
Bu hafta sahnede "sakin şehirler" var! Hızla yönetilen bir dünyada yavaşlamayı savunan "yavaş yaşam felsefesi"nin dünyayı nasıl etkilediğine bakacağız.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:
Bölümde bahsedilen kitap: Yavaşlığa Övgü, Carl Honore
Harvard Dekanının "Yavaşla" isimli mektubu: https://lewis.seas.harvard.edu/files/harrylewis/files/slowdown2004_0.pdf
Transkript
Modern dünyanın efendisi kuşkusuz hız.
Daha hızlı internet, daha hızlı yürümek, daha hızlı izlemek, daha hızlı yemek.
Hep hızlı ve daha hızlı.
Buna rağmen yavaşlamak mümkün mü?
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da...
Sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin.
Zamanla gelişeceğim.
Şimdi hazırsanız Dünya Sahnesi'nin perdesini açıyorum.
Bu hafta sahnede yavaş şehirler var.
Yavaş şehir de neymiş?
Dediğinizi duyar gibiyim.
Anlatacağım, merak etmeyin.
Yavaş Yaşam Felsefesi, orijinal adıyla Slow Living.
Hızla yönetilen dünyada yavaşlamayı savunan bir isyan bayrağı, ilk olarak 1986 yılında gazeteci ve yazar Carlo Petrini'nin hızla yayılan fast food kültürüne meydan
okumasıyla başladı. Petrini ve arkadaşları Roma'daki İspanyol merdivenlerinin yakınında bir fast food restoranı açılmasını engellemek için protesto düzenlediler.
İtalyan kültürünü yansıtmak için yoldan geçen herkese geleneksel İtalyan makarnası ikram ettiler.
Bu, onlar için hızlı yemek kültürüne karşı bir başkaldırı ve geleneksel yemeklerin değerini vurgulama çabasıydı.
Fast food zinciri protestolara rağmen Roma'da bir şube açmayı başardı.
Ama Petrini ve arkadaşlarının savunduğu değerler zamanla global bir etki yarattı.
Bu başkaldırı, yavaş yemek hareketinin doğmasına, Ve sonrasında yavaş moda, yavaş seyahat ve hatta yavaş şehir gibi kavramların ortaya çıkmasına ilham verdi.
Yani zaman içinde yaşamın pek çok alanında kendine yer bulan sosyal bir akım oldu.
Ha ama burada bir duralım.
Yanlış anlaşılmak istemem.
Bahsettiğim bu akım tembelleşip modern çağı reddetmek değil.
Aksine yavaş yaşam felsefesi modern dünyada iyi yaşamak isteyenler için bir sığınak.
Çünkü özünde denge var.
Bazen hızlı, bazen yavaş.
Bazen ikisi birlikte.
Bana kalırsa, Yavaş Yaşam Hareketi'ndeki en önemli kaynaklardan biri, gazeteci ve yazar Carl Honore'nin Yavaşlığa Övgü isimli kitabı.
Yazarımız Honore'nin yavaş yaşam merakı, oğluyla gerçekleştirdiği uyku öncesi masal seanslarında başlıyor.
Masalları daha hızlı bitirmek için bazı bölümleri atlaya atlaya okuyor.
Sonra bir gün bir dakikada masallar serisi görüyor çok seviniyor.
Ama hemen ardından bir farkındalık geliyor.
Kendisini biraz da bencil hissediyor ve değişim yolculuğu başlıyor.
Honore kitabının bir bölümünde Harvard Üniversitesi'nin dekanından da bahsediyor.
Dekan 2001 yazında okula yeni gelen öğrencilere açık bir mektup yazıyor.
Mektubun başlığı, Yavaşla.
Az ile çok elde etmeyi anlatan 7 sayfalık mektuptan bir bölümü size aktarayım.
Boş zaman, doldurulması gereken bir boşluk değildir.
Zihninizdeki diğer şeylerin yaratıcı bir şekilde yeniden düzenlenmesini sağlayan şeydir.
Tıpkı 4x4 yapbozdaki boş karenin diğer 15 parçayı hareket ettirmeyi mümkün kılması gibi.
Başka bir deyişle hiçbir şey yapmamak, Yavaş olmak iyi düşünmenin önemli bir parçasıdır.
Boş karenin diğer 15 parçayı hareket ettirmeyi mümkün kılması gibi.
Bu laf çok çarpıcı geldi bana.
Bu arada mektubun tamamını okumak isterseniz linkini açıklamalara bıraktım.
Yavaş yaşam felsefesi zamanla yaşamın her alanında kendine yer buldu demiştim.
İşte yavaş seyahat kavramı da bunlardan biri.
Seyahatlerde mümkün olduğunca çok şey görme arzusu yerine, daha derin bir deneyime odaklanıyor.
Her yeri görmek zorunda hissetmeden, bir şeyler kaçırıyor muyum diye endişelenmeden.
Biliyorsunuz, günümüzde bu bir şeyler kaçırıyor muyum, endişesinin, paniğinin bir adı bile var.
FOMO. Yani Fear of Missing Out, bir şeyler kaçırma korkusu.
İşte bu FOMO'ları, zorunlulukları, endişeleri bir kenara bırakarak hareket etmek sürdürülebilir turizminde temelini oluşturuyor.
Çünkü yavaş, bilinçli ve sorumlu yapılan seyahat daha az çevresel ayak izi anlamına geliyor.
Tam da bu noktada.
