
Bu hafta sahnede Floransa var. Rönesans deyince akla gelen ismin, Leonarda da Vinci’nin mühendis yönünü, İstanbul’a gelmek isteme sebebini konuşuyoruz. Ya İstanbul’da bir da Vinci köprüsü olsaydı?
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:
Bölümde bahsedilen resimler: İsa’nın Vaftizi (Andrea del Verrocchio, 1475) & Son Akşam Yemeği (Leonardo da Vinci, 1485/98)
Bölümde önerilen kitap: Leonardo’nun Yahuda’sı (Leo Perutz, 1959)
Transkript
İnsan dehası çok çeşitli icatlar üretse bile hiçbir zaman doğanın yaptıklarından daha güzel, daha basit ve daha amacına uygun icatlar yapamaz.
Çünkü doğanın yarattıklarında hiçbir şey eksik, hiçbir şey fazla değildir.
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da...
Sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin.
Zamanla gelişeceğim.
Botticelli, Michelangelo ve Da Vinci gibi üstadların fikirlerini şekillendiren, yaratıcılıklarını besleyen büyülü bir sahne adeta.
Rönesans'ın beşiği, kelimenin tam anlamıyla.
Doğup büyüdüğü yer.
Biz de bugün sizinle Rönesans deyince akla gelen ilk ismi Da Vinci'yi konuşacağız.
Leonardo Da Vinci, 1452'de Floransa kırsalında doğmuş.
Ergenlik yıllarında şehre taşınmış.
Babası belki bir gün tüm dünyanın onun adını bileceğini sezdiğinden onu Andrea del Verrocchio'nun atölyesine çırak olarak vermiş.
Şöyle bir sözü var Leonardo'nun.
Ustasını geçemeyen öğrenci zavallıdır.
Hiç öyle olur mu ya falan demeyin.
Aynesi iştir kişinin.
Söylediği sözün ete kemiğe bürünmüş hali kendisi.
Ustası Verrocchio'nun İsa'nın Vaftizi adlı eserinde en soldaki meleği Leonardo resmetmiş.
Söylenene göre genç ressamın tekniğinin kendisinden ileride olduğunu gören Verrocchio resmi bırakarak heykele yönelmiş.
Tabii şunu unutmayın.
Bu oldukça sıra dışı bir örnek.
Leonardo da sıra dışı bir karakter.
Ustasını geçemeyen öğrenci zavallı değil elbette.
Çünkü daha önce de söylediğim gibi hepimiz kendi biricik yolumuzda yürüyoruz.
Bir yarışta değiliz.
Ama şunu söyleyebilirim gönül rahatlığıyla.
Ne mutlu kendisini aşacak işler yapan öğrenciler yetiştiren ustalara.
Bence gerçek bilgelik bu.
15. yüzyıl ortalarında el değiştiren ve hızla gelişmeye başlayan bir şehir geliyor mu aklınıza?
Haklısınız, onlarca olabilir.
Ama bu bahsettiğim bir payitaht aynı zamanda.
Evet İstanbul. Peki Leonardo'nun İstanbul'a gelmek istediğini, hatta bunun için padişaha bir mektup yazdığını biliyor muydunuz?
Gelin hikayeyi biraz başa saralım.
Leonardo için sıra dışı bir karakter demem boşuna değildi.
O sadece bir ressam değil, bir tasarımcı, mühendis, bilim insanı, hatta müzisyen.
Çok yönlü biri.
Tüm hayatını körelmeyen bir merak duygusu ve dinmek bilmez bir öğrenme arzusuyla geçirmiş.
Onu resimde bu kadar iyi yapan şeyin de işte bu olduğu düşünülüyor.
Karşı koyamadığı merak dürtüsüyle sürekli doğayı gözlemlemiş, insanların ve hayvanların hareketlerini, hatta bedenlerini incelemiş.
Aklına düşen her soruyu ve bulabildiği tüm cevapları yazmış.
Nihayetinde de hepsini tuvalde bir araya getirmiş.
Yani Leonardo sabahları bilim insanı, öğleden sonraları ressam, geceleri de anatomist değilmiş.
Her an hepsiymiş. 17 yılını geçirdiği Milano'nun kapıları da ona bu sayede açılmış.
Milano Dükü, Ludovico Sforza'ya kendisini sahne ve silah tasarımcısı bir mühendis olarak tanıtmış.
Dük için günümüz tanklarının öncülü diyebileceğimiz zırhlı bir araç, helikopterlerin, dronların öncülleri diyebileceğimiz çeşitli uçan makineler tasarlamış.
Şimdi sıkı durun.
Çünkü muhtemelen bunu duymayı beklemiyorsunuz.
Bu makineler gerçekten uçabiliyorlar.
2019-20 yıllarında dünyanın farklı üniversitelerindeki ekipler Leonardo'nun hava vidası olarak adlandırılan tasarımına yoğunlaştılar.
Ve onu uçurmayı başardılar.
Tabii bunu yaparken günümüz teknolojilerinden, malzemelerinden biraz yararlandılar.
Ancak bu şunu gösterdi.
Leonardo yalnızca bu ve benzeri tasarımlara yönelmiş olsaydı ya da daha fazla deneseydi diyelim onları uçurma olasılığı yüksekti.
Bu arada insanın kuş gibi uçması fikri Leonardo'yu çok heyecanlandırıyormuş.
Ona ilham olanlar yarasalar, kuşlar ve uçurtmalarmış.
Bir kez uçmanın tadına varınca her zaman bulunduğun ve hep dönmek isteyeceğin yerde sonsuza kadar gözlerin gökyüzüne dönük olarak yürüyeceksin demiş kendisi.
Tabii uçma fikrinin heyecanlandırdığı tek kişi Leonardo değil.
