
2. sezonu kapatırken 2025 yılının z raporunu çıkardığım ve öğrendiklerimi yeni beklentilere dönüşrtürürken biraz insan çekiştirdiğim muhabbete hoşgeldiniz!
ben sezona arası tatil yaparken geçmişteki bölümlerimi dinlemek için kanalımı ziyaret etmeyi unutmayın.
Herkese içine çooook sinecek bir sene diliyorum!
📬 Bana ulaşmak istersen:
📩 dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Düşünce Röntgeni''nin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben Beste. Nasılsınız?
Birazcık araya açtım, son zamanlarda bölüm yükleyemedim.
Aslında ikinci sezonu 10 bölümde bitirmiştim.
Üçüncü sezona başlayacaktım.
Fakat tam o sırada bir tatil planı yapıldı.
Evet, uzun zaman sonra Türkiye'ye gideceğim ve ilk kez kışın gideceğim.
Yani kışı birazcık özledim açıkçası.
Bu yüzden de heyecanlıyım.
Tabii bildiğiniz gibi tatil öncesi hazırlıklar, son bir toparlanmalar, daha çok çalışmak gibi böyle oldukça yoğun bir süreçteyim şu an.
şu anda. Dedim ikinci bölüm tam 10 bölüm olmuşken kalsa böyle ama sonra dedim ki ya tam 2026 gelmeden şöyle araya 2025'den öğrendiklerim 2026'dan beklediklerim gibi bir
bölüm yapsam. İkinci sezonu da 11 bölümle bu şekilde bitirsem nasıl olur?
Güzel olur ya. Olur olur.
Bence olur. Bu arada bu tatil öncesi koşturmalardan o kadar yoruldum ki yani hayalimde tatile gitmeden önce tatil gibi bir hayattan çıkıp tatile gitmek var.
Böyle deyince diyorlar ki o zaman tatilin ne anlamı kalır?
Tatili tatil yapan zaten bu.
Yok arkadaşım benim için çok anlamı kalır.
Siz bir bana verin bir ben nasıl yaşıyorum görün.
Ondan sonra bir yorum yapın yani.
Samimi söylüyorum ben gayet sakin ve yavaş bir hayattan daha sakin ve yavaş bir tatile geçebilirim.
Ve yine tatilden çok zevk alırım arkadaşlar.
Yani evren beni duyuyorsa bana bunu verebilir.
Hiç sıkıntı yok hakkını sonuna kadar veririm.
Neyse 2026'ya Türkiye'de yılbaşı partisi yaparak giriyorum.
Altyazı M.K. Hatta
2026 dileklerimde de böyle sağlık, huzur, mal mülk edinmek gibi klişe beklentilerime de girmeyeceğim.
Bu sene biraz daha anladığım, biraz daha derinleştiğim ve farklı bir bakış açısına gelmeyi umduğum konulara değinmek istiyorum.
O zaman başlayalım. Öncelikle kesinlikle devam ettirmek istediğim rutinlerimden bahsetmek istiyorum.
Bu bir tavsiyedir arkadaşlar. 2025'te bu koşturmalı ve değişken hayatın içerisinde elimden geldiğince her gün günlük tutmaya sadık kalmaya çalıştım.
Hatta ben... Hayatımın büyük bir döneminde bu günlük tutma olayına çok sadıktım.
Üniversiteye gittiğim ilk senelerde biraz şaşmıştı.
Biraz da böyle göçmenliğin ilk senelerinde vakit kalmıyordu.
Zaten hislerim de o kadar karmaşıktı ki böyle yazdıkça kendime gıcık oluyordum.
Fakat günün sonunda tekrar o masanın başına rutin bir şekilde gelebildiğimde gerçekten bana çok iyi geldiğini biliyorum.
Günlük biraz daha benim kendimle sohbet ettiğim bir yer.
