
Bu bölümde son zamanlarda tekrardan adını duyuran Banu Berberoğlu'nu neden izlediğimiz hakkında düşüncelerimi paylaşıyorum. Konu Banu Berberoğlu değil, onu neden izlediğimiz yani biz...
Düşüncelerimin röntgenini çektim, sana yorumladım.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, huzurla kal!
📬 Bana ulaşmak istersen:
📩 dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Düşünce Röntgeni''nin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben Beste. Nasılsınız?
Umarım her şey yolundadır.
Ben bir tık heyecanlıyım çünkü 3 aydır ertelemekte olduğum bir bölümü çekeceğim şimdi.
Evet arkadaşlar, tam 3 aydır erteliyorum çünkü kendimi bir türlü hazır hissedemedim.
Hatta belki de birazcık yargılanmaktan çekindiğim bir konu.
Fakat bunun beni durdurmasına izin vermek istemiyorum.
Çünkü bu podcast'ı başlatırken burası benim düşüncelerimin röntgeni olacak dedim ve bununla empati kurabilen...
insanlarla tanışabilirsem ne ala.
Fakat yargıya gelince onlar benim için sadece bir geri bildirimden ibaret olmalı.
Yani benim için bir önyargı haline gelmemeli.
Peki ne oldu da ben 3 ay sonra bu karara geldim diye merak ediyorsanız etmiyorsanız da ben bir kısa anlatacağım.
Arkadaşlar geçen bölümde bahsettiğim bu alıngan insanlar konusu ister istemez benim hayatımda da bazı farkındalıklar yarattı.
Hani demiştim ya beni doğal bir iletişim halinden çıkarıyorlar.
Sanki kendimi onlara ait bir iletişim...
Bir de bunların böyle varyasyonları var.
Mesela kendi değersizliğini bir insana karşı saldırı için kullananlar bazen bu saldırıyı ortada olmayan bir şeyi uydurup yani bir yalan uydurup kişinin itibarına zarar vermeyi hedef alıyorlar.
Ya da tamamen olay çıkarmaktan zevk alanlar var.
Hani değersizliğini örtmek adına ortaya nefret koyuyorlar.
Spesifik örneklerle basitleştirmek istemiyorum.
Fakat siz beni kendi hayatınızdaki deneyimlerinizle birleştirerek daha iyi anlayacaksınız.
Ben genellikle bu tarz şeyleri deneyimlediğimde tasımı tarağımı toplar giderim arkadaşlar.
E giderim ama içimde bir hatırası hatta...
Belki de bir travması kalır.
Yeni bir ortama girdim. Yepyeni insanlarla tanıştım.
E biliyorsunuz işte klasik bir sosyalleşme rutindeki muhabbetler edildi.
Eve dönerken de yolum biraz uzun böyle.
Karanlık, tek başıma sürüyorum falan.
Düşündüm, düşündüm.
O sırada aklıma çok fazla kaygılar ve sorular gelmeye başladı.
Acaba bugün yaptığım şeyleri tersine çevirip bana karşı kötü kullanacaklar mı?
Acaba beni yanlış anladılar mı?
Acaba ben bir şekilde insanları rahatsız eden bir şey yaptım mı?
Ki ben daha önce böyle şey...
Hiç düşünmezdim ya.
Dümdüzdüm arkadaşlar. Hani başıma gelince aa ne oldu ya ne alaka diye karşılardım.
Beni bu hale getirenler utansın.
Neyse tam bunları düşünürken kendime hemen bir rehberlik ettim ve dedim ki Beste bugün yaptığın, konuştuğun herhangi bir harekette hiç kimseyi incitmeyi düşünmedin.
Kimseye karşı bir kötü niyet ya da çok fazla bir ilgi de hissetmiyordun.
Yani tam olarak sen olduğun bir gündü.
Yani benim bugün herhangi bir eylemimi sırf bu filtreyi gözeterek yaşamış olmam.
Beni o insanın bana yapabileceklerinden daha fazla üzerdi.
Düşünsenize yani. İçinizden geleni söyleyemediniz.
Kendi düşünce sisteminizde devinleşemeden ve rol yaparak bir ortamdan ayrıldınız.
Ne kendinizi orada hissettiniz ne de karşınızdakine dürüsttünüz.
Aslında birkaç saat yaşamış gibi görünseniz de hiç yaşamadınız.
Sadece bir yerde fiziken bulundunuz.
Bu çok daha kırıcı bir şey bence.
