
Dünya Sahnesi'nin ilk bölümünde sahnede "Londra" var! Shakespeare'in gizemli hayatını, edebi mirasını ve Londra'daki silinmez izlerini takip edeceğiz, ilginç detaylara dalacağız. Hazırsanız, perdeyi açalım.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:
Bölümde bahsedilen Liverpool Üniversitesi'nin araştırması: https://www.liverpool.ac.uk/info/portal/pls/portal/tulwwwmerge.mergepage?p_template=m_el&p_tulipproc=moddets&p_params=%3Fp_module_id%3D188472
Transkript
Bütün dünya bir sahnedir ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu.
Girerler ve çıkarlar.
Bir kişi birçok rolü birden oynar.
Shakespeare'den bir alıntı dinlediniz, hem de yapay zeka sesiyle.
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da...
Sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin.
Zamanla gelişeceğim.
Yazarları ve düşünürleri kendine çekmiş.
Onların eserlerinde ölümsüzleşmiş.
Hayatının büyük bölümünü Londra'da geçiren William Shakespeare de bu isimlerden biri.
Gelmiş geçmiş en büyük oyun yazarı olarak kabul ediliyor Shakespeare.
Romeo ve Juliet, Macbeth, Hamlet, Otello gibi hepsi birbirinden ünlü eserler yaratmış.
Ama eserleri kadar ilgi çeken bir şey daha var.
Kendisi. Çünkü hakkında kesin olarak bilinen çok az şey var.
Yazılı kaynaklara göre 1564 yılında tüccar bir babanın çocuğu olarak İngiltere'de dünyaya geldi.
18 yaşında kendinden 8 yaş büyük Anne Hathaway ile evlendi.
Tabii Shakespeare'in karısı Amerikalı oyuncu Anne Hathaway kadar güzel miydi bilemem.
Gel gelelim bu hikayeye inanmayanların sayısı da çok.
Kimi uzmanlar Shakespeare'in hiç yaşamadığını düşünüyor.
Kimileri ise işi nedeniyle Londra'da yaşayan ama yazarlıkla ilgisi olmayan varlıklı bir tüccar olduğunu söylüyor.
En güçlü iddialardan biri ise aslında onun soylu bir aristokrat olduğu ve kimliğini William Shakespeare takma adıyla gizlediği.
Bahsedilen aristokrat kişi 17.
Oxford Kontu Edward de Vere.
Kontumuz genç yaşından itibaren binicilik, avcılık, Dövüş sanatları, müzik ve dans gibi alanlarda yeteneklerini geliştirmiş.
Akademik olarak da çok iyi bir eğitim almış.
Edebiyata ve şiire olan ilgisi küçük yaşlarda başlamış.
Babasının ölümünden sonra kraliçenin sarayına taşınmış ve burada aldığı maaşla yetinmiş bir daha hiç yazmamış.
İşte bu iddiaya göre tam da bu sıralarda William Shakespeare tarafından yazılan eserler ortaya çıkmaya başlamış.
Kontun eğitimi ve saraydaki hayatı Shakespeare'in eserlerindeki konularla büyük benzerlikler de gösterince ortaya böyle bir teori atılmış.
Bu arada kraliçe dediğim de 1.
Elizabeth yani Shakespeare meşhur Tudor hanedanının tanıklarından.
Bu döneme dair popüler kitaplar, diziler, filmler var.
Birini bile izlediyseniz Shakespeare'in yazmak için malzemesinin ne kadar bol olduğunu bilirsiniz.
Eğer kont Shakespeare'in ta kendisi ise bunu neden saklasın ki diye düşünmüş olabilirsiniz.
Çünkü o dönemde soyluların eser yayımlaması yasakmış.
Shakespeare, Romeo ve Juliette ne diyor biliyor musunuz?
Aramak boşuna bulunmak istemeyeni.
Shakespeare gerçekte kim ben de bilmiyorum.
Ama her kim olursa olsun değişmeyen bir şey var.
Eserleri ve edebiyat tarihindeki silinmez izi.
Shakespeare'le ilgili şaşırtıcı şeylerden biri de dildeki ustalığı.
Ölümünden sonra eserlerini derleyen arkadaşları onun için şöyle demişler.
Düşündüklerini öylesine rahatça dile getirirdi ki sayfalarda mürekkep lekesi bile olmazdı.
Çok ilginç ama Liverpool Üniversitesi'nde bir araştırma yapılmış ve araştırmada Shakespeare okumanın beyinde pozitif etkiler yarattığı ortaya konmuş.
Şöyle ki, Shakespeare İngilizce functional shift denilen bir teknik kullanıyor.
Bu teknik bir ismin fiil olarak kullanılması anlamına geliyor.
Mesela konuşmak yerine ağız kelimesi olan mouth kelimesini fiilleştirerek kullanıyor.
veya öpmek kelimesi için kiss fiilini kullanmıyor da dudak olan lip kelimesini fiilleştiriyor.
Araştırmacılara göre bu teknikle beyin bir kelimenin cümle içindeki işlevini anlamadan önce ne anlama geldiğini anlıyor.
Bu süreçte beyin aktivitesinde ani bir pik yaratıyor.
Araştırmanın bilimsel yöntemini merak ederseniz, açıklamalara bırakacağım, oradan detaylı inceleyebilirsiniz.
Shakespeare'in kelime dağarcığı da dikkat çekici.
Söylenene göre, ortalama bir konuşmacının kullandığı kelime sayısının en az iki katıymış.
Oxford İngilizce sözlüğüne üç binden fazla kelime kazandırmış.