Hani böyle kimsenin beğenisine ya da eleştirisine sunmadığım, ne kadar mümkünse o kadar transparan olmaya çalıştığım bir...
rutin ve bu rutinin en güzel tarafı sürekli bir değişim halindeyim ve dönüp baktığımda resmen kendime dışarıdan bir göz olarak bakabiliyorum.
Zamanında o cümleleri yazan ve hisseden kişi artık ben olmuyorum bir noktada.
Sanki bir arkadaşımla sohbet ediyorum da bana bir şeylerden bahsediyormuş gibi geliyor.
Tabii bunu bir rutin halinde sürekli yaptığınızda benzer paternler daha görünür bir hale geliyor ve kendime en yabancı hissettiğim yerde ne kadar yakın olduğumu fark ediyorum.
O yüzden ben gün... günlük tutma rutinimin hayatımda hep kalmasını diliyorum.
Fakat çok uzaklara gitmeyelim.
2026'da da kesin kalsın diyelim.
İkinci bir devam ettirmek istediğim rutinse ayda bir kitap bitirebilmek.
Arkadaşlar ben kitap okumaya 3.
sınıfta 100 temel eseri okumak ve özetlemek gibi bir challenge ile başlamıştım.
Ve ardından çok güzel devam ediyordu.
Hayatım boyunca televizyonla veya izlemekle pek aram olmadığı için kitap benim biraz daha izlediğim yerlerden biriydi.
Yani okuduğum her kitabın size filmini anlatabilirim ama gösteremem.
Fakat son yıllarda bahsettiğim o günlük rutinimin bozulmasıyla birazcık kitap okuma rutinim de bozulmuştu.
2025'de kendime bir Kindle aldım ve Amerika'da birçok kitaba aynı anda ulaşılabilir olmaya başladım.
Tabii ki o yaprakları çevirmek, sayfaları okumak kadar güzel olmuyor ama benim gibi çoklu bir okuma isteğine sahipseniz yani ben aynı anda 2-3 kitap okumayı çok seviyorum.
O zaman Kindle çok mantıklı oluyor özellikle yurt dışında yaşıyorsanız.
Ve üçüncüsü de ajanda kullanmayı çok seviyorum.
Yani bomboş bir hafta bile olsa.
işim, gücüm, köpeğim, bir şeyim olmasa bile ben o ajandanın sayfalarını yine kullanıyorum.
Ne bileyim işte cilt bakımı yaparım, şunu izlerim vs.
Ne istiyorsam yazıyorum oraya.
Ki yoğun bir tempoya geçince de bunun çok faydasını görüyorum.
Çünkü aslında hep böyle yapmak istediğimiz ama ertelediğimiz, pek önemli olmayan ama çok arzuladığımız şeyler var ya çoğu yapmak istediğim şeyi yapmış ya da en azından bilinçli bir şekilde yapmamış oluyorum.
Ben unutmuşluk hissini yaşamıyorum.
Bu bana iyi geliyor. Başlamadan önce başlayan şeyler bölümümde bahsetmiştim.
etmiştim bundan. Bir Eisenhower matrisim var ve ajanda da sık sık bunu kullanıyorum.
Yani hayatıma katkısı paha biçilemez.
O yüzden bu rutinimin parçası da bu sene devam etsin istiyorum.
Şimdi bu ilk üç madde kulağa çok sıkıcı gelse de aslında biraz sonra bahsetmekte olacağım tüm farkındalıklarımın ve geri kalan birçok rutinimin temel taşları bu üçünden geliyor arkadaşlar.
Çünkü benim okuduğum kitaplar, öğrendiğim bilgiler, hayal gücümle onları kendi anlamlarımla kesiştirdiğim yerler günlük sayfalarıma.
Günlük sayfalarımdaki farkındalıklarım ve yapmak istediklerim ajandama yansıdı ve sonuç olarak ben bu birikimlerin toplumunu bu üçünde yönettiğimi düşünüyorum.
