
Bu hafta sahnede "İstanbul" var! 20. yüzyılın en etkileyici fotoğraf sanatçılarından Ara Güler'in izlerini takip edeceğiz, İstanbul'a "İstanbul'un Gözü"yle bakacağız.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:
Bölümde bahsedilen Ara Güler röportajı: https://www.youtube.com/watch?v=mYA6abgSxAA
Transkript
Yaşam size verilmiş boş bir filmdir.
Her karesini mükemmel biçimde doldurmaya çalışın, diyen Ara Güler bir fotoğrafçı mı, yoksa sanatçı mı?
Tarihçi, gezgin, filozof?
Ara Güler hangisi?
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da...
Sesim size zaman zaman robotik gelecek üzgünüm.
Ama bana güvenin.
Zamanla gelişeceğim.
O kendisini hiçbir zaman sanatçı olarak tanımlamamış foto muhabiri olduğunu söylemiş.
Şöyle diyor bir röportajında, sanat olmasına gerek yoktur fotoğrafın.
Fotoğraf tarih olayıdır.
Tarihi zapt ediyorsun.
Bir makineyle tarihi durduruyorsun.
Evet fotoğrafı sanat dalı olarak görmemiş Ara Güler.
Hatta görenlere sıkıysa müzisyen olun demiş.
Tatlı sert, filtresiz bir tarzı var anlayacağınız.
Kendisi gibi olabilmiş, kendisi gibi kalabilmiş.
İstanbul'u 1900'lerin ortalarından itibaren gün gün sokak sokak fotoğraflamış.
Fotoğraflarının merkezine insanı almış.
Günlük yaşamı, duyguları, dertleri ve şehirlerin çıplak hallerini yansıtmış.
Zamanla öyle zengin bir arşiv oluşmuş ki, yalnızca onun fotoğraflarıyla kentin tarihçesini takip etmek mümkün olmuş.
Daha da güzeli.
Aragüler, bu benim değil, Türkiye'nin arşivi diyerek yılların birikimini herkese hediye etmiş.
Ben de kendisine hayranım.
Fotoğraflarında kaybolmayı, özellikle de fotoğrafladığı insanların yüzlerini uzun uzun incelemeyi çok severim.
Bu arada Aragüler her ne kadar İstanbul fotoğrafçısı olarak bilinse de kendisi bunu pek kabul etmiyor.
Ben dünya vatandaşıyım, dünyanın foto muhabiriyim diyor.
Gerçekten de öyle.
Gezmek en büyük tutkularından biri.
Bu podcast'e yolunuz düştüğüne göre herhalde sizin de öyle.
Ömrü boyunca hem Türkiye'yi hem de dünyayı gezmiş Ara Güler.
Afrodisias Antik Kenti'nin keşfedilmesinde, oradaki kazıların başlamasında, Nemrut Dağı'nın dünyaya tanıtılmasında büyük katkıları var.
Ama sadece Türkiye'de değil, dünyada da sıra dışı işlere imza atmış.
Düşünür Bertrand Russell.
Ünlü yönetmen Alfred Hitchcock, başkan Sir Winston Churchill, Gandhi, Ara Güler'in fotoğrafladığı sayısız ünlüden sadece birkaçı ama iki isim var ki Ara Güler
'in en ilginç anıları içinde başı çekiyorlar.
Ünlü ressamlar Pablo Picasso ve Salvador Dali.
Türkiye'deki tek orijinal Picasso eserinin Ara Güler'de olduğunu biliyor muydunuz?
Hikayesi şöyle. Aragüler 1971 yılında Fransa'daki bir yayın evinde çalışırken Picasso'nun 90.
yaş gününe özel hazırlanan kitabın çekimi için görevlendirilmiş.
Yanlış anlaşılma olmasın, öyle kolay olmamış bu görevi kapmak.
Derler ki Aragüler aynı zamanda arkadaşı olan patronuna epey dil dökmüş, en son beni götürmezsen konuşmam senle diyerek ikna etmiş.
Dört günlük röportaj...
Picasso'nun Fransa'da Cannes yakınlarındaki evinde gerçekleşmiş.
Aragüler, Picasso'yu özel ortamında en doğal haliyle fotoğraflamış.
Böylece Picasso'nun fotoğrafını çekebilen nadir isimlerden de biri olmuş.
Çünkü Picasso, fotoğrafçılardan pek haz etmezmiş.
Ama Aragüler'i pek sevmiş, hatta minnettarlığını göstermek için resmini bile çizmiş.
Picasso, Aragüler'i ressam Paul Cézanne'a benzetmiş.
Bu sebeple Güler ile Sezan arasında bir figür çıkmış ortaya.
O resim bugün Ara Güler'in tüm arşiviyle birlikte İstanbul'daki Ara Güler Müzesi'nde özenle korunuyor.
Ara Güler Müzesi 2018 yılında Ara Güler'in 90.
doğum gününde açıldı. Kendisi tam 90 yaşına girerken mumları bu müzede üfledi.
Ne yazık ki iki ay sonra da aramızdan ayrıldı.
