
bu bölümde sosyal medyayı bırakmaktan değil, onunla arama biraz mesafe koymaktan bahsediyorum. “ilgilenmiyorum” tuşundan tarayıcıdan kullanmaya, ekran süresinden bildirimleri kapatmaya kadar algoritmanın beni sürüklediği yerden çıkmak için kendi hayatımda işe yarayan küçük yöntemleri anlatıyorum. belki mesele sosyal medyadan kaçmak değil, onu kimin kullandığını yeniden hatırlamaktır.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Selamlar herkese Düşünce Röntgeni Podcast'ın bir bölümünde daha birlikteyiz.
Nasılsınız? Umarım her şey yolundadır diyeceğim ama tabii ki de birçok şey yolunda değil biliyorum arkadaşlar.
Nereden biliyorum? Tabii ki de sosyal medyadan biliyorum.
Yani malum ülkenin gündemi olsun, arkadaşlarımızın problemleri olsun ya da mutlulukları olsun ya da hiç tanımadığım insanların dertleri olsun hepsini sosyal medyadan bir şekilde öğrenebiliyorum.
Öğrendiğim şeyler gerçek mi?
Yani her şey sosyal medyada göründüğü gibi mi?
Kısmına burada girmeyeceğim.
Çünkü bugün onun yerine ben bu sosyal medyayı nasıl kullanıyorum?
Nasıl biraz daha bilinçli bir tüketici oluyorum?
Bunlar hakkında konuşmak istiyorum.
Bugüne kadar beni dinleyenlerin, özellikle bu çalınan dikkat kitabını okuduktan sonra yaptığım bölümleri dinleyenlerin bildiği üzere ben sosyal medyayla ciddi anlamda gitgelli bir ilişkiye sahibim.
Yani bir bakıyorum çok kullanıyorum ve kullanmaktan da çok memnunum.
Sonra bir bakıyorum nefret ediyorum ve inanılmaz manipüle olmuş hissediyorum.
Her şeyin sorumlusu dış güçler diyen bir kafa yapısında değilim.
Tam tersine bütün sorunu kendimde arayan, işte bir şeyler değiştirmek istediğimde hep kendine dönen, kendine bakan bir karakterim.
Fakat gerçekten konu bu sosyal medya ve teknoloji ürünlerine gelince ister istemez birazcık bunların hepsi Amerika'nın oyunları demekten kendimi geri tutamıyorum arkadaşlar.
Bu bölümde de gelip size sosyal medyanın ne kadar kötü bir yer olduğunu anlatıp bize nasıl zararlar verdiğine girmeyeceğim.
Çünkü onları daha önce yaptım.
Aksine biraz daha insan hani sınandığı yerlerde erdem geliştirilmiş ya ya da erdemlerini sınarmış.
İşte benim de bu sınandığım noktalarda geliştirdiğim bir yaşam biçimi, bir kullanım biçimi var.
Onu aktarmak istiyorum. Öncelikle bu üniversitenin başlarında sevgilimden ayrılınca sosyal medyayı kapattığım o saçma tripleri saymazsam benim sosyal medyaya karşı ilk ciddi mesafe aldığım
olaydan başlamak istiyorum.
2020 yangınlarıydı galiba.
Türkiye'nin Ege kıyısında ciddi bir yangın olmuştu ve tüm halk bir şekilde oraya destek olmak için elinden geleni yapmıştı.
Ben de onlardan biriydim ve gerçekten böyle hani ciğerim yanıyor gibi hissettiğim, ciddi anlamda empati kurabildiğim bir dönem yaşamıştım.
ve bir şekilde Türkiye'nin zaten siyasi olarak olaylara çözüm üretemediğini farkında olsam da bu doğa olayına karşı da bu kadar duyarsız ve sistemsiz oluşundan çok yaralanmıştım.
Tabi elimden geleni yapmamla birlikte bir yandan da sosyal medyada klavye delikanlılığı yapıyorum.
İşte her şeye yardırıyorum, yazıyorum vs.
derken gerçekten çok tükenmiş hissettim ve bir gece böyle uyku uyuyamadım.
Dedim ki yani olan oluyor.
ve senin burada yapabileceğin tek şey bu olduğu için kendince klavye delikanlılığı yapıp bunu da ne kadar iyi yaptığını ölçemediğin ya da sonucunda bir şey hissedemediğin için kendini tüketmeye başlıyorsun.