Biliyorsunuz bir de kendini Galata Kulesi'nden İstanbul'un rüzgarlarına bırakan Hezarfen Ahmet Çelebi var.
Onun hikayesini Uçmaya Cesaret Edenler bölümümüzde konuşmuştuk.
Henüz dinlemediyseniz bu sohbetimizden sonra ona geçin.
Evet, bakın konu nasıl da döndü dolaştı, İstanbul'a geldi.
İkinci Bayezid döneminde Haliç'in...
iki yakasını birleştirecek bir köprü yapılması söz konusu olmuş.
Bu, İstanbul'da bulunan Venedikliler sayesinde ta İtalya'ya, Leonardo'nun kulağına kadar gitmiş.
Kendisi hemen 2.
Bayezid'e bir mektup yazmış.
Efendimizin Galata'dan İstanbul'a bir köprü kurdurmak için teşebbüse geçtiklerini işittim.
Lakin bu işe ehil bir kimse bulamadıklarını öğrendim.
Bu işten anlayan kulunuz arzularınızı gerçekleştirebilir.
Leonardo'nun mektubu padişaha sunulmak üzere Osmanlıca'ya çevrilmiş.
Çeviri metin İstanbul'da hala.
Topkapı Sarayı'nın arşivinde.
Köprü yapılmamış maalesef.
Ama yapılsaydı nasıl görüneceğini biliyoruz.
Çünkü Leonardo defterine detaylı bir çizimini yapmış.
Hatta 2001'de bu çizimden yola çıkılarak köprünün daha küçük ölçekli bir kopyası bile yapılmış.
Ama İstanbul'da değil, Norveç'te.
2019'da ise MIT'deki bir grup araştırmacı Leonardo'nun tasarımının mühendislik açısından ne kadar uygulanabilir olduğunu test etti.
Köprünün teknik açıdan sağlam olduğu sonucuna ulaştılar.
Because Forza
'nın düşüşünün ardından bir süre Venedik'te yaşamış, hatta İstanbul'da bir köprü yapılacağı haberini de bu dönemde aldığı düşünülüyor.
Ama en üretken dönemi Milano'daki yıllarıymış.
Şehre en büyük hediyesi ise, ki gerçekten çok büyük, Santa Maria delle Grazie manastırının yemekhanesindeki son akşam yemeği.
Hz. İsa'nın son akşam yemeği İncil'den bir hikaye aslında.
Havarilerine doğrusu size derim ki, içinizden biri beni ele verecek dediği an resmedilmiş.
Yahuda İskariot, ertesi gün Romalı askerler kendisini izlerken yanına yaklaşarak onu öpecek ve kimliğini açık ederek yakalanmasına sebep olacaktır.
Bu olay...
yani Yahuda'nın Hz.
İsa'yı ele vermesi, İsa'nın yakalanıp yargılanması ve çarmıha girilmesine kadar gidecek sürecin başlangıcıdır.
Leonardo, Yahuda'yı elinde bir para kesesini sıkıca tutarken resmetmiş.
Kesenin içinde ihanetinin bedeli olarak kendisine ödenen 30 parça gümüş bulunuyor.
İlk sanat tarihçisi olan ve Leonardo ile aynı yıllarda yaşayan Giorgio Vasari, bu resim hakkında keyifli bir hikaye aktarıyor bize.
Hikayeye göre Leonardo resmi bir türlü tamamlayamamış.
Bazen saatlerce eseri izliyormuş ama günlerce, aylarca eline fırça almıyormuş.
En sonunda manastırın başrahibi onu düke şikayet etmiş.
Leonardo ise kendini uzun süredir Yahuda'nın yüzünü nasıl resmedeceğimi düşünüyordum.
Şimdi buldum. Ona başrahibin yüzünü vereceğim diyerek savunmuş.
Bu arada bu hikayeye farklı bir açıdan yaklaşan okuması oldukça keyifli bir kitap var.
Leonardo'nun Yahudası.
2025 okuma listenizi almanızı öneririm.
Biliyor musunuz?
Son akşam yemeğinde Leonardo'nun iki şehrini Milano ile Floransa'yı birbirine bağlayan bir detay var.
Bakarak değil de bilerek görülecek cinsten.
Son akşam yemeği kusursuz bir çizgisel perspektif örneği.
Resimde gözümüzden ufka doğru uzaklaşarak sonsuza giden paralel doğruların düzlemde kesiştiği noktaya kaçış noktası deniyor.
Bu resimde perspektifin kaçış noktası Hz.
İsa'nın başı. Leonardo'nun resminde ustalıkla uyguladığı tekniğin yani perspektifin doğum yeri de Floransa.
Perspektif kavramını ortaya atan kişi, Floransalı mimar ve mühendis Filippo Brunelleschi, kendisi Floransa Katedrali'nin yarım kalan kubbesini büyük bir ustalıkla tamamlayan kişi.
Şüphesiz Brunelleschi'nin perspektifi fark edişi, tanımlayışı da da Vinci'ninkilere benzer uzun gözlemlerin sonucuydu.
Ama bu Floransalılar doğayı taklit etmediler, onun dilini kavradılar, onun gibi konuşmayı öğrendiler.
Eee ne demiştik en başında?
Çünkü doğanın yarattıklarında hiçbir şey eksik, hiçbir şey fazla değildir.
Floransa Katedrali'nin hikayesini benden dinlemek isterseniz hemen telefonunuza priyi indirin.
Rönesans'ın Kalbine Yolculuk adlı Floransa turumuzu başlatın.
Son Akşam Yemeği'nin ve Mona Lisa'nın hikayesini merak ederseniz de Klasik Sanata Yolculuk adlı hikayemizde buluşalım.
Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
