
bakış açını değiştir, elindeki dantellerle çerçeve yap
13 Haziran 2026 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Arabamın bozulan silecek suyu ile birlikte baktığım yeri değiştirmeye başladım. E bunları konuşurken bir yandan iş yaptım. Baza altındaki dantelleri çerçeveye çevirdiğim bu videoyu beğenip, yorum yapmayı unutmayın!
💌dusuncerontgeni@gmail.cominstagram.com/dusuncerontgeni
Transkript
Ben bir önceki videodaki dolabı satarken bu açı olayını hiç düşünmedim.
Neyse. Sorun değil.
Çünkü muhtemelen bir sonraki videoda şu arkamda gördüğünüz dolap da olmayacak.
Şeyi izleyenler bilir gibi de ilk kan parasız kalınca evdeki her şeyi satıyordu ya böyle...
Ona benzeyen bir şeyler yapıyorum.
Tam olarak parasız kaldığım için satmıyorum ama aldığımdan çok daha pahalıya satma ihtimalini kaçıramıyorum ve sürekli eve aldığım bir şeyleri satıyorum arkadaşlar.
Yani bir önceki videodan çok farklı bir alanda karşılıyorum o yüzden sizi.
Ama burada temel bir şeyi oturtmakla çok kararlıyım.
O da masa. Asıl bombayı göstermek istiyorum arkadaşlar.
Dün şöyle bir şey buldum.
Kendisi... Gördüğünüz gibi Haywood Wakefield diye bir markanın 1950 model bir masası.
Ve bu masanın bu şekilde boyanmış olmasından daha saçma bir şey olamazdı zaten.
Eski, çok iyi bakılmamış.
Ben de zaten video çekerken yapacak bir şeyler arıyordum.
Fakat o masayı bugün halletmiyoruz.
Çünkü onun için henüz bir boya çıkarma işlemi olacak.
Ondan sonra üzerindeki çıkan yerler vernikle yapıştırılacak falan filan.
Bir tık böyle bir malzeme alışverişi ve süreç gerekiyor.
O yüzden bugünkü videomuzda bir önceki videoda kalan dantel çerçeve işlerini halledeceğiz.
Yanında da bayağı bir şey konuşacağız.
Ben bu sırada dantelleri döktüm ve seçecektim sözde ama baktım ki bu iş uzayacak dedim videoyu şimdiden başlatayım çünkü bu sırada bile konuşacak çok şey var.
Arkadaşlar ben son yıllarda şunu fark etmeye başladım.
İnsanların... bir şekilde birbirleriyle dertlerini, sıkıntılarını, acılarını kıyaslamak gibi bir refleksi var.
Ve buna önceleri kendim mi yapıyorum diyordum.
Çünkü ben gerçekten böyle Kompetitif bir insanım.
Böyle nasıl söyleyeyim? Yarışmayı severim.
Ruhumda var. Hatta spor felsefesi üzerine konuşmuştuk ve bir şeyler dinlemiştik eşimle.
Gerçekten o tarafa bir yatkın karakterim var.
Mücadeleye girmeyi severim.
Kendimi yeni bir challenge'a sokarım.
Etrafımdaki çoğu insan bunu çok iyi bilir.
Sürekli yeni bir şeye başlarım ve o şeyle ilgili kendimi yeniden sınarım.
Ve bu ister istemez eskiden insanlarla, hayatla...
etrafımdakilerle kıyaslamakta ama tabii ki büyüdükçe bu konuda birazcık dönüşüm gösterdim.
Bir yandan da insan geldiği yeri çok iyi bilir ya şöyle halay çekecekmişim gibi oldu.
O yüzden hala da o geldiğim yerdeki hisleri çok iyi hatırlıyor ve nedenini de anlamak istiyorum.
Yani özellikle etrafımda birileri bunu yaptığında çok bu konuda düşünmeye başladım.
Örneğin bir arkadaşım çok sıkıntılı bir süreçten geçiyor.
Kendisine göre inanılmaz yıkıcı, yıpratıcı, yorucu bir sürecin içerisinde.
Ve aynı zamanda başka bir arkadaşım da yine kendisine göre çok yıpratıcı bir süreçten geçiyor.
Ben şimdi her ikisiyle de ayrı ayrı bu yıpratıcı süreçlerde onlarla konuştuğumda herkesin kendi sıkıntısının daha büyük olduğunu düşündüğünü fark ediyorum.
