğimiz ve hiç tatmadığımız bir duyguyla bitecek.
O yüzden de hayatla baş edemediğimiz noktada ölüm ile baş etmeye çalışıyoruz ve ölüme karşı inançlar geliştiriyoruz.
İşte cennet, reenkarnasyon.
Ben bir kere bir kadınla tanışmıştım.
Ay gülmeye geldi.
Kadın. Burcumu falan sormuştu tabii ki.
Ben dedi bir öteki yaşamımda dedi bir atmışım dedi.
Çok erken ölmüş bir atmışım dedi.
Ben de botoks mu ne yaptırıyorum böyle hani hareket etmemem gereken bir yerdeyim.
Abla ne alaka ya hani ne alaka nasıl buldu?
Bak ben bu arada hala bilmiyorum arkadaşlar.
İspatlanabilmiş bir şey değil sonuçta.
Hani öyle birçok bilimse illa matematikte karşılığı olsun da diyen biri değilim ama hani birazcık daha görülebilir değerler ve ölçülebilir şeyler olmasını ararım.
Hani bir önceki yaşamında insan olmak gibi bir ırkçı bir sınır da koymak istemiyorum.
Tamam hani hayvan da olabilirsin ama bu bilgiye nasıl ulaştığını çok merak ettim.
Yani tam olarak nereden öğrendi?
Genç yaşında ölmüş çok güzel bir at olduğunu nereden öğrendin abla?
Tamam çok güldüm ama lütfen kimse çok saldırgan bulmasın bunları.
Ben gerçekten bilmiyorum ve komik şeylerle gülüp eğlenmeye çalışıyorum.
Ama bu arayışların belki de bir gün bir sonuca varacak olan arayışların tam olarak bu öleceğimizi bilmekten geldiğini görüyorum.
Tamamen vazgeçen ya da psikolojik sağlığını kaybeden ya da hiçbir şekilde bunu farkındalığı tercih etmeyip atagözünü kapatan, yaşayan ama yaşalmayan bir insan olmaktansa bu arayışta olmayı
tercih ederim. Çünkü ben insan olmayı seviyorum.
Bir anlam aramayı, anladığımı zannettiğim yerde aslında hiç anlamadığımı fark etmeyi, yanılmayı, tatmayı, hissetmeyi, yaşamayı seviyorum.
Ve tabii ki de bu yaşamı daha anlamlı kılma acizliğini üzerimde taşımak istiyorum.
Çünkü gerçekten ikinci bir hayat var mı bilmiyorum.
Çünkü gerçekten ölüm nasıl hissettirecek onu da bilmiyorum.
Hatta ilk terapi süreci...
Dine başladığım dönemlerde bir rüya görmüştüm.
Şimdi beni takip eden Freudiyen takipçilerim varsa rüyalara böyle bir farklı yerden bakarlar ve anlarlar.
Rüyamda eve bir hırsız giriyordu ve hiç beklemiyordum yani.
Ben çok güzel bir yerde yaşarım.
Burada hiç hırsız girmez ki.
Ben her zaman kapıyı kilitlerim.
Ne alaka ya diyordum ve içeride bir hırsız olduğunu biliyordum.
Yine de koridorda o hırsıza doğru yürümeye devam ettim.
Sonra hırsız beni bir anda gördü ve bana dönüp elindeki silahla beni vurdu.
Ve ben o sırada kalbimden yaralandığımı çok iyi gördüm.
Çok iyi hissettim.
Ölmek üzereyken kendi kendime oh be böyle bir şeymiş demek ki dediğimi hatırlıyorum.
Arkadaşlar böyle bir rüyadan huzurlu uyandım.
Yani huzurlu uyanabileceğim en son rüya belki.
Öldüğümü gördüm ama o kadar huzurlu uyandım ki ve inanılmaz derecede bir duygu karmaşası yaşadım.
Çünkü ben ölmekten korkan, hasta olmaktan çok çekinen, kaybetmekten korkan bir insandım.
Rüyamda öldüğümü gördüm ama huzurlu uyandım.
Benim bugünümün kötü geçmesi gerekirken ben şu an huzurlu başladım.
Ne oluyor ya? Dediğim anı hatırlıyorum böyle.
İşte tam orada bu bahsettiğim şeyi fark ettim.
Nasıl olacağını hiç bilmediğim ve her gün o...
sonucun nasıl olacağını bambaşka deneyimlerle çözmeye çalıştığım işte ne bileyim yetişmeye çalıştığım bir toplantı girmeye çalıştığım bir iş giymeye çalıştığım bir kıyafet yapmaya çalıştığım bir yoga pozu
okumaya çalıştığım bir kitap konuşmaya çalıştığım bir arkadaş varmaya çalıştığım bir iletişim falan filan hepsini yani bu kadar çok örnek verdim çünkü bence hepimizin hayatında inatla bir
sonuca bağlamaya çalıştığı ve inatla anlam yüklediği birçok şey var.
