
bu bölümde çok sevdiğim bir sosyal medya akımının “hayat sen olsan da olmasan da devam ediyor” fikrinden nasıl “beni desteklemediler, o yüzden çiçek açamadım” noktasına geldiğini düşünüyorum. Sevilmek güzel elbette ama bazen hikâyeyi tamamen dışarıya bağlarken kendi payımızı unutuyoruz. Belki de mesele koca resimde küçük olduğumuzu hatırlamak değil, o resmin içinde bize düşen payı görmektir.,
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Selamlar herkese.
Düşünce Röntgeni Podcast'in bir bölümünde daha birlikteyiz.
Ben Beste. Bu kafiyeli giriş çok hoşuma gidiyor yalnız.
Neyse, uzun bir aradan sonra tekrar mikrofonun başındayım.
Birazcık heyecanlıyım açıkçası.
Tabii size göre çok bir ara geçmedi.
Çünkü stoktaki bölümlerim yayınlandı.
Ama ben yaklaşık 5 hafta sonra tekrar mikrofonun başına geldim.
Ara verip vermemek konusunda çok kararsızdım.
Çünkü... Podcast kaydetme işinde özellikle kendi adıma bunu söyleyebilirim ki ara verince bir ritim bozuluyor arkadaşlar.
Yani bazen böyle tek seferde oturup bölüm kaydettiğim oluyor ve bazen de aksine 8-9 kere aynı cümleyi söylediğim hatta böyle söylediğim şeye de çok yabancı hissetmeye başladığım anlar olabiliyor.
O yüzden ara verip yabancılaşmak ve bu mikrofonla bağı koparmamak istiyorum.
Ama bir yandan da son zamanlarda o kadar farklı seçeneklerle ve o kadar...
Yoğun bir hayatla baş etmeye çalışıyordum ki bence bu ara gerçekten iyi geldi.
Hani öyle yepyeni bir şey de bulmadım ama en azından bir dinlenip kendime dışarıdan bakma fırsatı edindim.
İşin güzel yanı sadece kendime de değil dışarıdaki insanlara da bu perspektiften baktım ve şunu fark ettim.
Herkes bir noktada kaybolmuş hissediyor.
Hani ben bir süredir göçmenlik, yeni ülke, işte ne bileyim quarter life crisis denen bu çeyrek hayat krizi falan filanlarla kendimi bir şekilde avutuyordum.
Ama fark ettim ki bunun artık yaşla, cinsiyetle, göçmenlikle pek bir ilgisi yok.
Tabii ki bu sıfatların şartları biraz daha zorlaştırmadığını söylemeyeceğim yani.
Ortada zaten görüyorsunuz.
Ama gördüğüm o ki...
düzeni aynı kaldığı yerden devam eden, ne bileyim yıllardır aynı işi yapan, belki de ailesi olan, hep aynı yerde yaşayan, hayatında mayor bir değişiklik olmayan insanlar dahi
bir şekilde kaybolmuş hissediyorlar.
Bunu nereden anladığımı sorarsanız...
Açıkçası ben iyi bir dinleyici değilim arkadaşlar ve bu benim gerçekten geliştirmeye çalıştığım özelliklerimden bir tanesi.
Zaten çok konuşan bir insan olarak muhtemelen dinlemekten ziyade konuşmaya hevesliyim ve bu motivasyon da beni şu an burada totkes yaptırıyor diye düşünebilirsiniz.
Ama söylediğim gibi buna odaklanıyorum ve bence burada empati yeteneğimin faydasını çok fazla görüyorum.
Yani çok iyi dinlemeye çalıştığım her anda güçlü bir empati yeteneğim olduğu için Bir şekilde o insanların çıkmazlarının tam olarak nerede olduğunu da hissetmeme faydası oldu.
Ve gördüğüm o ki arkadaşlar bence şu anda dünyanın bir geçiş sürecinde olmamızdan ötürü hepimiz nereye gittiğimizi anlayamayacak kadar kaybolmuş hissediyoruz.
Çok yeni bir bilgi değil bu yani farkındayım.
Siz zaten bunu biliyorsunuz ama ben yine de bunu biraz bir konu haline getirmek istedim.
Çünkü şunu fark ettim.
Mesela bunu konuştuğum arkadaşlarımdan birçoğu başka ülkelerde hatta başka bir zaman diliminde benden çok uzaklarda yaşıyorlar.
