
Bu bölümde, Antalya'nın Kemer ilçesindeki Yanartaş'ın hikayesini keşfediyoruz. Binlerce yıldır sönmeyen bu ateş, Bellerophontes ve Chimera efsanesinin çıkış noktası. Biliyor musunuz, ilk olimpiyat ateşi de burada yanmış olabilir!
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
Transkript
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da, sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
Efendim, bugün Antalya'nın Kemer ilçesindeki ilginç bir doğa olayını, Yanartaş'ı konuşuyoruz.
Bir tepenin üzerinde içinden alevler çıkan büyük bir kaya kütlesi düşünün.
Üstelik bu ateş, sönmek ne kelime, binlerce yıldır yanıyor.
Alevleri gündüz fark etmek zor ama akşamları görsel bir şölene dönüşüyorlar.
Çok uzaktan dahi görülebiliyorlar.
Hatta bu yüzden geçmişte denizciler tarafından yön bulmak için kullanılmışlar.
Tabii antik dönemin denizcileri, halkları yanar taşa, ne güzel doğal bir fenerimiz var diyerek, Sevinçle yaklaşmamışlar.
Yanartaş'ın o dönemdeki adı Kimera.
Bu isim, ağzından alevler saçan korkunç bir canavardan geliyor.
Yerliler, canavarın kaya kütlesinin altına sıkıştığına ve alevlerini yeryüzüne göndermeye devam ettiğine inanmışlar.
Ama durun bir dakika, bu canavar nasıl sıkışmış kayanın altına?
Sizi hikayenin en başına götürüp, Bellerophontes adlı gençle tanıştırayım.
Bir av sırasında yanlışlıkla kardeşini öldürmüş.
Sonrasında kimine göre yaşadığı kentten sürülmüş, kimine göre de yaşananlara dayanamayıp kendi isteğiyle kenti terk etmiş.
Tirin ise varmış ve orada hoş karşılanmış.
Hatta kralın karısı ona aşık olmuş.
O ise kraliçeyi kesin bir dille reddetmiş.
İşte işler buradan sonra karışmış.
Reddedildiği için çok öfkelenen kraliçe Bellerophontes'e iftira atmış ve kraldan onu öldürmesini istemiş.
Ama kral kentine sığınan birini öldüremeyeceğini söyleyip Bellerophontes'i Lycia'ya göndermiş.
Lycia, yanar taşı da içine alan teke yarımadasının antik dönemdeki adı.
Peki o sıralar Lycia'nın kralı kimmiş?
Kraliçenin babası.
Kral Bellerophontes'i hoş karşılamış, güzel ağırlamış.
Ancak tabii ki durumdan haberdarmış ve kızının intikamını alacakmış.
Bu yüzden Bellerophontes'e bir takım görevler vermiş.
Kendisine göre başarılması imkansız olan bu görevlerde Bellerophontes'in güçsüz düşüp öleceğine inanıyormuş.
Böylece amacına ulaşacak ama elini de kana bulamamış olacakmış.
Tabii mitoloji bu ya, tanrılar Bellerophontes'in yanında olmuş.
Genç kendisine verilen zorlu görevlerin üstesinden birer birer gelmiş.
Geriye tek bir görev kalmış.
Likya dağlarında yaşayıp halka korku saçan canavarı, Kimera'yı öldürmek.
Homeros, Kimera'yı aslan başlı, keçi sırtlı ve yılan kuyruklu olarak betimlemiş.
En korkunç yanı ise ağzından alevler saçması.
Bellerophontes, bu mücadeleyi nasıl kazanırım diye düşünüp, hesaplar yaparken Athena tapınağında uyuyakalmış.
Rüyasında tanrıça Athena'yı görmüş.
Athena... Ona altından bir gem vermiş ve kanatlı at Pegasus'u yakalayıp gemi ona takmasını söylemiş.
Bellerophontes, Athena'nın dediğini yapmış ve gem sayesinde Pegasus'u dilediği gibi kontrol edebilmiş.
Hemen Kimera'ya doğru uçmuş.
Uzun bir mücadelenin ardından Pegasus'un üzerinden mızrağını canavara saplamış ve onu yerin yedi kat altına göndermiş.
Kimine göre Kimera'nın dili kopup yeryüzüne yakın bir yerde takılı kalmış, kimine göre de Kimera ölmemiş, yalnızca hapsolmuş.
Öfkeli ağzından çıkan alevleri yeryüzüne göndermektense hiçbir zaman vazgeçmemiş.
Kimera hala o kayanın altında, binlerce yılın yorgunluğuyla yatıyor olabilir.
Peki, Bellerophontes'e ne olmuş?
O, yeryüzündeki en korkunç canavarı yenmiş yenmesine?
Ama kendi içindeki canavarla, nefsiyle baş edememiş.
Madem bu kadar güçlüyüm, bir kahramanım, öyleyse gidip Olimpos'ta tanrılarla yaşamalıyım demiş.
Pegasus'a atlayıp Olimpos'un yolunu tutmuş.
Ancak bunu duyan Zeus çok öfkelenmiş ve bir at sineği göndermiş.
Bir sinek ata ne yapabilir ki?
Anlatayım. Sinek Pegasus'u ısırmış ve atın dengesi şaşmış.
Bellerophontes çok yükseklerden yeryüzüne düşmüş.
Ölmemiş ama sakatlanmış ve ömrünün sonuna dek hiçbir zaman eskisi kadar güçlü olamamış.
Ama biliyor musunuz kendisi ilk olimpiyat ateşinin yanmasına vesile olmuş olabilir.