Sonra bir anda sosyal medyayı kapattım.
Yaklaşık bir ay kadar sosyal medyadan uzak kaldığımda hani gündem hala bangır bangır sokakta dolmuşta orada burada konuşulduğu halde ben bir şekilde bir garip hissetmeye başladım.
Yani en azından üzerimdeki o misyondan bir ayrışma fırsatı yakaladım.
Ve bu benim sosyal medyaya karşı bilinçli bir şekilde mesafe koyduğum ilk eylemim oldu diyebilirim.
Tabii bu süreçte böyle bir non-connection yani hiçbir şekilde interneti kullanmama dünyasına geçmedim.
Hala YouTube izliyordum ama zaten öyle bir izleme fanlığım ya da bağımlılığım olmadığı için çok limitli ve istediğim içeriği izleyip çıktığım bir dünyaydı.
Yani bir şekilde aslında ben algoritmanın beni yönlendirdiği şeylerden uzaklaştım.
Bu süreçte hemen eski hesap böyle Tumblr okumaları gibi işte blog sayfaları bulmaya başladım.
Sonra ilgi alanlarıma göre içerikleri takip etmenin beni ne kadar beslediğini fark ettim.
Ve ilk defa Instagram'da ilgilenmiyorum işaretleyebileceğim bir aksiyona sahip olduğumu öğrendim.
Sosyal medyaya geri döndüğümde artık ilgilenmek istemediğim içeriklerde bunu atlamadan yapmaya başladım.
Örneğin şu anda kaydırma dünyasında olanlar ilgilenmediği bir şey olduğunda hızlıca kaydırmaya devam ediyorlar değil mi?
Aslında orada ilgilenmiyorum işaretlerseniz bundan sonra ilgilendiğiniz içeriklerle karşılaşma ihtimalinizi arttırıp bir şekilde sosyal medyayı daha doygun kullandığınız bir modele geçip yine zamandan tasarruf
edebilirsiniz. Tabii ben başlarda böyle infinite scrolling denen işte bu sonsuz kaydırma olayı olmadığı için bu özelliği biraz daha beni kötü etkileyen, demoralize eden, üzerimde ağırlığını hissettiğim
içerikler için kullanıyordum.
Örneğin ciddi böyle rahatsızlıkları olan insanların sosyal medya hesapları var ve onlar da aslında kendilerine bir destek, bir çare aradıkları için kullanıyorlar.
Fakat o dönemlerde ben çevremde ciddi kayıplar yaşıyordum ve bu beni çok negatif etkiliyordu.
O yüzden o tarz içerikleri ilgilenmiyorum işaret diyordum ki geceleri uykumu kaçıran, beni sinir strese sokan şeylerden birazcık olsun mesafelenebileyim.
Sonra sonra biraz daha politik kısımlarda bunu kullanmaya başladım.
Yani artık gerçekten bu sistemin ne kadar kötü olduğunu, 750.
kez başka birinden duymak istemediğimi ve bununla beraber nefret yüklenmekten çok yorulduğumu hissettiğim bir noktada artık politik içerikleri de ilgilenmiyorum işaretledim.
Hatta arkadaşlar Twitter'da bunu ne kadar yaparsam yapayım yine de o politik algoritmik akımdan kurtulamadığım için Twitter kullanmayı bıraktım.
Şimdi burada birazcık şöyle bir eleştiriyle karşılaşıyorum.
İşte hani bir şeyleri görmemek, duymamak, apolitik olmak, sanki bir çözüm mü?
Sen bununla bundan kurtuluyor musun?
Aslında sen böyle olduğun için sistem böyle olmaya devam ediyor gibi bir düşünce akımı var.
Fakat ben buna katılmıyorum.
Çünkü ben aktif bir şekilde çözüm üretemediğim ya da bir şekilde sadece nefreti büyütmeye fayda sağladığım bir pozisyonda olmaktansa onun dışında olmayı ve dışında kalarak topladığım enerjiyle
aslında o istemediğim şeylere karşı daha aktif rol alabildiğimi fark ettim.