Ve hemen ardından dedim ki insanların ne düşüneceğine, seni kendi hayal gücünde nasıl yorumlayıp ne diyeceğine göre davranıyorum.
Onların istediği itibarı kurmak için kendi deneyiminden eksilemez.
O yüzden yargılanmaktan ve konuşmaktan çekindiğim bu bölümü 3 ay sonra bugün kaydediyorum.
E hadi başlayalım o zaman.
Bölümün başlığından da görebileceğiniz üzere ben bugün Banu Berberoğlu'nun hakkında değil, Banu Berberoğlu'nu neden izlediğimiz hakkında konuşmak istiyorum.
Öncelikle Banu Berberoğlu'nu bilmeyen ya da pek aşina olmayan varsa diye kısacık bir özet geçeceğim.
Kendisi sanırım 30'lu yaşlarında genç bir kadın, Trabzon'da yaşıyor.
videoları çekmeye başlamıştı ve birçoğumuz ona hipnotik bakışları ve saf diyebileceğimiz iletişimiyle tanıyoruz.
8-9 sene önce her YouTuber'ın yaptığı gibi işte makyaj videoları çekiyordu, soru cevap yapıyordu, insanların dertlerine cevaplar veriyordu ki ben bunu çok beğeniyordum.
Bir de o zamanlar bir erkek arkadaşı Mehmet vardı.
Birlikte geziyorlardı ve bence en çok viral olma sebepleri de beraber yaptıkları şeylerdi.
Yani buradan bakınca aslında Türkiye'nin birçok ilinde olduğu gibi küçük şehir hayatı yaşıyorlardı.
Tabii o dönemde çok...
Yani her zaman çok izlendi fakat izleyen insanlar çoğunlukla dalga geçmek, yermek hatta hakaret etmek için izliyorlardı.
Ardından uzunca bir süre ortadan kayboldu.
Bir gel gitler oldu tabi arada bir video yükledi falan ama 8-9 senedir aktif değil bu kişi.
Ve birkaç ay önce neden video çekmeyi bıraktım başlığıyla bir soru cevap videosu yayınladı.
Çok ama çok hızlı bir şekilde ilgi gördü ve şu an güncel izlenme sayısı 1.8 milyon.
Ki kanalında 571 bin...
takipçisi var yani. Görece dolu bir kanal.
Hatta şimdi baktım 109 tane video yayınlamış.
Bunun içinde ayrıldığı sevgilisi Mehmet ile olan videoları yok bu arada.
Yani aslında çok daha fazlasını yapmıştı.
Sıkı bir içerik üreticisi ve birçok etkileşimi var.
Ben de bu bölümleri yapmadan önce videoların altındaki yorumlara baktım.
Baştan şunu bir söylemek istiyorum.
Bu podcast bir araştırmacı gazeteci içeriği ya da bir klinik çalışma değil.
Tamamen kişisel olarak bu konuda neler hissettiğimden ve düşüncelerimden bahsetmek istiyorum.
Son bölümlerinin altında... yorumların hepsinde insanlar onu çok özlediğinden ve desteklediğinden bahsediyor.
Yani ben bunu şöyle yorumluyorum.
Eskiden onu linçleyen kitle ile şu an onu özleyen kitle çok iç içe.
Açıkçası ben 8-9 sene önce kendisini takip etmiyordum.
Sadece sosyal medya üzerindeki memeslerden ve işte kendi aramızda şakalaştığımız videolardan, ciflerden falan biliyordum.
En çok kullandığım içerikleri genellikle makyaj yapamadığı sahneler.
Çünkü ben de makyaj yapamıyorum arkadaşlar maalesef.
Yani tabii ki bildiğim video sahneleri var ama oturup izlemişliğim yoktu.
Açıkçası çok iyi bir insan olduğum için değil ama o zaman da linçlenmesi çok garip geliyordu.
Çünkü kız aslında sıradan bir küçük şehir insanı ve onu yansıtıyordu.
Evet kişisel olarak bakarsam o toplumca normal saydığımız görüntüden ve iletişimden farklı olabilir.
Ama arkadaşlar eğer bu perspektiften bakacaksak hangimiz kime göre daha normaliz ki?
Moda olan tonlarda makyajlar yaparak yüzümüze alışıldık tuttuğumuz için ya da giyimimizi de aynı oranda marjinal bir forma getirdiğimiz için mi daha normaliz?