Ta ki bir sağlıkla sınanan, bir ölümle sınanan gibi böyle daha dönülmez yerlerle sınanan insanları bir ayrı tutuyoruz.
Hani sanki onların acısı en büyük ve en zor olanı ama geri kalan hani bu normal...
hiyerarşisinin içerisinde devam eden insanlar bir şekilde birbirleriyle bir acı bir sıkıntı kıyaslaması yapıyorlar.
İşte bu en basit kendi karakteriyle ilgili verdiği bir mücadele olabiliyor.
Kendi bedeniyle ilgili bir mücadelesi bile olabiliyor.
Mesela işte birisi hiç bacak eritemiyor.
Geliyor senin bacaklarına bakıyor diyor ki ya ne kar güzel.
Ya da hani bu çok... Klişedir.
Herkes bilir işte düz saçlılar hep kıvırcık saçı olsun ister.
Kıvırcık saçlılar da hep düz saçı olsun ister.
Yani burada bir karmaşıklık da var ha.
Bir dakika. İnsan kendinde olmayanı istiyor.
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünüyor.
Ama bir yandan da kendi derdini yani kendi...
Kazını tavuk görüyor.
İnsan çok çelişkili bir canlı zaten.
Şu an bu karmaşıklığa şaşırdık mı?
Şaşırmadık. İşte ben de bugün birazcık bunları konuşalım istiyorum.
Yani bu videoların, bu sohbetlerin amacı bir yerlere bağlanmak değil, biraz daha böyle birlikte bir şeyler yaparken sohbet etmek biliyorsunuz.
O yüzden... Bir saniye
daha. Yani bu çelişkili durumları bazen nefret ediyoruz, çekiştiriyoruz, ulan diyoruz ne biçim adam işte ne kadar kötü bir insan bunu yaptı.
Bazen de o çelişki bize çok heyecanlı geliyor.
Ya çok çılgın bir insan ya böyle çok neşeli, çok değişik birisi falan diye böyle pozitif bakıyoruz.
Bu da zaten bizim yine bir çelişkili olduğumuza geliyor.
Bu konu sanırım şöyle açılıyormuş gibi tekrar çelişkili, açılıyormuş gibi tekrar çelişkili gibi böyle devam edecek gibi duruyor.
Devam ederken... Neydi?
Elin çalışsın, ağzın konuşsun arkadaşlar.
Hemen boya kısmına geçiyorum.
Burayı birazcık toparlıyorum.
Bu arada çerçeveleri direkt ikinci el dükkanlarından böyle 5-6 dolara falan aldım.
Bazılarını sokaktan falan buldum.
Tabii ki her şeyi buldum. Sokakta geçen şeyi düşündüm.
Artık o kadar fazla sokaktan bulduğum şeylerden fırsat elde etmeye başladım ki işte para kazandım ya da çok güzel bir şekilde kullandım.
Bana hizmet etti falan. Dışarıda algılarım inanılmaz açık böyle.
Arabayla gidiyorum, arkadaşımla sohbet ediyorum, yürüyorum.
Ama kesin sokakta bırakılmış bir şey görüyorum.
Ve sanırım o konuda da bir seçiciliğim yükseldi.
Güzel şeyleri de görmeye başladım.
Memnunum bu durumdan.
Bunun çerçevesi böyle.
Baya şık bir şey bence.
İçine biraz daha koyu renk bir şey yapmak istiyorum o yüzden.
O su değildi ki.
Sprite gibi bir şeydi o.
Gazozdu. Valla limon.
Limonlu sodası koydum içine.
Ama stik açmıştır ya.
İki gündür orada. Çok güzel tutuyor.
Kağıt çok iyi tutuyor arkadaşlar.
Çok güzel. Konumuza dönecek olursam.
Rahmetli Volkan Konağı anacağım burada.
Herkesin derdi var durur içerisinde diyor ya.
Çok doğru diyor yani.
Herkesin bir derdi var.
Herkesin kendi yaşadığı deneyime göre bazı...
sıkıntıları, aşamadığı şeyler var.
Ve o onlara en büyüğü görünüyor, en çözülmezi görünüyor.
Bir başkasının derdine gelince aksine çok böyle basit geliyor, belki onu halledersin, onda ne var ki deniyor.