Yani ajanda benim için bir motivasyon koçu gibi bir şey.
Neyse o zaman hazırsanız bu 8755 tane farkındalığımdan çıkardığım 4 temel farkındalığımı size burada anlatmak istiyorum.
Biraz böyle çekiştirme biraz muhabbet bölümü gibi de olacak bence.
Arkadaşlar bakın en başa bu sene dinlenmeyi öğrenmeyi koyuyorum.
Kendimden beklentim öyle yatıp Yumarlanmak değil yani şimdi.
Kendi gerçeğimi gözeterek bunu beceremeyeceğimi biliyorum.
Genetik bir şey bu yani. Bu yaşıma kadar olmadıysa bu saatten sonra kendimi televizyon karşısında günlerce yatan bir insan olarak hayal etmek anlamsız olur.
Fakat dinlenebilmek ve ara verebilmek gibi aksiyonlar alabilmek istiyorum.
Örneğin ben bir şey yaparken susarım ama su içmeyi bile ertelerim.
Mesela kahve demlerim, o sırada bir şey yapmaya girişirim ve kahve bayatlar, altındaki ısıtıcı kapanır, aradan yıllar geçer ben daha yeni kahveyi...
içecek olurum. Mesela üst üste 8-9 tane farklı iş yaparım.
Hani ikinciden sonra bir dur, bir kahve iç, bir tatlı ye, bir telefona bak.
Sonra işte ne biliyorum 3-4.ye başla.
Sonra dur 5-6'yı yarın yap.
Değil mi? Bende böyle bir şey yok.
Hani tam gaz yani. Başladı mı bitecek o iş.
Ki bitmiyor. Hani hayat da bunu gösteriyor yani.
Yapılacak işler bitmiyor.
O yüzden benim tıpkı bu kapitalist sistemin düzeninde olan öğle molaları, teneffüs araları gibi kendime de bazı aralar planlamam gerekiyor.
Ve bunu 2026'da ciddi Ciddi anlamda planlarımın arasına yazmayı düşünüyorum.
Kendime makine gibi davranmak falan değil bu arkadaşlar.
Bu benim ihtiyacım ve bunu bu sene en öncelikli listeye koyuyorum.
Dinlenmeyi öğreneceğim.
Gelelim ikincisine. Ben bu sene ulaşılabilir olmamak istiyorum.
Yani daha doğrusu herkese ulaşılabilir olmamak istiyorum.
Böyle söyleyince kulağa biraz garip geliyor farkındayım ama ben aslında çok basit bir şeyden bahsediyorum.
Ne zaman birileri bana ihtiyaç duysa ben hep orada oldum yani.
Bazen fiziken... bazen de duygusal olarak hayatımda bana ihtiyaç duyan her insana bir alo kadar uzaktaydım.
Bunun egomla olan ilişkisinde zaten farkındayım arkadaşlar.
Ben kimsenin kimseye sadece karşısındakine iyi gelmek için yardım ettiğini düşünmüyorum.
Bence insanoğlunun fıtratında var bu yani.
Sen kendini o kişiye yardım eden, o duruma iyi gelen bir yerde gördüğünde aslında kendinde bu hakkı ve haddi buluyorsun.
Ki bu bence hiç kötü bir şey değil.
Bu olayın doğalı ve bunu böyle...
ettiğimde içim daha çok rahat ediyor.
Bence asıl kötülük olan kendinde o hakkı ve haddi bulmadan yanındaymış gibi görünen.
Hani hem kendini kandırıyor hem seni kandırıyor.
O yüzden artık insanların böyle alo dediği, imdat dediği yerlerde hazır bir asker gibi bulunmak istemiyorum.
Bu kararı almaktaki birinci motivasyonum benim çok sorgulayan ve hep bir çözüm üretmeye çalışan düşünce yapım var.
Ve bu tarz insanlar bu düşünce yapısını böyle emiyorlar arkadaşlar.