Günümüzde hala algoritmanın beni bir şekilde çekmeye çalıştığı kuyular oluyor ve ben ilgilenmiyorum özelliğini aktif bir şekilde kullanıyorum.
Fakat malum son yıllarda sosyal medya artık hayatımızın içinde değil hayatımızın kendisinde olmaya başladığı için artık ilgilendiğim içeriklere de birazcık mesafe koymam gerektiğini fark etmeye başladım.
Ve bu yüzden de telefonumda sosyal medya uygulamalarını kullanmayı bıraktım.
Bunun nasıl bir faydasını gördüm derseniz tarayıcılardaki deneyim...
Uygulamadaki deneyim kadar pürüzsüz değil ve o sürtünmeyle beraber zaten karşılaştığım bir keyifsizlik oluyor ve ister istemez o ard arda story bakmaya ya da ne bileyim bir içerik izlemeye devam
etmiyorum. Tabii ki bunda kesinlikle benim motivasyonumun bırakmak olmasının çok büyük bir etkisi var.
Yani sen sosyal medyayı yine de kullanmak isteyen bir perspektiften tarayıcıdan kullanırsan yine kullanırsın.
Hani diyet gibi düşünün yani şimdi ben gerçekten zayıflamak istiyorsam önüme ne koyarsanız koyun yemem.
Ama ben zorla diyet yapıyorsam aslında o kadar da zayıflamak istemiyorsam içsel motivasyonum oradan gelmiyorsa gizlice yerim.
İşte diyet yapıyormuş gibi gösteririm evde ağzıma bir şeyler atarım.
Sonra da zayıflayamamaktan şikayet edip daha fazla ilgi toplarım gibi bir şey yapabilirim.
O yüzden bu örnekle o örneği böyle kafanızda bağdaştırabilirsiniz.
Yani içinizdeki motivasyon eğer gerçekten durmaz.
üzere ise zaten tarayıcıda karşılaştığınız o keyifsizlik ve sürtünmeyle beraber duracaksınız.
Yani aslında bir noktada yön değiştirmenize fayda sağlayacak bir içsel duruşunuz olması gerekiyor.
Hatta bununla ilgili daha önceki bölümde bahsettiğim bir örneği hatırlatmak istiyorum.
Amazon'da bir anda satışların düşmesinden dolayı bir şekilde bir test yapmaya başlıyorlar ve sorunun ne olduğunu bulmaya çalışıyorlar.
ürünü sepete ekledikten sonra olan 5-10 saliselik bir gecikme sebebiyle insanların alışverişi yapmaktan vazgeçtiklerini fark ediyorlar.
Yani aslında niyetin gerçekten onu almak, yapmak, izlemek, devam etmek değilse sana yön değiştirmek için herhangi bir fırsat sunulduğu anda yön değiştirebilmeye de hazır oluyorsun.
O yüzden pürüzsüz bir deneyimle uygulamadan kullanmak yerine tarayıcıdan kullanmak benim bu yön değiştirme refleksime bir sinyal oluyor diyebilirim.
Bunun gibi bir başka sinyale ihtiyaç duyuyorsanız da ekran süresi ayarı var.
Ben birçoğumuzun bunu bildiğini düşünüyorum ama bilmeyenler için de bir hatırlatma olsun.
Uygulama bazında ekran süresi limiti koyabiliyorsunuz.
Ben önceleri bu limiti sürekli bir dakika daha, bir dakika daha diye aşıyordum.
Sonra işte 15 dakika daha, 15 dakika daha böyle bir arttırmalar başlıyordu.
O yüzden daha gerçekçi bir limit koymaya başladım.
Gerçekten sosyal medyayı verimli ve iyi kullandığımı düşündüğüm haftalardaki ekran süreme göre bir zaman limiti koydum.
Böylece o limitin çok gerçekçi olduğunu bilerek koyduğum için de o limitin uyarısıyla karşılaştığımda durabilmeye başladım.
Bunların dışında aklıma gelen dördüncü önemli şey ise, dört oldu değil mi bu arada?
Neyse, bildirimleri kapatmak arkadaşlar.
Özellikle bundan birkaç sene önce Türkiye'deki malum internet sayfasının sonsuz bildirimlerine karşı durmak için bu bildirim kapatma özelliğini kullanmıştım.
Burada pazarlama ekibini takdir etmeden geçmek istemiyorum.