Ama o kişi için öyle olmayabiliyor.
Hani bize mesela dışarıdan birini kaybetmek çok büyük görünüyor.
Belki de o kişi işte o kaybettiği kişiden nefret ediyordu.
Belki de çok uzun zamandır hastaydı, sıkıntıdaydı ve kaybetmek bir noktada kötünün iyisi gibi bir şeydi.
Ama bize göre mesela o sırada o kayıp en büyük dertmiş gibi göründü.
Bazı kişisel sıkıntılar özellikle Arkadaş sohbetlerinde bu benim çok dikkatimi çekiyor.
Kimin neyi dert ettiği çok eleştirmeye açık bir yerde.
Benim gözlemlediğim kadarıyla kendi dertlerimden de yola çıktığım şeylerde birine göre hiç dert olmayan bir şey sana göre çok büyük bir dert olabiliyor.
Ve bence burada yapabileceğimiz bir öneri yok.
Çünkü herkesin derdi kendine büyük.
Herkesin sıkıntısı kendine büyük.
Mesela aklıma şöyle bir örnek konu geldi.
Ben Amerika'ya ilk geldiğimde birçok kişiye göre çok şanslı ve çok pozitif bir durumun içindeydim.
İşte green card kazandım, hayatım değişti, Amerika gibi bir yere çok güzel bir vizeyle gelme hakkına eriştim falan filan.
Aksine içinde bulunduğumda o kadar zorlu ve koşulların o kadar göründüğü gibi olmadığı yerlerden geçtim ki hep şunu düşündüm.
Ay bir söyleyeceğim. Çok güzel oldu.
Şimdi bunu şöyle balkona koyacağım kurusun.
Şimdi o kuruyor.
O kururken yenisini yapalım.
Şöyle güzel bir napolyon yeşili dedim.
Uçtu. İnanmıyorum.
Gittim uçtu. Galiba bir kat atacağım.
Çünkü bazı yerlerinde böyle hafif beyazlaşmalarla beraber şey oldu.
Ne diyordum en son şey uçarken?
Çok dikkatim dağıldı bugün ya.
Her zaman da konuşamıyorum işte arkadaşlar.
Bir önceki videoda ay ne kadar güzel iş yaparken konuşuyorsun maşallah diyordunuz.
Nazar devri ya. Neyse benim en son hatırladığım kısım bu göçmenlik süreci.
Yani ben o göçmenlik sürecindeyken hatta bu konudan dolayı çok acı çektiğimi de düşünüyorum.
Çünkü her kendimi kötü hissettiğimde, her memnuniyetsiz hissettiğimde çok...
Şımarık hissediyordum.
Sanki kötü hissetmek hakkım değil çünkü neler var, insanlar nelerle mücadele ediyor.
Sen birazcık şükret, biraz elindekine dua et.
Böyle bir fırsatı elde etmişsin hala sıkıntı mı diyorsun.
Yani hem refleks olarak o acıdan kaçınmaya çalışıyoruz ya ve karşımızdaki iyi, bize göre daha huzurlu olan seçenekleri arıyoruz.
O sırada bir yandan da herkesin kendine has bir acısı olduğunu fark ettim.
Hatta burada konuyu biraz daha hani bu çatın altında başka bir yere bağlayacağım.
Göçmenlik yalnız mı zor yoksa evliyken mi ya da işte bir ilişkin varken mi zor diye bir konu var mesela ve bu çok sık konuşulur.
Açıkçası ben en başlarda çok şey diyordum böyle işte tabii ki yani işte eve geldiğinde yanında birinin olması çok güzel, işte yanında sürekli işte biri var o zor günleri yaşarken işte sıkıntılarda başını omzuna
koyabileceğini falan. Özellikle yalnız insanlar bunu söylediği için hani hep böyle bir şükreden, hep böyle bir çok şanslıyım, bunun kıymetini bileyim diyen taraftaydım.
Fakat bir müddet sonra o sıkıntıların her halükarda yaşanacak olduğunu ve sen o sıkıntıları yaşarken yanında bir insanın olduğunu, onu da çok yıprattığını, seni de çok yıprattığını
fark ettikçe Dedim ki yani hayır, biri birinden daha kolay ya da daha zor değil.
Hepsinin kendine göre ayrı kolaylıkları, ayrı zorlukları var.
