
Bu bölümde, kendine duyduğu aşkın imkansızlığıyla yok olup giden Narcissus'un hikayesi üzerinden "kendini çok sevenlerin mutsuz sonu"nu konuşuyoruz.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:Bölümde bahsedilen resim: Narcissus, (Caravaggio, 1597–1599)
Transkript
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcaster'ıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da, sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
Hikayelerini bilmediklerimizdir.
En çok düşman olduklarımız diyor çağımızın filozoflarından Slavoj Zizek.
Peki... Kendi hikayemizin ne kadarını biliyoruz?
Kendimizi ne kadar tanıyor, ne kadar seviyoruz?
Gelin bugün kendini çok seven biriyle tanıştırayım sizi.
Narkissus'tan bahsediyorum.
Bölümün kapak fotoğrafında görüyor olmalısınız onu.
Bu tablo İtalyan ressam Caravaggio tarafından yapılmış 16.
yüzyılın sonuna tarihleniyor.
Ama Narkissus'u tanımak için çok daha eskilere Mitlerin anlatıldığı, tanrıların Olimpos dağında yaşadığı çağa gitmemiz gerekiyor.
Yunan mitolojisine göre Narkissus, bir nehir tanrısı olan Kepissos ile bir nymph, yani su perisi olan Liriope'nin oğlu.
Eh, biliyoruz ki anneler çocuklarının geleceği için endişelenir.
Liriope de bir gün Narkissus'un geleceğiyle ilgili bilgi almak, endişelerini dindirmek için kahine gitmiş.
Kahin Narkissus'un uzun bir ömrü olacağını, Ama hiçbir zaman kendi yansımasını görmemesi gerektiğini söylemiş.
Kendini görmemeliymiş Narkissus.
Zaman geçmiş.
Narkissus büyümüş.
İyi bir avcı olmuş.
Günlerini geniş ormanlarda dolaşıp avlanmakla geçiriyormuş.
Ah, bunu henüz söylemedim değil mi?
Narkissus çok ama çok yakışıklı bir delikanlıymış.
Ormanın tüm perileri, tüm güzelleri ona aşıkmış.
Ama o kimselere pas vermiyor, hiç kimseyi beğenmiyormuş.
Hikayeler tek bir kahramanla ilerlemez.
İlla birileri gelir ve bir şeyler değişir.
Bir gün Narkissus ormanda avlanırken Eko görmüş onu.
Eko, güzeller güzeli bir peri kızı.
Bu peri kızı çok ama çok aşık olmuş Narkissus'a.
Ama dedim ya, Narkissus kimselere pas vermiyor, kimseleri beğenmiyor.
Aşkına karşılık bulamamış Eko.
Yemeden, içmeden kesilmiş.
Günden güne erimiş ve hayatını kaybetmiş.
Bedeni toprağa karışmış, kemikleri kayalara dönüşmüş.
Sesi dağlarda yankılanmış durmuş.
Tanıdınız değil mi Eko'yu?
Ne zaman boş bir odaya girsek, onun bizi taklit eden sesi çınlar kulaklarımızda.
Kendisinden geriye yalnızca ahları kalan peri kızının haline.
Olimpos'ta oturan tanrı ve tanrıçalar çok üzülmüş, çok kızmışlar.
Hak edene hak ettiğini yaşatmakla yükümlü, intikam tanrıçası Ramnusia ya da diğer adıyla Nemesis, genç Narkissus'u lanetlemiş.
Onun her gün avlandığı ormanda hiç bilmediği, hiç girmediği yollara girmesine sebep olmuş.
Bu yollarda yorulan Narkissus, su kenarında biraz soluklanmak, susuzluğunu gidermek istemiş.
Su içmek için eğildiği andaysa kendini görmüş.
İlk kez gördüğü bu güzellik karşısında gönlünü kimselere kaptırmayan Narkissus, kendine aşık oluvermiş.
Kahinin Narkissus'un annesine ne dediğini hatırlıyor musunuz?
Kendini görmemeli Narkissus ki uzun bir yaşam sürebilsin.
Bunu bir kenara koyalım.
Birazdan geri döneceğiz Narkissus'un hikayesine.
Baroğun babası olarak anıldığını duymuş muydunuz?
Kısa yoldan diyebiliriz ki barok ışıktır.
Ve ışığı en etkili kullanan ressamlardan biri de Caravaggio şüphesiz.
Bunu ben söylemiyorum.
Uzmanların çoğu benzer düşünüyor.
Işık ve gölgenin tezatlığını, resimlerini daha dramatik, sahnelerini daha can alıcı hale getirmek için ustalıkla kullanmış.
Kendisinden sonraki pek çok ressama da geliştirdiği bu teknikle ilham olmuş.
Mitoloji ve antik dönemin anlatıları, Rönesans'la birlikte Avrupa resmine hakim temalar haline gelmiş.
Bu, barok dönemde de sürmüş.
Caravaggio da Narcissus'un hikayesinden etkilenmiş olacak ki onu, suya eğilmiş kendini hayran hayran izlerken resmetmiş.
O zaman dönelim Narcissus'a.
Nasıl bitiyor bu hikaye?
Narcissus kolunu uzattığında kolunu uzatan, gülümsediğinde gülümseyen, Saçı rüzgarda dalgalansa, saçı dalgalanan sevgilisinin gözlerini kapattığı anda kaybolduğunu fark ediyor.
