
los angeles’ta kurabiye satmaya başlayıp muffin kalıbına ne kadar hamur koymam gerektiğini çözmeye çalışırken kendimi sınırlar üzerine düşünürken buldum. bu bölümde fedakârlıkla kendinden vazgeçmek arasındaki çizgiden, ilişkilerde sınırlarımızı nasıl keşfettiğimize ve bazen bir şeyin formunu bulabilmesi için neden sınırlara ihtiyaç duyduğuna uzanan bir düşünce zincirini anlatıyorum. belki de sınırlar bizi küçültmek için değil, taşmadan büyüyebilmemiz için vardır.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Selamlar herkese Düşünce Röntgeni podcast'in bir bölümüne daha hoş geldiniz.
Nasıl gidiyor? Artık yaz bitmek üzere.
Hatta bu bölüm yayınlandığında çoktan Eylül ayına girmiş olacağız.
Yani inanamıyorum 2026'nın son baharına geldiğimize.
Daha dün gibi yani 2026'ya girdik ve ben kendimce böyle hayaller, listeler vs. yaptım.
Şu anda son birkaç ayı kaldı.
2027'yi düşünemiyorum bile.
Çünkü benim için oldukça yoğun olmaya devam edecek gibi duruyor.
Fakat bundan şikayetçi değilim.
Çünkü güzel adımlar atıyorum.
Aslında çok uzun zamandır düşündüğüm ve adım atmak konusunda çok kararsız kaldığım,
ölçüp tartmakla çok fazla vakit kaybettiğim bir dönem yaşamıştım.
Hayatımın garip bir dönemindeyim.
Kafamdaki tüm açık defterleri kapatıyorum.
Artık eskiden tahammülüm olan şeylere tahammülü bırakın yeni yer bile açmıyorum.
Bunun çok besleyici bir yanı olduğunu düşünüyorum.
Hatta geçen bölüm bile bu besleyici yanlardan bir tanesiydi.
Yani uzun zamandır kararsızlık ve ölçük biçmenin arasında verdiğim o mücadeleden sonra küçük küçük kararlar verdiğim,
yazdan beri o kararları verip üzerine bir şeyler deneyip sonra da sonuçları değerlendirdiğim bir hayat yaşadım.
Ve sonuç olarak yeterince iyi bir karar kararsızlıktan iyidir dedim ve bununla ilgili de bir bölüm yaptım.
Şu anda da size bambaşka bir haberle geliyorum ve bunun üzerine de bölüm yapacağım.
Yani aslında bu ritmi sevdim ve bir süre böyle götürebilirim diye düşünüyorum.
Çünkü sanki bir dönem böyle sindirmeyi bekledim.
Yani yaşadığım şeyleri tek tek sindirdim.
Onlardan kendimce bazı şeyler çıkardım.
O çıkarımlarımın yönünde bazı kararlar aldım.
Ve şimdi de onları aksiyona dökmek üzere buradayım.
Öncelikle şu güzel haberlerden bir tanesini vereyim arkadaşlar.
Ben Los Angeles'ta eşimle beraber kurabiye satmaya başladım.
Nereden çıktı bu best ediyorsanız açıkçası 2018'den beri şekersiz ve sağlıklı tarifler deniyorum.
Yani bu konuda oldukça antrenmanlıyım ama hiçbir zaman satmak üzere yapmamıştım.
Green Card kazandıktan sonra 7850 tane hobi denediğim gibi bir de pastacılık kursuna gittim.
ve aslında bakery anlamında kendimi daha da geliştirmek üzere teknik eğitimler aldım.
Fakat buraya geldiğimde hiç o hayalimdeki Avrupa pastanesini bulamadım
ve aynı zamanda İspanyolca da bilmediğim için mutfaklarda çalışmak oldukça zor oldu.
Bu arada evet arkadaşlar böyle bir şey var.
Kaliforniya'nın ikinci resmi dili İspanyolca ve bu yüzden özellikle servis sektöründe çok fazla İspanyolca konuşuluyor.
Bu bir yandan şu anda beni çok heyecanlandıran bir fırsat
Ama o dönemde yani o göçmenlik mücadelesinin içerisindeyken bildiğim İngilizceyi konuşamıyordum.