Yani çok hoşlarına gidiyor.
Ne kadar mağdur olduğundan ne kadar kötü bir şey yaşadığından ve o kötülüklerin ne kadar da farkında olduğundan bahsederek ve senin de ona karşı sürekli bir üretme çabanda olduğunu görerek seni tüketmek istiyor.
Her gün seni bir ağlama duvarı gibi kullanmak istiyor.
Yani bu çok sıkıcı. Bence buna herkes en az bir kere maruz kalıyor ya da birilerini maruz bırakıyordur.
Ben de şahsen kendim bunu bazı insanlara bazı dönemlerimde yaptım.
Fakat sonuç olarak ders alıp öğrenmekse amaç ben bundan ders aldım ve bir arkadaşımın da bana söylediği bir cümleyi burada...
Size söylemek istiyorum. Bazı insanlar vardır seni sadece girdabına çekmek ister.
Bu çok... Güzel bir cümle arkadaşlar.
Ben bu cümleyi duyduktan sonra o kadar an deneyimledim ki bana bunun yapıldığı.
Ne desem olmuyor. Çünkü o bir çözüm istemiyor.
Şimdi burada bir şeyleri kenara almak istiyorum işte.
Bazen insan sadece anlatmak ister.
Bazen insan sadece paylaşacak birini arar.
Yani buradan direkt Spotify'da herhangi bir melankolik müziğe geçebilirsiniz.
Ben bundan bahsetmiyorum.
Zaten dertleşebilen ve zaten konuşabilen bir insanım.
Benim bahsettiğim kısım biraz daha seni sadece tüke...
Senin sadece motivasyonunu düşürmek için konuşuyorlar.
Ve sen konuşmaya başladığında da sadece kendi o üretici enerjinden onlara vermeye başlıyorsun.
Sen tükeniyorsun ama o da üreyemiyor.
Hani işin kötüsü keşke beni tüketirken kendisini parlata bize.
Hiçbir kazananın olmadığı ama iki tarafında çok fazla şey kaybettiği bu ilişki türünden uzaklaşmak istiyorum.
Hatta böyle bir anımdan bahsetmek istiyorum.
Bir gün bir arkadaşımla oturuyoruz ve bana işte yine içinde bulunduğu dertlerden bahsediyor.
O kadar çok... tuvaletim gelmiş ki artık böyle patlayacağım ve konuşmadan kopamıyorum böyle.
Hani hala söylediği şeylere tamam işte bunu böyle, bunu böyle, bunu da böyle yaparsın.
Böyle böyle olmaz mı? Böyle böyle bakamaz mısın?
Aslında sen böyle değil misin?
Gibi böyle anlamsızca çok gereksiz bir çözüm üretme halindeyim.
Tuvaletim artık çok bastırdı çok şükür ki ve tuvalete gittim.
Tabii tuvalete gittim ama hala böyle o konuşmanın ritmindeyim ve düşünüyorum.
Fakat o dışarı çıkmak, dışarıdan bakmak o kadar iyi geldi ki bir anda şunu fark ettim.
Ben bu konuyu belki 7-8 kez onunla konuştum ve bu benim onunla yaptığım ilk kez konuşma değil.
Bu dertlerinden bana belki 7-8 kez bahsetti diyorum.
Yani Beste sen ne anlatıyorsun?
Sen kime, niye vakit harcıyorsun?
Bunun üzerinden 5-6 sene falan geçiyor ve bunu çok kez tekrar deneyimledim.
Burada dediğim gibi egomla ilişkisini de gördükçe artık kendime böyle terbiye etmek istediğim bir taraftayım.
Biliyorsunuz şimdi öğrenme tekrar ve yaşantı sonucu dedik.
Ben de işte böyle deneye yanıla öğreniyorum yani tekrarlaya tekrarlaya.
