
bu bölümde eski bir tanıdığın profilinden aynadaki kendi halime, “olmuşsun beste” hissinden kendimi o oyundan diskalifiye edişime uzanan bir düşünce zincirini anlatıyorum. belki de mesele bir yere varmak değil; sürekli değişen, öğrenen ve kendi oyununu yeniden kuran biri olabilmektir.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Düşünce Röntgeni Podcast'ın bir bölümünde daha birlikteyiz.
Ben Beste. Nasılsınız?
Umarım her şey çok yolunda gidiyordur.
Benim için hem yolunda gidiyor ama bir yandan da inanılmaz yoğun gidiyor.
Aslında bu hafta bir bölüm yayınlanmayacaktı.
Yani buna çok okey olmuştum ve planımdan çıkarmıştım.
Fakat şu anda cumartesi günü kahvaltımı ettikten sonra mikrofonun başına oturmuş bir şekilde podcast kaydediyorum.
Ebeste madem planda yoktu şu an mikrofonun başında ne anlatacaksın bize diyorsanız tam olarak bunları anlatmaya geldim.
Son bir haftadır çok yoğunum dedim.
Çünkü yaklaşık son bir senedir...
Hayatıma kattığım tüm ilgi alanlarım, hobilerim ya da bu zamana kadarki tüm deneyimlerimden birer birer olmak üzere karşıma fırsatlar çıkıyor.
Ve ben de bir şekilde yapabileceğimi öngördüğüm her şeye girmek gibi bir hem güzel bir özelliğe hem de bir lanete sahibim bence.
Güzel yanı hayatımda birçok farklı alanda çok farklı deneyimler ve çok farklı insan çevreleriyle tanışma fırsatı yakalıyorum.
Fakat laneti dediğim yerse sürekli olarak kendimi geliştirmem gereken bir sınama halinde oluyorum.
İşin trajik komik yanı ise ben başlangıçta bu şekilde sınanacağımı düşünmüyorum.
Yani işi kabul ederken ya da o challenge'a o mücadeleye girerken bir şekilde ben bunun üstesinden gelirim.
Bu zaten benim yapabildiğim bir şey.
Bu zaten benim yeteneklerimle ve ilgi alanlarımla örtüşüyor gibi görüyorum.
Fakat ardından tam tersine onun içinde başka bir detay buluyorum.
O noktada da gelişmek istiyorum.
Yani kelimenin tam anlamıyla kapitalizmdeki hani o performans toplumu diye anlatılan bir kavram var ya ben oradaki personanın canlı kanlı haline dönüşüyorum arkadaşlar.
Ve bazen buna başka bir taraftan bakmaya çalışıyorum.
Hani böyle bir sistem olmasaydı, önüme gelen bu fırsatlar bu şekilde olmasaydı, ben yine böyle bir insan olur muydum?
Tabii ki yaptığım şeyler günümüz koşullarına hallice daha az seçenekli olurdu.
Ama ben yine kendimi bir şekilde bir mücadeleye sokardım.
Buna eminim. Ya ben Amerika'da göçmenlik süreci gibi bir şeyin içinden geçtiğim ilk sene, ailemin yanına köye gittiğimde, kalktım bahçedeki her şeyi boyamak gibi bir şeye giriştim.
Ya da üniversitedeyken zaten köpek gibi çalışıyordum.
Giresun ailemin yanına gidince hadi anne kalk senin salon takımını boyayalım diye böyle bir iş çıkarıyordum başıma.
Yani ben o aman yatalım, yayayım, iki dakika şöyle totomuzun üstüne oturalım diyen insanlardan olamadım arkadaşlar.
Zaten bunları olamadım dediğim anda bile aklıma ilk gelen şey annem, anneannem, akrabalarım yani hiç kimsenin bu şekilde olmayışı.
Demek ki Peki benim genetimde bu yokmuş diyorum.
Hatta bunu şöyle anlatabilirim size.
Biz geçenlerde burada Meksika'da bir yere tatile gittik.
Ama Amerika'ya çok yakın bir bölgeydi ve aslında American Meksika gibi bir şey olmuş oralar.
Çok güzel oteller, çok güzel yemekler, çok güzel restoranlar ve gerçekten her şey çok güzeldi.
