
bir şeyi bırakmak üzereyken aklımıza hep aynı soru gelir: “Ya son denemeyse?” ama ya vazgeçtiğimiz anda başka bir ihtimal açılıyorsa? bu bölümde devam etme isteğiyle bırakabilmenin huzuru arasında gidip gelen çok tanıdık bir iç sesi dinliyoruz.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Düşünce Röntgeni Podcast'ın bir bölümünde daha birlikteyiz.
Ben Beste. Eskiler hatırlar bir dönem bir hafta sevgili günlük bölümü yapıp, diğer haftalarda da ne bileyim bir şekilde ilgilendiğim konuları, araştırmak istediğim başlıkları vs.
bölümü haline getiriyordum.
Harbiden o diğer konseptin de bir adı olsa gerek.
Neyse ben hazır düzenli bölüm yapmaya karar vermişken bu konsepte de bir döneyim dedim.
Çünkü bu konsept bir şekilde içimi açıyormuşum gibi bir yandan da birlikte düşün...
Ve sizinle daha fazla bağ kurdukça da bu işi daha çok sevmeye başlıyorum.
Herkes sevdiği işi yapsın istiyoruz diye buralara geldik.
O yüzden hazırsanız bugünkü sevgili günlük sayfamı açıyorum.
Yaklaşık 5-6 aydır sabahları kahvenin yanında şöyle güzel bir ekşi mayalı ekmeğin üzerine biraz fıstık ezmesi, onun da üzerine ayva reçeli koyuyorum ve...
kadar güzel oluyor ki arkadaşlar.
E günün sonunda tahin pekmez yiyen bir kültürden geliyorum.
Tabii ki de fıstık ezmesiyle reçeli karıştıracağım.
Neyse geçenlerde bir sabah ayva reçelinin kavanozunu açmaya çalışıyorum ve bir türlü açamıyorum.
Yani birkaç kere denedim ama kıpırdamadı bile.
Ardından sabah sabah bu kavanozun kapağını açmak için uğraşmak adına ne kadar yorgun olduğumu fark ettim ve acaba bugün yemesem mi dedim.
Bir durdum düşündüm ama bir an Ondan da o sırada kahve demleniyor.
Etrafa kokusu sardı böyle.
O tattan mahrum kalmak istemiyorum.
Son bir kere daha denedim.
Ve açıldı. Bir de o kadar kolay açıldı ki yani.
Sanki o ana kadar tüm denemelerimdeki sıkışan kavanoz o değildi.
Tabii durur muyum ben? Hemen o andan bir ders çıkardım.
Bazen ne kadar denemiş olursan ol, ne kadar olmamış olursa olsun, doğru zaman değilse olmuyor yani.
O son denememe kadar ki her denemem kavanozun kapı...
bağının biraz daha açılabilir hale gelmesini sağlamıştı.
Ama benim tarafımdan deneyimi gerçekleştiren kişi olarak bakarsam da hiçbir şey oynamıyor hatta kıpırdamıyor gibiydi.
Yani ben hiç fark etmeden gevşemişti.
Geçmişe ziyaden denedim oldu diyerek değil de denemeseydim ne olurdu diye bakmaya başladım.
Örneğin o kavanozu açmayı bir kere daha denemeseydim.
Çok yorgunum ya bunun için diye hissettiğim o anda vazgeçseydim ne olurdu?
En fazla da kahvemin yanına o güzel kızarmış ekmek, fıstık ezmesi ve ayva reçeli üçlüsünü yememiş olurdum.
Ama öte yandan da ya o son denememin tereyağından kıl çeker kadar basit olmuş olma büyüsü.
Ya o kadar yakınsam ve denemediğim için o mükemmel sabahlarımın eşlikçisi lezzetten mahrum kalacaksam.
İşte tam bu noktada zihnim ortadan ikiye ayrılıyor.
Bir yanım denedikçe kazandığı o fırsatın peşinde bir kere daha denemeye susamış hissediyor.
Belki sonunda yakaladığım o fırsatı kazanmış olmaktan duyacağım bir şanslı hissedişin.
Belki de nasıl vazgeçmeden elde ettiğini gösterecek gücüm peşinde koşuyorum.
Keza bir yandan da şanslı olduğumda da güçlü hissedecek olabilirim.
Ya da güçlü olduğum için de şanslı hissedebilirim.
Öyle değil mi ama hani genetik şans diye bir kavram vardır.
Eğer bu şansa bir şekilde sahipsek kendimizi bir konuda diğerlerinden daha güçlü hissederiz.
Ama ben sanırım şimdi bu pozitif çıkışlar...
yerine başka bir yerden gideceğim.
Geçenlerde bir hafta sonu çıkması için böyle baya güzel hazırlandım, giyindim, süslendim ve kendimi çok iyi hissediyordum.
Tam çıktık evden ama apartmanın garajına hiç alışık olmadığımız bir yönden gittik.
Ve hiç tanıdık olmayan bir kapı arkamdan hızlıca kapandı arkadaşlar.
Sağ ayağımın arkasını kaptı.
Yani kaptı derken bunu nasıl anlatacağım şimdi tam bilemedim de.
Hani kapının alt kısmı yerden biraz yüksek olur ya.
İşte ayağım tam o alt kısmına zemin arasında sıkıştı.
Canım o kadar acıdı ki.
Saniseler içerisinde böyle ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Bir yandan da ayağımda büyük bir çizme var yani kalınca bir şey.
Bir şey olmamış olması lazım diye düşünüyorum.
Ve bir anda acıdan bağırmaya başladım.
Eşim hemen önümde bir sonraki kapıya doğru ilerlerken durdu ve panik içinde ne olduğunu anlamaya çalışıp koşmaya başladı.
