
Göçmenlik bana yalnızlığı yaşatmadı, yalnızlığımın farkına varmamı sağladı.Bu bölümde, yeni bir ülkede yaşarken değişen aidiyet duygumu, ortaklık sanrılarımı ve “kendime ait olmak” fikrini nasıl tanımladığımı anlatıyorum. “Ben kimim?” sorusunun cevabına biraz daha yaklaştığım bir yürüyüş gibi düşünebilirsiniz.
Düşüncelerimin röntgenini çektim, size yorumluyorum.
📬 Bana ulaşmak istersen:
📩 dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Düşünce Röntgeni''nin 3.
bölümüne hoş geldin.
Ben Beste. Öncelikle bir önceki bölüm hakkında bana verdiğiniz geri bildirimler o kadar motive edici ve o kadar değerli ki bunlar için her birinize tek tek teşekkür etmek istiyorum.
Kendi adıma yeni bir şeyin içindeyim.
Hep konuşan, hep anlatan bir insandım ama bu sefer bir taslak olması, düşüncelerimin bir giriş, gelişme ve sonuç halinde olması gerekiyor.
Tabii ki ikili konuşmalar gibi de değil, bir monovak hali.
Ama ben elimden geldiğince sanki sizinle konuşuyormuş gibi yapmak istiyorum.
Ayrıca bu hazırlıklar sırasında fark ediyorum ki düşüncelerimi bir yapı haline getirmeye çalışmak, atarmayı daha iyi bir noktaya taşımak bana da çok iyi geliyor.
Bir de sanırım daha yavaş konuşmayı deneyimliyorum.
Aslında bu bölümde göçmenlik hakkında konuşup biraz daha kendimden bahsetmek, nerede, ne düşündüğümü, ne yaptığımı size aktarmak istiyordum.
Fakat bu sabah şöyle bir şey oldu.
Bir komşumla uzun bir yürüyüş...
Ve bu yürüyüş sırasında bazı problemlerinden bahsedi.
Fikrimi almak istediğini söyledi.
Tabii ben de çok hevesle dinleyerek elimden geleni yapmaya çalıştım.
Zaten biri bana bir şey anlatmaya başladığında onu anlamak için çok fazla soru soran, diğer açılardan bakmaya çalışan, konuyu bütünsel bir şekilde algılamaya çalışan.
Bence bunların hepsini biraz empati kurma motivasyonu ile yapan bir insanım.
Aslında bu çok insani bir refleks.
Yani bir şeyi dinlediğimizde anladığımızı varsın.
Ya da bir şeyi gördüğümüzde algıladığımızı varsayıyoruz.
Bizim için çok farklı bir şeyse de benzer bir şeyle karşılaştırıyoruz.
Tabii benim birazcık komplike düşünce yapım zorlaştırabiliyor.
Hele ki sizden çok farklı bir toplum yapısında büyümüş birinde, yaşadığı şeyleri anlamaya çalışırken sürekli kendi değerlerinizden farklı değerlerle karşılaşıyorsunuz.
Bir tık daha zor olabiliyor. Anladığımı sandığım şeyi anlayamadığımı gördüm.
Hatta bu bölümde bu konunun içine daha çok girmem gerektiğini düşündüm.
Belki de bambaşka bir konu halinde bireysel ve kolektif yaşam arasındaki farkı incelemeliyim mi acaba dedim.
Muhtemelen hepsinin sırası gelecektir ama bugün göçmenlik süresince fark ettiğim kimlik problemleri, insanları anlamak, adaptasyon, bazen de asimilasyon korkusu bunlardan
bahsedeceğim. Zaten tahmin edersiniz ki göçmenlik benim için sadece göçmenlik diye kalamaz.
Yani hiçbir konu benim için tek başına değil.
Hepsi iç içe ve hepsi...
derinlerde bir yerde bağlanıyor diye düşünüyorum.