Çünkü biz buyuz ve bunların hepsinin altında bir gün biteceğini bilmek yatıyor.
Bitecek ve ben bittiği yerde huzurlu olduğumu hissettiğim gün aslında bu korkuyu taşımamın, o kaygılı düşünceleri üretmemin hiçbir anlamı olmadığıyla tanıştım.
O günden beri kaygısız veya korkmayan bir insan hiç değilim.
Tıpkı bugünkü bölüme başlama motivasyonumu gördüğünüz üzere hala kontrol etme dürtümün esiri, korkunun esiri ve o kaygılı düşüncelerin en iyi üreticisiyim.
Ama en azından etkisini daha kısa...
Önceden günlerimi, aylarımı, hayatlarımı alan şey şu an sadece birkaç saatimi alabiliyor.
Bazen daha çok alabiliyor.
Duruma göre çok değişiyor.
O noktada da kontrol etmeye çalıştığım şeyin aslında boyumu ne kadar aşan bir şey olduğu ile tanışıyorum.
Tam olarak karşıma egomu koyuyorum.
Ya sen hayırdır ya diyorum.
Sanki sen kimsin de diyorum.
Bunu diyorum böyle bir hayal ettin de olmasını bekliyorsun yani diyorum.
Orada da işte bir kere daha büyüyorum.
O narsistik yanımın bir parçası daha kopup benden gidiyor.
Her şeyim... benden ibaret olmadığını, benden başka dinamiklerin bambaşka sonuçlara varabildiğini, bambaşka bir yerden fark ediyorum.
Ya da bazen bambaşka bir yerden.
Kendimi çok inandırdığım o sonucun haddimi aştığımdan değil, tam olarak kendimi inandırmaya çalıştığım acizliğimden geldiğini görüyorum.
Orada da o duyguya ne kadar aç olduğumu fark ediyorum.
Eksik yanımla biraz daha tanışıyorum.
Hatta şu an kafamda şöyle bir görsel oluştu.
Sanırım büyümek denen şey o narsistik yanından kop...
Karıp atığım bir parçayla biraz eksilme.
O eksik yanını fark ettiğin yere de bir şey ekleyerek birazcık alma ve dengelenme.
Belki de böyle bir şey yani.
Şu an fark ettim.
Ben konuştukça konuşurum.
Şimdi böyle kapkaranlık oldu.
Fena bir dolunay var bu arada.
Astroloji uzmanları konuşun.
Bu dolunaydan mı oluyor böyle?
Ama iyi oldu bence.
Çok gerçek bir sesli günlük olduğu için hep yaptığım gibi kendime motivasyon cümleleri bırakarak kapatacağım bu sayfayı.
Çünkü gerçekten böyle yaparım.
Bu benim komik bir yanım bence.
Bunun altına baksak neler neler buluruz ama hoşuma gidiyor.
Karşına çıkan her şey, girdiğin her yeni yer, her yeni ortam.
Aslında tam olarak hayatın seni getirdiği bir yer.
Senin bu zamana kadarki seçimlerinin seni getirdiği yerlerde kendini çok yabancı hissetme.
Bu senin algoritman. Burada oluşun, karşına çıkan tüm fırsatlar tam olarak senin seçimlerinle doğmuş şeyler.
O yüzden sadece üstesinden gelebileceğini ve bugüne kadar her şeyin geçtiğini ve yine geçeceğini bilerek yaşamaya devam et.
Çünkü bilmiyorsun. Birkaç dakika sonra ölebilme ihtimalini bir kenara bırak.
Ölmekten daha beter bir hale getireceksin.
bir haberle dünyanın ne hale geleceğini bilmiyorsun.
Bilmediğin binlerce verinin içerisinde yapabileceğin tek şey bulunduğun anda, bulunduğun yerde bulunduğun düşüncelerle yaşamaya devam etmek.
Zaten birazcık senden kopacak, birazcık sana eklenecek ve her zaman her şey bir noktada tamam olacak.
Devam et. Önemli olan devamlılık.
Bu bölüm hakkında düşüncelerinizi merak ediyorum.
Benim için de tatlı bir deneme oldu ve son zamanlarda böyle farklı farklı insanlardan mesajlar geliyor.
Her mesaj o kadar derin ve katmanlı bambaşka yerlere gidiyor ki bu podcast'i yapmaya başlarken gerçekten bazı iletişimler doğurabileceğim, yeni ilişkiler yaratabileceğim heyecanını taşıyordum.
Bunun olması çok hoşuma gidiyor ve eğer bu bölüm hakkında da konuşmak istediğiniz bir şeyler varsa ben bir şekilde vakit bulurum, konuşurum.
Hadi o zaman. Düşüncelerimin röntgenini çektim.
Size yorumluyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
