
Bu hafta sahnede "Japonya" var! Köklü geleneklerin moderniteyle buluştuğu coğrafyaya bakıyor, "wabi-sabi" felsefesini ve "kintsugi" sanatını keşfediyoruz. Aynı zamanda, Wim Wenders imzalı "Mükemmel Günler" filmini ve filme konu olan özel tasarım tuvaletleri de konuşuyoruz..
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:
Bölümde bahsedilen kitap: Leonard Koren, Wabi - Sabi: Sanatçılar, Tasarımcılar, Şair ve Filozoflar İçin
Bölümde bahsedilen film: Mükemmel Günler (Perfect Days, 2023), https://www.imdb.com/title/tt27503384/
Tokyo Toilet Project kapsamındaki tuvaletler: https://piriguide.substack.com/p/mukemmel-gunler-filmi-uzerine-nasl
Transkript
Diyelim ki çok güzel seramik bir vazonuz var ve elinizden düşüp kırıldı.
Ne yaparsınız? Eğer tuz-buz olmamışsa Japonlar bu parçaları birleştirip tekrar kullanıyor.
Hatta yeni parçanın eskisinden daha değerli olduğuna inanıyor.
Peki, ama neden?
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da sesim size zaman zaman robotik gelecek üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
Şimdi hazırsanız Dünya Sahnesi'nin perdesini açıyorum.
Bu hafta sahnede Japonya var.
Japonya sadece teknolojisiyle değil, aynı zamanda derin
köklere sahip felsefeleri ve sanatlarıyla da Dünya Sahnesi'nde farklı bir yer buluyor kendine.
Bu coğrafyada...
Köklü gelenekler moderniteyle buluşuyor.
Geçmişin zengin mirası günümüzün hızlı temposuyla harmanlanıyor.
Kırılan nesneler bile kendi değerini yeniden inşa ediyor.
Evet, Kintsugi sanatından bahsediyorum.
Kökleri yüzlerce yıl öncesine dayanıyor.
1300'lü yıllarda dönemin hükümdarı Shogun'un en sevdiği çay kasesinin kırılmasıyla başlıyor.
16. yüzyılın sonları ve 17.
yüzyılın başlarında ise tüm bölgeye yayılıyor.
Kintsugi, kelime olarak altınla birleştirmek anlamına geliyor.
Kırık nesneler, ağaç öz suyundan yapılan yapıştırıcıyla bir araya getiriliyor.
Ardından çatlaklar, altın tozuyla süsleniyor.
Amaç hasarı gizlemek değil, aksine vurgulamak.
Çünkü kusurlarda güzelliğin gizli olduğuna inanılıyor.
Kintsugi sanatı bir Japon felsefesi olan Wabisabi ile de ayrılmaz bir bütün.
Wabisabi, hayatın geçici, kusurlu ve basit güzelliklerle dolu olduğunu kabul eden bir görüş, her şeyin geçici olduğunu ve aslında kusurlarda güzelliğin de gizli olduğunu anlatıyor.
İşte Kintsugi bu felsefenin somut bir ifadesi olarak karşımıza çıkıyor.
Kırılan bir nesnenin parçalarını birleştirmek sadece bir onarım işlemi değil, aynı zamanda bir dönüşüm.
Altın tozuyla süslenmiş çatlaklar bu yeni nesneyi benzersiz yapıyor.
Aynı zamanda onu geçmişin bir simgesi haline getiriyor.
Her bir çatlak üstesinden gelinen zorlukların ve yaşanan deneyimlerin hatırası oluyor.
Tıpkı kırılan bir kalp gibi.
Kalbin kırılırsa onu çöpe atamazsın ama kalbini onardığında eskisinden daha güçlüsündür artık.
Hayat herkesi kırar ama bazıları o kırık yerlerden daha güçlü çıkar.