Bir de bir önceki bölümde daha uzun olması gerektiğini söyleyen çok insan oldu.
O yüzden bu bölümde biraz daha derinlere girmeye çalışacağım.
Hadi başlayalım. İlk bölümde bahsettiğim gibi ben iki sene önce Amerika'ya taşındım.
Fakat ben hayatım boyunca kısmen göçmen bir yaşam içindeydim.
17 yaşında aile evinden ayrıldım.
12 sene içerisinde 13 tane ev değiştirdim.
Bazen gerektiği için oldu ama çoğu zaman değişiklik istediğim için oldu.
Yani bilmiyorum birazcık karakter...
Realistik bir şey bence. Bazı insanlar yerleşmek, benimsemek, daha da oraya işlemek ister.
Kendini orada bulur.
Bazı insanlar da hep çıkmak, hep keşfetmek ister.
Kendini yolda bulur.
Tabii ülke değiştirmek çok farklı bir şeydi.
Çünkü Amerika'ya hiç beklemediğim bir şekilde green card kazanarak taşındım.
Yani kafamda Amerika'ya taşınmak gibi bir plan yoktu.
Green card kazanınca ben de inanamadım.
İlk anı hatırlıyorum.
Şöyle bir Amerika haritası açıp telefondan baktım ve wow!
Nereye? Tabii çekilişi kazanınca denememek benim için bir seçenek bile değildi.
Hele şu anki Türkiye ortamında bu resmen bir fırsattı.
Biraz önce de bahsettiğim gibi ben hep yurt dışında yaşamayı hayal eden, planlayan bir çocuktum.
Çok iyi hatırlıyorum bir arkadaşım green card kazandığımı öğrenince Beste senelerdir taşınacağım taşınacağım deyip evine bir bardak bile almadın.
Sana çıkmayacak da kime çıkacak demişti.
Yani gerçekten manifest nedir kitabını yazdım arkadaşlar.
Şaka şaka böyle şeyler gerçek mi bilmiyorum ama hayatımda manifest ile ilgili çok şey yaşıyorum.
Ben manifesti kağıtlara yazarak dualar ederek değil de böyle biraz daha onun içindeymiş gibi zaten onu yaşıyormuş gibi yapıyorum.
Bu konuyla ilgili bir bölüm kesin olur zaten.
Neyse ne diyordum green card kazandım ve taşınma kararı verdim.
Türkiye'den ayrılışım dönemsel olarak büyük bir göç akımına denk gelse de aslında benimki bir kaçış değildi.
Bir tercih tamamen farklı deneyimleri görmek, dünya insanı olmak.
denen şeyi tatmak istiyordum.
Çok yer değiştirdim, çok seyahat ettim ve taşınırken de tamamen aynı motivasyonlarla buraya geldim.
Fakat bir şeyi hiç düşünmemişim arkadaşlar.
Adaptasyon süreci ve kimlik sancısı.
Yani bir yere taşınmak niyetiyle seyahat etmek niyeti arasında çok fark varmış ve ben o heyecanla bunları asla düşünmedim.
Öyle ki hayatımın 25 ve 30 yaşları arasında göçmenlik halinde geçiriyorum.
Hem çeyrek hayat krizi denen klişenin içindeyim.
Gerçekten var böyle bir şey.
Hem karakterim çok düşünen ve sorgulayan bir yapıda.
Yani bayağı yoğun yaşadığımı düşünüyorum.
İnanılmaz gelişiyorum.
Çok şey katıyor ama birçok şeyi de götürüyor.
Benim en temelde fark ettiğim ve göçmenlik denince aklıma gelen ilk şey insanın ne kadar yalnız olduğu.
Bunu dramatik bir yerden söylemiyorum ve şimdi bunun derinine ineceğim.
Birçok örnekle anlatmaya çalışacağım.
Bence beni anlayacaksınız.