Çünkü bu zamana kadar gördüğüm en iyi funnel çalışmalarıydı.
Funnel ne derseniz aslında kısaca bir anlatmak istiyorum ki size karşı uygulanan konsepti de birazcık olsun hayal edebilin.
Örneğin bir şeye bakıyorsunuz ve sonra onunla ilgili bir bildirim geliyor.
Mesela sallıyorum bir çamaşır deterjanı bakıyorsunuz ve yarın da bir vernel bildirimi alıyorsunuz ya işte bunlara funnel'lar deniliyor.
Yani sizin alışveriş davranışlarınızı kurguladıkları bir tünel gibi düşünün.
Bu tüneller ne kadar iyi kurgulanırsa o kadar çok onlarla etkileşime giriyor ve o kadar çok onların faydasına para harcıyorsunuz, ürün satın alıyorsunuz.
Yani bir şekilde onlara hizmet ediyorsunuz.
Ve tabii ki bunu açtığınız uygulamanın ekranında sizi yönlendirerek de yapabilir.
Fakat bunu daha çok bildirimle yaptıklarını biliyoruz hepimiz.
O yüzden senelerdir telefonumda kullandığım uygulamaların %95'inin bildirimleri kapalıdır.
Ve hiçbir zaman o telefona ilk kurduğum anda her şeye izin veri seçmem.
Her zaman her şeyi reddederek ilerlerim.
Hatta aklıma gelmişken burada küçük bir ekleme yapacağım.
Herhangi bir internet sitesine girdiğinizde de böyle tüm çerezleri kabul et yazan bir buton çıkar.
İşte o butonu da kabul etmeyin arkadaşlar.
Her zaman reddet ya da sadece gerekli olanları kabul et gibi bir seçenek varsa onunla ilerlemeye çalışın.
Çünkü siz o tüm çerezleri kabul et dediğinizde aslında kendinizi bir çerez gibi yemelerine izin veriyorsunuz arkadaşlar.
Telefonunuzdaki tüm mesaj geçmişleriniz ya da bir şekilde tüm arama geçmişleriniz karşı tarafa verdiğinizde sizi daha kolay manipüle edebilecekleri bir sistem vermiş oluyorsunuz.
Yani resmen evinize nasıl girileceğini, kapının nasıl açılacağını, paranın nerede olduğunu her şeyi söylüyorsunuz gibi hayal edebilirsiniz.
Aklıma gelen son ekleyeceğim şey ise telefon kullanımınızı en azından uyandığınızda ve yatmadan önce kısıtlamanız.
Güne başladığınızda hayatınızdaki insanların ya da takip ettiğiniz ve belki de fiziksel olarak hiç aynı ortamda bulunmadığınız kişilerin ne yaptığını öğrenmek, istemek gerçekten çok
çılgınca değil mi? Yani güne gözünüzü açıyorsunuz ve önünüzde sizin rutininize göre yaşayacağınız bir hayatınız var.
Kalkıp bir yüzünüzü yıkamak, bir esnemek, bir bugün ne yapacağınızı düşünmektense Onların ne yaptıklarını merak etmek ve bunları görerek içinizi rahat ettirmek bugün kişisel gelişmek
isteyen bir kişinin önündeki en büyük engellerden bir tanesi bence.
Yatmadan önce kısıtlamanın bana çok romantik gelen bir tarafı var.
Çünkü bir şekilde günü kapatırken yaşanan ve olan her şeyden uzaklaşıp gerçekten dingin bir zihinle beraber uyuyabilmek çok büyük bir lüksmüş gibi geliyor.
Ve günümüzde bu lükse, bu rahatlamaya ulaşmak için harcadığımız parayı ya da o paralara ulaşmak için harcadığımız emeği ve enerjiyi düşünürsek sadece telefonu bir sehpanın köşesine iterek ulaşabilmek
çok büyük bir şey. Buna hayır diyemezsiniz ama illa demek isterseniz siz bilirsiniz.
Kendi adıma bunları uzun zamandır deneyimliyorum ve hayatımın bir parçası haline getirmek için gerçekten zorluyorum.
Ben çok faydasını görüyorum.
Umarım size de bir faydası dokunur.
Düşüncelerimin röntgenini çektim, yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
