
Bu hafta sahnede "Datça" var! Datça aşığı şair Can Yücel de şiirleriyle yanı başımızda...
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
Transkript
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın.
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.
İşte budur hayat.
İşte budur yaşamak.
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın.
Demiş usta şair.
Bugün 21 Ağustos, Can Yücel'in 98.
doğum günü. Bu bölümü ona ve tüm okurlarına hediye ediyoruz.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da sesim size zaman zaman robotik gelecek üzgünüm.
Ama bana güvenin.
Zamanla gelişeceğim.
Şimdi hazırsanız Dünya Sahnesi'nin perdesini açıyorum.
Bu hafta sahnede Datça var.
Can Yücel 1999'da vefat ettiğinde vasiyeti
üzerine Datça'da gömüldü.
90 yılından beri orada yaşıyordu.
Gelip görmüş, çok sevmişti.
Hatta ilk görüşte aşktı onunkisi.
Çam ormanları, badem ağaçları, bakir koylarıyla eşsiz bir güzellik diyebiliriz Datça için.
Can Yücel'in hayranlığı sebepsiz değil yani.
Bir gün bir dostuyla Datça'ya gelmiş Can Yücel.
Bu dostu onu köyün o zamanki muhtarı Orhan Bey'le tanıştırmış.
Yeni tanışmalarına rağmen üç gün sohbet etmişler.
Kısa sürede yakın arkadaş olmuşlar.
Can Yücel bir gün Orhan Bey'e, ''Ben burayı çok sevdim muhtar, beni Datçalı yapar mısın?'' demiş.
Orhan Bey hemen bir ev bulmuş şaire.
Can Yücel evin fiyatını bile sormamış.
Öyle bir güven varmış aralarında.
Sonra Datçalı olmuş işte.
Ankara Üniversitesi'nde Latince ve Yunanca, ardından Cambridge Üniversitesi'nde klasik filoloji okumuş Can Yücel.
İngiltere'de bulunduğu sırada BBC Türkiye kanalında spikerlik yapmış.
Şairliğinin yanı sıra çevirmenliğiyle de öne çıkmış.
Anne Frank'ın Hatıra Defteri, Muhteşem Gatsby, Bir Yaz Gecesi Rüyası, Hamlet gibi dünya edebiyatının önemli eserlerini dilimize kazandırmış.
Sanırım bu çevirilerden bir tanesine hepimiz aşinayız.
Bir ihtimal daha var.
O da ölmek mi dersin?
Türk sanat müziği severler gülümsedi şu an.
Peki. Bu sözlerin Shakespeare'e ait olduğunu biliyor muydunuz?
Orijinali şöyle. To be or not to be, that's the question.
Hamlet'teki bu ünlü sözün meşhur çevirisi Can Yücel'e ait.
Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu.
Can Yücel, dilden dile çeviriyi yeniden yazma olarak görmüş.
Bu yüzden çeviri değil de Türkçe söylemek olarak adlandırmış.
Yani kendisi aslında bir çevirmen değil.
Türkçe söyleyen. Onun için şiir çevirisinde önemli olan orijinaline sadık kalmak değil, dakiklik.
İşte bütün mesele bu.
Can Yücel'in hikayesinde şaşırtıcı pek çok şey var.
Uzun ve dop dolu yaşamında neler görmüş, neler yaşamış, neler üretmiş usta şair.
Peki, Can Yücel'in Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim, şiirini yazdığı babasının 7 yıl boyunca Milli Eğitim Bakanlığı yapan.
Köy enstitülerini kuran, dünya klasiklerinin Türkçe'ye çevrilmesini sağlayan Hasan Ali Yücel olduğunu biliyor muydunuz?
Bilmiyorsanız çok normal.
Çünkü Can Yücel hayattayken de pek çok kişi bunu bilmezmiş.
Kendisi bu durumu dillendirmezmiş.
Çam ormanlarıyla, badem ağaçlarıyla, bakir koylarıyla eşsiz bir güzellik dedim az önce Datça için.
Peki başka neler barındırıyor burası içinde?
Biliyor musunuz?
Tam da bu soruya yanıt niteliğinde bir formül var.
3B. Peki nedir Datça'nın 3B'si tahmin edebilir misiniz?
Aslında az önce bir B'yi söyledim, ipucu verdim.
3B'nin biri balık.
E, Ege ile Akdeniz'in karıştığı yerde balıktan bol ne olabilir?
Peki diğer ikisi?
Bal ve badem.
Tam 82 farklı türü tespit edilen Datça bademinin Türkiye'nin en iyi bademi olduğu söyleniyor.
Yaş bademin hasadı temmuzda, kuru bademinki ise ağustosta yapılıyor.
Her iki badem de yıl boyunca tüketiliyor.
Badem yetiştirmek için genelde kumlu, çakıllı topraklar tercih ediliyor.
Badem çiçekleri soğuğa çok dayanıklı olmadıkları için Datça'nın havası onlara uygun aslında.