Çünkü yalnız gelirsen belki bir o kadar fazla sosyalleşebilir, belki bir o kadar az düşünebilirsin.
Fakat biriyle geldiğinde de tam zıttına daha fazla düşünmen gerekebilir.
Ya da sırf o sıkıntılı, acılı durumu birine hissettirmemek için kendine yüklenebilirsin.
Ya da çok hissettirdiğin için karşındakine yüklenebilirsin.
Yani hem ilişkiyle göçmenliği...
Hem yalnızken göçmenliği götürmek zor.
Birinden daha iyisi veya daha kötüsü diye bir şey yok diye bir farkındalık geldi.
Ve sonuncunda ne oldu biliyor musunuz arkadaşlar?
Bunların hepsinin bakış açısıyla ilgili olduğu farkındalığına geldim.
Hatta geçenlerde bir şey yaşadım ve böyle bu bütün farkındalıklarımın birleştiği bir an oldu.
Bahsetmeye başlamadan önce yeşil boyayı hazırlayacağım.
Kına yeşiliyle asker yeşili gibi ama aynı zamanda şöyle bir tane metalik yeşilim var.
Ve yani gözüme çok güzel görünüyor.
Okey. Ben bunun hepsini karıştırmayacağım.
Üstüne yeşilleri çizgi olarak atmaya karar verdim.
Açık o metalik olanı çizgi olarak atmaya karar verdim.
Şöyle bir şey oldu. Benim arabam 20 yaşında arkadaşlar ve geçenlerde silecek su tankı çatlamış.
Bu yüzden de silecek suyu ne kadar koyarsam koyayım bir miktar sonra dökülüyor, bitiyor.
Ben de bunun için biraz fiyat teklifi falan aldım.
Aslında öyle çok pahalı bir şey değil.
Ama benim bulduğum usta buraya biraz uzakta.
Ve arabayı bırakıp bir gün sonra almamı istiyor.
Çünkü onu çıkaracağı yer biraz zorda bir yerdeymiş falan.
Ve ben buna çok üşeniyorum.
Onun yerine işte böyle arabama birçok pet şişesi koydum.
Hani direkt böyle kapımın yanına soktum onu.
Oradan döküyorum, sileceğe çalışıyorum.
Zaten hani yağmur, çamur derdimiz olmadığı için.
Çok böyle rahatça onu...
devam ettirebiliyorum.
Geçenlerde de böyle bir ters bir böyle birazcık bir aksi bir günüme denk geldi.
Arabanın böyle sürdüğüm bakış açısında camında bir leke var.
Ve ben böyle tutundum ona yani böyle.
Sanki işte bütün yolu görmemi o engelliyor.
Hani öyle bir noktada ki işte diğer arabaları böyle tam bakmam gereken yerde duruyor falan diye böyle bir dert ettim yani.
İşte besle gidip bir halletmiyorsun yani.
Kendime böyle kızıyorum.
Sonra Bir anda şeyi fark ettim.
Dedim ben bu arabayı sürmeye devam edebiliyorum.
Ve şu anda baktığında ben bu arabayı uzun bir süredir böyle kullanıyorum.
Hani o yola çıktığım andan itibaren gayet rahat bir şekilde yolculuğuma devam ediyorum.
Çok şükür henüz bir kaza olmadı ya da beni bir kazaya itecek kadar büyük bir leke değil ki hani arabayı sağa çekip suyu döküp...
Orayı temizleyebilirim.
Hani oralara gelene kadar o kadar fazla çözüm ve aslında o kadar da problemsiz bir andayım ki kendi kendime bunu problem ettirdiğimi fark ettim.
Ve hani tam da böyle bakış açımlı olduğu için bir anda böyle beliriverdi kafamda.
İşte bakış açını değiştirmek falan diye.
Böyle romantiz etmeyi seviyorum biliyorsunuz.
Ve işte en başta bahsettiğim konu gibi işte kendi derdime tasamağı çok büyükmüş gibi baktığımda ya da tam tersine etrafımdaki insanların derdine belki de aman bu da dert mi ya diye bir üstten bakışım
olduğunda artık bunu hatırlamaya çalışıyorum.
Çünkü o benim bakış açım.
Evet belki benim bakış açımdan onun derdi hiç dert değil.