Bakın her şey seneseler içerisinde gerçekleşirken o sırada benim ellerimde sumat arası, belki üşürsem diye yanıma aldığım kazak, eşim de üşürse diye onun için aldığım ceket, tabii ki telefon,
çanta taşımayı sevmediğim için ruj ve cüzdanım vardı.
Yani full artı full doluydu ellerim.
Acı sağ ayağımın arkasından girip böyle beynime ulaşmaya başladığı anda neden hala ellerimde bunları taşımaya devam ettiğimi düşündüm.
Ve bir anda hepsini yere bıraktım.
Bakın düşündüm diyorum çünkü...
Gerçekten ben bu kararı ancak düşünerek alabiliyorum.
Vazgeçebilmek, bırakabilmek hatta bazen bu kadar mecburken ve acizken bile yapabilmek için o an, o eylemin anlamını düşünmem gerekiyor.
Yani ben onları elimden yere bırakırsam ne olur?
Yer bunun için uygun mu?
Elimdekiler bunun için uygun mu?
Ve belki de şu anda aklıma gelmeyen birçok madde var kafamın içinde.
Ve hepsini kovalıyor yani.
Tek tek böyle çalıştırıyormuş gibi düşünün.
Bu arada burada aklıma hemen eski işim geliyor.
Çünkü ben bu işi yaparken en iyi yaptığım şey task açmak deniyordu.
Yani görevleri oluşturmaktı.
Yapılacak herhangi bir işin, eylemin değiştirebileceği tüm ihtimalleri yaparken dikkat edilmesi gereken tüm kriterleri yazabilmek gerekiyordu ve ben bu konuda çok iyiydim bence.
Çünkü kafamın içinde tam da böyle bir komutanla yaşıyorum.
Yani olması gerekenleri en olması gerektiği şekilde en doğru zamanda en doğru yerde yapmayı seçen bir komuta yönetim sistemim var sanki.
Ve bu en çok acı hissettiğim anda bile elimdeki eşyaları yere bırakmamı sorgulatacak yere getiriyor.
Hatta yine tam olarak aynı komutan bugün o kadar acımamıştır ya Beste diye gaddarca bir sorgu yaptırıyor.
Ya ben apartmana şikayet etmek için o sırada böyle kanlar içerisindeki ayağımın fotoğrafını çekmiştim ve biraz önce ona baktım.
Hayır Beste çok acımış yani acımış.
Fakat konu acı da değil zaten.
O an elimdeki her şeyi bıraktığım ana dönmek istiyorum.
O kararı aldığım anda neyin ne açıdan ne kadar uygun olması gerektiğini sorguluyordum.
Gerçekten bilmiyorum. Ama bırakmam gerektiği kararını aldığım anda sadece acıma odaklanabilmekten çok huzur duydum.
Hatta bu belki biraz psikopatça duyulabilir fakat o bırakış kararı sayesinde inanılmaz acıyı bir saniye olsun sevdim arkadaşlar.
Ne güzel bıraktım ya dedim.
Ne güzel bıraktım. Şimdi karşıma iki farklı vazgeçiş hikayemi koymaya çalışıyorum.
İlkinde bir kere daha denemeseydim yani o kavanozu açamasaydım bir fırsatı kaçırdığımı düşünüyorum değil mi?
Yani o güzel ekmeğimi yiyemiyorum.
Fakat diğerinde de vazgeçtiğim anda bambaşka bir fırsata erişiyorum.
Hatta çok acımasızca gelen bu fırsatın bana kattığı en önemli şey ne hissettiğimi yaşama fırsatı oluyor.
Belki de... O kavanozu açamasaydım ayva reçeli eksik bir ekmek yapabilirdim.
Belki de onun yerine başka bir şey ekleyebilirdim.
Hatta tamamen ekmek üstü bir şeyler yapma planından vazgeçip yepyeni bir tat keşfedebilirdim.
Yani aslında vazgeçtiğim anda bir fırsatı kaçırıyor değilim.
Hatta belki de yepyeni fırsatlara erişme ihtimalini yakalıyor olabilirim.
Belki de benim denememden de öte denemek zorunda kaldığım seçeneğin içinde de bambaşka fırsatlara erişebilirim.
O kapının arkamdan hızlıca kapanmasını ve ayaklarımıza ama o şekilde yaralamasını istemezdim.
Ama hiç de planladığım gibi gitmeyen ve tamamen koşulların getirdiği sebeplerle yaşadığım bu deneyim bana bambaşka bir fırsatı getirdi.
Bazen algılayabildiğimiz kadar bize en mantıklı görünen senaryoya gönülden bağlanıyoruz ve buna karşı da bir inanç geliştiriyoruz.
Oysa ki o anı algıladığımız koşullardan en az biri değiştiğinde neler olacağından bir haberiz.
Ve sadece inancımızla geldiğimiz bu yolun ne kadar kırılgan olduğunu unutuyoruz.
Fakat bu bahsettiğim çok alakasız ama oldukça alakalı deneyim silsilesinden de görebileceğim üzere o acı sandığım karanlık deneyim bambaşka bir aydınlık ve haz getirebiliyor.
O yüzden artık vazgeçmek ya da devam etmek sadece benim aksiyonlarım ve çıkarımlarım doğrultusunda nereye varabilir diye değil, içinde bulunduğum koşulların sınırları ve onların beni nereye
vardırabileceğiyle de ilgilenmem gerekiyor bence.
E tabii, bırakabilmenin verdiği hazzı ve o konunun derinliğini de ayrıca bir konuşmak gerekiyor.
Onu da bir sonraki sevgili günlük bölümünde yapalım o zaman.
Düşüncelerimin röntgenini çek...
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
