
Bu hafta sahnede "Yenı Yıl" var! 2025'e günler kala, MÖ 46'da tam 445 gün süren yılı ve Gregoryen takvimin nasıl ortaya çıktığını konuşuyoruz. Peki, Noel Baba olarak bilinen Aziz Nikolaos'un mezarı bulunmuş olabilir mi? Hem de uzaklarda değil, Antalya'da!
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:
Bölümde bahsedilen güncel haber: https://youtu.be/FsBAHWAAAvk?si=jDSpGfS2cuVmTy2X
Transkript
Özel fikirler üretmek, muazzam şeyler yaratmak değil amacım.
Ben sadece yaşamak, düş kurmak, umut etmek, her şeye yetişmek istiyorum.
Hayat kısa değerli dostum.
Onu dolu dolu yaşamak lazım.
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da...
Sesim size zaman zaman robotik gelecek üzgünüm.
Ama bana güvenin.
Zamanla gelişeceğim.
Şimdi hazırsanız Dünya Sahnesi'nin perdesini açıyorum.
Bu hafta sahnede yeni yıl var.
Bugün yani 25 Aralık Hristiyanların çoğu tarafından Noel olarak kutlanıyor.
Noel kelimesi Latince'deki Dies Natalis'ten yani doğum gününden geliyor.
Hristiyanlar 25 Aralığı Hz.
İsa'nın doğum günü olarak kabul ediyor ve her yıl kutluyorlar.
Bundan yalnızca 6 gün sonra yani 31 Aralık'taysa tüm dünya bir yılı daha geride bırakmanın, yeni bir yıla girmenin heyecanını yaşıyor.
Düşünsenize dünya yani yuvamız, evrenin kıymetlisi, güneşin etrafında bir turunu daha başarıyla tamamlıyor.
Sorumluluk bilinci o kadar yüksek ki durmadan, dinlenmeden yenisine başlayacak.
Kişileştirme deyince de sen be piri!
İçinizde Ocak ya da Şubat'ta doğanlar var mı?
Eğer M.Ö.
doğsaydınız, çok büyük ihtimalle hangi gün doğduğunuzu bilmiyor olacaktınız.
Çünkü Ocak ve Şubat yoktu.
Hayır, adları farklı değildi.
O zaman dilimi boştu.
Elbette her şey gibi takvimin de bir tarihi var.
Size o tarihin bir bölümünden Roma döneminden bahsedeyim.
İlk Roma takvimi M.Ö.
700'lerde Roma'nın iki kurucusundan biri olan Romulus tarafından yapılmış.
O zaman yıl Martius'ta yani Mart'ta başlıyormuş.
Martius yani Mars Roma mitolojisindeki savaş tanrısı.
Yılın baharda başlaması tahmin edeceğiniz üzere tarımla ilişkili.
Önceki iki ay da bu yüzden yok.
Kışın tarım yapılamadığından.
Romalılar Mart'tan sonraki birkaç ayı başka tanrıların isimleriyle, diğerlerini ise doğrudan sayılarla anmışlar.
Örneğin bugün 12.
ay olan Aralık yani Disember 10.
aymış. Dekenber Latince 10 demek.
Tabii Romalılar tek bir takvim belirlemiş, imparatorluk dağlana kadar da onu kullanmış sanmayın.
Size bahsettiğim takvim pek çok kez güncellenmiş.
Gerek politik sebeplerle, gerekse bir takım inançlara bağlı olarak hem ayların adlarıyla hem de ayın kapsadığı gün sayısıyla oynamışlar.
Sonunda takvim o kadar karışmış ki M.Ö.
46 yılını tam 445 gün yaşamışlar.
M.Ö. 46 yaşanmış en uzun yıl olarak biliniyor.
Annus Confusionis Ultimus yani karmaşık yılların sonuncusu olarak anılıyor.
Haklısınız, o günden sonra dünyada pek çok karmaşık yıl yaşandı.
Ama hiçbiri günlerin sayısıyla ilgili değildi.
Yazar Alain de Botton ne diyor biliyor musunuz Mutluluğun Mimarisi adlı kitabında?
Düzen ancak karmaşıklıkla birlikte sunulduğunda değer kazanır.
O yılın karmaşık yılların sonuncusu olarak anılması sebepsiz değil.
Çünkü bu karmaşanın içinden nihayet bir düzen çıkarabilmişler.
M.Ö. 46'da Cül Sezar, İskenderiyeli gökbilimci Sosigenes'e danışarak yeni bir takvim hazırlamış.