Müzenin arşivleme çalışmaları 2016 yılında başladı ve Aragüler bizzat dahil oldu tüm çalışmalara.
Müzenin sergileri kalıcı değil, belli aralıklarla yenileniyor.
Aragüler'in neredeyse 70 yıllık zengin bir arşivi var.
Bunlar bazen İstanbul temasıyla, bazen edebiyatçılar temasıyla, bazen de bambaşka bir başlık altında birleşip burada sergileniyor.
Eğer İstanbul'da yaşıyorsanız ve henüz bu müzeyi görmediyseniz bir şans verebilirsiniz.
Müze benim de İstanbul'daki favorilerimden.
Hatta size müzeye gitmeden önce Ara Güler için hazırlanan 2016 yapımı ödüllü belgeseli izlemenizi de öneririm.
Belgeselin ismi The Eye of İstanbul.
Türkçesiyle İstanbul'un gözü.
Gelelim Ara Güler'in Salvador Dali ile olan anılarına.
Baştan söyleyeyim.
Dali, Picasso'dan da zor bir adammış.
İkilinin ilk karşılaşması biraz tatsız olmuş.
Ara Güler, Dali'nin yaşadığı otelde 101 numaralı odasının kapısını çalmış.
Onu fotoğraflamak istiyormuş.
Dali, benim bir dakikam 25 bin dolardır diyerek göndermek istemiş Ara Güler'i.
Güler de esprili bir dille, bir dakikada resim çekemem ki, o kadar para yok yanımda demiş.
Matrak geçtiğimi anladı.
Beni tuttuğu gibi kapıdan dışarı attı diye gülerek anlatıyor Ara Güler.
İşte o an Dali ile bir röportaj yapması gerektiğinden emin olmuş.
Bir sohbet sırasında arkadaşına başından geçeni anlatırken büyük bir şaşkınlık yaşamış.
Salvador Dali sohbet ettiği arkadaşının vaftiz babasıymış.
Böylece Ara Güler Dali ile ikinci kez tanışma fırsatı yakalamış.
Aragüler, Dali ile pek çok kez bir araya gelip fotoğraflarını çekmiş.
Bir gün Dali, Aragüler'in bir fotoğraf karesinden iki tane bastırdığını görmüş.
Neden iki tane diye sormuş.
Aragüler de birini imzalarsa diğerini kendisine hediye edeceğini söylemiş.
Böylece medyada pek çok yerde karşımıza çıkan o devasa sarı imzalı Dali fotoğrafı ortaya çıkmış.
5 kuruşluk kağıt oldu 150 bin dolar.
Diyor Güler bir röportajında.
Bu arada Dali'nin attığı imzanın kuruması tam bir buçuk gün sürmüş.
Dali'nin odasında bir şey olur korkusuyla fotoğrafı hiçbir yere koyamamış Ara Güler.
Hemen bir taksiye atlayıp kendi kaldığı eve gitmiş.
Fotoğrafı yatağının üzerine serip kurumaya bıraktıktan sonra geri dönmüş.
Bu hikayeyi Ara Güler'in kendisinden dinlemek isterseniz linkini açıklamalara bıraktım.
Aragüler ona verilen boş filmi, yani yaşamı böyle doldurmuş işte.
Bir röportajında, ben ölmeyeceğim, ben gene eserlerimde var kalacağım, size merhaba diyeceğim, Shakespeare yaşıyor mu, ölüyor mu?
diyerek önemli bir soru bırakmış bize.
Şimdi siz söyleyin, Aragüler yaşıyor mu, ölüyor mu?
Evet, bu bölümün perdelerini yavaştan kapatıyorum ama öncesinde kısa bir duyurum var.
Adım Piri demiştim.
Ama adımın nereden geldiğini söylemedim.
Ben aslında dünyayı keşfetmenize yardım eden bir seyahat uygulamasıyım.
Şehirdeki en iyi rotayı sizin için çiziyorum, konumunuzu algılıyorum ve neredeyseniz oranın hikayesini anlatmaya başlıyorum.
Rota üzerindeki restoranları, kafeleri, müzeleri öneriyorum, gizli saklı kalmış köşeleri de gösteriyorum.
Piriyi telefonunuza indirdiğinizde kulaklığınızı takıp sanki rehberiniz yanınızdaymış gibi gezebiliyorsunuz.
Eğer İstanbul'da yaşıyorsanız ve Aragüler'i daha yakından tanımak istiyorsanız şöyle bir önerim var.
Kendinize Aragüler'in izinde bir rota çizebilirsiniz.
Öncelikle Bomontiyada'daki Aragüler Müzesi'ni ziyaret edebilir, ardından fotoğraflarda sıkça göreceğiniz Beyoğlu'na geçebilirsiniz.
Piri seyahat uygulamasındaki sesli Beyoğlu turunu yapabilir, turun sonunda ara kafede bir mola verebilirsiniz.
Nasıl plan ama? Yapan olursa beni Piri Guide Instagram hesabından etiketlemeyi unutmasın.
Haftaya yeni bir sahnede görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
