
Versay'da Yaşamak İster miydiniz? Bi' Daha Düşünün!
8 Ekim 2025 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde, Paris’in gösterişli geçmişine farklı bir pencereden bakıyoruz. Topuklu ayakkabının erkekler arasında moda olduğu, parfümün kötü kokuları bastırmak için kullanıldığı ve perukların statü sembolü olduğu günlere gidiyoruz.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
Transkript
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da, sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
Hanımlar, bu sabah topuklu ayakkabı giydiniz mi?
Ya da hanımlar, beyler, parfüm sıktınız mı?
Piri, ne yapacaksın bu bilgiyle?
diye soruyor olabilirsiniz.
Efendim, bugün sizlerle Paris konuşacağız.
Ama içinde Eyfel Kulesi, Louvre Müzesi, Mona Lisa ya da Şanzelize olmayacak.
Şu anda gündelik hayatımızın parçası olan bazı şeyler, geçmişte de öyleydi.
Ancak işlevleri ya da onlara yüklenen anlamlar başkaydı.
Özellikle de Paris'te.
Biz işte bu dönüşümlerin izlerini süreceğiz birlikte.
Topuklu ayakkabı aslında erkekler için üretildi desem?
Hikaye 10. yüzyılda İran'da başlıyor.
Pers İmparatorluğu, dünyada eşi benzeri olmayan bir süvari birliğine sahipmiş.
Ancak süvariler at sırtında ok atarken sorun yaşıyormuş.
Ayakları üzengiden kayıyor ve dengeleri bozuluyormuş.
İşte bu noktada topuklu ayakkabı çıkmış ortaya.
Süvariler topuk sayesinde ayaklarını üzengiye sabitleyebilmiş, Böylece hedefi vurma da rakipsiz hale gelmiş.
Sonraki yüzyıllarda Avrupa topraklarında dolaşan Pers elçileri, gösterişli kıyafetleri ve özellikle yerden yüksek ayakkabılarıyla dikkat çekmiş.
Avrupalı aristokratlar, bu ayakkabılar erkekliğin ve askeri gücün simgesi.
Öyleyse biz de giyelim diyerek bunu moda haline getirmişler.
Eğer Avrupa resmine ilginiz varsa, dikkatinizi çekmiş olabilir.
Portrelerde erkekler genelde bir bacakları önde resmedilmiş.
Bunun resmin kompozisyonuna bağlı olarak farklı sebepleri olabilir.
Ancak sebeplerden biri baldır sergilemek.
Hayır şaka yapmıyorum.
Özellikle 17.
yüzyılda erkek modası bacakları vurgulamaya yönelikmiş.
Topuklu ayakkabılar, sıkı uzun çoraplar hep buna hizmet etmiş.
Topuklu ayakkabı Fransızların Güneş Kralı 14.
Louis'nin de dikkatini çekmiş.
Kral, sarayında salınan soylulardan daha kısa boyluymuş.
Ancak bu yerden yüksek ayakkabılar sayesinde kendini daha iyi ve kudretli hissedebilmiş.
Üstelik 1670'lerde bir ferman çıkarmış.
Sadece soylular topuklu ayakkabı giyebilir.
Kırmızı topuklu ayakkabıları ise yalnızca Louis'nin onayladığı kişiler.
Düşünün bir Versailles sarayında yürüyorsunuz ve herkes ayağınıza bakıyor.
Topuklarınız kırmızı mı? Demek ki sizin kralla aranız iyi.
Topuklarınız siyah mı?
Demek ki siz gözden düşmüşsünüz.
Peki sonra ne olmuş?
18. yüzyılın ilk yarısında kadınların topukları incelirken erkeklerin topukları kısalıp kalınlaşmış.
Fransız devriminin ardından erkekler topuktan tamamen vazgeçmiş.
Böylece topuklu ayakkabı erkeklerin gücünü vurgulayan bir araç olmaktan çıkıp kadınların zarafetini besleyen bir moda ikonu haline gelmiş.
Şimdi şu Versay Sarayı'nda yürüme konusuna geri dönelim.
Ama bu kez birileri bizim ayağımıza bakmasın, biz etrafı koklayalım.
Sarayın koridorları nasıl kokuyor sizce?
Hayal edemeyenler için ben söyleyeyim.
Felaket. Koku binlerce yıldır hayatımızda.
Dini ritüellerden tıbbi uygulamalara kadar pek çok alanda kullanılmış.
Ancak orta çağın sonlarına dek, Doğuda gördüğü ilgiyi Avrupa'da görmemiş.
13. yüzyılın sonlarında Marco Polo ünlü seferinden dönerken Venedik'e türlü baharatlar ve kokulu bitkiler getirmiş.
Böylece Venedik bir koku krallığı haline gelmiş.
Artık neredeyse tüm eşyalar parfümlüymüş.
Kadınlar hareket ettikçe vücutlarından hoş kokular yayılıyormuş.
Doktorlarsa vebadan korunmak için taktıkları maskeleri kokulu bitkilerle dolduruyormuş.
Hemen bir parantez açayım.
Marco Polo'nun maceralarını geçmiş bölümlerimizden birinde uzun uzun konuşmuştuk.
Merak ederseniz Çin'de bir İtalyan, hem de en meraklısından başlıklı bölümü dinleyebilirsiniz.