Hani İspanyolcayı konuşmak falan hayaldi.
O yüzden ben de bu hayalimi bir süreliğine askıya kaldırmıştım.
Ve bu dönemde de yine kendi kendimize bir şeyler yapıyorduk.
Zaten buradaki fırınlar bile farklı.
Çoğu zaman fire veriyordum derken artık hayatımızı kurduğumuz düzende eşimin öğrencileri,
işte benim burada çalıştığım mekanın bana sağladığı imkanlarla beraber ürünlerimizi satmaya başladık.
Tabii hiç öyle kendime bir şeyler yapayım arkadaşlarla evde otururken yeriz gibi olmuyor.
Yani iş satmaya gelince ciddi anlamda bir reçete oluşturmak, o reçetenin istikrarlı bir şekilde devam etmesi
ve ürünlerin aynı zamanda güzel gözükmesi gibi kriterler girdi işin içine maalesef.
Fakat bir müsibet bir nasihattan iyidir diyeceğim şimdi çok alakalı oldu mu bilmiyorum ama ben bu sırada tarif denerken yine durdum düşünecek bir şey buldum ve burada da bunu anlatmaya geldim arkadaşlar.
Şimdi kurabiye satıyoruz dedim ama bir yandan da en başlarda muffin deniyorduk ve ben genellikle evde normal bildiğimiz büyük kek kalıbında kek yapan bir pratiğe sahiptim.
İlk defa gittim 12'li muffin tepsisi aldım ve bunda tarifler deniyorum.
Tabii bir yandan da inanılmaz fire veriyorum.
Yani bir bakıyorum kocaman çıkıyor.
5 dakika sonra hepsi sönüyor.
Ya da tam tersine sadece tabanda kalıyorlar, şişemiyorlar.
O olsa kıvamı olmuyor.
Tabii bir yandan da şekerle, unla bir tarif yapmadığımız için oldukça da zorlayıcı oluyor.
Yani ürünleri de sürekli değiştirmem gerekiyor.
Pişirme tekniğini değiştirmem gerekiyor.
Bir sürü bir uğraş var yani.
Ben de bu sırada internette araştırmaya başladım tabii nasıl daha iyi yapabilirim diye.
ve şöyle bir bilgiye rastladım.
Eğer kabın içine hamuru doğru oranda koyarsanız
potansiyel en iyi sonuca bu şekilde ulaşabilirsiniz.
Ve ben de tam olarak verilen talimatlara uygun bir şekilde
o istenilen malzemeleri de alarak
yani o muffin kağıdını da alarak
çünkü Amerika'da yaşıyorsanız
kapitalizmin yarattığı ihtiyaçları reddetmek pek aptalca olur.
Hepsini aldım ve bir şekilde istenilen forma ulaşan bir muffin yaptım.
Fırının kapağını açtığımda zaten çökmeyeceğine çok emin olduğum bir şekilde görünüyordu.
İnanılmaz heyecanlandım ve istemsizce herkes haddini bilecek ya derken buldum kendimi.
Önce tabii bir kendi kendime ne oluyor ya dedim yani hadi ne alaka şimdi.
Sonra düşününce aslında kabın istediği sınıra kadar hamur koyduğumda hamurun kendi potansiyeline ulaşmasına izin verdim.
Aynı zamanda hamurun kalıba taşıp onu mahvetmesine de engel oldum.
Yani herkes haddini bildiği bir noktada aslında çok güzel bir sonuca ulaştım.
E tabi bununla da kalmadım. Gittim sınırlar üzerine okuyup araştırıp size burada anlatmaya geldim.
Evet arkadaşlar bugünkü konumuz sağlıklı sınırların ya da sınırların ne kadar sağlıklı olduğunun önemi.
Sınır çizmek, sınırının ihlal edilmesi ya da sınırlarını korumaya çalışmak gibi cümleleri hayatımızın bir döneminde ya kullanmışızdır ya duymuşuzdur.
Ben kendi adıma bunları duyup söylemekten öte oldukça deneyimlemiş bir insanım.
Yeri geldi kendi sınırlarımı bilemediğim için kendimi çok zora soktum.