Ama 2026'da böyle bunu arka tarafıma hani vizyon misyon tablosu yapılır diye onun gibi asmak istiyorum.
Herkese her an ulaşılabilir olmamayı diliyorum.
Üçüncüsü de mütevazi olmayacağım.
Ya hatta bu mütevazilik de değil bu arada.
Ne olduğu belirsiz değişik bir refleksim var.
Onu kesinlikle kenara kaldırmayı hatta kenara kaldırmak az kalır hayatımdan çıkarmayı diliyorum.
Ben çocukluğumdan beri böyle işte sınavlarım iyi olduğu için...
ne bileyim hobi ve ilgi alanlarım olduğu için, biraz da böyle enerjik ve hareketli bir çocuk olduğum için çok takdir edilirdim.
Hani o komşunun çocuğu muhabbeti var ya, o çocuk bendim.
Ve bu yüzden de arkadaşlarım çok üzülürdü.
Hani aileleri bak beste neler yapmış, bak gördün mü diye gösterdiğinde, bir de ben orada olduğumda bu nasıl bir mobbingdir yani, iki tarafı da gömüyorlar.
Neyse, ben o zaman o kadar kırgın hissederdim ki, hemen arkadaşıma, ya aslında hiç öyle zor değil, bak çok kolay, şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın, ben seni çalıştırırım, şurada şunu planlarım, cart curt böyle bitme.
Bir liste oluşturur ve kendimi de buna adardım.
Sonra tabi bu bana yapışmış bence.
Üniversiteye gittiğimde gezince ya sen ne güzel geziyorsun ben hiç gezemedimler vardı.
Oturup evde dizi izleyeceğime odama gidip çıkardığım rotaları, aralarındaki ücret hesaplamalarını falan filan bu kağıtları paylaşıyordum.
Hani bak sen de yapabilirsin zor değil sen de yaparsın çok kolay.
Değil Vestacığım çok kolay değil.
Artık dönüp şuna bakıyorum kolay değildi çok zorlandım ve bunların hiçbirini değersizleştirmek istemiyorum.
Tamam genetik şansı kabul ediyorum.
Bazı insanlar fiziken daha güzeldir.
Bazıları bazı hastalıklara sahip değildir falan filan.
Ama geri kalan hiçbir şansa inanmıyorum.
Eğer bir adım geriye atıp dışarıdan bakarsam bu hayatta sahip olduğum tüm dertler de tüm güzel şeyler de bana ait.
Yani günün sonunda benim yaptığım mütevazilik değil düpedüz başarıyı sahiplenememe ve özdeğer eksikliğiydi.
Şimdi bunu iyileştirmek için tersten yürümem gereken upuzun bir yolum var.
Gerçekten. kolay değil ama önemli değil.
Çünkü ben artık kendime söz verdim.
Birisi bir şeyi övdüğünde aklıma düşen ilk kelimeyi ağzıma dökmeden önce bir durup düşüneceğim ve sonra teşekkür edeceğim.
Bence en güzel mütevazilik bundan geçer.
Ki zaten karşımdaki gerçekten benzer bir şeylere erişmek arzusundaysa bana açıkça sorar.
Ben de her zaman olduğum gibi çok transparan bir şekilde anlatırım.
Fakat artık o övülen yerlerimi değersizleştirmekten çok sıkıldım.
Böyle vıcık vıcık geliyor.
Kendime karşı samimiyetsiz hissetmeye başlıyorum.
Yalnız olaya bak birilerine daha samimi olacağım diye kendime samimiyetsizleşmişim.
Bu biraz sert geldi şimdi.
Evet yani bugün sahip olduğum her şeyi ben yaptım.
Zaman zaman belki rüzgar arkamdan esti.
Ama sonuçta o paraşütü açık tutan da bendim.
O rüzgarın esmesini bekleyen de bendim.
Bazen o metafordaki paraşütü açık tutabilmek için o kadar yoruluyordum ki arkadaşlar.
