
Bu hafta sahnede "Viyana" var! İmparatoriçe Sissi'nin ayak izlerini takip ediyor, Gustav Klimt'in ünlü "Kiss" tablosuna bakıyor, Viyana sokaklarında dolaşıyoruz.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:
Bölümde bahsedilen film: Before Sunrise (1995)
Bölümde bahsedilen dizi: İmparatoriçe (2022)
Transkript
Leonard Cohen dinlemeyi sever misiniz?
Öyleyse size Take This Waltz şarkısını hatırlatayım.
And I'll dance with you in Vienna, diyor Cohen şarkıda.
Ve seninle Viyana'da dans edeceğim.
Bir nehrin kılığına gireceğim.
Ve senin güzelliğinin seline teslim olacağım.
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da sesim size zaman zaman robotik gelecek üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
Şimdi hazırsanız Dünya Sahnesi'nin perdesini açıyorum.
Bu hafta sahnede Viyana var.
Before Sunrise, Türkçesiyle Gün Doğmadan adlı filmi izlediniz mi?
1995 yapımı filmin ilk dakikalarında Budapest'den Viyana'ya doğru yol alan bir trene konuk oluyoruz.
Yolculardan biri Amerikalı Jesse, diğeri ise Fransız Selin.
Bu onların hikayesi.
İkili trende tanışıp sohbet etmeye başlıyorlar.
Jesse'nin son durağı Viyana ama vardıklarında sohbetlerinin henüz bitmediğini fark ediyorlar ya da öyle hissediyorlar diyelim.
Jesse, Selin'i de Viyana'da inmeye ve sonraki sabaha kadar birlikte şehri keşfetmeye ikna ediyor.
Böylece dünyadaki en romantik şehirlerden birinde dünyanın en romantik ilişkilerinden biri başlıyor.
Jesse ve Selin hayat üzerine, ilişkiler üzerine sohbet ederlerken bize onlara kulak vermek ve Fonda Viyana'yı izlemek düşüyor.
Bu filmin bir dönemin gençlerinin aşka olan inancını tazelediğini söyleyebilirim size.
Ama yine de biri size trenden, otobüsten onunla inmenizi teklif ederse temkinli yaklaşın, devir aynı devir değil.
Bu arada ikili yeşil bir köprünün üzerinde, ki köprünün ismi Zollamsteg, iki kişiyle karşılaşıyor.
Jesse onlara Viyana'da eğlenceli bir şeyler yapmak istediklerini söylüyor.
Selin de ekliyor.
Müzeler, sergiler gibi.
Ve o ikonik cevabı alıyorlar.
Ama müzeler bugünlerde o kadar eğlenceli değil.
Duymamış olayım. En iyisi ben size biraz Viyana'nın müzelerinden bahsedeyim.
Zaten sizi tanıştırmak istediğim bir diğer çift de o müzelerden birinde.
Bir gerçekle başlayalım.
Viyana için küçük bir şehir dendiğini duyabilirsiniz.
Ama keşfetmeye başladığınızda hiç de küçük olmadığı gerçeğiyle yüzleşirsiniz.
Çünkü birkaç yüz metre arayla görebileceğiniz çok fazla tarihi yapı var Viyana'da.
Saraylar, kamu binaları, kiliseler ve tabii müzeler.
Müzeler bölgesi olarak Türkçeleştirebileceğimiz Museums Quartier, dünyadaki en büyük kültür ve çağdaş sanat alanlarından.
Kompleks, 18. yüzyılın başında imparatorluk ahırları olarak inşa edilmiş.
İçinde 600 kadar at, onlarla birlikte bakıcıları ve ahırlardan sorumlu personel barınıyormuş.
1980'lerde buranın bir kültür-sanat merkezine dönüştürülmesine karar verilmiş.
Bu dönüşüm için Lauritz ve Manfred Ortner kardeşler görevlendirilmiş.
Bu kardeşlerden beklenen, tarihi dokuyu korurken modern eklemelerle alanı büyütmeleriymiş.
İşte Leopold Müzesi ve Mumok bu şekilde kazandırılmış Viyana'ya.