Ve ben onlarla konuşurken burada örnek veriyorum güneşli bir havada bambaşka bir ortamı deneyimlerken onlar orada yağmurlu ve karanlık bir ortamı deneyimliyor.
Hatta daha da fazlası zaman farkından ötürü ben sabah enerjisiyle acayip pozitif ve belki daha yüksek, daha güçlü hissettiğim bir noktadayken onlar akşam enerjisiyle biraz daha kapanmaya, uyumaya
hazırlık halinde oluyorlar.
Biraz daha aman boşver modunda oluyorlar.
Ve işin tuhaf tarafı iki farklı ortamda iki bambaşka deneyimi yaşayan insanlar olarak aynı kafada buluşabildiğimiz ve belki de bir şekilde düşünsel bir ilüzyonun içinde
var olabildiğimiz bir deneyim yaşıyoruz.
Yani ben sosyal medyada tamamen Türkleri takip etsem de Los Angeles'ta yaşıyorum ve buradaki etrafı deneyimliyorum.
Sokakta yürürken telefonda annemle konuşsam da aslında sokakta benimle aynı havayı soluyan, benimle aynı enerjiyi paylaşan bir insanla yürüyorum.
Yani fiziksel olarak bulunduğumuz yerleri deneyimlemekten öte zihnimizdeki yerleri deneyimlemeye çalıştığımız belki de deneyimin biraz daha boyut değiştirdiği bir dönemde yaşamaya başladık.
Konu sadece teknoloji değil arkadaşlar.
Artık ciddi anlamda zihnimizde yaşamaya başladık.
Ve bu yüzden de hangi tarafa gittiğimizi bilmiyoruz.
Çünkü ben sosyal medyada bir yaz tatilini kaydırırken burada yağmur yağarsa...
Tam olarak ne yaşayacağımı ve ne istediğimi nasıl anlayabilirim?
Yani bilmiyorum çok karmaşık geliyor.
Bu konu üstüne biraz daha düşüneceğim zaten.
Bu konu bende dönüp durur.
Ama diyeceğim o ki genel olarak hepimiz ne yaptığımızı bilmediğimiz dönemlerden geçiyoruz.
Ve bu konuda da çok haklıyız galiba.
Neyse böyle bir küçük ayaküstü sohbet etmişiz gibi düşünüyorum.
Ve bugün konuşmak istediğim konuya gelmek istiyorum.
Eğer aktif bir şekilde sosyal medya kullanıyorsanız karşınıza çıkmıştır diye düşünüyorum.
Son 5-6 aydır popüler olan bir içerik konsepti var.
Bir fotoğrafı üste koyup diğerini alta koyuyorlar ve ikisine de bazı cümleler yazıyorlar.
İşte bunlar genellikle sen başardığında hayat, sen başaramadığında hayat, senin istediğin olduğunda hayat, senin istediğin olmadığında hayat gibi ikili durumlardan bahsediyordu.
İki resmin de tamamen birbirinin aynısı olduğu bu içeriklerin mesajı aslında o kadar da önemli değilsin.
Yani aslında sen değilsin değil de kafana taktığın şey o kadar da büyük bir şey değil.
Yani sen bunu yapsan da yapamasan da, sen bunu dert etsen de edemesen de bak hayat kaldığı yerden devam ediyor gibi bir mesaj veriyordu.
Ve ben bu içerik konseptini çok beğenmiştim arkadaşlar.
Çünkü gerçekten bazen...
O bahsettiğim kendi ilizyonumuzda yaşadığımız dertlerimizi dünyanın sonuymuş gibi dert ediyoruz.
Ya da bazen kafamıza taktığımız şeyleri aşmak veya başarmak için o kadar çok çabalıyoruz ki etrafımızı göremez hale geliyoruz.
Eminim birçoğumuzun başına bu sık sık geliyordur.
Özellikle benim başıma çok sık geliyor ve daha önce de bahsetmiştim.
Böyle şeyler yaşadığımda genellikle çok uzağı görebileceğim bir yere giderim ya da çok yüksek bir tepeye çıkıp hem ne kadar çok büyük bir resmin olduğuna hem de o resmin içinde benim ne kadar küçük olduğuma
bakıp rahatlamaya çalışırım.
İşte tam bu yüzden bu içerik bana inanılmaz hitap etmişti.
Yani çok hoşuma gitmişti.