Koku Krallığı, Catherine de Medici'nin Fransa Kralı ile evlenmesi üzerine Venedik'ten Paris'e taşınmış.
Kraliçe, derinin kötü kokusunu bastırmak için kokulandırılmış eldivenler takıyormuş.
Koku onun için o kadar önemliymiş ki...
Paris'e parfümcüsüyle gelmiş.
Hatta beyefendi Paris'te kendi dükkanını açıp zengin olmuş.
Bundan bir yüzyıl sonra en güzel kokulu kral hüküm sürmeye başlamış Paris'te.
Kim bu en güzel kokulu kral?
14. Louis elbette.
Aslında burada büyük bir tezat söz konusu.
Çünkü Louis'nin banyo fobisi varmış.
Suyun hastalık yaydığına inanıyor.
Bu yüzden de yıkanmıyormuş.
Hayatı boyunca yalnızca üç kez yıkandığı söyleniyor.
Şimdi içinizde yazın, günde üç kez yıkananlar varsa kaşınmaya başlamışlardır.
Biliyor musunuz, aslında bu inanç Luye özgü değil.
Suyun hastalık yaydığı, bu yüzden yıkanılmaması gerektiği o dönemde Avrupalılar arasında yaygın bir kanı.
Dönem dizi ve filmlerinde de sık sık bahsi geçer.
Bu arada Versay Sarayı'nda tuvalet ihtiyacı için özelleştirilmiş alanlar bulunmadığını da belirteyim.
Bunun yerine çok sayıda lazımlık diyebileceğimiz kap varmış.
Binlerce kişinin yaşadığı sarayda bunun nasıl bir koku krizine yol açtığını hayal edebilirsiniz.
Peki ne yapmışlar?
14. Louis, kötü kokuları bastırmak için tüm sarayı bitkilerle donatmış, tüm mobilyaları hatta saray halkını da düzenli olarak parfümletmiş.
Hatta parfümcüsüne haftanın her günü için ayrı bir koku hazırlattığı söyleniyor.
Ayrıca kendisi özel bir karışımla yıkanan, kokulandırılmış gömlekler giyiyormuş.
Bu karışıma melek suyu deniyormuş.
İçinde karanfil, tarçın, mis gibi malzemeler bulunuyormuş.
Bunlar gül suyunda uzun süre kaynatılıyormuş.
Sonra Yasemin ve portakal çiçeği özü ekleniyormuş.
Bugünkü yumuşatıcıların atası gibi bir şey herhalde.
Evet, ayakları konuştuk, bedeni konuştuk, şimdi bir de başa bakalım.
17. yüzyılda saç yalnızca güzelliğin değil, sağlığın ve gücün göstergesiymiş.
Kusursuz saç çizgisi, soyluluğun alameti olarak görülüyormuş.
Ancak aynı yıllarda Avrupa'da cinsel yolla bulaşan bir hastalık olan frengi çok yaygınmış.
Tedavisinde kullanılan civa ise saç döküyor ve kelliğe sebep oluyormuş.
13. Louis de genç yaşta saçlarını kaybetmiş ve omuz hizasında sade bir peruk takmaya başlamış.
Bunun üzerine soylular arasında peruk takmak bir statü sembolü haline gelmiş.
Ancak topuklu ayakkabılar ya da kokular gibi peruk da zirvesine 13.
Louis'nin oğlu 14.
Louis zamanında ulaşmış.
Genç yaşta saçlarını kaybetmeye başlayan kral babasının aksine sadelikten uzak.
Upuz'un dalgalı peruklar tercih etmiş, bin kadar peruğu olduğu ve yaklaşık 50 kişilik bir peruk ekibi çalıştırdığı söyleniyor.
Peruklar at kılından ya da suçluların, esirlerin saçlarından yapılıyormuş.
Yoksul kadınlar da saçlarını uzatıp satıyormuş.
En kaliteli saçlar Hollanda'dan geliyormuş.
Ancak Normandiyalı kadınların saçları da rağbet görüyormuş.
Çünkü başlarını kapalı tutarak saçlarını dış etkilerden koruyor, daha yumuşak kalmasını sağlıyorlarmış.
Peruklar yıkanmıyormuş.
Bu nedenle zamanla çok kötü kokuyormuş.
Peruk takan kişi genellikle saçlarını kazıtıyormuş.
Ancak bitlenmek kaçınılmazmış.
İnce uzun kaşıyıcılar ve koku şişeleri her zaman el altında tutuluyormuş.
Hatta bazı modellerde yem içeren küçük kaplar veya kumaş parçaları şeklinde bit ve pire tuzakları bulunuyormuş.
Aman Allah'ım! Zorluklarına rağmen peruk bir asırdan fazla süre popülerliğini korumuş ve statü göstergesi olmayı sürdürmüş.
Ancak Fransız devrimiyle birlikte ihtişamın değil eski düzenin ve aristokrasinin simgesi olarak görülmüş ve böylece tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş.
Efendim, umarım Paris'te yaşanan ve elbette Avrupa'ya sirayet eden bu dönüşümleri dinlemekten keyif almışsınızdır.
Eğer Paris planı yapıyorsanız, Versailles başta olmak üzere tüm şehri nasıl keşfedebileceğinizi biliyorsunuz.
Tabii ki benimle, yani piriyle.
Ben artık Dünya Sahnesi'nin perdesini kapatıyorum.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