Şöyle bir anım var.
Bir gece böyle saat 12-1 daha yeni eve gelmişim.
Aynı anda okuyorum ve çalışıyorum.
E tabi bir yandan da kendi hayatımı bireysel olarak idame ettiriyorum.
Yani temizliğimi de ben yapıyorum.
Çamaşırımı da ben yiyorum. Meyimi de ben hallediyorum.
Biraz da benim yüzümden böyle her şeyi iyi bir standartla yapmaya çalışıyorum.
Ekstra efor gerekiyor.
Neyse duşa girdim çünkü sabah 6'da uyanacağım.
İşe gideceğim. Sonra final haftamdayım.
Okulda ders çalışıyorum.
Başarılı olmam lazım.
Tam bursluyum. Onu korumam gerekiyor falan filan.
Saçımı köpüklemek için kollarımı kaldırdığımda kollarımın gücü bitti arkadaşlar.
Yani ben kendimi yıkayamayacak kadar yoruldum.
Ve böyle zamanlarda hep daha kötüleri var.
Ben çok şükredeyim falan diyordum.
Ama zaten şükür mantığımı da...
çok değiştirdim. Şükür ki senden daha azına sahip olana bakarak kendi elindekinde böbürlenebileceğin ya da güvende hissedeceğin bir şey değil.
Şükür gayet elindekinin kıymetini bilmek.
Yani ben kendi koşullarımda çok zor bir şey yaşıyordum ya da kendi arkadaş çevreme göre çok zor bir şey yaşıyordum.
Ama günün sonunda arkadaşlarım benim ne kadar güzel bir şey yaşadığımı söylediğinde yok ya aslında o kadar zor değil diyordum.
Bunları nasıl değersizleştirmişim?
Nasıl bunları gidip de insanlara çok kolay diye anlatmışım?
Kendime çok kızıyorum. O yüzden 2026'da bu manasız mütevazilik midir nedir her neyse hayatımdan çıkarıyorum.
Ve gelelim son maddemize.
Kendimi korumak için aldığım dördüncü karar gereksiz eleştiri yapan insanları hayatımdan uzaklaştıracağım.
Çok meraklı ve sorgulamayı çok seven bir insan olarak karşımda farklı perspektiften herhangi bir yorum yapan insan görünce çok büyük bir heyecanla üzerine atlıyordum arkadaşlar.
Ya ne kadar farklı bir yerden baktı ya o neymiş o düşünce nasıl öyle oluyor diye böyle hemen içeri dalmaya çalıştım.
Fakat gel zaman git zaman ben de birazcık eleştirmeyi öğrendikçe gördüm ki bu insanlar sadece konuşmak için konuşuyorlar.
Hani biraz önce de bahsettim ya böyle kötü kötü konuşan insanlar bak ben ne kadar kötü şeyleri görüyorum diye kendilerini parlatıyorlar sanki.
İşte bu insanla o insan aynı insan olabilir.
Böyle hani ben neyi görüyorum?
Bak kimsenin göremediğini tam olarak ben görüyorum.
Nasıl zekiyim ama? Hani bakın hepinizden akıllıyım ben.
Cümleleri böyle sanki arka fonda çalıyormuş gibi geliyor artık.
yaptığı kritiklerin veya yorumların amacı asla sorgulamak veya derinleşmek için değil.
Tam tersine yermek, küçümsemek, kendini parlatmak istiyor.
Ne yazık ki ben de bunu etkisinde kaldığım manipülasyonlardan sonra öğrendim.
Yine yeni bir şeylere başlamak istediğim böyle hevesli bir günümde kalktım arkadaş grubunda anlatıyorum.
Heyecanla bahsediyorum işte böyle böyle yapacağım, böyle böyle olacak vs.