Amerikalı yazar Ernest Hemingway'i sever misiniz bilmem ama ne zaman bu Kintsugi konusu açılsa kendisinin bu sözü aklıma gelir.
Sanki Hemingway'e Kintsugi sanatı sorulmuş da o da böyle bir cevap vermiş gibi.
Hemingway'in eserlerinde sıkça vurguladığı insanın kırılganlığı, kayıplarla ve acılarla yüzleşme temasını Kintsugi'de olduğu gibi...
kırıkların altınla birleştirilip yeniden değerli hale getirildiği bir sürece benzetiyorum.
Diğer taraftan Wabi Sabi yaklaşımının da Hemingway'in edebiyatındaki gerçekçilikle büyük ölçüde örtüştüğünü düşünüyorum.
Aslında iki farklı kültürden, doğudan ve batıdan gelen bu anlayışlar, insan ruhunun dayanıklılığı üzerinde ortak bir zemin yaratıyor düşününce.
Neyse dönelim Kintsugi'ye.
Bu arada şimdi böyle konuşuyorum da…
Kimilerinin kulağına da çok soft, hatta polyana gibi geliyor, biliyorum.
Dürüst olmak gerekirse, o kadar da kolay değil kusurları kabul etmek veya tamir etmek.
Zaman gerekiyor en başta.
Zaten aslında bu felsefe de diyor ki, kırık parçalarını birleştirdiğin yeni vazon mükemmel olmayabilir.
Belki hayal ettiğin gibi de değildir.
Ama eşsizdir, bir taneciktir.
Zaman geçtikçe onun kusurlarındaki güzellikleri görmeye başlarsın.
Hani genelde zorlayıcı bir olayın ardından zaman geçince, iyi ki de böyle olmuş deriz ya, onun gibi.
Vabisabi felsefesini daha detaylı incelemek istersen, Leonard Kore'nin güzel bir kitabı var.
Eğer ilginizi çekerse açıklamalara da bıraktım.
Japonya'nın bu derin felsefelerinin geleneklerinin yanı sıra, İnsanı şaşırtan bambaşka karakteristik özellikleri de var.
Daha önce gittiniz mi bilmiyorum ama, mesela Tokyo'da her kilometre karede 5000'den fazla otomat makinesi bulunuyor.
Bu makinelerden sıcak ramen çorbasından taze çiçeklere kadar her şeyi bulabiliyorsunuz.
Abarttığımı düşünebilirsiniz ama hayır, Tokyo tam anlamıyla bir otomat şehri.
Hatta Japonya'nın toplam elektrik enerjisinin %3'ü bu makineler için harcanıyor.
Veya Tokyo'nun ünlü Shibuya Kavşağı, dünyanın en yoğun yaya geçişlerinden biri.
Burada binlerce insan büyük bir uyum içinde adeta dans eder gibi geçiyor karşıya.
Bu kaotik düzen şehrin hem enerjisini hem de insanlarının müthiş organizasyon yeteneğini ortaya koyuyor.
Bu kadar kalabalığa rağmen bu kadar temiz olmalarıysa insanı gerçekten şaşırtıyor.
Temizlik denince de son yıllara damgasını vurmuş ve Japonya ilgisini artırmış bir filmden bahsetmemek olmaz.
Mükemmel Günler.
Orijinal adıyla Perfect Days.
Eminim aranızda izleyenler vardır.
Film aslında Tokyo'da yaşayan Hirayama isimli bir tuvalet temizlikçisini konu alıyor.
Hirayama'nın her sabah aynı saatte başlayan gündelik hayatı.
Her gün kendini tekrar ediyor.
Hirayama boş zamanlarını müziğe, fotoğrafa ve kitaplara ayırıyor.
Ağaçları arkadaşı olarak görüyor.
Her gün onların fotoğraflarını çekiyor.
İşini çok ciddiye alıyor.
Tuvaletleri büyük bir titizlikle temizliyor.