Sudan biraz uzaklaşsa, sevgilisi ebediyen kayboluyor.
Narkissus onun bir başkası değil, kendi yansıması olduğunu, içine düştüğü aşkın da kendi varlığına duyduğu aşk olduğunu anlıyor.
Bu bitmeyen, tükenmeyen ama karşılığı da olmayan aşk günden güne Narkissus'u öldürüyor.
Narkissus'u aramaya gelenler bedenini hiçbir yerde bulamamışlar.
Ama suyun kenarında daha önce hiç görmedikleri bir çiçekle karşılaşmışlar.
Tahmin edebildiniz mi bu çiçeği?
Evet, Türkçe'de Nergis olarak bildiğimiz bu güzel çiçek adını Narkissus'tan alıyor.
Narkissus'un solan bedeninin dönüşüm geçirdiğine ve bir çiçek olarak yeniden var olduğuna inanılıyor.
Hikayeye göre Narkissus kendini gördüğünde 16 yaşındaymış.
Bazı uzmanlar hikayedeki bu detayın ergenlik dönemiyle ilgili olabileceğini düşünüyor.
Ama kendine aşık olmak, kendini beğenmişlik ya da kibir diyelim biz ona, her çağda insanları rahatsız etmiş.
Her zaman alçak gönüllü, tevazu sahibi olmak öğütlenmiş, kibirden kaçının denmiş.
Öyle ki kibir, Hristiyanlık'ta yedi ölümcül günahtan biri kabul edilmiş.
Dolayısıyla üzerine pek çok kıssa, Yani öğüt veren hikaye anlatılmış, şiirler yazılmış, resimler yapılmış.
Bu arada Narkissus'un hikayesini konu alan ve günümüze ulaşmayı başarmış oldukça eski ve iyi korunmuş örnekler var.
Neredeler biliyor musunuz?
İtalya'daki Pompei antik kentinin duvarlarında.
Kaynaklara göre o dönemde bu hikaye oldukça popülermiş ve sık sık görselleştirilmiş.
Yalnızca Pompei'de bile onlarca Narkissus tasviri olduğu söyleniyor.
Kendini çok seven kimselerin, mutsuz sonu, demiş barok dönemin sanat eleştirmenlerinden Tomosa Stigliani, Narkissus için.
Bu özet benim çok hoşuma gitti doğrusu.
Sizinle de paylaşmak istedim.
Peki size bir soru, Narkissus'un adı nereden geliyor sizce?
Antik Yunan dilinde narke uyuşma, sersemleme gibi anlamlara geliyormuş.
Kendini gördüğü andan itibaren başka bir şey düşünemez olan, sersemleyen gence, durumuna uygun olarak narkissus denmiş.
Başka bir şeyler de çağrıştırdı mı size bu kelime?
Evet, narkoz ve narkotik kelimeleri de narkissusla aynı kökten, narkeden türemiş.
Ve evet, narsisizm de narkissustan geliyor.
Narkissusun hikayesinin güçlü bir mesajı var.
Ve bu mesaj anlatıldığı döneme topluma göre şekillenmiş.
Hani neye ihtiyacımız varsa onu duymak bize iyi gelir ya, öyle.
19. yüzyılın sonu, 20.
yüzyılın başında hikaye daha derin anlamlar kazanmış.
O dönemler, psikolojinin bir bilim dalı olarak kabul görmeye başladığı dönemler.
İşte narsisizm kelimesini ilk kullananlardan biri, psikanalizin babası olarak anılan Sigmund Freud olmuş.
Hatta bazı kaynaklara göre bu kelimeyi literatürde kullanan ilk kişi Freud'muş.
Günümüzde narsisizm birden fazla çeşidi bulunan kişilik bozukluklarından birinin adı.
Bu kişilik bozukluğuna sahip kişiler narsisist olarak adlandırılıyor.
Narsisist kişiler genellikle ben merkezci oluşlarıyla biliniyor.
Uzmanlara göre olumlu ya da olumsuz fark etmeksizin eleştiriye kapalı, yalnızca övgüye açık.
Fazlasıyla talepkar ve empati duygusundan yoksun oluyorlar.
Herhalde hayatınızda en az bir kez bir narsisistle karşılaşmışsınızdır, diye tahmin ediyorum.
Büyük şehirlerde yaşayıp doğadan epey uzaklaştığımız bu günlerde narkissusların sayısı da sürekli artıyor.
Belki doğanın içinde bir su birikintisine bakmıyoruz ama devasa camlarla kaplı gökdelenlerimiz, kocaman aynalarımız ve kendimize doğrulttuğumuz ön kameralarımızla birlikte yaşıyoruz.
Sizce günde kaç kez görüyoruzdur kendi suretimizi?
Sizi bu sorularla baş başa bırakıyor ve perdeyi kapatıyorum efendim.
Ah az kalsın unutuyordum.
Bu podcast'in bir de bülten yayınını açtım geçen hafta.
Artık her çarşamba 17'de benden bir e-posta almak isterseniz açıklamalardaki linkten haftalık bültene kayıt olabilirsiniz.
Tabii ki ücretsiz.
Son olarak bölümü beğendiyseniz sevdiklerinizle paylaşmanız beni mutlu eder.
Sosyal medyadan da paylaşırsanız Piri Guide Instagram hesabını etiketleyebilirsiniz.
Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