Buraya göre de yarı yarıya ucuzdu.
Fakat beni 3. günde inanılmaz bir sıkıntı basmaya başladı.
Çünkü hiçbir şekilde yürünmüyor.
Sadece arabayla...
mekandan diğerine gidiliyor veya otelde yayılıp yatılıyor.
Bu bence bir iki gün için çok ideal ama üçüncü gün artık o kadar bunalmışım ki sınırdan karşıya geçtiğimizde Amerika'da bir AVM'de durduk ve bakmak istediğim mağaza yaklaşık 12 dakika
yürüme mesafesindeydi.
Bir anda dedim ki ben yürüyeceğim, arabayı oraya götürmeyelim.
Sonra yürürken böyle o kadar rahatladım ki arkadaşlar yani AVM'de yürüyorum hani.
Yani yürüdüğüm yerde böyle güzel manzaralı doğa falan değil.
Baya baya yürüyor olmak, hareket ediyor olmak bana çok iyi geldi.
Ve bunu hemen ardında deneyimleyince net hissettim.
Ya Beste senin hareket etmen lazım.
Ama tabii bu sadece hareketle de kalmıyor işte.
Çünkü bunun aslında temeline inersek burada bir içinde hareket halinde olma durumu arzusu var ya her şey.
Ya da derinden bakarım biliyorsunuz.
İşte bu aynı arzu bir şekilde benim hayatımdaki düşüncelerimi, kararlarımı ve tercihlerimi de etkilemeye başlıyor.
Buna nereden vardın derseniz size zaten bugün tam olarak bu fantezi hikayemden bahsetmeye geldim.
Arkadaşlar geçen hafta oturuyorum böyle telefonla takılıyorum.
İşte çok eski bir arkadaşımın bir postuna denk geldim.
Ve dedim ki ya ne yapıyormuş ya hiç görmüyorum uzun zamandır.
İşte profiline tıkladım vesaire.
Birkaç fotoğrafına baktıktan sonra bir fotoğrafında onun daha önceden bildiğim bir arkadaşıyla fotoğrafını gördüm.
Ben bu fotoğraftaki kişiyi tanımıyorum.
Ama bir dönem benim arkadaşımla o kadar yakın arkadaşlardı ki sosyal medyada sürekli bir yerlere gider bir şeyler yaparlardı falan.
Ve ben de kızın profiline bakıyordum.
Bu bahsettiğim hikaye 10 yıl önce falan bu arada.
Ve o zamanlar o kızın profiline baktığım için ya o kıza hala vurdu mu falan diye böyle heyecanlanıp hemen profiline tıkladım.
Sonra kız bana çok başka göründü böyle hani bambaşka bir insan olmuş.
Tabii ben hemen kaydırdım böyle o eskiden baktığım işte hoşuma giden bazı fotoğraflar ya da altına yazdığı bazı yazılar vardı.
Onları bulmaya çalıştım.
Derken buldum ve bir anda böyle hani kendimce bir dejavu yaşadım.
Yani o zamanlar ona bakarken hissettiklerim, onu okurken düşündüklerim ya da o zamanki ona bakış açım ve hatta şu anda o kızın bu kadar değişmiş olması ve bambaşka görünüyor olması ya da benim bakış
açım. Saçımın çok değişmiş olması gibi gibi böyle düşünceler birbirini alıp götürdü.
Ama o zamanlar ne hissettiğimden bir kısaca bahsetmek istiyorum ki hikaye daha iyi otursun.
Ben şimdi Karadenizli bir ailede büyüdüm.
Ailem oldukça sosyal görüşlü ve açık insanlardı.
Ama ister istemez tabii ki o küçük şehir ve Karadeniz'in her zaman bir baskısı vardı üzerimde.
Bu kız da tam tersine Ege'de çok küçük bir şehirde böyle sahil kasabası gibi bir yerde yaşıyordu.
Ve ailesiyle ilişkisi çok tatlıydı.
Aynı zamanda kendisi de çok özgün bir karakterdi.
Ve sosyal medya postlarının altına yazdığı yazılar çok hoşuma gidiyordu.
Ben de hep böyle içten ince ya ne güzel bir hayat.
var işte ne kadar rahat işte istediği gibi giyiniyor, uzanıyor, yatıyor, takılıyor.
