
biriyle ilişki kurmayı istemek neden bazen “fazla” görünür? bu bölümde arkadaşlıktan romantik ilişkilere, gerçek olabilmekten benzer bakış açılarına, bir ilişkiyi sadece bulmak değil emekle pişirmek üzerine düşünüyorum.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Düşünce Röntgeni Podcast'in bir bölümünde daha birlikteyiz.
Tabii ki bu hafta da çok yoğundu.
Geçen hafta olduğu gibi bu hafta da çok hazırlıksız bir şekilde mikrofonun başına geldim.
Çünkü kendime bir iki ay önce söz verdim.
Ne olursa olsun düzenli bölüm yapmaya devam edeceğim.
Zaten podcast yapmaya olan merakım ve ilgim de tamamen bu kendi kendime konuşabilme becerimden tetiklenmişti.
E öyle olunca neden illa hazırlıklı olmam gerekiyor ki diyerek yine yine kendimi buralara getiriyorum.
Tabii hafta içinde planladığım günlerde bölüm için hazırlanamadığım her anda tekrar acaba bırakmalı mıyım?
Belki de şu an doğru bir zaman değil.
Şimdi yapmasam daha mı iyi olacak diye düşünceler dolaşıyor kafamın içinde.
Hatta bu hafta içi tam bu düşüncelerle boğuşurken müziği kapattım ve rastgele podcastler dinlemeye başladım.
Tabii ki ilgimi çeken konuları işleyen, öğrenmek istediğim şeylerden bahseden, içerik olarak çok iyi hazırlanmış podcastleri dinlemeyi de seviyorum.
Fakat ben daha çok muhabbet eden, biraz böyle havadan sudan bahseden, konuları kendi perspektifinden değerlendiren podcastleri daha çok sevdiğimi fark ediyorum.
Çünkü zaten çok yoğun ve koşturma içerisindeyiz ve zaten kendimizle ilgili sürekli geliştirmemiz gereken bir sistem var.
Bu tarz podcastler biraz daha o insanlar bunların içinden geçerken neler düşünüyor, neler yaşıyor, nasıl hissediyor, bunlara ulaşmakmış gibi geliyor ve beni daha çok insan hissettiriyor.
E hal böyle olunca dedim besteciğim şu pastadan kendine de bir dilim koy.
Madem bunu yapabiliyorsun ve bunu da beğeniyorsun o zaman bunu yapmaya devam et.
diyerek geldim mikrofonun başına.
Bugün sizinle birazcık ilişkiler hakkında konuşmak istiyorum.
Şimdi ilişki deyince aklımıza hep romantik ilişkiler geliyor.
Yani sevgili olmak, eş olmak, date'e çıkmak gibi şeyler.
Fakat bence ilişki çok daha geniş bir kavram.
Arkadaşlık ilişkisi, kardeş ilişkisi, aile anne baba ilişkisi ya da ne bileyim akraba ilişkisi.
O kadar farklı ilişki var ki sadece romantik ilişkiyle olaya bakmak benim perspektifim için çok dar kalır.
Ben çok küçük yaşımdan beri ilişki kurma konusunda çok azimli bir insan olmuş ve hayatım boyunca da iyi bir ilişkide olabilmek için çok çaba sarf etmiş ve bu yüzden de çok anlamlı
bir yerden en çok buralardan yaralanmış, buralardan yorulmuş bir insanım bence.
Neden yoruldum ya da neden bu kadar bu konuda azimli oldum?
Tabii ki benim kişisel olarak büyüdüğüm ortam ve aynı zamanda da biricik olan karakterimle alakalı.
Fakat bir yandan da bence insan oluşumuzun doğasında olan bu sosyal ihtiyaç aslında hepimizin ilk amacı bir ilişkide kendini var edebilmek oluyor.
Sadece bazı insanlar bunu açık seçik söylemeyi ya da göstermeyi bir şekilde bir zayıflık olarak isimlendiriyor.
Çünkü bir başkasının nezdinde bir anlam ifade edememek, bir yandan çok kırıcı ve tetikleyici bir şey olabiliyor.
Yani benim çevremde gördüğüm bu zamana kadar bu oldu.
Hani sanki biriyle arkadaş olmayı istemek, biriyle sevgili olmayı istemek, yani biriyle bir ilişkide var olmayı istemek bir noktada ezikçe bir hareketmiş gibi.