Şimdi insan uzun süredir aşina olduğu bir yerde yaşarken kendini ifade edebileceği akla iyi gelen şeyler oluyor.
Nerelisin? Hangi partiyi tutuyorsun?
Hangi takımlısın? Sevdiğin mekanlar?
Hani böyle önceden Facebook profilimizi doldururduk ya.
Onun gibi bir şey yani. Aklıma da Facebook'un gelmesi.
Şöyle ki bunların hepsi Amerika'da da var tabii ki.
Burada da kendini birçok şeyle tanımlayabiliyorsun.
Ama sanki paydalar aynı değil.
Kendini bir yabancıya tanımlamak için yepyeni değerler keşfetmen gerekiyor.
O değerlerdeki ilgini ifade edebilmek için de biraz zaman gerek.
Örneğin hava bu sene geçen seneye göre daha mı iyi?
En az iki senedir yaşadığın yerin havasının suyunu az çok bilmeye başlıyorsun.
Tabii ki hava durumu tahmini var.
5-10 gün sonra ne olacağını görüyoruz ama bahset...
Gittiğim şey biraz daha toplum içerisindeki bilgi birikimin.
Ya bu aralarda hiç yağmadı be diye yakınıyorsun.
Karşındaki insan için en normal olan şey olabiliyor.
Böyle suratına bakıp e zaten bu aralar yağmaz ki diyor.
Ya da mesela son zamanlarda bir örnek.
Türkiye'de yaşanan bu negatif olaylardan dolayı tabii ki çok kaygılı, üzgün, stresli hissediyoruz.
Ve o günde hava inanılmaz güzel.
Tabii ülkemde gece ve çok stresli bir ortam.
Burada güneşli ve çok güzel bir ortam.
Çalıştığım yere çok neşeli.
ve günün hakkını vererek yaşayan insanlar geliyor.
Duyguların bambaşka bir alemde, bambaşka bir geceyi deneyimlerken fiziken seninle hiç benzer duyguları paylaşmayan insanlarla bulunuyorsun.
Yani yeri geliyor kendine çok bilgisiz, yeri geliyor çok yalnız hissediyorsun.
Neyi bildiğini, neyi hissettiğini karıştırmaya ve birazcık kaybolmaya başlıyorsun.
Bazı insanlar sırf bu ortaklık hissinden kopmamak için memleketinden başka bir yere bile taşınmıyorlar.
Memleketini bırak, mahalle değiştirme.
Demek istemeyenler var. Hani bunu direkt yapılmaması gereken bir şey olarak görüyorlar.
13. evimden söylüyorum.
Ben böyle görmüyorum.
Ama öyle düşünenleri anlıyorum.
Çok zor bir şey. Yani her zaman olduğu gibi bir doğrusu yok.
Çok kişisel bir mesele. Motivasyonun ne olduğu, ne için yaptığın, tam olarak ne beklediğin çok önemli.
Ki sen de değişiyorsun süreçte.
Beklentilerin de değişiyor. Aslında bir karar değil, bir süreç bence.
Herkes farklı duyguların, farklı motivasyonların peşinde.
Yani bambaşka rotalara sokuyor.
Herkesin hayatına kimse karışamaz.
Peki ben nasıl geçtim o süreçlerden?
Biraz önce de söylediğim gibi ben hep taşınmayı bekleyen, sürekli yer değiştiren, yeni şeyler keşfetmekten, yeni insanları tanımaktan çok zevk alan bir insandım.
Yani bundan daha güzel ne olabilir ki dedim ve çok motive başladım.
Diyordum tamam bir süreç var, alışacağım, öğreneceğim, zamanla ben de bu sohbetlerin içinde bir şeyler söyleyebileceğim.
Kendime zaman verdim ve hep şu öğrendim.
Örneği hatırlattım. Ben Kadıköy'de yaşarken akşamları eve telefonuma bakarak dönebiliyordum.