Keşke benim de böyle bir hayatım olsa.
Keşke benim de sınırlarım olmasa diye imreniyordum yani.
Neyse sonra ben biraz daha bakındım.
İşte eski yazıları okudum.
Kendi eski düşüncelerimi hatırlamaya çalıştım.
Biraz daha böyle kızın yeni halini kafamın içinde dedikodusunu yaptım.
Derken yukarıda çamaşır bitecekti.
Çamaşır makinesinin başında beklemeye çıktım.
Şimdi bu detay ne alaka diyeceksiniz ama burada çok önemli bir şey gerçekleşti.
Çamaşır makinesinin durduğu yer tam aynanın karşısındaydı.
Makinenin son birkaç dakikasını beklerken aynı anda kafamın içinde hala kızın neden bu kadar değiştiğini, nasıl o personanın bambaşka bir insan olduğunu düşünüyordum ve bir anda...
aynadaki kendi görüntüme denk geldim.
O sırada düşündüğüm her şey o görüntüyle öyle bir noktada kesişti ki böyle çok garip bir an yaşandı arkadaşlar.
Garip diyorum çünkü tam o sırada kızın neden o eski halinin şu anki haline dönüştüğünün kritiğini yaparken aynadaki benim şu anki halimin kızın o eski haliyle
ne kadar benzediğini fark ettim.
Tabii ki ilk önce fiziksel bir benzerlikle başladı çünkü üzerimde sadece bir tişört.
vardı ve altımdaki şort görünmüyordu bile.
Ben de o zamanlar o kızın aynen bu şekilde giyinmesine ve bunu herhangi bir çıplaklık gösterme ya da biraz daha çekici olmak adına yapmıyor oluşuna çok özenirdim.
Çünkü biliyorsunuz yani üzerine sadece tişört giyip altındaki şortu göstermemek hem çok seksi bir modeldir hem de bir yandan çok salaş ve rahat bir modeldir.
Ben her zaman o teşhir tarafında değil de biraz daha o doğal olan tarafta gözü olan bir insan olarak ister istemez ona özeniyorum.
Ve o anda karşımda kendimi öyle görünce daha da derine girmeye başladım.
Aslında ne kadar o insana dönüştüğümü, ne kadar toplumsal sınırları kendi üzerimden kaldırdığımı ama bunu bir aykırılık adına değil kendimi bulmak adına yaptığımı ya da çevremdeki insanlardan ayrışmak zorunda
olmadan onlarla ilişkimi hala çok sevgi dolu ve kabul gören bir yerden sürdürebildiğimi yani o zamanlar o kızda hoşuma giden ya da bana tezahür ettiği tarafta hoşuma giden her şeyden ne varsa tam
olarak içinde olduğumu fark ettim.
Ve o anda arka fonda böyle bir ses.
O'sun. Baya baya o olmuşsun Beste.
Yani kafanda insanlara baktığında gördüğün ve olmak istediğin kişi bir şekilde olmuşsun.
O insanlar olmamışsın.
Zaten beklediğin şey de öyle bir şey değildi.
O yapıyı kurabilmekti.
O hayatı kurabilmekti.
Ve tebrik ediyorum. Olmuşsun Beste.
Bunu fark ettiğim anda hemen böyle içimden dolan bir işte bak ne güzel kendi oluşunu kabulleniyorsun, yeterlilik hissiyle besleniyorsun gibi böyle hem spritüel hem wellness hem böyle psikoloji odaklı
birçok söz kafamın içinde belirdi.
Sonra aman beste gerek yok anladık yeter derken arkadaşlar bir dakika bile geçmedi o zaman ben bu o olmanın devamında ne yapmam gerektiğini biraz daha araştırayım.
Burada gerçekten şöyle bir dı dı dı dın müziği çaldı kafamın arkasında ve kendime aynada bakıp gülüp beste sen O falan olmaz haberin olsun dedim.
Ama şakası bir yana biraz önce bahsettiğim o sürekli bir şeylerin içinden geçmekten hoşlanan ve sürekli kendini yeni şeylerle sınayarak kendini keşfettiğini zanneden bir karakterin bir
yere varması nasıl mümkün olsun arkadaşlar?