Bazen ilişkilerde sınırlarımı çizemediğim için çok kez ihlal edildim ve mağdur oldum.
Hatta belki de aynı şekilde başkalarının sınırlarını göremeyip onları mağdur ettim.
Bir yere kadar bunları tamamen merakımı gidermek yani o keşfetme arzusunu beslemek adına yapıyordum.
yapıyordum. Fakat bir yerden sonra
bunun altında çok başka şeyler
bulmaya, tabii ki daha fazlasını da
aramaya başladım. Evet arkadaşlar
ben bulunca duranlardan değil, bulunca
daha fazla arayanlardanım. Zaten
bu sınırlarla ilgili olan ihlalimin
nereden geldiğini de tam olarak bu
örnekten anlayabilirsiniz.
Tabii ki kendimi burada böyle bir melek
ilan edip sadece keşfetme arzumun
arkasında sınırları ihlal ediyordum
diye bir bahaneye sığınmayacağım.
Çünkü bence sınırları ihlal
etmemizin altında bundan çok daha fazlası var. Öncelikle sadece Türk kültürü değil,
direkt olarak insan olma kültürümüzün bir parçası olan sanki özverili olmak bir erdemdir
gibi bir algıya sahibiz. Yani karşımızdaki insana karşı ne kadar özverili olursak o kadar
takdir edilecek başarılı bir insan olduğumuzu düşünüyoruz ve bu yüzden de fedakarlıklar
yapıyoruz. Karşımızdakini önceliklendirirken bazen kendimizden kısıyoruz ve bununla da
Çünkü böyle bir değer yapısında büyüyoruz. Yani büyüdüğümüz aile, gittiğimiz okul, etrafımızdaki insanlar diğerini önceliklendiren, yeri geldiğinde kendisini ikinci plana atan, karşısındakine kendinden kısıp daha çok veren insanı takdir ediyorlar.
Aksi takdirde bencil diye tanımlanıyorsun ve bu hiçbirimizin istediği bir tanım olmuyor tabii ki de.
Bencil olmaktan kaçarken diğerlerine daha fazla verip kendi öz değerimizi diğerlerine veren olarak tanımladığımız bir dünyada artık benlik algımız da yıkılmaya başlıyor.
Çünkü artık ben dediğimiz şey tamamen diğerlerinin ne kadar problemini çözüyorsa, diğerlerine ne kadar iyi geliyorsa, diğerlerine ne kadar veriyorsa bunların toplamından oluşmaya başlıyor.
Ve benliğimizi, öz kimliğimizi kaybetmeye başlıyoruz.
Haliyle de kendi duygularımızı, sınırlarımızı bilemediğimiz bir ortamda sınırlarımızı koyamıyoruz.
Çünkü sınır koymayı tıpkı o biraz önce kaçtığımız bencilliğe gitmek gibi görüyoruz.
ya da tamamen diğerlerinin bize verdiği onaya dair kendi benliğimizi oluşturduğumuz için
ve onlar bunu bencillik diye isimlendirdiği için onu bencillik zannediyoruz.
Oysa ki sınır koymanın bencillikle pek bir alakası yok.
Hatta sınır koymak o kadar sağlıklı ve bir o kadar da gerekli bir şey ki
ben bunu daha da dolambaçlı bir yerden birkaç ay önce okuduğum bir kitap üzerinden anlatmak istiyorum.
Rollo May'in Yaratma Cesareti isimli bir kitap okumuştum.
Dolan başta diyorum çünkü kitabın asıl konusu kişinin yaratma gücü ve cesaretini nasıl kazanabileceği üzerine yazılmıştı.
Fakat bu konuyu işlerken kitapta çok ilgimi çeken sınırlar ve biçim üzerine yazılmış bir bölüm vardı.
Bu konu çok ilgimi çekmişti ve üzerine gerçekten uzun uzun düşünmüştüm.
Ve bu konu üzerine konuşmak istediğimde de hemen o kitaba dönüp tekrar bir okuma yaptım ve onunla birleştirerek burada anlatmak istedim.
Çok ilgimi çekmesinin nedenlerinden bir tanesi benim 8 senedir nereden baksanız çocukluk diyebileceğim bir dönemde başladığım, süreçte evlendiğim, birlikte bambaşka bir ülkede hayat kurduğum bir ilişkim var.