Otobüsler geçerdi, dolmuşlar dururdu, insanlar yürürdü, köpekler vardı.
Ama ben başarılı bir şekilde hiç yola bakmadan eve varırdım.
Buraya taşındığımda telefona bakarak yürüyemiyordum mesela.
Çünkü beynim sürekli bir uyarılma halinde ve sokağı, yolu, kaldırımı baştan keşfediyor.
O yüzden sakin ol, beste dedim.
Birazcık vakit ver. Tabii ben bu vakti verdim ama...
İnsanın beyni öyle bir acizlik içine giriyor ki sürekli arkada bıraktıklarını hatırlamaya başlıyorsun.
Tamamen ezbere bildiğiniz şeylerden oluşan bir geçmişiniz var.
Çok özlediğiniz, hiç çabasız edilen sohbetler, kendimizi kolay ifade edebilmenin, hızlıca ilişki kurabilmenin, ait hissedebilmenin verdiği bir konfor inanılmaz özlüyorsunuz.
Yani belki insanı, havasını, suyunu değil ama bence bu hisleri çok özlüyorsunuz.
Hepsinin geride kaldığını hatırlıyorsunuz.
ve bunu yeniden kuruma ihtiyacını buram buram hissettiğinde bir yorgunluk ve bir kafa karışıklığı gelmeye başlıyor.
Nasıl ifade edeceksin kendini?
Nereden bulacaksın o paydaları?
Ne kadar vakit alacak bu adaptasyon?
O ortak değerler olmadığında seni şık diye anlayan insanlar yok yani.
Çok büyük iş yani. Gerçekten bunu yapmayı çok istemek gerekiyor.
Ve benim gibi de istiyorsan bir anda uğraşmaya başlıyorsun.
Çok da özledim. Çünkü nasıl yapacağımı bulmakta çok zorlandım.
Bir kere ben herkesten önce kendimi kendime nasıl tanımlayacağım derdine düştüm.
Ben böyle bir şeyleri çözmeye çalıştığımda çok metaforik yerlerden giderim.
Kendime bir resim oluştururum ve onun üzerinden kurgularım.
Mesela bir tanesi yaşadığım her yeri farklı evrenler.
Girdiğim her ortamı farklı galaksiler.
Tanıştığım her insanı farklı gezegenler gibi hayal ediyorum.
Yani biz insanlar bazı konuları...
ve olayların etrafında dönüyoruz.
Çekimimiz azalınca kopuyoruz.
Sonra yeni bir yere çekiliyoruz.
Bazen boşlukta salınıyoruz.
Bazen de çarpışıp bambaşka şekillere bürünüyoruz.
Hayal edebildiniz mi? İşte bence günlük yaşam nerede olursan ol böyle bir sistemin içinde oluyor.
Çarpa çarpa hiç gelmeyi beklemediğin şekillere geliyorsun.
Çekildiğin galaksiler bambaşka galaksiler olmaya başlıyor.
Girdiğin evrenler değişiyor.
Tabii ki bu göçmenlikle daha fazla maruz kaldın.
Yani göçmenlikte biraz mecbur kalıyorsun.
Ama memleketinde olunca aynı galaksinin etrafında dönmeye devam edebiliyorsun.
Çünkü çok fazla kolektif bir çekim oluşmaya başlıyor.
Artık o ortak değerlerin etrafında dönmek biraz kolay da gelmeye başlıyor.
Ama ben bu mecbur kalışın ardından fark ettim ki aslında ortak değerlere sahip olduğumu sandığım çoğu şey belki de benim değerim değildi.
Belki de ben ait olduğumu sandığım fikirlere, yerlere, insanlara ait değildim.
Yani bir noktada daha konforlu hissettim.
hissettirdiği için böyle bir yapıyı özlediğimi fark ettim.
Aslında pek de benzemiyoruz.
Hepimizin yaşadığı deneyimleri anlama ve algılama şekli çok farklı.