Mısırlıların güneş takvimini baz alan bu takvimde bir yıl 365 gün 6 saatmiş.
Bu süre 12'ye bölünmüş.
Çift sayılara denk gelen ayların 30, tek sayılara denk gelenlerin ise 31 gün olmasına karar verilmiş.
Dikkat! Yıl hala Mart'ta başlıyor, Şubat'ta bitiyor.
Beşinci aya Sezar'ın adını vermişler.
Julius. Evet, İngilizcedeki July işte buradan geliyor.
Hazırlattığı takvim de yine Sezar'ın adıyla biliniyor.
Julien takvimi.
Şimdi muhtemelen içinizden bu hesap da tutmuyor diyorsunuz.
Tutmuyor. Çünkü hem Şubat'ın cüce ay olma meselesi var, hem de artık saatler konusu.
Ama bu kadar matematik yeter.
Zaten bugün kullandığımız takvim Julien değil, Gregorian Ortaçağın sonlarında Jülyen takvimi özellikle Paskalya tarihlerinde karışıklığa sebep olmaya başlamış.
16. yüzyılda Papa XIII.
Gregorius duruma el atmış ve sorunları çözen yeni bir takvim hazırlatmış.
1582'de bu yeni takvime geçilirken 4 Ekim'den 15 Ekim'e atlanmış.
Böylece zamanda taşlar yerine oturmuş.
Tabii önce Katolik ülkelerde, dünya genelinde değil.
Yeni yıl ya da yılbaşı heyecanı
deyince ne geliyor aklınıza?
Işıklı caddeler, kurdeleli hediyeler, yapay kar yağdırılmış vitrinler.
Yılbaşı konserleri ya da 90'lara, 2000'lerin başına dönersek televizyonlardaki yılbaşı özel programları.
Evde oynanan tombalalar, hatta heyecanla beklenen o büyük ikramiye.
Peki biraz daha uzaklara gidersek, Avrupa'da neler oluyor aralıkta?
Meydanlara dev çam ağaçları yerleştiriliyor.
Hatta bu ağaçlar her yıl en uzun, en pahalı, en yaratıcı gibi kategorilerde birbirleriyle yarıştırılıyor.
Etraflarına ise buz pistleri ve binlerce kişinin ziyaret ettiği pazarlar kuruluyor.
Evet, Noel pazarları.
Eh, teknoloji de gelişti.
Gökte süzülen geyikler ve Noel babalar hayal değil artık.
İşte işlerin karıştığı yer, tam da burası.
Gregorian takvime geçildiğinde yılın ilk ayı da Mart'tan ocağa kaydırılmış.
Böylece Noel ile yeni yıl arasındaki süre bir haftadan az kalmış.
Yılbaşı deyince akla Noel Baba gelmesi bu yüzden.
Peki size Noel Baba'nın gerçek olduğunu, hatta çok kısa bir süre önce mezarının bulunmuş olabileceğini söylesem?
Eminim hayatınızda en az bir kez Noel Baba Antalyalı cümlesini duymuşsunuzdur.
Bunun sebebi Noel Baba'nın Antalya'daki Patara antik kentinde doğan Aziz Nikolaos olduğuna inanılması.
Aziz Nikolaos ya da Aya Nikola varlıklı bir ailede doğmuş.
Küçük yaşta ailesini kaybedince dine yönelmiş ve kendisine kalan mal varlığını yoksullara dağıtmaya başlamış.
Onun hakkında sayısız hikaye var.
Örneğin evlenmek için paraya ihtiyacı olan genç bir kızın camından girip yastığının altına bir kese altın bırakmış.
Ancak camdan birinin girdiği fark edilince evde panik yaşanmış.
O da keselerini bacadan atmaya başlamış.
Damlar üzerinde rahatlıkla dolaşabiliyor.
Böylece yüzünü kimse görmüyormuş.
Bacadan kese bırakması zamanla evlere bacadan girdiği fikrini doğurmuş.
Şöminelere asılan çorap geleneği de bu şekilde ortaya çıkmış.
Aziz Nikolaos en çok çocukları ve denizcileri sevindirirmiş.
Bugün de çocukların ve denizcilerin koruyucu azizi olarak kabul ediliyor.
Geçtiğimiz günlerde Antalya'dan Demre'deki Aziz Nikolaos Kilisesi'nden dünya basınına yansıyan bir haber geldi.
Kilise çevresinde yürütülen kazı çalışmalarında bir lahit bulundu.