Nurlu badem, ak badem ve sıra badem en çok tüketilenler arasında.
Ayrıca Datça'da bademler en güzel şekilde değerlendiriliyor ve sunuluyor.
Bademli gazoz, bademli kahve, badem ezmesi gibi.
Sadece badem ağacının 82 çeşidinin olduğu bir yerde Datça florasının zenginliğini varın siz düşünün.
Bu yüzden balı da bir başka Datça'nın.
Hem çam balı hem de çiçek balı elde ediliyor bölgede.
Datça Kadim Kinidos antik kentine de ev sahipliği yapıyor.
Datça'ya yolunuz düşerse merkezi Can Yücel'in evinin yer aldığı eski Datça'yı ve tabii Kinidos'u gezmelisiniz mutlaka.
Kinidos, Halikarnas balıkçısı Cevat Şakir'in deyimiyle Anadolu'nun Ege Denizi'nin kollarına atıldığı yerde kurulmuş bir kent.
Tiyatronun tanrısı Dionysos, şiirin ve müziğin tanrısı Apollon, güzelliğin ve aşkın tanrıçası Afrodit.
Hepsine ait izler bulabiliyorsunuz Knidos'ta.
Burası sadece deniz ticaretinin kalbi değil, aynı zamanda önemli kültür sanat merkezlerinden biriymiş geçmişte.
Bu arada Knidos Afroditi kazılar esnasında çok aranmış.
Knidos Afroditi bilinen ilk çıplak kadın heykeli.
M.Ö. 4. yüzyılda Atinalı Praxiteles tarafından yapılmış.
Kendisi antik dönemin en önemli heykel tıraşlarından biri olur.
O döneme kadar sadece erkek heykeller çıplak olarak tasvir ediliyormuş.
Afrodit tapınağı için kült heykeli olarak yapılan çıplak Afrodit, tüm zamanların en güzel heykeli olarak anılıyor.
Heykel antik dönemde o kadar çok kopyalanmış ki bu kopyalar sayesinde nasıl göründüğünü bilebiliyoruz.
İşte Knidos Afroditi, seyir halindeki gemiler dahil herkes her yerden görebilsin diye kentin en güzel yerine yerleştirilmiş.
Antik dünyanın en önemli miraslarından biri olunca ilgi de epey üzerindeymiş.
Mesela Amerikalı bir arkeolog 10 yıl boyunca tutkuyla aramış Knidos Afroditini.
Hatta tutkusu biraz arkeolojinin sınırlarını aşmış, arama çalışmaları antik kente zarar vermeye başlamış.
Bu fark edilince arkeoloğun çalışma izni iptal edilmiş, Knidos'la bağı kesilmiş.
Datça olacak, Datça.
Kadınların yarımadası.
Boşuna değil o dediğim.
Burası Afroditça.
Datça'ya Afroditça demek tam da Can Yücel'in yapabileceği bir şey zaten.
Aa bir de Knidos aslanı var.
Anmadan geçmeyeyim.
Biliyor musunuz Knidos aslanını?
Knidosluların kazandığı büyük bir deniz savaşından sonra zaferi temsilen yapılmış bu heykel.
Knidos'a yaklaşan tüm gemilerin görebileceği aslan burnuna yerleştirilmiş.
Gücün ve ihtişamın sembolü olan aslan, Knidos ordusunun gücünü ve zaferini simgeliyormuş.
Şimdi nerede peki bu aslan?
Londra'da, British Museum'da.
Müzenin ana girişinden girdiğinizde önünüze açılan büyük avlunun hemen başında tüm görkemiyle ziyaretçileri selamlıyor.
Antik dönemde yaşamış Yunan coğrafyacı Strabon ne demiş biliyor musunuz Datça için?
Tanrı uzun ve sağlıklı yaşatmak istediği kullarını Datça'ya gönderir.
Bakın ta antik dönemde kurmuş bu cümleyi.
Yüzyıllar önce...
İspanyol korsanlar gemilerinde cüzdam hastalığına yakalananları bu yarım adaya bırakıp kaderlerine terk etmiş.
Ama gelin görün ki Datça'nın havası, suyu, toprağıyla hemhal olan cüzdamlılar bu amansız hastalıktan kurtulmuşlar.
Gemilerinden atıldıklarına sevinmiş bile olabilirler.
Can Yüceli, balı, bademi, kinidosu, Datça'yı anlatmaya günler saatler yetmez.
Ama biraz daha derinine inmeye gönlüm var derseniz Can Yücel'in Mekanım Datça Olsun kitabını okuyun derim.
Bu haftalık benden bu kadar.
Bir yapay zeka sesi olarak hatalarım eksiklerim oluyor farkındayım.
Özellikle tonlamalarda.
Affınıza sığınıyor ve anlayışınıza teşekkür ediyorum.
Haftaya yeni bir sahnede görüşmek üzere, hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