Hani daha önce de söylemiştim bu konu üzerine konuşmak için içerik topluyorum.
Hiç cool bulunmuyor.
Ve ben de tam tersine yeni bir ilişkiye başladığımda, yeni bir insan tanıdığımda, aşırı hevesli, çok konuşkan, hep sorular soran, kendisiyle ilgili çok fazla şey paylaşan bir insanım.
Ve çocukluğumdan beri bu konuda arkamdan söylenen çok şey duydum.
Aman beste çok istekli, aman beste milletin peşinde dönüyor, işte çok soru soruyor, bir anda kendini kaptırıyor gibi gibi böyle birçok şekilde sanki benim yaptığım bu davranış hani fazla samimiyet,
fazla açlıkmış gibi gösterilir.
Ve belki de ben de bir dönemde böyle olabileceğini düşündüm dürüst olmak gerekirse.
Ama sonra sonra özellikle bu kendimle ilgili farkındalıklarımı yaşadığım yıllardan sonra daha çok merakımın ve hayret edebilme becerimin beni buralara getirdiğini fark ettim.
Ve böyle bir insan olmaktan hala çok memnunum.
Hala yeni bir insanı tanıdığımda onun bana söylediği belki kısacık basit bir bilginin altında eğer kafamda bir soru işareti varsa sormaktan çekinmiyorum.
Hala denk geldiğim bir ortak sohbette içimdeki hisleri anlatmaktan geri durmuyorum.
Çünkü ben biraz daha ilişkinin gerçek olabilmesi için ilişkteki kişilerin de gerçek olabilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bunun aksini iddia etmek gerçekten çok zor.
Yani böyle kafamda argümanlar üretiyorum.
İnsanlar birbirine rol yapıyorsa ve işte biraz daha sahte benliklerle beraber bir ilişki kurulabiliyorsa ne kadar ileri gidebilir falan.
Yani çok düşünüyorum. Hatta görüşmeye devam ettiğim ve görüşmeyi kestiğim insanlarda da bu argümanlarımı tekrar tekrar üretiyorum.
Fakat gördüğüm o ki bence ilişki kurmak zaten doğası gereği çok zor bir şey.
Özellikle aile ilişkisi gibi hani aynı yerde doğup büyümek gibi bir durum yoksa bambaşka dünyalardan gelen iki insanın gelip de birbirleriyle kelime kadar basit bir iletişim aracılığıyla anlaşabilmesini
sağlamak ve bundan doğan ortak anlamlardan da anlaştığını varsayıp sonra da bunun üzerine birbirlerine karşı bir ilişki geliştirebilmek zaten Çok zor.
Yani bir düşünsenize arkadaşlar karşınızdaki arkadaşınız, eşiniz, her kimse bambaşka bir dünyaya doğdu, bambaşka şekilde büyüdü, bambaşka anlamlarla o güne geldi.
Sonra da birkaç kelimede anlaşabildiğiniz için ve birbirinize karşı bir şeyler hissedebildiğiniz için bir yerde bir şeyler kurmaya başladınız.
Bu kurduğunuz şey bir yandan o kadar büyük bir ilizyon ki hani yıkılabilir olması zaten çok mümkün.
devam ediyor olması da gayet büyük bir mucize bence.
Ve mucizeler öyle kolay kolay gerçekleşmiyorlar biliyorsunuz.
Bence bir ilişki kurabilmek için gerçekten benzer bir bakış açısına sahip olmak gerekiyor.
Bakın benzer ilgi alanları ve değerler demiyorum.
Benzer bir bakış açısına sahip olmak gerekiyor.
Yani o dünyayı gördüğünüz gözlükler bir şekilde birbirine benzemeli.
Hani benim gördüğüm pembe perspektifliyse, seninki kapkara olursa bir noktada anlaşamayız zaten.
Ya da ben inanılmaz uzağa bakarken sen tam burnunun dibine bakıyorsan, evet birbirimizin açıklarını kapatan bir yerden güçlü bir form yaratabiliriz ama bir noktaya kadar beraber gidebiliriz gibi geliyor.
Biliyorsunuz bir söylem vardır, farklı insanlar çok daha iyi anlaşır derler.
Ben buna çok katılmıyorum.