Ve biz bu ilişkiyi sürdürürken belki o çocukluktan daha yetişkinliğe geçiş döneminin getirdiği sancılardan, belki bambaşka bir ülkede sıfırdan hayat kurmanın verdiği acizliklerden, birbirimizin sınırını çok kez ihlal ettiğimiz, sınırlarımızı göremediğimiz ve belki de sınırlarımızı bu yoldan keşfettiğimiz çok deneyim yaşadık.
Ve Rollo May kitapta insanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliğimiz olan bilincin varlığının sınırların varlığından geldiğine değiniyordu.
Hatta şöyle bir cümle not almışım.
Bilinç olanaklar ve sınırlılıklar arasındaki diyalektik gerilimden doğup gelen bir farkındalıktır.
Ve bunu nehirin akan su ve kıyılar arasındaki gerilimle oluşmasına benzetiyordu.
Bu benim çok ilgimi çekmişti çünkü ben de ilişkimizde yaşadığımız her bir toksik diyebileceğim sınır keşfetme anında aslında ilişkimizin de ne kadar derinleştiğini fark ediyordum.
Yani herhangi bir sınır keşfetme anında eğer iki kişi de bilinç oluşturabilirse aslında bu olumlu anlamda bir şeye de dönüşebiliyordu.
Yani ben böyle düşünüyordum ve böyle bir şeyi okuduğumda inanılmaz heyecanlandım.
Keza şöyle bir örnek de veriyordu.
Adem ve Havva'nın cennetten kovulmasına sebep olan o yasak elmayı yeme miti var ya,
bu mitteki yasak elmayı yeme belki bir suçluluk duygusuyla tanışmaya, belki dışlanmaya sebep oldu, evet.
Fakat bir yandan da yüceden ayrışarak insan sevgisine yönelmeye de sebep oldu.
Belki aile kurmaya, nesiller oluşturmaya, bugün içinde yaşadığımız bu dünyayı kurmaya da sebep oldu.
İnsanın bir sınırla karşılaşması ve karşılaştığı anda aldığı pozisyonla birlikte yarattığı bilinç bugünkü insanı yarattı.
Hiçbir sınır olmadığını düşünsenize o zaman seçim diye bir şey olmazdı.
Ve seçim olmasaydı da özgürlük bilinçli bir deneyim olarak var olamazdı.
Yani aslında sınır bir insana özgün bir seçim yapma hakkını tanıyan, bir şeyi bilinçli hale getiren şey.
Ve bu yüzden de insanın sınırlarını keşfetmesinin ancak sınırları ihlal ederken ya da sınırları ihlal etmişken gerçekleşebileceğine inanıyorum.
Bugün çok satan hayır demenin, işte medeni bir konuşmanın, tartışmaya girmeden sınır çizmenin bir noktada bir hayal ürünü olduğunu düşünüyorum.
Çünkü sağlıklı bir sınır çizmek için önce o sağlıklı sınırın tanımını yapabilmek gerekiyor.
Ve bunun için de o sınırlara bir uğramak gerekiyor.
Şöyle genelden bir toparlayacak olursam arkadaşlar, eğer o kek kalıbına yeteri kadar hamur koymasaydım, hamurdan kısmış olsaydım belki de istediğim potansiyeldeki kabarmış bir keke ulaşamayacaktım.
Aksine çok fazla hamur koysaydım bu sefer de taşıracaktım.
Her iki koşulda da kek istediğim formda olmayacaktı.
Üstüne üstlük hem hamurdan ziyan hem de kek kalıbından olacaktım.
Ama daha da önemlisi hiç denemeseydim o sınırları hiç keşfedemeyecektim ve bugün elimdeki tarife ulaşamayacaktım.
Yani arkadaşlar belki ihlal edilerek, belki de ihlal ederek ama bilinçli bir şekilde öğrenerek sınırlarımızı çizeceğiz.
Düşüncelerimin röntgenini çektim yorumluyorum.
Eğer kanalımı beğeniyorsanız takip etmeyi ve bildirimleri açmayı unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