Belki de çok basit çözülebilecek bir şey.
Ki çoğu zaman...
Benim derdim de birçok insana göre öyledir.
Ama günün sonunda o bakış açısı bir günde bir olayla oluşmuyor ya.
Hani yaşadıklarımızın hepsi birikiyor, birikiyor, birikiyor ve günün sonunda bizim artık bir gözlük numaramız oluyor ya.
Öyle düşünün yani. Hepimizin bir gözlüğü var ve hepimizin o gözlüğünün işte şekilleri görme biçimi.
Renkleri, yorumlama algısı, yakını, uzağı, işte hızı hepsi çok farklı.
Bazı insanlar çok yetenekli değil mi?
İşte bir bakıyorlar böyle...
havadaki şeyi vurabiliyorlar falan işte.
Onların mesela refleksleri artık çok farklı çalışıyor.
Bazı insanlar var düz yolda yürürken kafasının üstüne gidiyor.
Yani herkesin günün sonunda günlük hayata deneyimleme şekli çok farklı.
Yaşadıklarının toplamı çok farklı.
Onları getirdiği nokta çok farklı.
O yüzden birinin bir şeyini eleştirirken, yaşadığı derdi büyütürken ya da küçültürken artık çok daha dikkatli olmam gerektiğini fark ediyorum ve bunu sadece derdi büyük olanlara karşı
geliştirdiğim bir hassasiyet gibi düşünmeyin aksine derdi çok küçük olup sanki çok büyük bir şeymiş gibi anlatan insanlara karşı da bu bakış açısını tutmaya çalışıyorum tutmaya çalışıyorum tutmaya
çalışıyorum hatta buna şimdi şöyle bir örnek de geliyor aklıma bazen işte Bir insanla bir konuyu konuşursunuz.
Bak bu bana çok oluyor. İşte mesela biriyle bir problem yaşıyorum.
O problemi kendi arkadaşlarımla konuştuğumda benden haklısı yok.
Sonra düşünüyorum o kişi de kendi arkadaşlarıyla bunu konuştuğunda ona da ondan haklısı yok.
Ama bana sorarsan ben çok realistik anlatıyorum ve bence kesinlikle ben haklıyım.
Arkadaşlarımın da bana çok adaletli bir yerden hak verdiğini düşünüyorum.
Ama eminim onun arkadaşları da öyle düşünüyor ve...
Böyle durumlarda mesela işin içinden hiç çıkılmayacağını fark ediyorum.
O yüzden bence böyle konularda bir karara, bir sonuca varmamak gerekiyor.
Çünkü o bir noktada yargısız, infaz gibi bir şeye de dönüşüyor.
Yani bakış açını değiştirmeyi hedef aldığında, A'dan B'ye gitmek değil, A ile B'nin arasında kalmaya geldiğinde artık ne A ne B'yi tercih
eder olduğunda bambaşka bir yere evrilmeye başlıyorsun.
Hem her şey çok normal geliyor hem de her şeyin o normalliğinden çok beslenen bir kafaya geçmeye başlıyorsun.
Bilmiyorum. Yani şu an böyle geliyor.
Güzel oldu ya.
Bordo, yeşil, Japon yapıştırıcısı.
Renksiz. Tamam şu üst noktadan verelim o zaman.
Şeyi çözmem gerekiyor bu.
Giyiselere bu danteli nasıl dikebilirim?
Bir de bende böyle bir şey var.
Mesela Şu anda eminim internete bunu yazsak kesin nasıl yapıldığına dair bir bilgi vardır.
Ve bu çok rahat ulaşılabilir değil mi?
Hani böyle yazacaksın bulacaksın.
Arkadaşlar ben bu konuda bir garibim.
Böyle illa şey istiyorum.
Kendimi ilk önce onu nasıl yapabileceğimi bulayım.
Hani böyle en son seçenek bir bakıyorum.
Çok basit böyle hani hemen öğrenip yapabileceğim bir şey varmış.
Ama ben onu son dakikaya kadar bakmıyorum nedense.
Ay çok güzel. Hiçbir şey burada yapmayacağım artık.
Laf bitti ya. Bende de laf bitti.
Arkadaşlar bestede laf bitti.
Baya iyi oldu yalnız.
O zaman düşüncelerimin röntgenini çektim.
Yorumluyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bakış açınızı değiştirin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