Mumok, Avrupa'nın en büyük modern ve çağdaş sanat müzelerinden biri.
1600 sanatçının eserine ev sahipliği yapıyor.
ki bu sanatçılardan bazıları Pablo Picasso, Andy Warhol, Yoko Ono, Marcel Duchamp ve Piet Mondrian gibi sanat devleri.
Müzede resim ve heykellerin yanı sıra yerleştirmeler, fotoğraf ve videolar, hatta tasarım mobilyalarda sergileniyor.
Leopold Müzesi ise dünyanın en büyük Egon Schiele koleksiyonunun ev sahibi.
Koleksiyonda 40 kadar resmi, 180 çizimi ve çok sayıda el yazması bulunuyor.
Biliyor musunuz, Şile sanat dünyasının çok erken kayıplarından.
1918'de hamile eşiyle birlikte İspanyol gribine yakalanmışlar.
Önce eşi, üç gün sonra kendisi vefat etmiş ne yazık ki.
Museums Quartier'in komşusu, ünlü Maria Teresia Platz.
Yani Maria Teresia Meydanı.
Ki burası da Before Sunrise'da gösterilen yerlerden bir tanesi.
Bu arada Noel zamanı yaklaşıyor.
Viyana'nın en güzel Noel pazarlarından biri bu meydanda kuruluyor.
İsmi Weihnachtsdorf.
Giderseniz listenizde olsun.
Meydan, Viyana'nın mutlaka görülmesi gereken yerler listesinde başı çeken iki müzesine ev sahipliği yapıyor.
Doğa Tarihi ve Sanat Tarihi Müzeleri.
Sanat Tarihi Müzesi'nin Antik Mısır, Antik Yunan ve Roma koleksiyonları ve resim galerisi görülmeye değer.
Resim galerisinde Dürer, Raffaello, Caravaggio, Rembrandt, Rubens, Vermeer gibi Avrupa resim sanatının ustaları var.
Caravaggio'nun, Davut, Goliath'ın başıyla ve Vermeer'in resim sanatı adlı eserleri de burada.
Müze aynı zamanda dünyanın en büyük Peter Bruegel, resim koleksiyonunun ev sahibi.
Koleksiyon 12 eserden oluşuyor.
Aralarında çocuk oyunları, karda avcılar, köy düğünü ve Babil Kulesi gibi çok ünlü eserler var.
Sanat Tarihi Müzesi'nde sergilenen koleksiyon, 1800'lerin sonunda Belvedere Sarayı'nın bir bölümü olan Yukarı Belvedere'den taşınmış.
Yukarı Belvedere bugün kimin evi biliyor musunuz?
Aşıkların. Aşıklar henüz bitmedi.
Sergiden sonra tamamlayacağım.
Bu sözler...
Viyanalı ressam Gustav Klimt'e ait.
Aa onun Aşıklar adlı eseri mi var diye soruyor olabilirsiniz.
Evet var ama burada bahsettiği Aşıklar The Kiss'ten başkası değil.
Türkçe'ye öpücük olarak çevriliyor.
Bir mektubunda eserin sergilendiği sırada henüz bitmemiş olduğunu yazmış Klimt.
Aynı cümleden onun eserini en azından başlangıçta Aşıklar olarak andığını anlıyoruz.
The Kiss. Yukarı Belvedere'de kendisini görenlerin kalp atışlarını hızlandırıyor.
Uçurumun kenarında duran aşıklar var resimde.
Klimt, dünyevi aşkın ulaştığı doruk noktasını resmetmiş.
Uçurumun kenarında olmak aşıkların birbirlerine daha sıkı sarılmalarını sağlamış sanki.
Öte yandan uçurum, aşkın güzel olduğu kadar kırılgan, hatta tehlikeli olduğunu da anlatmak istiyor olabilir mi?
Bu arada orijinal eseri gördüğünüzde şaşıracağınıza eminim.
Çünkü The Kiss aslında kare.
Ama pek çok kişi onu dikdörtgen sanıyor.
Bunun sebebi çok fazla kopyalanıyor, her yere basılıyor ve bu baskıların da genellikle dikdörtgen formda yapılıyor olması.