Zaten varsa sorun olmaz mı sizce de?
Evet eleştirilmiş bir çocuk olmanın ya da işte yetersizlik hissiyle baş etmeye çalışmanın ya da performans toplumundaki kendini sürekli daha iyi bir halde bulmaya çalışmanın birçok şeyin etkisi var.
Ve evet bunların genel çözümü kendini yeterli hissetmek, kendini mükemmel hissettiğin noktada potansiyelini gerçekleştirmek falan filan hepsi olabilir.
Ama bence bana sorarsanız benim buraya gelişimin sebebi bu bahsettiğim dış etkenlerden çok daha öte ve çok daha içeride tam olarak benim ben olmamla alakalı.
Yani bence aksine beni oturtursanız, beni yeterli hissettirirseniz, beni yeni şeyler keşfetmekten mahrum bırakırsanız ben daha sağlıklı ve daha iyi değil, daha sağlıksız
ve daha hasta hissedeceğim.
Ve tam romantik böyle ay işte veste kendi potansiyelini keşfettin sen osun deyip içimin yağlarını eritecekken gelen bu düşünce sarmallarıyla beraber Kafamın arkasında yeni bir
ses yankılandı.
Diskalifiye. Yani gerçekten bu sesi duydum.
Çünkü tam o hani osun dediğim anda içimin yağları eriyip böyle sıcacık böyle o olmuşluk, tamam anlamışlık, varmışlık hissine kavuştuğumda hani ben de kazanmış, ben de
varmış, ben de yapmış hissetmiştim.
Fakat kendimce uydurduğum bu romantik oyunu bile sürdüremedim ve kendimi bu oyundan diskalifiye ettim.
Bu eskiden bana dramatik, ve zayıf gelirdi.
Fakat şu anda aksine çok komik ve çok da güçlü geliyor.
Çünkü ben o bildiğini kabul eden insanlardan zaten hiçbir zaman olamadım.
Hatta öyle olanlara da çok şaşkınlıkla baktım.
Hani var ya böyle, bu böyledir diyen, kendi mantığı ve anlamlarıyla vardığı sonucu ortak ve genel bir yargıymış gibi kabul eden ve bu sonuçta da böyle dimdik yürüyen, hani hiçbir şekilde burnunu
yere eğmeyen ve kendi bildiğine yüzde yüz inanan insanlar.
İnanın ben de bir gün öyle bir şey olacak zannediyordum.
Hani hatta bu başından beri bahsettiğim bestenin girdiği tüm deneyimler, içselleştirdiği tüm olaylar sanki o bilgiye, o mutlak bilgiye doğru giden bir yolculuk.
Fakat ben ne kadar çok öğrendiysem, ne kadar çok keşfettiysem o kadar bilemeyeceğimi ve o kadar da gerçek bir bilginin olmadığını fark ettim.
Ve bununla beraber artık o bilen insanlara gıpta ile ya da merakla değil de birazcık iyi sen biliyorsan ne güzel ya falan diye böyle geçtirerek bakmaya başladım.
Ve kendime de tıpkı bu sebepten dolayı artık yetersiz veya değersizlik hissiyle baş eden bir insan olarak bakmıyorum.
bir sonuç olmamasına rağmen, bir yere varacağımı bilmememe rağmen, tamamen yaşamak istediğim için, sonunda herhangi bir haz olmasa da, herhangi bir arzuma kavuşmasam da, bu deneyimin içinden geçebildiğim
için kendimi oldukça güçlü ve yaratıcı hissediyorum.
Çünkü ben o oyundan diskalifiye oluyorum ama kendi oyunumu kuruyorum.
Ve bana sorarsanız asıl o bildiğini zanneden, o dimdik yürüyen, doğrusu ve yanlışı çok net olan, o ortak bilgiyi kendi bilgiyle ilgisiymiş gibi varsayanlar gerçekten yetersizlik hissiyle
baş ediyorlar. O kadar yetersiz hissediyorlar ki ortak bir algıda kendilerini tamam hissetmeye muhtaçlar.
Bunu nereden çıkarıyorum derseniz tam olarak içinden geçtim de oradan biliyorum.
Düşüncelerimin röntgenini çektim, yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