Yürümek, yavaş seyahatin en yakın arkadaşı.
Dünya Sağlık Örgütü yürümeyi unutulmuş bir sanat olarak tanımlıyor.
Oysa yürüyerek seyahat etmek meditasyon etkisine sahip.
Yürürken normalde görmediğimiz ayrıntıların farkına varıyoruz.
Evler, dükkanlar, insanlar, sadece görülmesi gereken turistik yerleri değil, alışılmışın dışındaki rotaları, sokakları, meydanları da yürümek önemli.
Düşünür Frederick Gross ne diyor biliyor musunuz?
Yürümek, şehirli insanın mantığını, hatta en yaygın şartlanmışlıklarımızı bile ters yüz eder.
Bu arada ufak bir hatırlatma.
Seyahatlerde yürürken yönümüzü bulmak için bazen telefona gömülüyoruz.
Ara sıra yukarı bakarak yürümeyi kendinize hatırlatmalısınız.
Yukarı bakarak yürümek, bulunduğunuz yerin mimarisini ve doğal çevresini de gösterecek.
Binalar, çatılar, pencereler, kuşlar, bulutlar, bir de kulağınızda piri varsa yani ben oh mis gibi.
Daha önce bahsetmiştim ama ilk kez dinleyenler için tekrar edeyim.
Ben aslında bir seyahat uygulamasıyım.
Dünyayı keşfetmenize yardım ediyorum.
Şehirdeki en iyi rotayı sizin için çiziyorum, konumunuzu algılıyorum ve neredeyseniz oranın hikayesini anlatmaya başlıyorum.
Rota üzerindeki restoranları, kafeleri, müzeleri öneriyorum.
Gizli saklı kalmış köşeleri de gösteriyorum.
Piriyi telefonunuza indirdiğinizde kulaklığınızı takıp sanki rehberiniz yanınızdaymış gibi gezebiliyorsunuz.
Bir de sizi sesli olarak yönlendirdiğim için sürekli ekrana bakmak zorunda da kalmıyorsunuz.
Evet, gelelim yavaş şehirlere.
Yavaş seyahatin ayrılmaz bir parçası yavaş şehirler.
Orjinal adıyla citta slov, İtalyanca kent anlamına gelen citta ve İngilizce yavaş anlamına gelen slov kelimelerinden oluşuyor.
Çittaslov, tüketim çılgınlığını besleyen, yerel değerlerin kaybolduğu, hep bir yerlere yetişme telaşıyla yaşamın hızlı aktığı, insanların doğadan uzaklaştığı metropol yaşam tarzına
karşı yeni bir yaşam pratiği ortaya koyuyor.
Çittaslov, insanların birbirine zaman ayırabildiği, doğasına, kültürüne ve geleneklerine sahip çıkan, ekonomik olarak kendine yeterli bir kent idealini paylaşan uluslararası bir belediyeler
birliği. Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan ve bu sayede altyapı sorunları olmayan bu şehirlerin en önemli değerlerinden biri de
sürdürülebilirlik.
Bu ideale ilk önce İtalya'da Bra, Orvieto ve Positano belediye başkanları inanmış ve 1999 yılında bu birliği kurmuşlar.
Bugün 30 ülkede 260'dan fazla şehir Çitta Slov kriterlerini sağladığı için bu ünvanı taşıyor.
Sakin şehirler, nüfusun ve nüfusa bağlı olarak karbon salınımının ve çevre kirliliğinin az olduğu, doğal mirasın korunduğu yerler.
Bir yerin Çittaslov yani sakin şehir ünvanı alabilmesi için nüfusunun 50 binin altında olması gerekiyor.
Bu şehirler kendi ürettiğini tüketerek hem ekonomik olarak sürdürülebilirlik sağlıyor hem de yerel değerleri koruyor.
Yerel değerler içerisinde tabii ki tarihi doku ve kültürel miraslar da yer alıyor.
Sonuç ise daha yüksek bir yaşam kalitesi.
Ülkemizde şu anda tam 25 sakin şehir olduğunu biliyor muydunuz?
Tabii bu sayı değişken.
Kriterleri sağlayan yeni şehirler oldukça sakin şehirlerin sayısı artıyor.
Peki Türkiye'nin ilk sakin şehri hangisi?
İzmir'in tatlı ilçesi Seferihisar.
Seferihisar'ın bu ünvanı almasından sonra tüm Türkiye Çitta Slow hareketiyle tanışmaya başladı.
Piri seyahat uygulamasında da hem sığacığın hem de Türkiye'deki diğer sakin şehirlerin sesli turlarını bulabilirsiniz.
Evet, yavaştan perdeleri kapatıyorum.
Umarım bu bölümü hızlandırarak dinlememişsinizdir.
Şaka bir yana tabii ki yoğun bir dünyada yaşıyoruz.
Yapacak bir dolu işimiz var, farkındayım.
Ama sanki meşgul olmak artık başarılı ya da önemli olmakla eşdeğer hale geldi.
Aslında anlatmak istediğim bunun tam tersi.
Anda olmak, nicelikten ziyade nitelik, bilinçle ve farkında olarak yaşamak asıl olan.
Unutmayın, her şeyin kendince bir zamanı ve doğru hızı vardır.
Ve belki de hızın hayatın her alanına bu kadar da hakim olmasına gerek yoktur.
Ne dersiniz? Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Sürçü lisan ettiysem affola.
Haftaya yeni bir sahnede görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