Aklıma şu örnek geldi mesela hani böyle evsiz insanları alıp temizleyip bakım yapıp bambaşka bir insan haline getiriyorlar ve sanki milyar dolarları olan bir Jeff Bezos falan gibi görünüyor ya.
Ha işte bu ekstrem değişimin ortalarındayız hepimiz.
Banu da ya önümüzde ya arkamızda ama çok yakınımızda bir yerlerde.
İletişim tarafına gelince de samimi olmak gerekirse kendim de dahil artık hepimiz çok derin, çok düşünceli ve çok akıllıyız.
En azından her gün biraz daha derinleşmeye çalışıyoruz ve sonucunda da her şeyin birbirinden çok alakasız sayılabileceği halde bir şeyleri birbirine bağlamakla avunuyoruz.
Ki bir yandan da bu enformasyon olayı bayağı popüler hale geldiğinden hangimiz gerçekten öğreniyor, öğrendiklerini sindiriyor ve hangi gerekçelerle kendimizi daha akıllı buluyoruz gerçekten bunu
çok düşünüyorum. Bir yerlerde bulunduğumuz için orayı bildiğimizi, okuduğumuz için öğrendiğimizi zannediyoruz.
Başımıza bir olay geliyor mesela deneyimlemiş olmanın rütbesi takıyoruz hemen omzumuza.
Sonra onu Instagram videomuza, Facebook postumuza falan koyuyoruz.
Evet tebrikler. Sen ilan edilmiş bir bilgilisin ve evet...
en ama en derini sensin.
Ama işine gelen konularda derinsin.
Hadi gel birazcık da Banu'ya derinden bakalım.
Ben hemen yanındaki şehirde hatta belki onun yaşadığından daha küçük bir şehirde büyüdüm ve kültürümüz çok benziyor arkadaşlar.
Bahsettiği günlük rutinler tam olarak hayatımın bir parçasıydı.
Yani Banu benim için memleketteki bir komşum, sıra arkadaşım hatta akrabam kadar yakın bir profil.
Bize zamanında çok garip hatta cringe gelen bu yüzden linçlediğimiz halleri de tam olarak kendisiydi.
Bugün çok masum ve saf gelen, takdir gören halleri de kendisi.
Bu ne yaman çelişki anne?
Bir kere şu noktada hemfikir miyiz?
Kendisinin diyalektik yapısı oldukça basit ilerliyor.
Yani bir girdiği oldukça basit bir biçimde değerlendirip o kadar da sade bir cevap veriyor.
Hani dünyayı bırakın, Türkiye'deki insanların büyük kısmı zaten benzer bir düşünce yapısındayken biz neden Banu Berberoğlu'na bu kadar çok ilgi gösteriyoruz?
Bu sade diyebileceğimiz ya da çoğu insana göre masum sayılabilecek olan düşünce yapısının yanı sıra güçlü bir iletişimi de yok arkadaşlar.
Örneğin cümlelerinde özneler hep bir tekrar halinde.
Türkçe öyle bir dil ki aslında kelimenin sonuna ekleyebileceğin herhangi bir harf ile öznenin anlamını doldurabilirsin.
Ama Banu bunu yapmıyor. Bir örnek vereyim mesela.
Bunu özellikle not aldım.
Beni aldatan çocuk dönse affederim ama dönmüyor diyen bir itirafa.
Zaten aldatmış. O yüzden dönmemesi bence senin için daha hayırlı gibi geliyor bana.
Tabii ki sevdiğin için dönmesini istiyorsundur ama aldatan bence tekrar aldatır.
gibi geliyor bana. Yani aynı şeyi yapar karakter meselesi olduğunu düşünüyorum çünkü aldatmanın.
O yüzden de dönmemesi senin için dediğim gibi daha hayırlı olur gibi geliyor bana.
Şeklinde bir cevap veriyor. Hipnotik bir yanı olduğu yatsınamaz bir gerçek.
Fakat eleştirel yanımızı da adil olmaya davet edersek yani kimlerin ne hatalarını yerdik, beğenmedik, eksik bulduk.
Banu'nun bu zayıf iletişimini basitlemek istemiyorum ama cevapların az düşünülmüş, ilk akla gelen haldeki sadeliğini neden eleştirmekten ziyade destekliyor?
Ve hatta sizin deyiminizle seviyoruz.
Başında da söylediğim gibi arkadaşlar ben Banu'yu eleştirmek ya da ona karşı tespitler yapmak için değil, bizim Banu'ya karşı hissettiklerimize bakmak istediğim için bu bölümü yapıyorum.