Bulanın da ellerine sağlık deyip birçok kez paylaşmıştım, beğenmiştim falan filan.
Gel zaman git zaman sosyal medyayı aktif kullanmaya çalıştığım bu dönemde elimde bazı fotoğraflar vardı ve dedim ki ben de böyle bir içerik hazırlayayım.
Çünkü hemen aklıma geldi. Zaten beğenmiştim ve üstüne yazabileceğim çok şeyim olduğunu düşünüyorum.
Birkaç örnek bakmak için tekrar Instagram'da benzer içerikleri bulmaya çalıştım ve fark ettim ki bu içerikler şekil değiştirmiş arkadaşlar.
Yani aslında mesaj değiştirmiş demek daha doğru olur.
Mutlaka bu da karşınıza çıkmıştır.
Eğer beğenip paylaştıysanız da lütfen üzerinize alınmayın.
Ben tamamen durumun farklılığını eleştiren bir yerdeyim.
Yani anlatmaya başlayınca zaten daha iyi anlayacaksınız.
Şöyle bir değişiklik yapmışlar üstteki görsel artık siyah beyaz ve daha kötü daha negatif bir durumu tanımlarken alttaki görselin daha pozitif ve renkli olduğu mesajlarında bu doğrultuda
değiştiği bir hal almış.
Artık o siyah beyaz kısımda daha çok negatif mesajlar var işte sen sevilmediğinde hayat sen desteklenmediğinde hayat gibi durumu bir başkalarının sana vereceği ilgiye ve desteğe bağlayan.
Ve altta da sen sevildiğinde, sen desteklendiğinde, etrafında şöyle böyle insanlar olduğunda hayat diye sanki seni güzel yapacak olan şeyin tamamen o insanlar olduğunu anlatan.
Yani bir adım geriden bakarsanız mesaj sen merkezde değilsin, her şey senin etrafında dönmüyor iken tam tersine tamamen merkez sensin.
Yani bütün olay senin etrafında dönüyor diyen bir konsepte evrilmiş.
Şimdi ben burada buna yanlış diyemem ama tam olarak doğru da diyemem.
Çünkü bu eksik bir doğru bence.
Kesinlikle etrafınızdaki insanlar tarafından sevildiğinizde, destek gördüğünüzde, kendi hayatınızla ilgili çok daha olumlu ilerlemeler göreceğinize ben de katılıyorum.
Fakat bence o ilerlemeyi gerçekten isteyen bir noktadaysanız bunun için birileri tarafından destek görmeniz ve sevilmeniz bir ön koşul değil bir sonuç olmalıymış gibi geliyor.
Ne demek istiyorum? Biraz daha açacağım burada.
Şimdi bu desteklendiğinde olan versiyona çiçek açmak diye bir kavram çok kullanılıyor ya biz de onu söyleyerek örneklendirelim.
Diyelim ki ben çiçek açan bir beste olmak istiyorum.
Sen de aynı şekilde düşün bunu.
Yani o çiçek açan kişi neyse o kişinin bazı tanımları var değil mi?
İşte şu anda hayatında olmak istediğin, varmak istediğin bazı yerler, koşullar, düşünceler var ve buralara vardığında aslında o çiçek açan dediğimiz kavramın içine oturuyor hale geleceksin.
Ve diyelim ki tamamen etrafındaki insanların sana vermediği destek, sevgi bilmem ne yüzünden.
Bu arada bu da acayip çeşitlendirilmiş yani konunun temeline gelince buraya tekrar döneceğim.
Neyse o sebeplerden ötürü sen o çiçek açan şartlara kavuşamıyorsun.
Şimdi eğer ben çiçek açan kişi olmak istiyorsam ve olmak istediğim tanıma giden yolu da farkındaysam ve bu yolda benim önümdeki engellerin de bu insanlar olduğunu fark ediyorsam O zaman benim neden
bu insanlarla hala bir ilişkim var değil mi?
Yani benim önümdeki engel benim bulunduğum koşullardaki insanların beni desteklememesi ise ben neden hala o insanlarla beraberim?
Eğer ben böyle bir farkındalığa gelebilecek noktada bunu tanımlayabilecek kadar akla ve zekaya sahipsem hala o insanları kötülemekle aslında o akla ve zekaya doğru gidemediğimi
mi gösteriyorum? Sözde açacaktım iyice karıştırdım.