Hatta küçük bir ayna yardımıyla klozetin görünmeyen kısımlarını bile kontrol ediyor.
Çoğunlukla yalnız gibi görünse de...
Az insanla, samimi ve derin bağlarda kuruyor.
Sade ama mutlu bir hayatı var.
Yönetmen Wim Wenders, filmdeki baş karakterini şu sözlerle anlatıyor.
Hirayama, bugünün imkanlarına uyum sağlamış birisi değil.
Evinde televizyon yok, internet kullanmıyor, akıllı telefonu yok fakat günümüzde yaşıyor.
çok fazla olasılık arasında kaybolmaktansa hayatında eksiltmeye giderek ve daha az tüketerek mutlu olmayı seçmiş.
Özellikle filmin ortalarında Hirayama'nın önceden varlıklı olduğunu, geçimini tuvalet temizleyerek sağlamasının bir zorunluluk değil, tercih olduğunu görüyoruz ve aslında film
boyunca kendisinin ne kadar özgür olduğunu fark ediyoruz.
Film boyunca pek konuşmayan Hirayama'nın geçmişi hakkında bildiklerimiz kısıtlı.
Ancak özenle seçilen film müzikleri bazı ipuçlarını da açığa çıkarıyor.
Az önce dinlediğiniz Lou Reed'in 1972 çıkışlı Perfect Day klasiği de bunlardan biri.
Tabii şunu da söylemek lazım.
Bu herkesin seveceği bir film olmayabilir.
Kimisine fazla iyimser, yalnız, sessiz veya sıkıcı gibi gelebilir.
Ama her türlü durumda bir şansı fazlasıyla hak ediyor.
Hem yönetmenimiz bu filmde nasıl yaşamalıyız sorusunun peşinden gittiğini söylüyor.
Belli mi olur?
Belki size iyi gelecek bazı cevaplara rastlarsınız.
Bu arada Hirayama'nın filmde temizlediği tuvaletler, 2020'de hayata geçirilen Tokyo Toilet Project'in bir parçası.
17 tuvaletin dünyaca ünlü mimarlar tarafından tasarlandığı bu proje, umumi tuvaletlerin pis olduğu algısını kırmak amacıyla, Japon tekstil devi Yuniklo
'nun yöneticisi Koji Yanai tarafından başlatılmış.
Yanai, turistlerin ilgi odağı olan tuvaletleri uluslararası alanda daha çok tanıtmak isteyince, Yönetmen Wim Wenders'a belgesel çekmesini teklif etmiş.
Wenders ise bir belgesel yerine uzun metrajlı film yapmaya karar vermiş ve ortaya Mükemmel Günler filmi çıkmış.
Japonya'nın misafirperverlik kültürünün günümüzdeki simgesi olmayı başaran bu tuvaletlerin hepsi kullanıma açık.
Hatta film sonrası yapılan tuvalet turlarına da ciddi bir talep var.
Yerlerini merak ederseniz açıklamalara ekledim.
Son olarak şunu da söylemek isterim.
Bu tuvaletler arasında mimar Kengo Kuma'nın Ormanda Bir Yürüyüş ismini verdiği tuvaleti ayrıca öne çıkıyor.
Parkın ağaçları ve yemyeşil doğasıyla bütünleşecek şekilde tasarlanmış.
Peki, Kengo Kuma ismi size bir yerlerden tanıdık geldi mi?
Kendisi Eskişehir'de bulunan Odunpazarı Modern Müze'nin de mimarı.
Henüz görmediyseniz.
Ve yolunuz Eskişehir'e düşerse mutlaka listenize ekleyin derim.
Evet, yavaş yavaş perdeyi kapatıyorum.
Umarım anlattıklarım hoşunuza gitmiştir.
Artık bir gün vazonuz veya kalbiniz kırılırsa lütfen bu bölümü hatırlayın.
Haftaya görüşmek üzere.
Hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