Banu Berberoğlu benim için her birimiz kadar sıradan bir insan.
Kendine has bir karakteri var ki bu çok güzel bir şey.
Ve belki de bizim takdir ettiğimiz masumluğunun farkında bile değil.
Çünkü onun normali bu. Yani ne neyi yerdiğimizi ne de neyi övdüğümüzü tam olarak anlayabildiğini düşünmüyorum.
O yüzden zaten her şeye...
sevmezsen sevmezsen saygı duyuyorum gibi cevaplar veriyor.
Biz bunu ne kadar büyüklük gibi bir yerden görüyoruz ama öyle olmadığını biliyorum.
Ve bir gün Banu'nun farkındalığında herhangi bir değişiklik olursa üzülecek olmasından çok tedirginim.
Çünkü şu anda koca bir tüketim toplumu olarak bize kaliteli, cool, çekici görünen her şeyi tükettik.
Ve sırada sade, olduğu gibi görünen masum olanlara geçtik.
İşin tehlikeli yanı onu sevdiğimizi düşünüyoruz.
Onu beğendiğimizi ve takdir ettiğimizi düşünüyoruz.
Ama bence sadece o durumun basitliğinden kendimizi daha iyi hissediyoruz.
Mesela Banu bir soruya ya da birinin itirazına çok bariz, akla ilk gelen düşüncelerle cevap verdiğinde yüzümüzde hemen bir tebessüm beliriyor.
O basitlikte kendimizi çok kurcalamadan bulabilmiş olmak bir huzur veriyor.
Bir konfor yani bu. Sonra da o dümdüz hali takdir edip böyle olacaksın işte ya diyoruz.
Özlediğimiz şey bu.
Sen hiç susma Banu çok yaşa diyoruz hemen yorumlarda.
Hatta bir tane yorum okumak istiyorum.
Bu kız yıllarca zorbalığa maruz kaldı, incitildi, kırıldı.
Ama zaman geçtiğinde insanlar fark etti ki onun en çok özlenen tarafı temiz kalbi, içtenliği ve iyi niyetiydi.
Zorbalar hep unutuldu ama gerçek iyilik, masumiyet ve kalbin güzelliği hep hatırlandı.
Çünkü dünyada iz bırakan şey acımasızlık değil, insanın saf ve samimi yanıdır.
Bu yoruma katıldığım yerler var yani.
Bence de kötülük unutulmaya, iyilikte hatırlanmaya daha müsait bir yerde.
E kötü gelmiş sonuçta o şey deneyimlemiş olmakta.
bir şekilde memnun değilsin.
Bu durumda da uzaklaşmak, unutmak, üstünü örtmek gibi çok doğal bir koruma mekanizması yaşıyorsun.
Ki bunu yapamadığında da zaten gerçek bir deformasyon ve depresyon başlıyor.
Diğer taraftan bakınca iyiliği hatırlamak da bir yaşama tutunma refleksi bence.
Başımıza gelen her yeni bir günün diğerinden pek farklı bir hale bürünmediğini, yaşamanın da o kadar matraf bir şey olmadığını fark eden bilincimiz bu tek düzeliği taşıyabilmek için zihnin umut dolu hayallerine tutunmaya başlıyor.
O giysiyi, ayakkabıyı almayı beklemekten o yere tatile gitmeye, o insana kavuşmaya, belki de büyüyüp bir adam olmaya karşı hayaller bizi her gün biraz daha yarına taşıyor.
Yani evet yorum yapan kişiye sana bu noktalarda katılıyorum.
Ama eklemek isterim ki nazi katliamını da unutmuyoruz ya da madımak unutulmasın diye amma törenleri yapıyoruz.
Fakat maalesef Banu'yu ve onun temiz kalbini, içtenliğini özlediğin için izlediğinizi düşünmüyorum.
Peki ne mi düşünüyorum? Hemen anlatıyorum.
Arkadaşlar ilk videosu patladığında izledim ve bu bölümü yazmaya başladım.
Siz şu anda son halini dinliyorsunuz.
Fakat ilk notlarımda izlenmelerin çok hızlı bir şekilde düşeceğini öngördüğümü söylemişim.
Amacım burada bak ben bildim falan diye kendimi parlatmak değil.
Dinlemeye devam edin lütfen.
Şimdi son 7 bölüme sırasıyla bakarsak 1.8 milyondan 837 bine ardından da dramatik bir düşüşte 234 bine ve 186 bin, 168 bin, 65 bin derken son
videosunda 58 bin izlenmesi var.