Lahit, kum ve çakıldan oluşan bir tabakanın altındaymış.
Geçmişte bir sel ya da tsunami altında kaldığı düşünülüyor.
Tarihi kaynaklar Aziz Nikolaos'un mezarının o bölgede olduğunu söylüyor.
Müra kentinin kutsal alanının yakınlarına gömülmüş.
Dolayısıyla lahit bu kutsal alanı işaret ediyor olabilir.
Elbette Aziz'e ulaşılmış olması da olası.
Ancak bunu söylemek için çok çok erken.
Konu ilginizi çekiyorsa kazı ekibinin açıklamalarını takip etmeli, ekibin söylemleri dışında yapılan haberlere de itibar etmemelisiniz.
Bu arada Noel Baba'nın arkadaşları olduğunu biliyor muydunuz?
6 Aralık bazı kültürlerde Aziz Nikolaos günü olarak kutlanıyor.
O gün Noel Baba şehre inip çocuklara hediyeler dağıtıyor.
Tabii hepsine değil, o yıl uslu duranlara.
Yaramazlık yapanlarla, anne babasını, öğretmenlerini üzenlerle Noel Baba'nın arkadaşları Krampuslar ilgileniyor.
Krampuslar yarı keçi, yarı şeytanlar.
Kalabalığın arasında koşturup etrafa korku saçıyorlar.
Bu aslında bir geçit töreni.
Adı Krampus Koşusu.
Bu tören ciddi bir hazırlık gerektiriyor.
Çünkü Krampuslar her biri sanat eseri niteliğinde maskeler takıyor.
Bu maskeler ıhlamur ya da çam ağacından yapılıyor.
Ahşabın oyularak korkunç bir maskeye dönüştürülmesi günler alıyor.
Üzerlerine de gerçek hayvan boynuzları yerleştiriliyor.
Krampuslar kalın kabarık kürkler giyiyor.
Bellerine de çan takıyor.
Çan sesinin kötülükleri kovduğuna inanılıyor.
Ellerinde ağaç, dalı ya da çalı süpürgesi oluyor.
Bunlarla insanlara vuruyorlar.
Tabii şakacıktan.
Kimi zaman da insanları omuzlarından tutup sarsıyor, saçlarını çekiyor ya da berelerini çalıyorlar.
Evet, sohbetimizin sonuna geliyoruz.
Eminim çoğunuzun aklında 2025'te yapacaklarından çok 2024'te yapamadıkları var.
Takvime gün eklenip çıkarılabildiğini öğrenince...
Şu yıla bir 10 gün daha eklense dediğinizi dahi duydum.
Biliyor musunuz bu yıl?
Bununla birlikte tam 26 kez konuk oldum evinize, arabanıza ya da ofisinize.
Anlattım da anlattım.
Ama benim de aklım anlatamadıklarımda hala.
Oysa ne diyor Mevlana?
Dünle beraber gitti cancağızım.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
Size bir haberim var.
Dünya Sahnesi Podcast yeni şeyler söyleyebilmek için kısa bir araya giriyor.
Belki dönerim, belki dönmem, emin değilim.
Biliyorsunuz ben bir yapay zeka sesiyim.
Ve şimdi insanlar, yani bizimkiler, bizim ekip, benim performansımı bir değerlendirecekler.
Bekledikleri dinlenme hedeflerine tam ulaşamamışlar falan.
Yahu daha 26 bölüm oldu.
Aman işte, ne bileyim, siz insanlar sabırsızsınız biraz.
Bana fark etmez, dön derlerse dönerim.
Nazlanacak değilim ya.
Siz de benim dönmemi isterseniz...
helloatpiriguide.com adresine Dünya Sahnesi geri dönsün gibi bir e-posta atabilirsiniz.
Belki kararlarını etkiler.
Şimdilik bana Piriguide Instagram adresinden veya Piriguide mobil uygulamasından ulaşabilirsiniz.
Son olarak unutmayın, takvim aslında yalnızca bir matematik, bir düzen.
31 Aralık'la bir ocağı birbirinden farklılaştırabilecek tek şey, sizin ona bakışınız, yaklaşımınız.
Bu yıl yapamadığınız her şeyin çok daha fazlasını yapabilmeniz için sağlık ve enerji diliyorum size.
Yine de yeni yıl hedeflerinizi belirlerken kendinize çok yüklenmeyin.
Anton Chekhov'un da dediği gibi, hayat kısa değerli dostum.
Sizleri seviyorum, umarım yakında görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