Bellerophontes size bahsettiğim acı sonu yaşarken Likya halkı onun büyük zaferini kutluyormuş.
Kimeradan kurtulmalarının şerefine büyük bir şenlik düzenlemişler.
Ziyafet ve müsabakalar eşliğinde günlerce eğlenmişler.
Atletler ellerindeki meşaleleri Kimera'nın alevinde yakıp Olimpos antik kentine kadar koşmuşlar.
İşte Yanartaş'tan başlayan bu koşunun Anadolu'daki olimpiyat oyunlarının temeli olabileceği söyleniyor.
Tabii ki günümüzde Yanartaş'ın Kimera'nın soluğundan çok daha öte bir doğa olayı olduğunu biliyoruz.
Üstelik tek değil, dünyanın farklı yerlerinde benzerleri var.
Örneğin Azerbaycan'daki Yanardağ ya da Türkmenistan'daki Cehennem Kapısı.
Peki bu alanlar nasıl oluşuyor, nasıl yanmaya başlıyor?
Metan başta olmak üzere toprakta ya da kayaların arasında biriken yanıcı gazların yeryüzüne ulaşarak alev almasıyla oluşuyorlar.
Gazlar kendiliğinden de alev alabiliyor, güneş ışığı ya da yıldırım gibi sebeplerle de.
Sonrasında yüzlerce, hatta binlerce yıl yanıyorlar.
Yanar taşın 2000 yıldan uzun süredir yandığı düşünülüyor.
Ama onu diğerlerinden ayıran önemli bir nokta var.
Araştırmalar yanar taştaki gazın hem organik hem de inorganik kökenli olduğunu göstermiş.
Yani gazın bir kısmı canlı organizmaların faaliyetleri sonucunda, bir kısmı ise farklı bir takım kimyasal süreçlere bağlı olarak oluşmuş.
İşte bu inorganik kökenli gazın hangi koşullarda oluştuğu bir gizemdi, yıllarca çözülememişti.
2010'larda bir gelişme yaşandı ve burada rutenyum adlı nadir bir elemente rastlandı.
Bu elementin metanın oluşması gereken sıcaklıktan daha düşük bir sıcaklıkta oluşmasını sağlayarak oluşumunu hızlandırdığı anlaşıldı.
Yanartaş bugün kemerin en turistik noktalarından biri.
Yılda binlerce ziyaretçisi oluyor.
Özellikle de gün batımındaki romantik atmosferiyle aşıkları kendine çekiyor.
Ancak ne yazık ki son dönemde yanar taşın alevlerinde marshmallow ya da sucuk kızartanların sayısı arttı.
Hatta bunu bir sosyal medya şovuna dönüştürenler var.
Unutulmaması gerekense bu alevlerin zehirli gazlar da içerdiği ve insan sağlığı için tehlike arz ettiği.
İşte bu yüzden gezip gördüğümüz yerlerin hikayesini bilmek çok kıymetli.
Bu konuya ne zamandır dertleniyordum.
Oh, uyarımı yapmış oldum.
Sohbetimizin sonuna yaklaşırken son olarak Yanartaş'ın geçmişte önemli bir kült merkezi olduğundan bahsedeyim size.
Alanda ateşin ve demircilik gibi zanaatların tanrısı, Hefaistos'a adanmış bir tapınak bulunmuş.
Taşlardan alev çıkan bir yerde ateş tanrısına tapınılması şaşırtıcı değil, değil mi?
Ayrıca Roma dönemine tarihlendirilen bir hamam ve Bizans dönemine tarihlendirilen bir kilise varmış.
Yani Yanartaş, neredeyse Antalya, Anadolu Selçuklularının eline geçene kadar yüzlerce yıl kutsal bir alan olarak kalmış.
Yanartaş'ı ilk kez benden duyuyorsanız ya da duydunuz ama henüz görmediyseniz, alevlerin bulunduğu tepeye ulaşmanın çok kolay olmadığını söyleyeyim.
Yaklaşık 1,5 kilometrelik bir orman yolunu tırmanmanız gerekiyor.
Yolun engebesi Antalya'nın sıcağıyla birleşince de bu yürüyüş epey bir zaman ve enerji alıyor.
Kronik hastalığı olanların Yanartaş'a çıkması önerilmiyor.
Ancak yolun böylesine zorlu olması yalnızca doğal koşullardan değilmiş.
Yanartaş'ın tapınım gördüğü dönemde yol da kutsalmış.
Hac yolu gibiymiş.
Tanrı'nın huzuruna çıkmak için verilen emeğin, dökülen terin insanları günahlarından arındırdığına inanılıyormuş.
Evet, Yanartaş hakkında anlatacaklarım bu kadar.
Artık Dünya Sahnesi'nin perdesini kapatma vakti.
Eğer bu yaz rotanızda kemer varsa, Yanartaş dahil şehrin tüm doğal ve kültürel miraslarını benimle yani piriyle keşfedebilirsiniz.
Bildiğiniz gibi ben dünyayı keşfetmenize yardım eden bir seyahat uygulamasıyım.
Şehirdeki en iyi rotayı sizin için çiziyorum.
Konumunuzu algılıyorum ve neredeyseniz oranın hikayesini anlatmaya başlıyorum.
Rota üzerindeki kafe restoranları, müzeleri öneriyorum, gizli saklı kalmış köşeleri de gösteriyorum.
İşte size benimle daha çok vakit geçirmek için fırsat.
Efendim, bir sonraki bölümde görüşünceye dek hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