Yani gelip bana 58 bin az mı falan diyorsanız şu anda...
Konuşmakta olduğum konudan çok uzaktasınız ve bunu açıklamaya bile girmeyeceğim.
Tabii ki süreç içerisinde bu sayılar artacaktır.
Ama konumuz hiç bu değil.
Benim burada göstermek istediğim şey videoların kendi içindeki düşüşü.
Yani ne oldu da 3 ay önce 1.8 milyon insanı YouTube'a anında toplayan bu masum ve iyi kadına ilgi bu kadar hızlı bir şekilde düştü.
Ve bir aydır duran videosu bile 186 binlerde.
Sizce gerçekten çok mu özlemiştik ya da sizin deyiminizle çok mu sevdik?
Çok sevdiysek ve özlediysek neden...
yeni videolarını izlemeye devam etmedik.
Zamanımızın olmadığını düşünmüyorum şimdi.
Herkesin ekran süresi belli.
Eminim bu süreçte birçok şey izlendi ama Banu es geçildi.
Şimdi Banu'yu sevdiysek neden es geçtik?
Yani Banu'yu sevdiğimizi varsaydığımız gerekçelere biraz bakalım istiyorum.
Örneğin masum oluşu, saf gelişi, dürüst bulunuşu.
Diyelim ki düşündüğümüz gibi bir insan ve biz bunları çok seviyoruz.
Neden seviyoruz? Şöyle bir soru sormak istiyorum mesela.
Son zamanlarda takip etmekten hoşlandığınız influencer birilerine bakın.
Aklınıza ilk gelen birisi olur yani.
Hiç fark etmez. En sevdiğinizi bulmaya çalışmayın.
Ha buldunuz mu birini?
Şimdi o kişinin size güzel gelen ya da iyi gelen şeylerini düşünün.
Ne bileyim giysilerini düşünün.
Yaşamını düşünün. Düşündünüz değil mi?
Bir tane daha soru soracağım.
5 sene sonra nerede, ne kadar maddi bir gelirli yaşamak istiyorsunuz?
Ve evinize almak istediğiniz bir eşya düşünün.
Yine aklınıza ilk gelen şeyler olur.
Şimdi arkadaşlar bulduğunuz bu cevapların hepsinin Banu'daki karşılığına bir bakın.
Yani beğendiğiniz influencer'ın giysisi miydi olay?
Banu'nun giysisine bakın. Birinin makyajı mıydı?
Onun makyajına bakın. Birinin evi miydi, eşyası mıydı, düşüncesi miydi, cevap tercihleri miydi?
Her neyse o sizin filtreniz.
Banu'daki karşılığına bir bakın.
En çok etkilendiğiniz ve birkaç sene sonra olmak, varmak, almak istediğiniz şeyler Banu'nun şu anki gerçekliğine ne kadar benziyorsa o kadar dürüstçe sevmişsiniz.
Helal olsun. Ben sosyal medyada ulaşabildiğim profillerden gördüğüm kadarıyla çok benzediğini düşünmüyorum.
Çünkü dürüst olacağım, etrafımda ben dahil kimsenin cevabı Banu'nun videosunu izledikten hemen sonrasında bile bu kadar sade değil.
Kimse düşüncelerinde bu kadar basitleşmeye çalışmıyor.
Herkes aksine daha da kaotik, daha da kompleks bir düşünce sisteminde yaşamak için çabalıyor.
Zaten sistem de tam olarak böyle biri olmamızı istiyor ve biz bunun içinde yaşıyoruz.
Bu bilgililik seviyesini ne kadar genişletirsek, modern tüketim...
ne kadarına erişebilir olursak o kadar iyi ve güvende hissediyoruz.
Ve tam olarak bunun içindeyken bile Banu'yu sanki en iyi ve en doğru olanı yapıyormuş gibi takdir ediyoruz.
İki seçenek var. Birincisi Banu gerçekten en iyi ve doğru olanı yapıyor fakat biz onu yapamıyoruz.
İkincisi Banu'ya yalan söylüyoruz.
Bilmiyorum farkında mısınız?
İki seçeneğin de gerçek olması ihtimalinde sorun bizde.
Hem en iyi en doğru olanı iyi görüp onaylayıp tam zıttına yaşıyoruz ya da Banu'ya yalan söylüyoruz ki bu zaten büyük bir sorun.