Arkadaşlarımdan bir tanesi böyle hani ötesinden berisinden, beklentilerimi anlamak amacıyla gibi görünen sorular sormaya başladı ki ben bunu çok severim.
En yakın dostum dediğim insanı dostum olarak görmemin sebebi budur.
Çünkü bence insan öyle bir canlı ki hani yeter ki istediği şey için kendini ikna etmesi gereksin.
Bir yerden bir şekilde bir sebep bulur.
Kendini ikna eder. O yüzden hayatımızda ve yakın çevremizde bu şekilde kritik bir yerden bakan, biraz daha eleştirel bir yerden sana yaklaşabilen insanlar olması gerekiyor bence.
Fakat bu eleştirilerin biraz daha objektif bir yerden olması çok önemli bir kritermiş.
Ben bunu kaçırmışım arkadaşlar.
Kaçınılmaz bir öznerlik var zaten.
Herkes kendi değerleri ve anlamlarının dağardığından sana bir şeyler söyleyecek.
Ama orada ince bir çizgi var işte.
İlişki kurmayı bilen insan olması gerekiyor.
Yani sadece kendini onaylatmak ya da parlatmak niyetinde bir insan değilsen karşındakinin değerlerini gözeterek yaparsın eleştirilerini.
Kendi adıma bu hataları yaptığımı fark ediyordum.
Ta ki maruz kaldığım şeyin ne kadar sert olduğunu fark edene kadar.
Yani dönüp şöyle en çok bilinenlere baksak Harry Potter'ın yazarına çocuklar bu kadar uzun...
kitap okumaz, fantastik edebiyat satmaz abla falan denmiş.
Ama kadına yoksullukta herkesin deli mi bu ya ne yapıyor dediği koşullarda çalışmaya devam etmiş.
Bugün ne halde görüyoruz.
Yani artık birisi bana bu tarz eleştiriler yaptığında onun o kişinin vizyonu ya da pardon ama vizyonsuzluğuyla alakalı olduğunu düşünüyorum.
Ve daha da derinlere inersem bu insanların birilerinin başarılı olmasından ya da birilerinin bir şeyleri yapmasından o kadar çok korktuğunu görüyorum ki.
Diyorum ya artık biraz daha hislerime güvenerek bu kararları alıyorum.
Yani o insanların artık konuştukları cümlelerin arkasındaki çalan müziği duymaya çalışıyorum.
Ay neyse arkadaşlar 3 artı 4 farklı konuya değineyim dedim.
75 tane farklı konuya değindim.
Ama zaten istesem de tek bir şeyden bahsedemem.
Hani eleştiriye kapalıyım desem olmaz.
Çünkü kimin eleştirisine kapalı olduğumu anlatabilirsem 2026'dan beklentimi doğru bir şekilde aktarabilirim.
Uzun lafın kısası arkadaşlar bir şeye dikkat çekmek istiyorum ki aldığım tüm kararlar ya etrafımdaki insanlar ya da onları nasıl...
anladığımla ilgili. Hani bir söylem vardır etrafınızdaki beş insanı söyleyin size nasıl bir insan olduğunuzu söyleyeyim.
Ya da işte üzüm üzüme baka baka kararır, körle yatan şaşı kalkar gibi gibi yani bu tarz etrafımızdaki insanlardan nasıl etkilendiğimizi zaten biliyoruz.
Aslında tüm o ilişkilerdeki senin toplamı sana asıl seni veriyor.
O yüzden 2026'dan en ama en büyük beklentim sevgili anneannemin her zaman ettiği güzel duasında olduğu gibi Allah iyi insanlarla karşılaştırsın.
Bu bölüm ikinci sezonun son bölümüydü.
Seneye kapanışı bu şekilde yapayım dedim.
Küçük bir tatil sonrası yeni sezonda yepyeni içerikler ile tekrardan görüşmek dileğiyle her birinize içinize çok sinen bir sene diliyorum.
Düşüncelerimin röntgenini çektim size yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