Evet, farklı bir insan çok daha fazla merak uyandırıp, çok daha fazla sohbet ve keşfetme arzusu doğurabilir.
Ama bu iş birlikte bir yaşam sürdürmeye geldiğinde, bu sadece sevgililik için değil bakın, sıkı bir arkadaşlık da bence birlikte bir yaşam sürdürmektir.
çok temel farklılıklar olunca olmuyormuş gibi geliyor.
Mesela bir örnekle gitmek istiyorum.
Benim en yakın arkadaşımla ilişkimiz 15 seneyi geçiyor bence.
Ve kendisi gerçekten benden çok farklı bir insan.
Yani günlük yaşam deneyimimize bakarsak birbirimizden oldukça farklıyız.
Ama her ne yaşarsak yaşayalım, o konuların en derinindeki konulara bakış açımız var ya, Orada inanılmaz benziyoruz işte.
Ve bu yüzden aslında benzemek ve farklılık bir noktada günlük hayatın da benzemesi, tarzın benzemesi, yeme içme zevkinin benzemesi gibi değil de senin için önemli olan değerlerin
onunla bir ortak noktada kesişebilmesini gerektiriyor.
Fakat bunun çok zıttına bir deneyimim de oldu.
Yani inanılmaz benzediğim bir insanla hayatımda en kısa ilişkimi yaşadım.
İşte o noktada da zaman kavramının ne kadar değerli olduğu ile tekrar tanıştım.
Çünkü o çok benzemenin verdiği inanılmaz mucizevi görünen şeyin çabasını verebilecek bir emek ve zaman gerekiyor.
İşte orada patlayınca ilişki de kısa sürebiliyor.
Şimdi farkındaysanız benzerlik çok önemli derken benzerlikten sonra zaman daha önemli bir yere geldi.
Hatta zamanı da geçirirsek bence birazcık daha çaba önemli bir yere geliyor.
Arkadaşlar bence iyi bir ilişki kurabilmek için bu diğer paternlerin hepsinin çok önemli olduğu kadar onu nasıl yaptığın, ne kadar zamanda, ne kadar emekle devam ettiğin çok daha önemli bir yere geliyor.
Hani şöyle düşünün, bir brownie yapacaksınız.
Eğer vegansanız içindekinin tereyağı olmaması sizin için daha iyidir.
Ama benim gibi değilseniz onu illaki bir tereyağlı istersiniz.
Yani malzemelerin yerleri değiştirilebilir, bazılarından vazgeçilebilir, bazılarını bir noktada ekleyebilirsiniz.
Ama günün sonunda onu çırpmanız, hazırlamanız, beklemeniz, fırına koymanız, pişirmeniz yani birçok şey gerekir.
Yeri gelir her şeyden vazgeçersiniz ama ona vereceğiniz çaba ve zamandan vazgeçmek isterseniz o zaman tek yapmanız gereken dışarıdan sipariş etmek olur.
Hep dışarıdan yenir mi?
Takdirinize kalmış.
Bana sorarsanız tarafım belli.
Ben evde yemekten yanayım.
Malzemeleri alıp karıştırırken düşündüklerim, oraya bakarken gördüklerim, hissettiklerim, yaşadığım her an bana daha çok yaşıyormuş gibi hissettiriyor.
Tadına bakmaya geldiğimde eğer bir eksiklik hissediyorsam karşımda ya da kendimde arayacağıma biraz daha sürece hakim olmanın verdiği süreçteki eksikleri gözetebiliyorum.
Bazen tadı bana eksik geliyor, bazen karşımdakine.
Günün sonunda eğer ikimiz de o işlem sürecinde birlikteysek, eksik olan şeyi nasıl düzeltebileceğimizi ikimiz de hakimsek ve düzeltebilecek çabayı da ikimiz de verebileceksek, neden yeniden yapmayalım?
Neden daha iyisini bulmayalım?
Ya da belki de daha kötüsünü yemekten zevk alıyorsak bir daha bir daha aynısını neden yemeyelim?
Ama sonuç olarak bence içinde var olalım.
Yani bir şekilde yaşayalım istiyorum.
Ay bilmiyorum son zamanlarda bütün günlük sayfalarımın ve bütün podcast bölümlerimin sonu aynı kapanışla bitiyor galiba.
Ben baya baya gerçekten yaşamak istiyorum.
Düşüncelerimin röntgenini çektim yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