Cevap ne henüz bilemiyorum.
Henüz insanı bu kadar anlamlandırabilmiş bir yerde değilim.
Ama daha önemlisi her ikisi de yalan söylediğimiz anlamına geliyor.
Ve belki de insan olmamız tam olarak buradan geliyor.
Yalan söylüyoruz arkadaşlar. Ya kendimize yalan söylüyoruz ya da karşımızdakine.
Ama bunu yapıyoruz. Banu eğer rol yapmıyor ve gerçekten olduğu gibi görünüyorsa bu sürecin onun için çok yıpratıcı olabileceğini düşünüyorum.
Ne kadar araştırmacı gazeteci değilim desem de ben de benzer merak refleksleriyle 15-20 tane videosunu...
izledim. Ve son videosunda çok mutsuz olduğundan bahsediyor.
Hayatın ona adil davranmadığını hatta hayal kurmaktan acı duyduğunu söylüyor.
Şu ana kadar duyduğum en sert mutsuzluk ifadelerinden bir tanesi olabilir.
Nedenini sorgulamadan edemiyorum ki zaten amacım da bu yani.
Nedenini anlamak. Tabii ki onu sadece sosyal medyada bilen ve sadece bize gösterdiği kadarını gören bir insan olarak bunun nedenini bulamam bilemem.
Ama ben şöyle bir fark görüyorum.
Eski videolarında bu kadar büyük bir mutsuzluk ifadesi yok.
Tabii ki her insan gibi onun da memnun olmadığı ve şikayet ettiği şeyler var.
Mesela önceden yaptığı linçlere cevap verdiği videolarda o kadar umursamaz ve o kadar düz geçiyor ki her şeye saygı duyarım diyor farkındaysanız.
Ama bence o artık umursamayan ve kendi hayatını yaşamak isteyen Banu'dan ziyade daha bir şey olmaya çalışan bir Banu var.
Ve o şey o kadar çok şey ki.
Son 3 aydaki 7 videosunun izlenmesinin ortalaması 478.000 ediyor.
Özellikle son 2 videosunun izlenmesi çok dramatik.
bir farkla yüksek olduğundan sadece ortalamayı almak doğru olmaz.
Medyanına da bakıyorum ve 186.000 buluyorum.
Yani Banu'nun 3 ay içindeki çekirdek kitlesine hadi benden olsun 200.000 diyelim.
O 200.000 kişiye bir şey söylemek istiyorum.
Banu'nun başarısında ve mutluluğunda desteğiniz olduğunu hissettiğiniz kadar bu mutsuzluğun altını da kurcalamanızı rica edeceğim.
Çünkü izleyen 200.000 kişilik kemik kadronun en çok yaptığı şey ona tavsiye vermek.
Girin yorumlara bakın. Banu çok iyisin, böyle kalmaya devam et.
İlk olarak şunu çek. Banu gezmeye git.
Banu umursama. Banu böyle kal.
Görünürde tamamen iyi niyetle söylenen bu dilekler Banu'nun gerçekliğinden o kadar uzakta ki.
Yani kıza demişler ki mesela Türkiye'yi gezerken vlog çek.
İnşallah yapabilir ve yapabilmesini çok isterim.
Kendisi de bunu istediğinden bahsediyor.
Ama şartlar, durumlar, yaşadığı yer, maddiyat yani bir şekilde algı birçok şey bunun önünde etken.
Ve söylenen her şey Banu'nun gerçekliğinden o kadar uzakta.
Ve onlar olabilmek uğruna o kadar çok şey değiştirmek zorunda ki hayal kurmak acı veriyor.
Çünkü hayallerinin gerçek olamayacağını düşünüyor.
Onu bu umutsuzluğa sokan bizlerse sanki her şeyin aynılaşmasından sıkılmamışız gibi.
Hani Banu'yu masum ve saf bulma sebebimiz bu değilmiş gibi Banu'yu da herkes gibi yapmaya çalışıyoruz.
O içerikleri çeksin, o yerlere gitsin, o markalarla çalışsın sonra tüm ilgimizi kaybedip yeni bir Banu arayalım.
O kadar garip bir dürtümüz var.
ki neyse. Banu'nun mutluluğu için bir şey diyemem.
Çünkü mutlu olmak nedir?
Çok tartışmaya açık bir konu.
Ama umarım bir an önce hayal kurarken acı duymaktan kurtulur.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Düşüncelerimin röntgenini çektim.
Size yorumluyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