Mesela yalnız anlamına gelen lonely kelimesine ilk onun eserlerinde rastlanmış.
Daha eski bir kaynakta tespit edilene kadar bu kelime Shakespeare tarafından üretilmiş kabul edilecek.
Shakespeare, hayatının büyük bölümünü Londra'da geçirdi demiştim.
Artık o, Londra deyince akla gelen birkaç şeyden birine dönüşmüş durumda, özellikle de tiyatro ve edebiyat severler için.
Edebiyat severler, Londra lafını duyunca şu iki yazarı da anmadan geçemezler tabii.
Sir Arthur Conan Doyle ve Harry Potter'ın yaratıcısı J.K.
Rowling. Rowling sayesinde hayatımıza giren Hermione Granger'ın isim babasının Shakespeare olduğunu biliyor muydunuz?
Hermione, Shakespeare'in kış masalı oyunundaki karakterlerden birinin adı.
Rowling, bu isimden etkilenmiş ve yarattığı karaktere vermiş.
Shakespeare'in Londra'da en çok vakit geçirdiği yerlerden biri Globe Tiyatrosu'ymuş.
Eğer bir gün yolunuz düşerse mutlaka ziyaret edin.
Bu tiyatro 1599 yılında Shakespeare'e ait olan bir oyunculuk birliği tarafından kurulmuş.
Açıldığı yıl Globe'da gerçekleştirilen ilk Shakespeare oyunu ise Julius Caesar olmuş.
1613 yılında Globe Tiyatrosu Ne yazık ki bir yangın felaketine kurban gitmiş.
Hem de bir Shakespeare oyunu sırasında.
Sekizinci Henry oyunu oynanırken bazı küçük toplar ateşlenmiş ve bunlar yangına sebep olmuş.
Tiyatro binası ahşaptan olduğu için yaklaşık bir saat içinde küle dönmüş.
Yangından hemen sonra yenisi inşa edilmiş olsa da başına gelenler bununla da kalmamış.
1642 yılında eğlenceye inanmayan muhafazakar bir grup, Puritanlar, Londra'daki Globe Tiyatrosu dahil tüm tiyatroların kapılarını mühürletmiş.
1997 yılında mimar Theo Crosby tarafından yeniden tasarlanıp kullanıma açılmış.
İlginçtir ki tiyatronun orijinal yerinin.
Yapılan kazılar sonucunda şu anda bulunduğu yerden 230 metre geride olduğu anlaşılmış.
Yani aslında bugünkü tiyatro orijinal konumunun biraz ilerisinde.
Globe tiyatrosunda her gün farklı renkte bayraklar dalgalanırmış.
Bu bayraklar o gün ne tür bir oyunun sahneleneceğini belirtirmiş.
Mesela trajedi oyunları için siyah bayraklar, Tarih oyunları için kırmızı bayraklar, komediler içinse beyaz bayraklar çekilirmiş.
Bu arada bu durum sadece Globe'a özgü değil, Londra'daki Elizabeth dönemi tiyatrolarının çoğu için geçerliymiş.
Kaynaklara göre Globe, maddi olarak kendini çekip çevirebilmek için günde en az 1500-2000 bilet satmalıymış.
Globe tiyatrosunun sloganı, Totus Mundus Agit Histrionem.
Yani tüm dünya bir oyun evidir.
En başta okuduğum alıntıyı hatırlıyor musunuz?
Tüm dünya bir sahnedir diye başlıyordu.
Tiyatronun sloganıyla büyük benzerlik taşıyor fark ettiyseniz.
Bu arada en başta okuduğum o alıntı Shakespeare'in Nasıl Hoşunuza Giderse adlı oyunundan.
Oyun bir aşk hikayesinin etrafındaki olayları ele alıyor.
Oyunun konusu aslında Thomas Lodge'un Rosalind adlı romanından alıntı.
İçinde aşk, tutku, coşku, neşe ve bolca da ironi var.
Oyundaki Jacques karakterine göre insanlar hayatlarında yedi aşamadan geçiyorlar.
Bebeklik, okul çağı, ergenlik, gençlik, orta yaşlılık ki bu en bilge ve deneyimli olunan dönem, yaşlılık, bunaklık ve ölüm.
O dönemdeki eserlerde insan yaşamını evrelere bölmeyi sıklıkla görüyoruz.
Mesela Aristoteles de insanın dört çağından bahsetmiş zamanında.
Burada Shakespeare'in yediye ayırmasının en büyük nedeni dini ve felsefi.
Yedi ölümcül günah, yedi kutsal ayin, yedi ilahi erdem gibi.
Bu oyunun esinlendiği romanın ön sözünde şöyle bir cümle yer alıyor.
Bu güzel ve iyi oldu demektir.
Shakespeare de oyununun adını bu sözlerden esinlenerek koymuş.
As you like it, yani nasıl hoşunuza giderse, nasıl beğenirseniz öyledir anlamında.
Shakespeare, yazdığı oyunu seyircinin kendi dünyasına bırakıyor.
Eğer beğenirseniz iyidir, beğenmezseniz iyi değildir.
Bu kadar. Size kalmış.
O zaman ben de...
Bu podcast'in ilk bölümünü sonlandırırken Shakespeare'e selam çakayım.
Alışık olmadığınız şekilde yapay zeka sesiyle hazırlanmış bu podcast'i beğendiyseniz iyidir.
Beğenmediyseniz iyi değildir.
Size kalmış.
Önümüzdeki hafta yeni bir sahnede görüşmek üzere.
Hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