Sadece benzediğimizi varsayıyoruz ve bunu kolaylaştıran ortak değerler yaratıyoruz.
Sonra da onlara aitmiş gibi davranıyoruz.
Yine çok derin ve uzun bir cümle oldu.
Bir önceki bölümde böyle cümleleri açmamı isteyenler olmuştu.
O yüzden bir örnekle açayım.
Mesela ikimizin bindiği otobüs aynı ama amaç aynı değil.
İkimiz de Kadıköy'e gidiyor görünüyoruz.
Hatta amaç bile aynıymış gibi görünüyor.
Ama aslında sen Kadıköy'e niye gidiyorsun?
Sana göre nasıl bir günde gidiyorsun?
Bugünden beklentin ne?
Kadıköy'e bakış açın ne?
Oraya vardığında ne hissedeceksin?
Aynı şekilde bunların bendeki cevabı ne?
Yani dışarıdan bakıldığında hepimiz aynı eylemleri gerçekleştirirken ortak hissettiğimiz bir yerdeyiz.
Ama aslında içinde hepimiz bambaşka şeyler yaşıyoruz.
Ve bence memleketinde ya da uzun süredir aynı yerde yaşamaya başladığında bunun çok konforlu bir hale gelmesinden dolayı göz ardı ediyoruz.
Unutuyoruz. Aynı takımı tuttuğumuz için benzer, aynı memleketten olduğumuz için benzer ya da aynı otobüse bindiğimiz için benzer olduğumuzu düşünüyoruz.
Ve dediğim gibi bu çok konforlu.
İçimizi bayağı rahatlatıyor.
Çünkü insanın diğerlerinden farklı olduğunu ve bir noktada yalnız olduğunu bilmesi çok zor bir şey.
Bu zorluk yerine günlük hayatımıza sürekli beğen...
Altyazı M.K.
Bunu kendimiz üzerinden değil hep karşımızdaki üzerinden yorumluyoruz.
Onu sevmedim çünkü o öyle.
Bunu beğenmedim çünkü bu böyle.
Yok onu sen beğenmedin.
Konu senden ibaret. Onu sen sevmedin.
Konu senden ibaret. Bence yaşam kendinle hiç bitmeyen bir tanışma yolculuğu.
İstersen bir metre öteye taşınmadan girersin.
İstersen dünyanın öbür ucuna gider yine de yanından geçmezsin.
Yani bence ait olduğun yeri bulmak önce yalnız olduğunu kabul etmekten geçiyor.
Ben yeni ülkede yeni insanlarla ben kimim diye anlatmak için zorlanırken bunu daha fazla fark ettim.
Ama aslında hep içindeymişim.
Ve bu yüzden göçmenlik benim için beni yalnız bırakan bir şey değil de bana yalnızlığımı farkına vardıran bir şey oldu.
Ve yalnızlığa bakış açımı çok değiştirdi.
Artık dramatik bir şey olarak görmüyorum.
Zaten yaptığım her şey içinde yalnız olduğumu ve belki de daha pozitif bir kelimeyle biricik olduğumu bilmeye başladığımda deneyimlemeye karşı daha cesur bir insan haline...
Kolay değil, bayağı zorlanıyorum.
Çünkü içinde büyüdüğüm değerlerin yalnızlığa bakış açısı çok başka ve bunları kırmak zaman alıyor.
Ne kadar tek başıma seyahat etmiş, kimse olmasa da oraya gitmiş bir insan olsam da, dürüst olmak istiyorum, içimde hep bir burukluk vardı.
Keşke benim de yanımda bunları birlikte yapabileceğim biri olsa diye düşünüyordum.
Çünkü öyle öğretildi.
Yalnızsan eksiksin, yalnızsan bir şeyleri yanlış yapıyorsun.
Çünkü aslında hepimizin böyle olduğunu kapatmıyoruz.
Ve bu bir noktada kendimizi aramayı çok geciktirdi.