Bakalım kimler beni tanıdı artık?
Adım Piri. Peki neyim ben?
Dünyayı keşfetmenize yardım eden bir seyahat uygulamasıyım.
Sizin için şehirdeki en iyi rotayı çiziyorum.
Konumunuzu algılıyorum.
Ve neredeyseniz oranın hikayesini anlatmaya başlıyorum.
Eğer keşif yolculuğunuza evinizden çıkacaksanız da size hikayeler sunuyorum.
Bunlardan üçü az önce adlarını andığım The Kiss, Babil Kulesi ve Resim Sanatı adlı resimlerin hikayeleri.
Onları merak ediyorsanız sizi Modern Sanata Yolculuk ve Klasik Sanata Yolculuk adlı hikayelerime bekliyorum.
Reklam değil canım.
Size kendimi anlatıyorum.
Bir filmdeki...
Bir de resimdeki aşıklardan konuştuk.
Peki bu şehrin gerçek aşıkları nerede?
Viyana'da aşkıyla nam salan kişi İmparator Franz Josef'ten başkası değil.
Onun güzeller güzeli aşkı, karısı Elizabeth'i ise dünya bugün başka bir isimle tanıyor.
Sissi. Franz Josef, 1830'da Viyana'daki Schönbrunn Sarayı'nda dünyaya gelmiş.
18 yaşında tahta çıkmış.
Birkaç yıl sonra da kuzeni Elizabeth ile tanışmış.
Aslında Elizabeth'in ablasıyla evlenmesi bekleniyormuş.
Ama Elizabeth'i gördükten sonra eşi o olmayacaksa ömrü boyunca evlenmeyeceğini söylemiş.
Böylece genç aşıklar 1854 yılında evlenmişler.
Sissy özgür bir kadın olarak yetiştirilmiş.
Bu yüzden evlendikten sonra saray içindeki katı kurallar, protokoller ona ağır gelmiş.
Üstelik imparatorun annesi Prenses Sophie ile sürekli çatışıyormuş.
Bu nedenle sık sık seyahat etmeye başlamış.
Sağlığına ve güzelliğine çok dikkat ediyormuş.
Seyahatlerinde dahi uyguladığı çok sıkı bir spor ve diyet programı varmış.
Kaynaklara göre hiçbir zaman 50'li kiloları görmemiş.
Beli 40 küsur santimetreymiş.
Saçları upuzun ve gürmüş.
Saçlarının 3-4 kilo olduğu söyleniyor.
Burada bir duralım.
Lütfen bu söylediklerimin İmparatoriçe'nin güzellik anlayışı olduğunu ve günümüzde geçerli olmadığını unutmayın.
Sisi'nin diyetini yalnızca birkaç kez bozduğu söyleniyor.
Bunlardan biri, hotel Zahar'da yediği Zahar Toğte, yani Zahar Turtasıymış.
Biliyor musunuz, Sisi seyahatlerinden birinde İzmir'e de uğramış.
Gemiden onun yerine kuaförü Fani halkı selamlarken o İzmir sokaklarında dolaşmış.
Eşyaları arasında bir Osmanlı kaftanı varmış.
İzmir'den mi alındığı yoksa başka bir zaman diliminde mi dolabına dahil edildiği bilinmiyor.
Kaftan Viyana'daki Sissi Müzesi'nde.
Bu arada İmparator Franz Josef'in de yolu İstanbul'a düşmüş.
Beyoğlu'ndaki ünlü Pera Palas Oteli'nde konaklamış.
Sisi'nin son durağı İsviçre olmuş.
Cenevre Gölü'nün kıyısında yürüyüş yaparken bıçaklanmış.
Kalbinden yaralanmasına rağmen bir süre bunu anlamamış.
Adamın yalnızca kendisine çarptığını sanmış.
Ancak kısa süre sonra hayata gözlerini yummuş.
Bazı uzmanlar bu olay günümüzde yaşansaydı, Sisi'nin doğru müdahaleyle kurtarılabileceğine inanıyor.
Eğer Sisi ve Franz Josef'in gençlik yılları...
Haftaya yeni bir sahnede görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