Yani arkadaşlar bence mağduriyet rolüne geçmek birazcık daha kısa yol ve sorumluluktan kaçışmış gibi geliyor.
Tabii ki hayatımızda belli sebeplerle çok büyük engeller yaşıyoruz.
Hepimizin kendine göre büyük küçük travmaları var ve bunları bir şekilde aşamıyoruz.
Bu yüzden de gitmek istediğimiz yere gidemiyoruz, yapmak istediklerimizi yapamıyoruz falan filan.
Ama bence konuyu bu kadar çok etrafımızdaki insanların bizi sevip sevmemesine bağlamamak gerekiyormuş gibi geliyor.
Ki bir noktada burada bir perspektifi de açmak istiyorum.
Arkadaşlar sosyal medyada popülerleşen her içerik konseptinin altında algoritmanın hedefini de unutmamak gerekiyor.
Teknoloji dünyasının sosyal medya uygulamalarının para birimi neydi arkadaşlar?
Etkileşim. Ve biz etkileşim ağına bir şekilde o çok mutlu ve komik içeriklerle girdiğimizi sansak da sürekli birilerini hedef alan, sürekli o öfke ve korku temeli altında oluşan
içerikleri izliyor ve bunlarla daha fazla etkileşiyoruz.
Bahsettiğim o içeriği gördüğümüzde o mağdur olan kişiye karşı bir onay verme ihtiyacı hissediyoruz.
Hatta onu mağdur edenlere karşı da bir öfke ve kızgınlık besliyoruz.
Sonra da ne hikmetse biz de kendimize o mağdur olan...
anlar grubunda hissetmeye başlıyoruz.
Bir bakıyoruz biz de desteklenmediğimiz için bir türlü çiçek açamıyoruz.
Bir bakıyoruz bizim de hayatımızda bizi seven insanlar olmadığı için bir türlü o hedeflerimize varamıyoruz falan filan bu liste uzuyor ve mağdurlar grubu diye bir şey oluşup bunların da kocaman bir etkileşim ağı
oluşuyor. Bunun üzerinden sosyal medya uygulamaları çok güzel para kazanırken, küçük işletmelerin güzel güzel reklam paralarıyla seni onunla bununla etkileştirirken, bir yandan da senin neden bu tarafını besliyor diye
düşünmemek elde değil.
Hatırlarsanız bu sene Hepimiz Narsisiz diye bir kitap okuyup onunla ilgili bir bölüm yapmıştım.
Ve o bölümde de sık sık bahsedilen örtük narsisizmi hatırlatmak isterim.
Hani hep başaramadığımız şeyler bir başka sebepten dolayı olamıyor ya.
Yani bir şekilde o istediğimiz hayata, istediğimiz yere, istediğimiz insana, ilişkiye hep o dışarıdakilerin yanlış anlaması, anlamaması, desteklememesi yüzünden varamıyoruz ya.
Bu bana bir noktada sorumluluktan kaçmakmış gibi geliyor.
Hani sadece kafanızdakine varmak için olan sorumlulukları düşünmeyin.
Belki de o etrafınızı temizlemek de bir sorumluluktur ve siz bundan da kaçıyorsunuzdur.
Çünkü etrafınızda o bahanenin tam yanı başınızda duruyor olması sizi bir sonraki sorumluluktan geri tutuyordur.
Yani bu koca sarmalın neresinden çıkarsınız bunu bilebilecek bir ünvana sahip değilim.
Ben sadece sosyal medyada bir içeriğin A noktasından B noktasına geçerken ki süreçte bende neleri değiştirmeye çalıştığını hissettiğim bir konuşmayı yapmak istedim.
Ben de sık sık bu dünyayı kendi gözlerimle görüp başımı yastığa kendi dertlerimle koyup güne gözlerimi kendi beklentilerimle açmanın o dünyayı kendimden ibaret sanmanın yanılsamasına
düşüyorum. Fakat...
Bütün olayın senden ibaret olmadığını, koca bir resmin olduğunu ve milyar yıllar içerisinde sadece dünyaya gelmiş bir döneme ait bir parça olduğunu hatırlamak belki de o çiçek açacak insana gitmek için
atabileceğin ilk adımlardan biri olabilirmiş gibi geldi.
O yüzden burada bunlardan bahsetmek istedim.
Düşüncelerimin röntgenini çektim, yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