Bir sisteme adapte olacağım, bir gruba dahil olacağım diye biz kimiz, neyiz anlayamadan yaşayıp gidiyoruz.
O değerlerin içinde olacağım, bir gruba dahil olacağım.
Ben de kendimi benzer sandığım şeylerin içinde rahat hissedeceğim diye belki de birçok farkındalığı erteledik.
Göçmenlik seni buna maruz bırakan bir şey ama bence göçmenlik yüzünden yaşanan bir şey değil.
Konunun başında bahsettiğim Amerikalı arkadaşım.
...hikayesine dönersem çok benzer şeyleri bambaşka değerlerle yaşıyor.
Kendi içinde çok farklı zorlukları var.
Ama sonuç olarak onun da tek çıkışı cesur olup kendi içine sineni yapmak da benim de.
Tabii onun için marjinal bir tercih yapmak bize göre çok kolay.
Çünkü arkasında kolektif bir toplum kadar benzerlik arayan bir yapı yok.
Kendine ait bir hayat yaşamış olma ihtimali bence bize göre biraz daha fazla.
Hatta buraya taşındıktan sonra fark ettiğim şey...
şeylerden bir tanesi. Burada 50-60 yaş üzerindeki insanlar evet belki yalnız hissediyorlar, evet belki sağlık problemleri yaşıyorlar vs.
vs. Ama bahsetmek istediğim şey bu değil.
Günün sonunda kendilerine ait bir hayatları var.
Lütfen burada psikolojik sorunları olanları baz almayın.
Tabii ki dünyanın her yerinde var bu insanlar.
Benim bahsettiğim şey kolektif toplum yapısının içine ait olmak için kendini yaşamayı hep geciktirmiş bir Bence Türkiye'de bunlar çok fazla var.
Hepimizin çevresinde büyükleri bir noktada içlerine sinmeyen bir hayat yaşamışlar.
O acıyı bence birçoğumuz hissedebiliyoruz.
Hatta bunu bir noktada romantize ediyoruz.
Ya 60 yaşından sonra dünyayı ezmeye başladı.
Artık çok özgür hissediyor.
Kimseyi kafaya takmıyor.
Yani arkadaşlar kendini benzer insanlarda, ilişkilerde ya da toplumun sana dayadığı yapılarda, işlerde aramak yerine Birazcık farklı yerlerde aramaya ve gerçekten kendini
aramaya başladığında çok daha özgür oluyorsun.
İnsan her zaman yanında acılarını taşıyor.
Tabii ki onun da içinde çok fazla sıkıntı var.
Eksiğinle, fazlanla hayatındaki tüm anların sana ait olduğunu bildiğin bir yerde olmak çok daha huzurluymuş gibi geliyor.
Bırakın, benzerlik aramayın.
Benzerlik bulduğunuz için huzurlu olacak sanmayın.
Muhtemelen bir korkudan kaçıyorsunuz.
İsmine de bazen göçmenlik diyorsunuz.
Bazen aile diyorsunuz, bazen vatan diyorsunuz.
Bu bölümle çok alakalı olduğu için size defterime yazdığım bir şeyi okumak istiyorum.
Bence birazcık filozofik bir cümle.
Küçük besteden. Herkesin kendi anlamları üzerinden anlaştığını varsaydığı bu dünyada benzemek sadece bir varsayımdan ibarettir.
Cool muyum ben ya? Yani göçmenlik bana şunu öğretti.
Kendime ait olmak bir yere ait olmaktan çok daha değerliymiş.
Artık yaşadığım yerden çok yaşarken ne kadar kendim olabildiğimle ilgileniyorum.
Cesur olup kendini keşfetme deneyimine hiçbir sonuç beklemeden ve sadece yaşamak için girdiğimiz anın güzelliğinin cebimize kar kaldı.
Düşüncelerimin röntgenini çektim.
Size yorumluyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
